
Bavul kaygan zeminde çekerken benimle birlikte sürüklenip geliyordu. Hiçbir şey hissetmiyordum. Heyecan, mutluluk, sevinç... Hem de hiçbir şey.
Çektiğim bavulun yanında bir el hissettim ve bu yüzüme bir gülümseme yaydı. Elimi bavulumdan ayırırken, "Teşekkür ederim." dedim. O ise gülümsedi ve beraber devam ettik. Havaalanından çıktığımız an göğsümü hava ile doldururdum. Uzun zaman sonra yine buradaydım. Çocukken terk etmek zorunda kaldığım ülkeye onun çağırması üzerine geri dönüyordum. Yıllar önce de onun yüzünden terk etmek zorunda kalmıştık halbuki. Şimdi ise onun tarafından gelmem istenmişti.
Hayat çok garipti, değil mi? Binbir gözyaşı döktüğüm, uyuyamadığım, oturduğum yerde diken batıyormuş gibi hissettiğim insanların yanına geri dönüyordum. O zaman zorla gönderilirken şimdi ise bir lütufmuş gibi geri çağırıyorlardı.
Sevilmeyen evlat olduğumu herkes biliyordu.
Takım elbiseli bir adam elindeki telefona bir de bana baktı. "Ahsen Karteller siz misiniz?" Merakla sordu sorusunu. "Evet, benim. Siz kimsiniz?" Telefonunu cebine koydu. "Beni babanız gönderdi sizi havaalanından almam için." Beni bu kadar düşünen biri miydi babam? Onunla yalnızca birkaç yıl geçirdiğimden benimle bu kadar ilgili olduğunu unutmuştum(!)
Orta yaşlı adam yanımdaki kişiye baktığını görünce, "O da benimle." diyerek sıradaki sorusunu sormasına izin vermedim. Adam kafasını sallayarak bavullarımızı yerleştirdi. Biz de arabaya geçtik. Buraya gelmemi istediğinde bana araba göndereceğini hiç düşünmemiştim doğrusu.
Biraz gergin hissettiğimi anlamış olacak ki Tamer elimi tuttu. "Ben buradayım. Eğer istersen hemen geri dönebiliriz. Babanın dediğini dinlemek zorunda değiliz." Hemen anlamıştı iyi olmadığımı ama ben kontrolü elimde tutabileceğime inanıyordum. Gelir gelmez sorun yaşamak istemiyordum ve yaşamayacaktım da.
"Ben iyiyim." Sıcak elleriyle buz küpünden farksız olan elimi ısıttı. O, benim sayılı destekçilerimden biriydi. Arada tereddüt ediyordu ama bu da benim sağlığım içindi. Kötü olmamdan korkuyordu ama asıl kötü ben değildim. Yıllar önce bize çektiren insanlar kötüydü.
Takım elbiseli adam şoför koltuğa geçip arabayı çalıştırdı ve bizim de yolcuğumuz başlamıştı. "Babanız bugün bir alışveriş merkezi açıyor, Ahsen hanım. Sizi oraya götürüyorum. Tüm basın da orada olacak. Herkese sizi tanıtacak. Bunun için hazır olmanızı istedi." Yıllar öncesinde beni herkesten saklayan babam şimdi kendi elleriyle mi sunmak istiyordu? Böyle açılışlarda tüm aile orada bulunurdu. Herkese rağmen ben de mi orada olacaktım? Neden? Yoksa basın beni çoktan öğrenmiş miydi? Muhtemelen.
Tamer ve ben üniversite de tanışmıştık. Kendisi İngiltere de doğup büyümüştü. O, benim gibi oraya sürgün edilmemişti. Ailesi göç etmişti. Çok şanslıydı. Annesi, babası çok iyi insanlardı. Kardeşleri onu, o da kardeşlerini çok severdi. Benimkiler de beni bulur bulmaz bir kaşık su da boğarlardı.
