16. Bölüm

6. Bölüm

Elif Didar Kayır
elifdidar_1

Yeni bölüm geldi, keyifli okumalar. Yıldıza basmayı ve yorum yapmayı unutmayın.❤️‍🔥

 

Seha Okuş - Hasretinle Yandı Gönlüm

 

 

Yazardan

Merih’in yaralanması herkesi derinden sarsmış ve korkutmuştur. Şevval ve Ozan Merih’in yanında kalırken, diğerleri de sivilleri korurken Merih’i yaralayan teröristi yakalamak için görev yerinde kalma kararı almışlardır.

Helikopter olay yerine iniş yaptığında dikkatlice Merih’i helikoptere bindirirler. O sırada Merih’in bilincini kaybetmemesi için onunla konuşuyorlardır.

“Komutanım lütfen uyumayın, bizde kalın.” Şevval bir ekip arkadaşını daha toprağa vermekten korkuyordu.

“Dikkatli olun, yarasına zarar gelmesin.” Dedi Ozan da helikopterden inen sağlık çalışanlarına. O an sağlık çalışanı Ozan’a öyle bir bakış attı ki gözlerinden ateş çıkacaktı.

“Bir sakin olun da işimizi yapalım. Biliyorum korkuyorsunuz ama işimi bana öğretmeyin.” Diye Ozan’a kızan doktor tekrardan Merih ile ilgilenmeye devam eder.

“Bana bir şey olursa eğer Kasırga, Ayşe’m size emanet.” Merih’in aklında dönen şey o an sadece Ayşe’ydi. Ayşe’ye bir söz vermişti ve bu hayatta nefret ettiği şeylerden biri de verdiği sözleri tutamamaktı.

“Öyle demeyin komutanım, Allah’ın izniyle size hiçbir şey olmayacak. Sağ salim aramıza tekrar döneceksiniz. Hem daha bize vereceğiniz cezalar var, sakın unutmayın. Yoksa hiçbirimiz cezalarınıza uymayız.” Ozan’ın Merih’i ayakta tutma çabaları Merih’in yüzünde bir tebessüm oluşturdu.

“Sizi çok seviyorum, siz benim ikinci ailemsiniz. Eğer…” dedi ki nefesi kesildi. Devam etmesi için biraz nefeslenmesi gerekiyordu. “Eğer bana bir şey olursa hakkınızı helal edin.” Dedi ve bilincini daha fazla açık tutamayarak gözlerini kapattı. Ozan’ın ve Şeval’in panik hali doktorları da panik ediyordu. Bir helikopterin içinde müdahalede bulunmak onlar için de zordu ve bu iki asker işlerini daha da zorlaştırıyordu. En sonunda dayanamayan doktor sinirle ayağa fırladı.

“Bir sakin olur musunuz? Burada işimizi daha da zorlaştırdığınızın farkında mısınız? Bir de askersiniz ya, bir sakin olun!” Doktorun çıkışı Şevval’i sinirlendirdi.

“Sen bizi aşağılayamazsın, o adam sadece bizim komutanımız değil, ailemizden birisi, abimiz sayılır ve sen de doktor olacaksın, her şartta hastanı tedavi etmelisin. Bu yüzden şimdi çeneni kapat ve komutanımla ilgilen. Eğer senin yüzünden komutanıma bir şey olursa kendine ölümlerden ölüm beğen doktor bey,” dediğinde doktor kesinlikle böyle bir çıkış beklemiyordu. Kasırga timini çok hafife almıştı. Şu anda dağılmış gibi bir halleri olsa da gerektiğinde kasıp kavurmasını da iyi bilirlerdi.

Yarım saatlik stresli bir yolun sonunda hastanenin çatısına iniş yapmışlardı. Onları hâlihazırda bekleyen sağlık çalışanları hemen sedyeyi getirdiler ve Merih’i hızlıca ameliyathaneye doğru götürdüler. O sırada helikopterde bulunan doktor diğer doktorlara acil kan ihtiyacının olduğunu belirtti. Künyesini kontrol eden doktor, “Acil sıfır RH pozitif kana ihtiyacımız var,” dediğinde Şevval anında “Kan gruplarımız aynı,” diye bağırdı. Boşu boşuna kendisini Merih’le beraber girmek için öne atmamıştı. Acil bir kan ihtiyacında kendisinden temin edilebilmesi için bilerek kalmıştı.

“Madem acil kan gerekiyordu neden helikopterde söylemedin doktor, sana işini de ben mi söyleyeceğim?” diye kızdı. Ozan da Şevval’den aşağı kalmaz bir şekilde “Senin hakkında soruşturma başlatacağız!” diye doktoru tehdit ediyordu.

