24. Bölüm

24| O benim en gri günüme renkli bir fırça darbesi atan hayat dolu bir kız.

Flower
zeyzeynepp

Flashback

Başımın ağrısıyla birlikte odamda volta atıyordum. O kadar çok ağrıyordu ki kafamı açıp ağrıya sebep olan şeyi çıkarıp atmak istiyordum. Sabah uyandığımdan beri böyleydi. En azından bugün okulun olmamasına seviniyordum. Bu şekilde gitmek istemezdim sonuçta. Zaten yeterince sorunlu insanlarla doluydu. Bir de onlarla birlikte bu baş ağrısı hiç çekilmezdi.

Saat henüz sekizdi. Güneş yeni doğmuştu ve artık bundan sonra uyumam mümkün değildi. Belki de bir ilaç atmalıydım ağzıma. Daha önce hiç bu kadar şiddetli ağrı çekmediğimden aklıma başka bir yöntem gelmiyordu şu anda.

Belki de biraz daha beklemeliydim. Birazdan geçerse boşuna içmiş olacaktım çünkü. İlaçların ne kadar sağlıksız olduğunu herkes bilirdi. Anneannemden bana bitki çayı tarifi vermesini mi istemeliydim? Evet, bu olabilirdi ama evdeki herkes hala uyuyordu. Beklemem gerekiyordu. Bekleyebilirdim. Uzun zamandır ağrının geçmesini bekliyordum zaten. Biraz daha bekleyebilirdim. Bu benim için bir sorun değildi.

Yatağıma oturdum. Kafamı eğdim ve gözlerimi kapattım. Bu bana iyi gelir miydi, bilmiyordum. Sadece zaman öldürmeye çalışıyordum.

Birkaç dakika boyunca bu şekilde ona dayanmaya çalışırken hiçbir işe yaramadığına kanaat getirerek geri kalktım. Oturunca daha çok ağrıyordu sanki. Bu şekilde bir nebze de olsun geçiyordu.

Odamın içinde bilmem kaçıncı turumu atarken çalışma masama takıldı gözüm. Niye her zamankinden bu kadar farklı görünüyordu? Normalde kitaplarım masanın üzerinde durmazdı. Onları küçük bölmeye yerleştirirdim. Dün neler olduğunu da hatırlayamıyordum. Düşünmeye çalıştıkça baş ağrım çoğalıyordu. Ağrının bir sınırı yok gibiydi.

Önemsememeye çalışarak kitaplarımı yerine yerleştirirken arasında tüylü günlüğümü bulunca garipsedim. Uzun zaman önce bir şeyler karalamayı bırakmıştım. Evden herhangi biri okumaya çalışırsa çok üzülürlerdi. O yüzden bir şey yazmak gelmiyordu içimden. Artık yazacak kadar hevesim de yoktu zaten ama o zaman neden buradaydı? Onu tozlu raflarımın arasında çürümeye bırakmıştım halbuki.

Günlüğümü elime alarak eskiden yazdıklarımda göz gezdirdim bir müddet. Buraya geldiğimizde almışlardı bana. Ben de buraya alışma sürecimle ilgili her şeyi yazmıştım. Yazım da oldukça kötüydü. Başlarda İngilizce yazmaya çalışmış ve sonradan Türkçeye dönmüştüm. Çoğu yazdığımı da anlayamıyordum şu anda.

En azından o günlerde hayatım daha yaşanabilir durumdaydı.

Gülümsemem son sayfayı görmemle yüzümde donmuş ve kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Son sayfa da dünün tarihi vardı ve bu yazı benimkinden oldukça farklıydı.

Merhaba güzel günlük,

Bugün her zamanki gibi erkenden kalktım ve okula gittim. 16 yaşımda bir genç olarak artık sorumluluklarımın farkındaydım. Kendime bir program hazırlamış üniversite sınavına hazırlanıyordum ancak canım bugün böyle yapmak istemedi. Evet, biliyorum ders çalışmalıyım ama bugünlük kendime bir ödül vermek istedim. Her zaman çalışıyordum zaten. Bir günden kimseye zarar gelmezdi, değil mi?

Okula girdiğim gibi zorba tayfanın kenarda beni beklediğini gördüğümde tek yaptığım şey gülümsemek oldu. Kimse okulu sevmiyordu. Buna ben de dahildim ama zorbalar hayatımızda olduğunda okula gitmek daha zor geliyordu ve işte o zaman okuldan nefret etmiyordun. Ölmek istiyordun.