Bahsettiği alışveriş merkezinin önüne gelince gökyüzüne baktım kısa süreliğine. Güneş göz yakıcı ışığını etrafa saçıyor, bulutlarda hemen peşinden ilerliyorlardı. Ben önde Tamer arkada olmak üzere giderken kalabalığa yaklaştığımızda ona kenar da kalmasını söyledim. Kalabalığı yarıp geçerken kimse henüz kim olduğumun farkında değildi. Herkese dikkatle bakıyor, ailem olmayan aileme doğru ilerliyordum. İçimdeki ses daha fazla yürümeme gerek kalmadığını söylüyordu. Buradan fark edileceğimi düşünüyordu.
"Sevgili ailem ve ben bugünlere gelebilmek için çok çalıştık ve bugün sonunda bir alışveriş merkezi daha açıyoruz." Gereksiz yere alkışlar koparken babama baktım. Sanki çıkmaz bir sokağa adım atmıştım. Dönmek istiyordu benliğim ama önümüzü, arkamızı, sağımızı, solumuzu nereyi kesersem keseyim görünmez bir duvar oluşmuştu etrafımızda. En acısı da içimde bir sıkışmışlık büyürken buraya dönerek en büyük kötülüğü kendime yaptığımın farkına varmamdı. O hala aynıydı. Aynı ifade, aynı kibri bulunduruyordu. İnsanlara gülse bile bunun altında kendini beğenmişlik yatıyordu. Kendisini üstün görüyordu. Ona göre karısını aldatabilir, başkasından çocuk yapabilirdi ve kimseye de hesap vermek zorunda değildi.
Ve eliyle beni işaret etti. Beni onca insanın arasında görmüş olması büyük bir başarıydı. "Sonunda ailem bugün tamamlandı." dediği an tüm kameralar bana döndü.
"Gel kızım. Gel de seni tanıtayım." Onu dinleyerek yanına gittiğimde flaşlar art arda patlamaya başladı. "Bu kızım Ahsen. Uzun zamandır sorduğunuz kızım. Kendisi annesiyle birlikte İngiltere de yaşıyordu. Benim isteğimle Türkiye'ye döndü." Babam saçlarımı okşarken dudaklarımı kıvırmak hiç bu kadar zor gelmemişti. Beni kızıymışım gibi sevmiyordu. Sevdiğini göstermeye çalışıyordu. Bir kız çocuğu babası tarafından sevilmemeyi çok iyi anlardı. Buradaki kimse anlamayabilirdi ama ben bunu tüm kalbimle hissediyordum. Bu da babamın umurunda değildi.
"Kızınız aynı size benziyor, İhsan bey." Evet, alakası bile olmayan bir benzerlikten bahsediyordu kadın muhabir.
"Öyle mi? Ahsen bana mı benziyor?"
"Kız babası olmak nasıl bir duygu?"
"Arkadaşlar-"
"Ahsen hanıma birkaç soru sorabilir miyiz?" Başka bir muhabir araya girince önümde ondan fazla mikrofon belirmişti. Herkes dibime girecek gibiydi.
"Arkadaşlar bugün olmaz. Gördüğünüz üzere çok önemli bir açılış gerçekleştireceğiz. Sadece ailemle fotoğraf çektirmek istiyorum. Biraz geri çekilin. Kızımı korkutuyorsunuz." Muhabirler onu dinlerken bu kadar nazik oluşuna hayran kaldım doğrusu. Kendisi aklımda hiç öyle kalmamıştı. Benim babam görünenden çok daha farklıydı.
O, benim babam değildi, yıllar önce sonu getirilmeyen bir cümleydi.
İki oğlunu ve eşini çağırırken oldukça gururlu görünüyordu. Eşi babamın diğer yanına geçti. Erkek kardeşlerim ise yanımda bitmişti. Onlar benim hakkımda bir şey bilmese de ben onlar hakkında yeterince bilgiye sahiptim. Yanlarında değildim ama enselerindeydim.