Şevval acilen kan vermeye giderken Merih de ameliyathaneye alındı. Ozan ise ameliyathanenin kapısında Merih’in sağ salim çıkmasını bekliyordu.

Ameliyathaneden çıkan hemşireyi görünce hemen ayaklanır ve bilgi almak ister.

“Doktorlar elinden gelenin daha fazlasını yapıyorlar. Onlar size daha doğru bir bilgi verecektir.” Diyerek Ozan’ın yanından ayrıldı. Hastanede dedikodu almış başını gidiyordu. Yaralı gelen asker hakkında kulaktan kulağa bilgiler gelmeye başlamıştı bile. Bunların içinde de Ayşe’nin okuldan olan stajyer arkadaşı vardır. Merih ile olan ilişkisini bildiğinden hemen Ayşe’yi arar.

“Alo Ayşe, sana bir şey diyeceğim kanka ama telaş yapma. Benim staj yaptığım hastaneye yaralı bir asker geldi,” dediğinde aslında Ayşe ne diyeceğini içten içe anlamıştı ama “belki değildir” diyerek arkadaşını dinlemeye devam etti. “Durumu ağır diyorlar, adı da Merih Alpay’mış. Senin konuştuğun asker olma ihtimali var mı ya da sadece isim benzerliği mi?” diye sorduğunda Ayşe’nin dizlerinin bağı çözülür gibi olur, ayakta durmakta zorlanır.

“Ne, ne diyorsun? Söz vermişti bana, dönecekti!” diye sayıklar kendi kendine. Aklından Merih’le görüştüğü son an gelmiştir. Merih’in verdiği söz ve belki de onu bir daha göremeyecek olma korkusu.

“Moralini bozmak istemiyorum Ayşe ama bu işler sözle olmuyor. Sen de bir sağlıkçı olma adayısın ve gerçekleri sen de biliyorsun. Sen de gel istersen hastaneye, askeri ameliyathaneye aldılar. Dikkatli gel ama gelirken yola falan atlama.”

“Tamam, ben geliyorum hastaneye. Bir şey olursa beni ara, olur mu?”

“Tamam olur, kendine dikkat et.” Telefonu kapattığı gibi Ayşe cüzdanını alır ve koşarak konaktan çıkar. Kimseye haber vermemiştir, Betül’e bile. O an aklında sadece Merih vardır. Hastaneye varana kadar aklına bin bir türlü senaryo gelmiş, kendini yıprattıkça yıpratmıştır. Hastaneye varınca ter içinde kalmıştır. İçten içe hep dua ediyordur:

“Lütfen bir karışıklık olmuş olsun, Merih’e bir şey olmuş olmasın Allah’ım, lütfen!” Hastanenin içinde hastalardan başka kimseyi göremeyen Ayşe telaşla “Kimse yok mu?” diye bağırır. “Kıdemli Üsteğmen Merih Alpay nerede?” İçten içi yana yana ameliyathanelerin olduğu yere doğru ilerlerken karşısında askerî üniformalar içerisinde kendine doğru yaklaşan birini görür.

Komutanının adının bağırıldığını duyan Ozan, sesin geldiği yöne giderken komutanının onlara emanet ettiği Ayşe’yi görür. Perişan hâline içi burkulur.

“Biz kimseye bir şey demedik, siz nereden duydunuz bunu?” dediğinde Ayşe yanılmadığını ve doğru haber işittiğini duyunca daha bir perişan olur. Tam dizlerinin bağı çözülmüş, yere yığılacakken Ozan, Ayşe’nin belinden tutarak ayakta kalmasına yardım eder. “Öncelikle sakin olun lütfen, şu an ameliyatta komutanım. Dayanıklıdır, atlatacaktır bunu da,” dedi. Kendi içi de yanmasına rağmen emanetinin yüreğini soğutmaya çalıştı.

Ameliyathanenin önüne geldiklerinde Ozan, Ayşe’yi Şevval’in yanına oturtur. Şevval, Ayşe’yi görünce ona sıkıca sarılır ve o da teselli vermeye çalışır. Ozan daha fazla dayanamayarak onlardan biraz uzaklaşarak ameliyathanenin kapısına yaklaşır ve komutanına seslenir:

“Dayanın komutanım, iyileşeceksiniz. Bizim için olmasa da Ayşe için dayanmak zorundasınız. Bakın geldi buraya yanınıza. Şu anda ne hâlde? Size bir şey olursa Ayşe ne yapar? O yüzden lütfen dayanın,” diyerek sesini Merih’e duyurmaya çalıştı.