"Hey Ahsen!" diyerek bana seslendi obez. Evet, o kıvırcık obez oğlandan bahsediyorum. Besili bir inek gibi. Kilolu olduğu için kendisinden zayıf olanları zorbalayarak komik olmaya çalışıyordu.

"Niye durmuyorsun sümüklü böcek!" Peşimden geliyordu. Saçlarıma uzanacağını hissettiğimde saniyeler içinde bileğinden yakalayarak ters çevirip beline yasladım. "Ne istiyorsun obez?" dedim kulağına doğru. Sesim ölümcül bir yılanın tıslamasına benziyordu. Hareket etmemesi için de baskı uygularken, "Zarif bilediğini kırmamı ister misin?" dedim. Onun yutkunduğunu duyabiliyorken diğerleri de bize yetişti.

"Ne yapıyorsun sen?" Bu da grubun en çirkin kızıydı. Gözlüklerinin camları neyse de burnu Pinokyo'nun yalan söyledikçe uzayan burnundan daha uzundu. "Ne yapıyormuş gibi görünüyorum?"

"Bırak onu! Yoksa seni şikayet ederiz!" dedi diğeri. Bu da 150 cm bile boyu olmayan zorbaydı. Hepsinin çok fazla kusuru vardı ve bundan utanmayıp bir de benimle uğraşıyorlardı. Bunlar benim dengim bile değildi.

"Edin. Bekliyorum." Obez can çekişirken 150 bana saldırmak istediğinde tek yapmam gereken şey elimi kafasına koymak olmuştu. Evet, ciddiyim. Elini kafasına koyunca ne kadar üzerime yürümeye çalışırsa çalışsın bir milim oynayamamıştı yerinden.

Dişleri de yamuk olan oğlan kenara geçip kollarını bağlamış bir şekilde bizi izlerken bana hayran olduğunun farkındaydım. Sıska ve uzundu bu da. Hepsi de bir şekilde birbirini tamamlıyordu.

Obezin bileğini biraz daha büktüğümde acıdan ağlayacak kıvama geldi. Diğer kısa olan da yere düşerken koridordaki herkes artık bizi izliyordu. Burnu uzun olan ise kendini geri çekmişti. "Bana bir daha bulaşırsanız bu sefer ki gibi nazik olmam!" Kiloluyu da bıraktıktan sonra hepsine tek tek baktım ve o an okulun yıldızı olduğumu biliyordum.

Bunlar havlayıp da ısırmayan cinstendi. 2 hareketimle korkudan altına kaçıracak raddeye gelmişlerdi. Keşke zorbalıklarına katlanmak yerine daha önce hadlerini bildirseydim. O zaman hayatım daha güzel olur ve ölmeyi de düşünmezdim.

Ardından sınıfa doğru yürüdüm ve günümü bu şekilde başlattığım için kendimle gurur duydum. Bundan sonra bana asla bulaşamayacaklardı. Ha, bu tekrardan yapmayı düşünürlerse işte o zaman elimden sağ kurtulamazlardı.

Günlüğü kapattım şokla.

"A-ama ben bir şey yapmadım. Bunları ben yazmadım." Korkuyla bir kenara fırlattım onu.

Günlük bana aitti ama yazılanlar bana ait değildi.

Tüm bunları ben yaptım. Merak etme kimseye söylemeyeceğim.

Etrafımda yankılanan sese baktım. Neredeydi o? Neden göremiyordum onu? Biri bana şaka yapmıyorsa bu neyin nesiydi?

Flashback end

Hedefi tam 12'den vurduğumda silahı yerine bıraktım sevinçle. Her zaman bir numaraydım!

"Ya ben senin kadar iyi yapamadım." İlayda söylenerek memnuniyetsiz ifadesiyle bana baktı. "Sıkıldım. Gidelim buradan." Çabuk pes ediyordu. "Tamam, gidelim." Ben de bir miktar sıkılmış olabilirdim.

İlayda benden önce davranarak alandan ayrılırken peşinden gittim.