Bu aileye fazla olduğumu elbette biliyordum. Onlar için kesip atılması gereken bir kangrenli bir bölgeydim. Yıllar önce kurtulduklarını sanmış olmalıydılar fakat ben o gün de olduğu gibi bugün de karşılarındaydım.
Saniyeler içinde en az 30 tane çekilen fotoğraflarımızdan sonra babam kırmızı kurdeleyi kesip yine bir alkış alırken hep birlikte içeri geçtik. Fotoğraflar çekilmeye bir süre daha devam etmiş sonrasında muhabirler yavaş yavaş etrafa dağıldı. Babam da beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istediğinde erkek kardeşlerim de peşimizden geldi. Sanki babalarını onlardan çalacaktım.
"Kızım seni Can bey ile tanıştırayım. Kendisi okuldan arkadaşım."
"Memnun oldum Can bey. Ben de Ahsen." Adam içten bir gülümseme verirken, "Kendisi bizim için çok önemli biri." diyen Poyraz abim bana doğru sessizce fısıldadığında daralmıştım. Kuyruk gibi peşimizden gelmelerini geçtim. Sürekli olarak bir şeyler saçmalayıp duruyorlardı. Sanki onları rezil etmemden korkuyorlardı.
"Aslında seninle küçükken de karşılaşmıştık ama sen büyük ihtimalle beni hatırlamıyorsundur. Çok küçüktün o zamanlar." Hatırlamak istemeyeceğim şeylerin arasında kalmış olmalıydı kendisi. "Zaten çok duramadım buralarda. Annemle İngiltere'ye yerleştik. Biraz daha büyük olsaydım kesin hatırlardım sizi."
"Benim kızım çok güzel büyümemiş mi amcası?" Can bey, babamı baş sallayarak onaylarken gülümsedim. Zengin olmak böyle oluyordu sanırım. Sürekli insanlara gülümsemek zorunda kalıyordun çünkü herkes ne hissettiğini umursamıyordu. Benim duygularım diğer herkes için önemsizdi. Sadece gülümseyerek konuşmam gerekiyordu. Ağlayamazdım, sinirlenemezdim, heyecanlanamazdım. Yoksa bir sürü dedikodu dolanırdı ortada ve herkes gerçekten ne hissettiğimle değil gördükleriyle ilgilenirdi.
Babamın bir diğer arkadaşıyla tanıştıktan sonra bundan sıkıldığımı fark ettim. Beni boşuna tanıştırmadığı belliydi. İşi düştüğünde kesinlikle bir şeyler yapmamı isteyecekti.
Biraz dinlenmek için kenara çekildim o sıralarda. Bir açılış için bu kadar arkadaşını çağırmasına gerek yoktu bence.
"Babam seni çağırdığında gerçekten de geleceğini düşünmemiştim." Konuşan ses benden sadece 3 ay küçük olan erkek kardeşime aitti. "Gelmem için ısrar etti. Onu kıramadım. Sonuçta sizin olduğu gibi o benim de babam." Yüzünde sinir edecek düzeyde bir gülümseme oluştu fakat bu çok uzun sürmedi. Çatık kaşlarını da etrafındakiler fark edecek korkusuyla hemen düzeltti. "Seni yanında istediğini falan mı zannediyorsun? Sen tek gecelik ilişkisinden kalan bir parazitsin."
"Benimle bu şekilde konuşunca rahatlıyor musun? İş stresinden ancak bu şekilde mi kurtulabiliyorsun?" Sanki ona hakaret ediyormuşum gibi şaşkına döndü suratı. Küçük olan büyük olandan her zaman daha agresifti. İş hayatında büyük olan örnek gösteriliyordu çünkü. Kendisi çoğu zaman arka plana atılıyordu. Oldukça üzücü bir durumdu.
"Ne saçmalıyorsun sen? Neyin stresini yapacakmışım ben? Gayet rahatım. Param var, ailem var. Senin sahip olmadığın birçok şeyim var." Beni bununla vurabileceğini zannediyordu. Ben çok öncesinde buradan defalarca vurulmuştum. Artık ne yaparlarsa yapsınlar bundan sonra kanamazdım.