Ayşe ise hayaller âlemine dalmıştı. Merih ile olan anılarına dalıp dalıp duruyordu. Şimdi Merih’in burada olmasını ve ona sıkı sıkı sarılıp “Ağlama,” demesini istiyordu. “Bana bir şey olmadı güzelim,” demesini ve kendisiyle uğraşmasını istiyordu. “Çok mu zor, çok mu imkânsız sevgilim? Ne olur dayan ve bize geri dön. Sen yeter ki uyan. Benimle ne kadar uğraşırsan uğraş, sana kızmayacağım. Aksine, uğraşabilmen için ağzına laf bile vereceğim. Sevgilim, daha sana sesli bir şekilde ‘sevgilim’ bile diyemedim.” Bir doktorun gelip Merih hakkında bilgi vermesini beklerken Ayşe’nin telefonu çalar. Arayan iş arkadaşı Betül’dür.

“Abla, neredesin sen? Annem seni evde bulamayınca çok sinirlendi.” Dedi telaşlı bir şekilde. O da ablasının zarar görmesinden korkuyordu. Betül’ü gerçekten sevip koruyan bir tek ablası vardı.

“Ablacığım, Merih abin görev sırasında yaralanmış.” Dedi zar zor, içi yana yana ama Betül’ün bunları bilip kendisine yardım etmesi gerekiyordu. “Hastanedeyim ben de şu anda. Sen anneme, hastaneye staja gitti de bir şey anlamaz zaten.”

“Ne, nasıl olmuş bu? Şimdi durumu nasıl abla?”

“Hâlâ ameliyatta ablacığım, çıkmadı.”

“Çıkınca bana da haber ver abla, sakın unutma. Annemi de ben oyalarım. Dikkat et kendine, çok üzme kendini. Allah’ın izniyle dirayetlidir Merih abi, kalkar o ameliyat masasından.” Diyerek ablasına moral vermeye çalıştı. Betül’den aldığı destek sayesinde Ayşe biraz daha rahatladı ama hâlâ çok korkuyordu.

“Tamam, Betül’üm, teşekkür ederim. Sen de dikkat et kendine.” Dedi telefonla konuşurken. Ameliyathaneden uzaklaşmıştı o yüzden geri dönmeden önce mescide gitme kararı aldı. İlk önce güzelce bir abdestini aldı, daha sonra mescitte bulunan eşarbı başına bağladı ve dua etmeye başladı. Allah çaresiz kullarının sesini duyar ve kabul ederdi.

“Allah’ım ne olur, Merih’i bize bağışla. Yarabbim, canına bir zarar gelmesin, hayata tutunsun Allah’ım ne olur. Bu hayatta bana Merih’i hediye ettin, onca zulmün arasından erkenden alma onu benden, yalvarırım Allah’ım.”

Ayşe duasını ettikten sonra ameliyathaneye geri döner. Şevval ve Ozan, Merih’ten hâlâ bir haber alamamışlardır. Kimse ameliyathaneden çıkmıyor ki onlar da bilgi alabilsin.

“Sen nereye gittin Ayşe, bir anda ortalıktan kayboldun?” dedi Şevval.

“Mescide gittim, biraz dua ettim.”

“İyi yapmışsın,” diyebildi, başka da bir şey diyemedi.

Aradan geçen iki saatin ardından sonunda bir doktor ameliyathaneden çıkar.

“Doktor Bey, komutanım nasıl?” diye panikle lafa atladı Ozan. Doktor biraz gergin bir yüz ifadesi ile konuşmaya başladı: “Geldiğinde çok kan kaybetmişti ama Şevval Hanım’ın kan vermesi sayesinde durumu toparladık. Kurşun hayati organların yanına isabet etmiş, çıkartırken çok zorlandık. O yüzden ilk yirmi dört saat hâlâ kritik. Bu yüzden yoğun bakıma alacağız.”

“Görebiliyor muyuz peki?”

“Sadece bir kişiyi alabilirim, o da en fazla beş dakika, daha fazlasına müsaade edemem maalesef.” Dediğinde Ayşe’nin kalbinde bir umut oluştu. Beklentiyle yanında duran iki askere baktı.

Ozan ve Şevval birbirlerine bakıp gözleriyle anlaşırken Ayşe hâlâ beklentiyle ikisine bakıyordu. Ozan, Ayşe’nin anlamadığını anlayınca “Siz girin Ayşe Hanım.” Demek zorunda kaldı. Ayşe o an sevinçten ağlayabilecek bir durumdaydı. Heyecanla doktora bakıp “Girelim o zaman doktor bey, size de çok teşekkür ederim.”