"Partinin başlamasına az kaldı. Acele edelim biraz." Tatlı kız beni kendisiyle sürüklerken, "Hiç gitmedim oraya. Beni dışlarlarsa olay çıkarırım bak." dediğimde güldü. "Öyle bir şey olmayacak. Olursa ben de olay çıkarırım zaten." Aslında buluşmamızın amacı partiye gitmekti. Biraz erken davrandığımız için vakit geçene kadar atış yapmaya karar verdik ama İlayda çok dayanamayıp pes etti.

Attığım her adımda arkamdan önce bir his olarak geldi. Ardından ense köküme yerleşen sebepsiz bir ürperti belirdi. Sonra, kendi adımlarımızın yankısı olmadığını anladığım o an... Kaldırım taşlarındaki ritmin bozulduğunu fark ettim. Burada sadece ikimiz yürümüyorduk.

Oraya baktığım an bu tekinsiz oyunun kuralları değişecek ve gölge ete kemiğe bürünecekti ancak ben bundan korkacak biri değildim ve tahminim doğruysa kimin bizim peşimizde olduğunu ve neden takip etmeye devam ettiğini biliyordum.

Hızla o tarafa döndüğümde Tamer de aynı profesyonellikte kayboldu. Onun nefes alış-verişinden dahi tanıyordum. İlayda ise bir şey fark etmedi.

"Okuduğum bölümden pek memnun değilim." diye bir konu başlattı İlayda. "Neden? Bir şey mi yaşadın?" Kafasını olumsuzca salladı. "Kötü bir şey yaşamadım. Sadece bana göre olmadığını fark ettim. Başka bir bölüme geçiş yapsam mı, emin değilim." İlk defa bu kadar mutsuz görüyordum onu. "Eğer geçmek isteyen tarafın ağır basıyorsa hiç bekleme. Hemen geç."

"Ama bunu yaparsam da başka bir şehre gitmem gerekecek."

"Mutlu olacaksan bence buna değer."

"Beni destekliyor musun?"

"Biz arkadaşız. Elbette seni destekleyeceğim." Arkadaş kelimesini duyunca bundan hoşlanır gibi oldu. "Arkadaşım olduğun için çok mutluyum. Başta benimle bir daha görüşmeyeceksin sandım ama öyle yapmadın." Ben de görüşmemeyi düşündüm fakat içimdeki ses seni yalnız bırakmamam gerektiğini söyledi bana.

"Peki ben başka şehre gidersem görmeye gelecek misin?" dedi hevesle. "Geleceğim. Hatta birkaç gün de kalırım." Kollarını bana doğru açtığında yüzüm buruştu. Hadi ama! Sarılmak zorunda mıydık?

Ona karşılık verdiğimde sarılışımız kısa sürmüş ve İlayda bundan faydalanıp koluma girmişti. Sanki beni kaybetmek istemiyor gibiydi. Arkadaşlığımız güzel gitse de bunun sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordum. O yüzden de arkadaş olmamamız bizim için en iyi seçenekti ama ben kendime koyduğum bu kuralı umursamayıp onunla takılmaya başlamıştım.

"Tamam, o zaman yatay geçiş için hazırlıklara başlayacağım!"

"Ailen ne diyor bu duruma?"

"Henüz onlarla konuşmadım." dediğinde ağzım açıldı. "İlk bana mı bahsettin yani?" 32 diş gülümsedi. "Önce senin fikrini almak istedim. Ondan sonra onlarla konuşurum diye düşündüm." Sanırım kendimi bu konuda şanslı hissetmeliydim.

"Neden bana öyle bakıyorsun? Mantıklı bir karar vermemde bana yardımcı olacağını bildiğim için sordum." Ben mi mantıklıydım? Benim kararlarım olsa olsa mantıkdışı olurdu. Gerçekten de öyleydi ama. "Ailenle ne zaman konuşacaksın?" dedim konuyu kendimden uzaklaştırmak adına.

"Bu akşam açarım konuyu. Onlar da olumlu karşılarsa hazırlıklara başlayacağım." İyi bari akşam konuşacakmış. Ben kapıda vedalaşırken konuyu anlatır sandım da.

"Orada tek başına yapabilecek misin?"

"Bilmiyorum. Deneyeceğim." Biraz umutsuz görünüyordu. Hayallerine kavuşmak istiyorsa bir müddet sancılı süreçlere katlanmak zorundaydı. Keşke onun için daha fazla şey yapabilseydim. Benim yerime Ahsen onunla arkadaş olsaydı daha mı güzel olurdu acaba?