"Evet, paran var." Kafamı salladım onu onaylar bir biçimde ama mimiklerimin bununla alakası dahi yoktu. "Ailen de var ama sevgi yok. Siz görünürde mükemmel bir ailesiniz ama birbirinizden nefret ediyorsunuz." Eli yumruk haline gelirken sakin kalmaya çalışıyordu. Küçük kardeşim duygularına hakim olmak da oldukça zorlanıyordu.
"Saçma sapan konuşuyorsun. Beni bu şekilde etkileyebileceğini zannediyorsan çok büyük yanılıyorsun." Sanırım dediği gibi çok büyük yanılıyordum(!) O asla etkilenmiyordu. Azıcık sinirleniyordu. Eminim kimse bunu fark etmemiştir bile.
"Hm hm, anlıyorum." Poyraz abim de bizim konuştuğumuzu fark edince eksik kalmamak için o da dibimizde bitmişti. "Hoş geldin." dedi soğuk bir şekilde. Dümdüz bakışıyla beni süzerken Bartu, "Bizim birbirimizden nefret ettiğimizi söylüyor abi." diyerek beni hedef gösterdi. Gösterse de göstermese de fark etmezdi ki. Beni gözlerinde o kadar büyütmüyorlardı ama büyüteceklerdi.
"Bartu boş boş konuşmayı kes."
"Ama abi-"
"Şu anda nerede olduğumuzun farkında mısın?"
"Farkındayım."
Aralarında ki ilişkiyi kısa da olsa kendi gözlerimle görüp kulaklarımla duymak iyi olmuştu. Umarım hep böyle birbirleriyle kavga ederlerdi. Gerçi bu azdı ama olsun. Bir yerden başlamak gerekiyordu sonuçta.
"Sen de fazla heveslenme. 1-2 kez gözüktükten sonra kaybolacaksın."
"Pek sanmıyorum. Babam beni 2 kez gözükeyim diye çağırmamıştır."
Elini cebine atan abim bedenini tamamen bana çevirdi. "Babamın seni sevdiğini falan zannediyorsun herhalde." Niye bu ikisi bu kadar siniz bozucuydu? Aynı anneye ve babaya sahiplerdi ya ondan olmalıydı.
"Seni sevseydi yıllar öncesinde annenle seni buradan sürmezdi Ahsen." Abim de en az kardeşim kadar kırıcıydı. Beni ezip kendilerini tatmin etmeye çalışıyorlardı. Yazık.
"Ne oldu bir cevabın yok mu?" Kendini bir şey zanneden Bartu'yla göz teması kurmadım. Annemin çektiği acıları birebir oğullarına yaşatacaktım ama ben babam gibi zalim bir insan değildim. Ona asla dönüşmeyecektim.
"Burada kardeş kardeş ne yapıyorsunuz?" Babam da bize dahil olurken daha da yaklaştı ve sesinin tonunu düşürerek konuştu. "Sakın kavga etmeye kalkmayın. Basının ağzına laf vermeyin." Sert bir ifadeyle uyarısını yaptıktan sonra oğullarının sırtına vurdu. "Kız kardeşinize sahip çıkın." Yüzüne yakışmayan ilgili bakıştan sonra bizi bırakıp arkadaşlarına koşturdu. Ne kadar mükemmel bir insan, değil mi?
Kardeşlerimin bana sahip çıkmalarına ihtiyacım yoktu. Kendilerine sahip çıksınlar, yeterdi. Bu aileyi dağıtmak için elimden geleni yapacaktım çünkü.