“Rica ederiz, öncelik sizin zaten. Biz bir şey yapmadık ki.” Dedi Şevval de. Doktor Ayşe’ye yolu göstererek, steril önlükler giydirerek yoğun bakım ünitesinin içine girebilmesi için hazırlanmasında yardımcı oldu. Mavi mavi kıyafetlerin içinde içeri giren Ayşe ilk başta Merih’e doğru ilerleyemedi. Ayşe’nin dizleri titredi. İçeride her şey sessizdi; sadece makinelerin düzenli sesi Merih’in hayata tutunduğunu söylüyordu. Solgun yüzüne yaklaştığında, parmaklarını usulca elinin üzerine koydu. Soğukluğun içinden bir sıcaklık aradı. O an anladı; insan sevdiğinin başucunda dururken en savunmasız ama en cesur hâline bürünürdü.

Ayşe yavaşça eğildi. Parmak uçlarıyla Merih’in yüzüne dokundu; sanki canı acımasın diye tenine bile fısıltıyla değiyordu. Alnına düşen saçlarını geriye itti, yanağını avuçlarının arasına aldı. “Buradayım,” dedi titrek bir sesle. Başını onun göğsüne yaslayamadı belki ama yüzünü okşarken kalbini yanına bırakmış gibiydi. O an hastane odasında ne makinelerin sesi kaldı ne de korku; sadece sevmenin, iyileştiren sessiz gücü vardı.

“Merih’im, ne oldu sana böyle?” derken gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama hemen gözyaşını silerek Merih’ten sakladı. Eğer onun ağladığını görse çok üzülürdü. “Ben bakmaya kıyamazken ne oldu sana? Kim bilir ne kadar canın yandı. Ben sana demedim mi senin canın yanarsa benim de yanar diye? İçimde öyle bir yangın var ki, dinmiyor. Ama sanki gözlerini açıp bir kere ‘Ayşem’ desen o ateş sönüp gidecek.” Duraksadı Ayşe. Merih’in gözleri açık ve ona sevgi dolu bakarken söyleyemediği şeylerin ağırlığı çöktü omuzlarına. Mesela Merih’e sesli bir şekilde sevgilim diyememişti bile. Şimdi ise gözleri kapalıyken söylemek omuzlarına dünyanın yükünü bindiriyordu sanki.

“Merih’im, sevgilim, seni çok seviyorum ve benden gitmene izin vermiyorum. Daha beraber yapacak çok şeyimiz var.” Dediğinde yoğun bakımın kapısı aralandı ve doktor kapıda belirdi. Bu, artık çıkması gerektiği anlamına geliyordu. Ayşe başını sallayarak onayladı ve tekrardan Merih’e döndü.

“Şimdi gitmem gerekiyor, doktorun verdiği süre doldu ama kapıdayım, seni bekliyorum. Annem ne derse desin sen uyanmadan buradan ayrılmayacağım sevgilim, o yüzden çabuk uyan.” Dedi ve yanından ayrıldı.

O gece Ayşe’nin gözüne gram uyku girmez ama sabah olduğunda da Merih hâlâ uyanmamıştır. Daha önlerinde on iki saat vardır. Yaklaşık beş saat sonra Merih’e uyuması için verilen ilacı kesecekler ve uyanıp uyanmadığına bakacaklardı. İlk defa Ayşe için saatler geçmiyordu. Bir gecesi bir ömrüne bedel gelmişti. Babası onu ne kadar zorlasa, şiddet uygulasa canı bu kadar acımıyordu. Şu anda ona fiziksel bir zarar veren yoktu ama Merih istemeyerek de olsa Ayşe’nin hayatına psikolojik olarak bir darbe yapmıştı.

...

Yaklaşık on iki saatin sonunda yoğun bakım ünitesinde bir kıpırtı olur gibi olunca Şevval hemen hemşireyi çağırdı. Merih yavaş yavaş gözlerini açmaya başlamıştı. Bunu gören Ayşe derin bir nefes alır. Üzerindeki yük kalkmış ve rahatlamıştır ama Merih yeni uyandığından yanına doktor ve hemşireden başka kimseyi almazlar.

Ayşe de yoğun bakıma kimseyi almadıklarını duyunca mescide inerek şükür namazı kılar. Bu mescitte Merih için dua etmiş ve duası kabul olmuştu. Artık şükür namazı kılması da şart gibi bir şey olmuştu.

“Allah’ım, sana şükürler olsun. Dualarımı geri çevirmedin, Merih’i bize bağışladın. Şükürler olsun Yarabbim.” Namazını bitiren Ayşe sevinçle yoğun bakım ünitesinin önüne gider. Ozan ve Şevval Merih’in uyandığını duyunca çok mutlu olmuş ve rahatlamışlardı. Bu rahatlama da beraberinde derin bir uykuyu getirmişti. İkisi de baş başa vermiş uyuya kalmıştı.