"Aman canım şimdi bunun için mi endişeleneceğiz? Şimdilik eğlenelim. Sonrasını ailemle konuşunca düşünürüz." Neşeli bir şekilde saçlarını bir oraya bir buraya savurarak ilerledi önümden. Kurduğum birkaç cümleyle büyük bir karar aldığına şaşırmamı da bir kenara bıraktım.

Sağda kalan sokağa girdiğimizde sarı bir bina kadrajıma girdi. "Burada verilecek parti." Klasik bir doğum günü partisine gelmiştik ve gece kulüpleri kadar eğlenceli geçmeyeceğini bilsem de İlayda için kabul etmiştim. Onun için bir süre katlanabilirdim.

Beraber binaya geçip dairenin önüne geldiğimizde pembe elbiseli bir kız karşıladı bizi. Kendisi doğum günü kızı olmalıydı. Oldukça şık giyinmişti. Biz yanında biraz fakir gibi görünüyorduk. "Hoş geldiniz İlayda." diyerek bizi içeri davet etti. İkisi birbirine sarıldıktan sonra, "Bu arkadaşım Victoria." deyip bana döndü. "Bu da Nur. Ortaokuldan arkadaşım." Üniversiteden pek bir arkadaşı yoktu galiba.

"Memnun oldum Victoria." Nur'un uzattığı eli sıktım. "Ben de." Kendisi oldukça zarif bir görünüme sahipti. Evlerinin 2 katlı olduğunu da salona geçerken fark ettim. Gerçi bu çok da gerekli bir bilgi değildi.

Nur'un pamuk şekerini andıran pembe elbisesi, camdan giren rüzgarla hafifçe dalgalanırken kendisi yürüyen bir bahar dalı gibi oradan oraya koşuşturup arkadaşlarını hoş tutmaya çalışıyordu.

"Bu kızla iyi arkadaşsın gibi." Kafasını salladı İlayda. "O benim en gri günüme renkli bir fırça darbesi atan hayat dolu bir kız." Bugüne kadar duyduğum en güzel betimleme olabilirdi. "Ama şimdi o kadar yakın değiliz." Keşke yakın olsalarmış. Benden daha çok iyi gelirdi ona.

Çantasından bir hediye paketi çıkardığında, "Ben hediye almayı unuttum." dedim. Evet, sahiden unuttum. İlayda bana doğum günü partisine gideceğimizi söylemişti ama ben hediye almayı unutmuştum!

"Ben ikimiz adına aldım zaten."

"Ne kadar verdin? En azından bir kısmını ben ödeyeyim." Elimi cüzdanımı aramak için kaldırırken beni durdurdu. "Ne parası Victoria? Biz arkadaşız." Bir şey dememe izin vermeden hediyeyi herkesin koyduğu yere bıraktı ve yanıma geri döndü.

"Senin bu yaptığın-"

"Hediye konusunda anlaştık sanıyordum." Tek kelime ettirmedin ki! Nasıl anlaştık, anlayamadım doğrusu.

...

Partinin bitiminde İlayda ile vedalaşarak orada ayrılırken Tamer'e bakındım. Muhtemelen buraya kadar gelmişti. Tek başıma dönmek yerine biraz başını şişireyim istiyordum da kendisi görünmüyordu. Pes edip dönme ihtimali de düşüktü. İşi çıksa bile peşimden ayrılmazdı genellikle.

"Bana mı bakınıyorsun?" Arkamdan gelen sesle ufak çaplı bir şok geçirip hemen kendimi toparlayarak ona döndüm. Korktuğumu görürse benimle dalga geçerdi çünkü. "Evet, sana bakınıyordum. Sabahtan beri peşimde köpek oldun da. Aç kalmışsındır diye birkaç kemik atacaktım."

"Biz hiçbir zaman anlaşamayacağız, değil mi?" İşaret parmağımı kendisine tutup göz kırptım. "Tam da üstüne bastın." Partide de çok fazla kendini beğenmiş insanın arasından zor kurtulmuştum zaten. Bir de yetmediği gibi Tamer'le de uğraşmam gerekiyordu. Cidden çok zor bir hayatım vardı.

"Planımızı yürütmemiz gerektiğinin farkındasındır umarım."