"Kız kardeşmiş. Sen benim kardeşim falan olamazsın." Bartu ağzının ortasına bir tane yapıştırılmak isteniyormuşçasına konuşurken Poyraz, "Mantıklı konuşman için seni daha kaç kere uyarmam gerekiyor? Artık büyüdüğünün farkındasın, değil mi?" dedi. Bartu göz devirerek ağzına hayali bir fermuar çekerken buradan kurtulmayı diledim. Kimsenin duygularının olmadığı bir ortamda bulunup salak salak gülümsemekten yorulmuştum. Bundan sonra sürekli böyle mi olacaktı? Sanırım evet. Bu ışıltılı hayata dahil olmayı çok istemiştim ve şu anda da buradaydım. Ona göre hareket etmeliydim.
Dakikalar birbirini kovalarken zamanın yeterince geçmediğinden haberdardım. Saati sürekli olarak kontrol ettiğim için zaman bir türlü ilerlemiyordu. Sıkılmaktan ziyade bir avuç kendini nimetten sanan zenginle birlikte olmak oldukça sinir bozucuydu. Kimse gelip bir şey demese de rahatsız edici bakışlardan dolayı artık yok olmak istiyordum.
Tamer ile göz göze geldiğimizde ne kadar çaresiz hissettiğimi anlamış olacak ki beni kurtarmak için elimi tuttuğu gibi hızla alışveriş merkezinden çıkarmıştı. O, benim için her şeyi kolaylıkla yapabilen biriydi. Desteğini ne yaşarsam yaşayayım asla çekmemişti.
"Bir an oradan hiç çıkamayacağım sandım." Ellerini ellerimden ayırmayarak, "Sıkıldığın an bana söyleseydin daha erken çıkardık." dedi. "Belki önemli bir şey olur diye bekledim ama sıkıcı geçmesinden başka bir şey yaşanmadı."
Bizi kimsenin görüp görmediğini umursamıyordum doğrusu. Onların hayatına renk katmaya geldiğim tezini doğruluyordum ancak bahsettiğim renkler gökkuşağında ki renkler gibi değildi.
"Bu sıkıcı hayatı onlar için şenlendireceğim." Eş zamanlı olarak saçlarımı da geriye savurdum. Kendimi oldukça iyi hissediyordum. Tamer yanımdayken nasıl kötü hissedebilirdim ki ama?
Yoldan bir taksi çevirip bindik. Şehrin gürültüsünden çabucak bıkmış biri olarak umarım yaptığım plandan sıkılıp her şeyi geride bırakmayı aklımdan hiç geçirmezdim.
"İnsanların karşısına geçtiğinde seni sanki tedirgin gibi gördüm."
"Yepyeni bir atmosferle karşı karşıya kaldığım için olabilir. Burası İngiltere değil sonuçta. Ayrıca bir sürü insan da beni izleyip fotoğraflar çekmeye çalışıyordu. Sadece ufak bir tedirgin oldum ama şimdi iyiyim."
"Kendini kontrol etme konusunda günden güne iyiye gidiyorsun sevgilim." Sözleriyle gülümsemem kocaman olurken devam etti. "Birbirimize hayatlarımızı adadığımızdan beri her şey çok daha güzel gidiyor. Seni ilk gördüğüm anda şuramda," diyerek göğsünü işaret etti. "Bir şeyler hop etti. İşte o an dedim ki geri kalan hayatımızda birbirimizden başka kimseyle olmayacağız. Yalnızca birbirimizi seveceğiz." O kadar tatlı konuşuyordu ki bazen Tamer'in gerçek olmadığını düşünüyordum.
Böyle birini hak edecek ne yapmıştım?
Bavullarımız bizden önce eve ulaştığı için şanslıydık. Tamer, ben babam ve ailesiyle ilgilerken o da bu işi halletmişti.
"Ev aynı internette göründüğü gibi." İncelemeyle meşgulken fikirlerimi belirtiyordum. Buna ev demek hakaret olurdu aslında. Kocaman geniş bir salonu vardı. Krem rengi bir L koltuk atılmıştı ortaya. Önünde ki masada model işlenmişti. Üzerinde de 3 tane koca şamdan vardı. Onlar ise kahverengindeydi. Odayı tararken hemen ileri de bizi Amerikan mutfağı karşılıyordu. Siyah dolaplar ve ona eşlik eden bar sandalyeleri salona tamamen tezattı ancak bir uyum içerisinde olduklarını söyleyebilirdim.