Ayşe, Merih’in doktorundan izin alarak Merih’in odasına girer. Merih, gelen kişinin Ayşe olduğunu görünce heyecanlanır ve nabzının bağlı olduğu monitör bir anda hızlanmaya başlayınca Ayşe’nin yüzü kızarır. Hemen yanına gider, elini tutarak yanağına küçük bir öpücük bırakır ve söylemek isteyip de söyleyemediği şeyi söyler:

“Merih’im, sevgilim, nasılsın? Yaran acıyor mu?” İlk defa Merih’e sesli bir şekilde “sevgilim” demiştir. Merih bunu anında fark eder ve şaşırır. Yanlış duyup duymadığını kontrol etmek için sorar: “Ne dedin sen?”

“Yaran acıyor mu dedim,” der Ayşe şaşırarak.

“Yok yok, ondan önce ne dedin?” diye sorar Merih. Ayşe neyden bahsettiğini anlayınca biraz kızarır ama bazı şeylerden pişman olmamak ve içinde ukde olarak kalmasını istemediğinden “Sevgilim,” dedim der.

Merih de coşkulu bir şekilde “Ben bu kelime için kurşun atar, kurşun yerim be kızım!” deyince Ayşe’nin yüzü asılır.

“Sen daha fazla kurşun yeme Merih,” diye azarlar. Merih, Ayşe’nin bu cevabına yüzünde tebessümle cevap verir:

“Korkuttum mu seni? Sözümü de tam tutmuş sayılmam. Özür dilerim sevgilim.”

“Korktum tabii, nasıl korktum! Hem de ömrümden ömür gitti sanki.” Dedi Ayşe kalbini tutarak. Abartılı bir şekilde Merih, Ayşe’nin bu kadar açık sözlü hâllerine alışık olmadığından bu durum onu eğlendiriyor ve Ayşe’ye takılmadan edemiyordu. Gözlerinden muzur bir ifade geçince Ayşe, Merih’in onunla uğraşmaya başlayacağını anladı ama sesini çıkarmadı.

“Sen bana fena vurulmuşsun kızım, geçmiş olsun.” Dedi alaycı ama bir o kadar da mutlu bir şekilde.

“Bir söz verdim kendi kendime, uyanırsan benimle ne kadar uğraşırsan uğraş kızmayacağım dedim ama “vurulmak” kelimesini kullanma lütfen.” Dediğinde Merih yutkunamadı. Ayşe’yi ne kadar korkuttuğunu, Ayşe’nin ona bakan gözlerinden okuyabiliyordu.

“Tamam güzelim, kullanmam söz ama şimdi sen diyorsun ki ben sana sırılsıklam aşığım.” Ayşe utanıyordu ama bu sefer üzerindeki o ölü toprağını atarak Merih’e karşılık verdi.

“Seviyorum ulan, duysun herkes, çok seviyorum.” Dediğinde Merih gülüşüne engel olamadı ve gür bir şekilde kahkaha attı.

“Sen yine de çok bağırma güzelim, bir okulun bitsin ondan sonra istediğin kadar herkese söyleyebilirsin.”

“Sanki sen bana aşık değilsin, nizamiyede koşuyordun peşimden, hemen okulumda alıverdin soluğu.” Bu sefer de uğraşma sırası Ayşe’deydi ama Merih’le uğraşırken bile utanıyordu. “Utandım ama ben.” Dediğinde kendi kalesine gol attığını o an fark etti.

“Utanma güzel gözlüm, artık benden hiç utanma.” Dedi ve sevdiğini kollarının arasına alarak sıkıca sarıldı. Ayşe Merih’in yanında daha fazla durmak istiyordu ama kapıda komutanlarını görmek için bekleyen askerlerin olduğunun da farkındaydı. O yüzden istemeye istemeye de olsa Merih’in kollarının arasından ayrıldı.

“Ozan ve Şevval seni kapıda bekliyorlar, biraz da onlar görsün seni Merih’im” dedi ama Merih’in yüzü asıldı. Ayşe’nin yanından gitmesini istemiyordu.

“Bırak o salakları, sen biraz daha kal yanımda” dedi ama Ayşe yanaşmadı. Kendisi kadar perişan olduysa o ikisi de onunla beraber o kadar perişan olmuştu.

“Olmaz Merih, ikisinin de ne kadar korktuğundan haberin var mı senin? Yazık değil mi?” Duygu sömürüsü yaparak Merih’i manipüle ettiğinin farkında değildi ama bir askerin gözünden kaçmazdı.

“Sen şu anda beni manipüle etmeye utanmıyor musun Ayşe’m? Tamam, çağır gelsinler ama sen çıkma odadan, yanımda kal” dediğinde Ayşe başını salladı ve Merih’in kollarının arasından çıkarak kapıya ilerledi ve meraklı gözlerle kendisine bakan askerleri içeri çağırdı.

Ozan ve Şevval kendinden emin, sert adımlarla komutanlarının odasına girdiler. İkisi de Merih’in gözlerinin açık bir şekilde onlara baktığını görünce derin bir nefes aldılar. Sanki ikisinin de ciğerlerine oksijen ulaşmıyormuş da o an ulaşıyormuş gibi. Hemen ikisi de Merih’in başına dikildiler ve iyi olup olmadığını anlamaya çalıştılar.

“Ne dikiliyorsunuz başımda zebellah gibi lan?” diye bağırınca ikisi de birbirine bakıp gülümsedi.

“Komutanım, kendine gel iş,” diye güldü Ozan da. “Siz bize lazımsınız daha komutanım,” dedi ve Merih’in omzuna vurduğunda Ayşe bir anda iç çekti ve Ozan’ın kolunu tuttu.

“Ne yapıyorsun sen? Adam daha yeni ameliyattan çıktı,” dedi şaşkın ve sinirli bir şekilde. Merih’in canının yanma ihtimali onu korkutmuş ve sinirlendirmişti.

“Kolumdan yaralanmadım güzelim, canım acımadı, sakin ol,” dedi ve ardından Ozan’a döndü. “Ayşe’mi korkuttuğun için de o kolunu bir taraflarına sokarım Ozan, dikkatli ol,” dedi. Tavırlarına bakınca ikisi de komutanının iyi olduğuna kanaat getirdi.

“Sizin benden daha çekeceğiniz var, daha erken nereye gideceğim? Çok beklersiniz,” diye konuyu alaya alarak ortamın modunu yükseltmeye çalıştı.

“Siz iyi olun da komutanım, biz çekmeye razıyız,” dedi Şevval de. Merih o an narkozun da etkisiyle duygusallaştı. Kasırga’nın yeri Merih’te ayrıydı.

“Bu arada komutanım, hastane ailenizi arayıp durumunuzu haber vermişler. Birkaç saate burada olurlar büyük ihtimalle.”

“Niye haber vermişler ya? Korkmuşlardır şimdi. Uyandığımı haber ettiniz mi bari?”

“Haber verdik komutanım, endişelenmeyin siz.” Diyerek Merih’in içini rahatlattılar. Sonra Ozan ve Evval iki aşığı yalnız bırakmak adına odadan çıktılar.

“Merih’im ben de ailen gelince konağa döneyim, ailenle rahat rahat vakit geçir.” Dedi ama Merih Ayşe’nin ailesiyle tanışmasını istiyordu. Ayşe’nin rahatını bozmamak için bir şey demedi.

“Sen nasıl rahat edeceksen güzelim ama ailenle tanışmanı çok isterdim.” Dedi, niyetini de dile getirerek.

“Dün akşam eve gitmedim, daha annemden azar yiyeceğim. Ne kadar erken dönersem o kadar az azar yerim.” Dediğinde Merih’in yüreği burkuldu. Sevdiği kızı bir türlü oradan çekip alamıyordu. Bir kere ona evet dese bir daha Mardin’e ayak basması gerekmezdi ama kardeşini düşündüğünden kabul etmiyordu.

“Ne demek annenden azar yiyeceksin güzelim? Haber vermeden mi çıktın?”

“Hastaneye geldim dedim ama bir ton soru sorar şimdi bana. Sen kafanı takma, bana bir an önce iyileş. Hem ailen de seni bu hâlde sorguya çekmesin “Bu kız kim?” diye hem de ben sanırsam biraz utanırım, daha ailenle tanışmaya hazır değilim.”

“Tamam güzelim, sen nasıl rahat edeceksen. Bir şey olursa haber ver, ben yanına gelemesem de bizimkileri yollarım yanına.”

“Tamam, sen de kendine dikkat et. Bir şey olursa sen de ara.” Birbirleri ile vedalaştıktan sonra Ayşe, Merih’in odasından çıktı ve evine doğru yola koyuldu.

Ayşe, Merih’in odasından çıktıktan yirmi dakika sonra Alpay ailesi apar topar hastaneye giriş yapar, her biri perişan olmuş bir şekilde Merih’in yanına koşuşur. Her birinin ağlamaktan gözleri kızarmış ve şişmiş bir hâlde Merih’in başına toplanırlar. Ailenin en küçüğü olan Merih’in kız kardeşi abisini görünce hemen boynuna atlar.

“Canım abim, çok korktum, sakın beni bırakma.” Diyerek Merih’in kollarında ağlamaya başlar. Zehra o kadar korkmuş bir durumdadır ki Merih’in kollarının arasında olmasına rağmen tir tir titremektedir.

“Allah’ıma şükür iyisin oğlum, bizi çok korkuttun,” der Merih’in babası. Alaattin’in de sesi o kadar yorgun geliyordur ki kulağa sanki bir günde on yıl yaşlanmış gibi. Merih her birini sakinleştirmek için iyi olduğunu söyler ama ailesinin telaşından hiçbir şey eksilmez. Merih’in abisi, doktorundan bilgi almak adına odadan çıkar. Doktor Mert’e Merih’in iki gün sonra taburcu olabileceğini söyler.

İki gün sonra Merih hastaneden taburcu olur ve geçici olarak bir lojmana yerleşirler. Merih’in yaralı olduğu için bir aylık izni vardır.

“Kardeşim benim, bizi nasıl korkuttun ya!” Hastane ilk olarak Mert’i aramış ve haberi ona vermişlerdi çünkü Merih acil ulaşım numarası olarak ilk başa abisi Mert’in numarasını yazmıştı. Anne ve babasının yaşları ilerlemişti, ani bir üzüntü ile başlarına bir şey gelsin istemiyordu.

“Hiç sorma, Merih abin duyunca nasıl telaş yaptı,” diye kızdı bu sefer de yengesi Hilal. Merih tek kaşını kaldırarak abisine baktı. “Beni bu kadar seviyor muymuş ki yenge ya?”

“Tabii seviyorum, oğlum, sen benim kardeşimsin.” Merih içinden bir kere daha şükretti; hem ailesine dönebildiği için hem de böylesine güzel bir ailesi olduğu için.”

O sırada salonda oturan Alaattin, Melek ve Zehra, Merih’in dedikodusunu yapmaya başlamışlardı bile.

“Anne, ben abimin asker arkadaşları konuşurken bir şey duydum. Bir kız çok üzülmüş, ameliyathane kapısının önünden hiç ayrılmamış. Sence sevgilisi midir?” diye sorduğunda Melek kızına şaşkın gözlerle baktı. “Senin de kulağın ne kadar keskin kızım, bir şeyi de duyma. Hem orada bir sürü hasta var canım, belki başka birini bekliyordur, değil mi bey?” diye eşinden destek istedi.

“Bence de hanım, başka biridir. O olsa bizim oğlan derdi bize.” Zehra anne ve babasından bir şey göremeyince yengesinin yanına gitti.

“Yenge, annemle babama sordum ama onlar ‘yoktur’ dedi. Abimin asker arkadaşları konuşurken bir şey duydum, bir kız çok üzülmüş, ameliyathane kapısının önünden hiç ayrılmamış. Sence sevgilisi midir?” diye bu sefer de yengesine sordu.

“Bilmiyorum ki yengem, ben duymadım.”

“Acaba bana bir yenge, sana da bir elti mi geliyor yenge, he ne dersin? Ben abime soracağım yoksa çatlarım meraktan,” dedi ve koşarak abisinin odasına girdi.

Merih’in yanında abisi ve annesi vardı. “Abi, ben bir şey duydum, hastanede de bir şeyden şüphe ediyorum.” Dediğinde annesi “Zehra!” dedi ama Zehra’nın umurunda olmadı. Mert de merakla “Ne duydun?” diye sorunca Zehra bir de Merih’e anlattı. Merih duydukları ile bir anda kala kalsa da ilk başta bir şey demedi.

“Ne yapacaksın Zehra, kimse kim?” dedi ama bu durum da annesinin gözünden kaçmadı. Merih bir şey sakladığı zaman birini terslerdi sadece.

“Yani Zehra doğru duydu,” dedi annesi de.

“O zaman o kız senin için geldi,” Mert de yangına körükle gidiyordu.

“Zehra’nın da ağzında bakla ıslanmıyor ha, herkese anlattın değil mi cimcime? Daha yeni bir durum, hemen sizinle tanışmaya çekindi. Hem yorgunum ben, yalnız bırakın beni,” dedi ve ailesini odasından çıkarttı. Ayşe’ye daha utandığından tanışmaları için çok erkendi.

   ...

Merih hastaneden çıkalı dört gün, Ayşe’yi görmeyeli de altı gün olmuştu. Telefonda konuşmak ona yetmediğinden evden gizlice çıkarak Ayşe’nin konağının önüne gitti. Daha öncesinden Betül’le haberleştiklerinden gece konağa girmesine yardım edecekti. Merih kapının önünde ıslık çalınca Betül, Merih’in geldiğini anlayarak hemen odasından çıktı ve sessizce avluya indi. Yavaşça kapıyı açarak Merih’i konağa soktu.

“Merih abi dikkatli ol, anneme yakalanmayalım, kimseler görmesin.” Korkuyordu ama ablasının mutluluğu için de bunu göze alıyordu.

“Bu iyiliğini unutmam, Betül. Teşekkür ederim.” Merih kendini Betül’e borçlanmış hissediyordu.

“Rica ederim Merih abi, sen de ablamı çok mutlu ediyorsun, o yüzden sana yardım ediyorum.”

“Küçücüksün ama kalbin kocaman Betül.”

“O kalbimde bir tek ablam var Merih abi, o yüzden ablamı üzme. Sadece ablamı değil, beni de üzersin.”

“Ablanın mutluluğu için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım ufaklık, endişelenme,” dedi ve saçlarını okşadı.

“Bu oda ablamın odası, geldik Merih abi,” dedi ve Merih’i orada bırakıp kendi odasına girdi.

Merih, Ayşe’nin odasına girince Ayşe’nin çoktan uykuya daldığını gördü. Ayşe’yi uyandırmak istemez ama buraya kadar gelmişken onu uyanık görmek, hasret gidermek ister. Yavaşça yatağının kenarına oturduğunda Ayşe sıçrayarak uyanır. Uykusunun bu kadar hafif olmasını beklemeyen Merih şaşırır, telaşla ayağa kalkar. “Ayşe, Ayşe sakin ol, benim, Merih.”

“Hıh, ne oluyor?” Uyku mahmuru bir şekilde kafası karışmış olan Ayşe şaşkın şaşkın Merih’e bakar. “Merih, senin burada ne işin var?”

“Hasretinle yandı gönlüm güzel gözlüm,” der şarkının sözlerine atıfta bulunarak.

“Yandı yandı söndü gönlüm,” diyerek devam etti. Ayşe de daha sonra sevdiğinin boynuna atıldığı gibi kendine çekti.

“Çok mu özledin bakayım sen beni?”

“Çok özledim tabii Merih, altı gündür göremiyordum.” Yanağına minik bir öpücük kondurduktan sonra utanarak geri çekildi ve tekrardan sevdiği adama sarıldı.

“Sen buraya nasıl girdin?” diye sorunca Merih hemen asker moduna girerek gerine gerine “Bizim de var birkaç yeteneğimiz, boşuna asker olmadık. Sağlam bağlantılarımız var, elimiz kolumuz uzun şükür.” Dedi ama Ayşe’nin aklına gelen bir isim vardı: “Betül’ün işidir kesin bu. Yaran daha tam iyileşmemişken buraya gelmen ne kadar doğru, Merih? Sana bir şey olursa ben ne yaparım?”

“İnan bana Ayşe’m, yaradan daha çok acıtan bir şey varsa o da senin hasretin, daha fazla dayanamadım. Ailem de gitmedi ki, yanına geleyim.” Ayşe, Merih’e böyle düşündürdüğü için üzülmüştü. Kendi ailesi ona kötü iyi davranmıyordu ama Merih’in ailesi öyle değildi gibiydi, her biri iyi insanlara benziyordu.

“Öyle deme Merih, senin ailen seni ne kadar seviyor, kıymetini bilmelisin.”

“Ben de onları seviyorum Ayşe’m ama onlar varken her istediğimde seni göremiyorum.” Dedi sitem ederek. Görev zamanları zaten göremiyordu, bir de bu çıkmıştı. Merih için sevdiğinden ayrı kalmaya dayanamıyordu.

“Biz zaten her istediğimizde görüşemiyoruz ki Merih, benim ailem sorun oluyor.”

“Olsun, okulda görebiliyorum en azından. Şimdi gelmeme izin vermiyorsun.” Küçük bir çocuğun okulda yaşadıklarını gelip annesine şikayet etmesi gibi Ayşe’yi ona şikayet ediyordu.

“Ailen olduğu için değil, sen yaralısın diye izin vermiyordum.”

“Bana en büyük zarar senin yokluğun güzelim,” dedi ve sevdiğine sıkıca sarıldı.

“Bu gece burada mı kalacaksın peki?” diye sordu Ayşe telaşla karışık bir merakla.

“Kalmayı çok isterim güzelim ama kalamam maalesef. Sabah konaktan çıkmam zor olur.” Ayşe itiraz etmedi. Gece vakti konağa girmesi bile bir riskken, sabah konaktan çıkması ayrı bir riskti bizim için.

 

Bölümü beğendiniz mi? Yorumlarda buluşalım, yıldıza basmayı unutmayın.🥰

 

 

Bölüm : 23.02.2026 15:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...