"Poyraz henüz hediyeleri için olumlu bir harekette bulunmadı Tamer. Şu anlık beklemekten başka bir çaremiz yok, biliyorsun." Ahsen'in berbat çiçek fikrini aynen uyguluyordum işte. Benden daha ne istiyordu? O ikisinin yerinde olsaydım çoktan bir otel odasının adresini göndermiş olurdum. Bunlar gibi sahte bir hesap açıp Poyraz'a yazmakla uğraşmazdım.

Bir dakika! Bu mükemmel bir fikirdi.

Poyraz'ı otel odasına davet edecektim. Evet, bunu beğenmiştim.

"Aklından ne geçiyor yine?" dedi bıkkınca. "Anlatsam anlamazsın."

"Hayrola birader! Bayanı mı rahatsız ediyorsun sen?" 2 tane ne oldukları anlaşılmayan iki adam bize doğru geldiğinde aklımdaki tek şey bana bayan demesiydi. Tamer de açıklama yapmak için dudaklarını araladı. "Hayır, o benim," dedi ve bana baktı. Yarım kalan cümlesinin kelimeleri zihninin eşiğinde bir arafın içinde sıkışmış gibiydi.

"O benim," Bakışları, sanki bir zamanlar anlam dolu olan ama şimdi çözemediği eski bir haritayı inceliyordu adeta fakat o anlam dolu olan harita Ahsen'di. Ben onun için eskisi bile değildim. "Arkadaşım."

Yaşadığı bu karışıklık da neydi? Bir anlığına Ahsen olmadığımı unutmuş, sonrasında hatırlamış olmalıydı. Tamer'in de aklı gidip geliyordu artık. Babamın ailesiyle takılmaktandır muhtemelen.

"Aynen kardeşim biz de inandık arkadaşın olduğuna." Konuşan kişi Tamer'in üzerine yürürken diğeri de bana doğru yaklaştı. "Korkmayın bayan. Onu şimdi sizden uzaklaştıracağız." dediği gibi çantamı tuttuğunda, "Karşılığını vermeyecek misiniz bayan?" diyerek daha çok asılırken ben de tüm kuvvetimle geri çektim. Ne diyordu bu düşük IQ'lü?

"Ne karşılığında bahsediyorsun pislik!" Sinir yüklemesi yapılan bedenimle birlikte kafamı kemik yığınına geçirdim. Kendisi de alnını tutarak geriye çekilip dudaklarını ısırdı. "SEN NE YAPIYORSUN BAYAN!" Hala bayan diyor geri zekalı herif!

"Canın dayak çekiyor sandım. Tüh!" dedim yapmacık bir ifadeyle ancak pes edeceğe benzemiyordu. Tamer'de arkada dayak yiyordu kesin. Akşam akşam niye böyle bir şeye katlanmak zorunda kalıyordum ki ben?

"Gel gel." Elimle işaret gönderirken çantamdan çıkardığım tornavidama öpücük kondurdum. Onu çok sevdiğimi daha önce söylemiş miydim? Ardından da İlayda ile atış yaptığımız poligonda olduğumu hayal ederek tornavidayı az önce darbe aldığı yere doğru fırlattığım gibi yine tam 12'den vurmayı başarırken adam arkasında ki sokak lambasına çarpıp yere düştü.

Vay canına!

Kendimden etkilendim.

Tamer'den de bir ses gelmiyordu. Neredeydi ki bu?

Ona bulmak için bir o tara bir bu tarafa bakarken birkaç adım gerimde ağzı açık bir şekilde beni izlediğini gördüm. "Ne? Neden öyle bakıyorsun?" demememe rağmen bir tepki vermedi. Tamam, tornavidayı fırlatınca adamın çarpıp düşmesini ben de beklemiyordum. Bana da o an biraz sürpriz oldu.

"Adamı 2 hareketinle bitirdin mi cidden?" diye sorunca endişelenip alnına koydum elimi. Gözleri yuvalarından çıkacaktı neredeyse. "Ateşin de yok. Sen iyi misin?"

"Victoria beni de dövmezsin, değil mi?"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

______

Uzgunum pek musait degildim anca atabildim👉👈

yazarken eglendim bayagii victoria mukemmel ya lsdhflsdfn

siz nasil buldunuzz

 

 

 

 

Bölüm : 25.05.2026 23:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...