Kendimi koltuğa fırlatılan bir yastık gibi attıktan sonra diğer odalara bakma zahmetine hiç girmedim. Bir şey yapmamıştım ama yorgundum. Uçağı bu sabah iniş yapan birine göre gayet iyiydim hatta. Jet lag olunacak bir durum olmadığı için şanslıydım. En geç 1-2 güne de alışırdım zaten.
Kumandanın kırmızı tuşuna nazikçe basıp açtıktan sonra kanalları gezdim. İnternetteki haber siteleri beni yeterince paylaşmıştı ancak ben televizyonda da kendimle ilgili haberler görmek istiyordum.
"Aç mısın? Henüz dolabımız bir şeyler hazırlanacak kadar dolu değil. İnternetten sipariş vereceğim."
"Olur." Dilim damağıma yapışmış vaziyette koltukta slime gibi yayılmayı sürdürdüm. Slime demişken eskiden ne oynardık ama! Sonra birdenbire yok oldu, gitti. Şimdi ki çocuklar neyle oynuyordu acaba?
Tamer telefondan sipariş verirken haber de kendimi görür görmez sesi yükseltip oraya kilitlendim. Yayıldığım koltuktan neredeyse kalkacaktım o derece beklemiyordum yani.
"Evet, evet, adres doğru. Teşekkür ederim." Tamer alelacele telefonu kapatıp habere iyice odaklandı.
"Ünlü Karteller ailesinden şok eden haber! İhsan Karteller'in daha öncesinde kızının olduğunu bildiğimiz ancak uzun süre göremeyince yaşıyor mu, diye merak ettiğimiz Ahsen Karteller bugünkü alışveriş merkezi açılışındaydı. Annesinin farklı olmasından kaynaklı burada yaşanması istenmemiş ve annesiyle birlikte yurt dışına gönderilmişti."
"Hakkımda bu kadar şeyi nereden biliyorlar?" Dudaklarımdan dökülen soru bundan sonrasında çok daha dikkatli olmam gerektiğini söylüyordu bana. Babam bu yüzden basına karşı koz vermemek için kendini yırtıyordu demek. En ufak bir şeyde milyonlarca satır yazabiliyorlardı.
"Her şeyi çok kolay öğreniyorlar." Tamer hayretle bana doğru döndü. "Ama halledeceğiz." Kafamı salladım. Evet, halledeceğiz. Halletmeliydik. Boşuna İngiltere'den buraya gelmedim ben.
Haber dakikalar içinde sona erdikten sonra yemek de kısa süre sonra gelmişti. Bu haberi yapan kişiler kim bilir daha neler biliyorlardır, diye düşünmekten kendimi alamadığım için doğru düzgün bir şey de yiyememiştim.
Aslında bu benim için bir sorun olmamalıydı ama kusursuz ilerlemek istediğimden beri az da olsa rahatsız etmişti. Tamer de bu durumu fark edince takmamam gerektiğini, ikimizin mükemmel bir ikili olduğunu söyleyerek beni eğlendirmeye çalışmıştı çünkü takarsam değişirdim ve ben bunu istemiyordum.
Aramızda oluşan sessizlikten sonra telefonumun zil sesi odayı doldurdu. Ben de kayıtlı olmayan bir numarayla bakıştım ve yeşil tuşu kaydırıp kulağıma götürdüm.
"Merhaba, Ahsen hanımla mı görüşüyorum?"
"Evet, siz kimsiniz?" dedim telefonun ucundaki adama.
"Ben babanız İhsan Karteller'in sekreteriyim. Kendisi yarın şirkete gelmenizi istiyor."
İşte şimdi başlıyorduk.
_______
Nasilll buldunuzz
askta olacak ama intikami daha ön planda tutmayı planliyorum <33
diger bolume de gelinn
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |