4. Bölüm
Flower / Çift Kişilikli Plan / 4| Hatırlatırım ben de senin kardeşinim.

4| Hatırlatırım ben de senin kardeşinim.

Flower
zeyzeynepp

Flashback

"Senin annen baban yok mu?" Gözyaşları içinde bana soru soran kadına kaldırdım kafamı. Benimle konuşurken yüzü çok donuktu. Soğuktu. O zaman neden soruyordu? Korkmuştum.

Hem benim annem, babam var mıydı ki? Annem vardı ama babam neredeydi? Yine onların yanında mıydı? Evet, öyleydi. Babamın farklı bir ailesi vardı. Annem bana öyle söylemişti ama neden bizi de ailesine almıyordu? Ben ve annem onun ailesinin neden dışındaydık?

"Benim annem-" dedim yola bakarken. Bugün ilk kez kreşe gönderilmiştim ve annem beni alana kadar oturup ağlamıştım. Şimdi ise çıkma vaktimiz gelmişti. Annemin gelip beni alması gerekiyordu ama o yoktu. Beni bıraktıktan sonra geleceğini söylemişti. O zaman neredeydi ki? Beni burada unutmuş muydu? Bundan sonra onu bir daha göremeyecek miydim?

"Annesini aradım ama açmadı." Yanımda duran öğretmen, kadına cevap verirken küçük küçük akan gözyaşlarımı sildim. Beni alacaktı ama almamıştı. Annem bir daha yanımda olmayacak mıydı?

"Anladım öğretmen hanım. Biz de gidelim artık. Emirhan sen de arkadaşına bay bay de." Annesi bana doğru eğilirken adını daha yeni öğrendiğim sınıf arkadaşım bana el salladı ve mutlu mutlu uzaklaşarak gittiler. Herkesin annesi çocuğunu almaya gelmişti. Peki benim annem niye gelmemişti?

"Öğretmenim," dedim ağlamaklı sesimle. "Annem kaybolmuş bence. Yoksa gelip beni alırdı." Biz daha önce buraya hiç gelmemiştik ki. Kesinlikle kaybolmuştu. Beni arıyordu ama bulamıyordu. Ben de buraları hiç bilmiyordum ki. Onu çıkıp nasıl arayacaktım? Bağırsam sesimi duyar mıydı?

"Olabilir Ahsenciğim. Biraz daha bekleyelim. Annen bana dönüş yapmazsa ben onu tekrar ararım canım. Ağlama artık, olur mu?" Mendille yüzümü temizledi ve biz biraz daha bekledik ama annem gelmedi. Beni istemiyor muydu? O yüzden mi almaya gelmemişti? O da kendine bir aile mi bulmuştu?

Kaldırım da beklemeye devam ederken karşımızda beyaz bir araba durdu. "Bengü hanım siz misiniz?" dedi tanıdık bir ses. Hayır ama annem gelecekti!

Öğretmenim de 'evet' dediğinde babam arabadan indi. "Ben Ahsen'in babasıyım. Annesi bugün gelemeyecek. Onu benim almamı istedi." Babam bana doğru elini uzatırken öğretmenim bana baktı. "O, senin baban mı?" diye sordu. Onunla gitmeyi hiç istemiyordum ki ben.

"Öğretmenim ben bu adamı tanımıyorum." Annemi istiyordum. Onu değil. O beni sevmiyordu.

"Ahsen, güzel kızım öğretmenine neden yalan söylüyorsun?" Babam dizlerini kırarak bana doğru eğildi. Sesi pamuk kadar yumuşak olsa da yüzünde ki ifade asla öyle değildi.

"Öğretmen hanım bu bizim fotoğrafımız." Telefonundan bir şeyler gösterdikten sonra babam, "Şimdi gidebilir miyiz?" dedi. Hayır, öğretmenim ben onunla gitmek istemiyorum. Beni ona bırakmayın.

Öğretmenim ise omzumu okşadı. "Ahsenciğim böyle durumlarda şaka yapmayalım, olur mu? Ben şimdi seni babana bırakıyorum. Yarın yine görüşürüz. Yemeğini yemeyi unutma. Erkenden yat. Sabah olunca da buraya gelmeyi unutma." Saçımdan küçücük öpüp babama da bir şeyler söyledikten sonra giderken babam da hızlıca beni kolumdan tutup arka koltuğa atar atmaz kapıyı sertçe kapatmıştı.

"Başımın belaları." diyerek mırıldanıp arabayı çalıştırdı. Arka koltukta kardeşlerim de oturuyordu ve tabletten oyun oynuyorlardı. Benim geldiğimden haberleri bile yoktu.

"Ahsen!" Sesi ormanlar kralı aslandan daha çok korkutucu çıkan babam adımı seslendiğinde olduğum yerde korkup titredim. "Bu adamı tanımıyorum da ne demek, ha! Ne saçmalıyorsun sen?" Yukarıdaki aynadan bana bakarken bacaklarımı karnıma çektim.

Bazen ondan çok çok çok korkuyordum.

"Annem nerede?" dedim titreyen bedenimle. Arabayı o kadar hızlı sürüyordu ki korkuyordum. Sanki arabalarla yarış yapıyorduk ama babam yarış yapmıyordu. Sinirli olduğu için hızlı sürüyordu. Herkes onun yüzünden korna çalıp duruyordu.

"Bu akşam bizimle kalacaksın! Anneni unut." Kendi kendine söylenerek arabayı sürmeyi devam etti.

Tablet oynayan kardeşlerim babamın sesinden korkup bırakırlarken bana sadece bir süre bakıp birbirlerine sarılmışlardı. Onlar her zaman kavga ederlerdi ama bazen de birbirlerini çok severlerdi. Beni de hiç yanlarına almazlardı. Oyun oynamak istediğimde oynamazlardı. Ben de oturup onları seyrederdim.

"Evde kavga, gürültü istemiyorum. Kardeşinizle iyi anlaşın." O ikisi babama kafa sallarken yol boyunca camdan dışarıyı seyrettim.

Anneciğim beni nasıl almaya gelmezsin? Ben sensiz orada ne yapacağım? Bana hep kötü davranıyorlar. Beni sevmiyorlar. Beni itiyorlar. Oyun oynamıyorlar. Kardeşlerimin annesi de bana sürekli kötü sözler söylüyor.

Flashback end

Nefessiz kalarak gözlerimi açtığımda o evde değil de kendi evimde olduğumu fark ettiğim an kalbim hızlı çarpmayı bırakmış, bedenim sakin moda geçiş yapmıştı. Bazen hiç beklemediğim anlarda geçmişimi rüyalarımda görüyordum. Bunları yaşadığım için oldukça gerçekçi bir şekilde o zamanlar sarstığı gibi yeniden sarsarak beni uyandırıyordu.

Yüzüme su çarpmak için yataktan kalkıp banyoya girdim. Tamer'in evde olmaması hem iyi hem de kötü olmuştu. İyi olmasının sebebi beni bu halde görüp endişelenebilir ve şirkete göndermek istemeyebilirdi. Kötü olmasının da sebebi yapayalnız kaldığım için içimde çığ gibi yükselen bir korkunun var olmasıydı. Kendimi kaybedersem ve o burada olmazsa ne yapardım, diye düşünmeden alamıyordum kendimi.

Yüzümü yıkadıktan sonra aynada kendime bakarken ellerim yüzüme gitti. Tenim bembeyazdı. Gözlerimin altı ise mosmordu. Bütün gece iyi uyuduğumu hatırlıyordum halbuki. O zaman bu neyin nesiydi?

Benim ben.

Senin diğer benliğin, Ahsen.

Bu ses-

Kulaklarımı tıkadım duymamak için. Zihnim yine bana oyun oynuyordu. Ben söylemiyordum ki bunları. Diğer benlikte ne? Öyle bir şey yoktu. Olamazdı. Sadece ben vardım.

Olduğum yere çöküp bacaklarımı kendime çektim. Bir yandan da derin derin nefes alıp vermeye çalışıyordum. Ruhum çekiliyor, kendimi kaybediyordum.

O, içimde susmak nedir bilmeyen karanlık odanın anahtarıydı. Bana kapıyı açıyor ve bir karadelik gibi içine çekiyordu. Haykırmak istediğim ne varsa yapamadığım için yüzüme çarpıyordu. Ağlatıyordu beni, bazen delirtiyor, bazen de hissizleştiriyordu.

Sesi hala kulaklarımda yankılanırken soğuk duvara sindim iyice. Uzun zamandır onunla iletişim kurmadığım için bir ihtimal yok olabileceğini sanarak planımı başlatmıştım ama o sanki bugünü bekliyormuşçasına bir bukalemun gibi gizlemişti kendini.

Yaşadığım sorunlar yetmiyormuş gibi bir de onunla uğraşıyordum. Beni ele geçirmemesi için direniyordum. Kendimi kontrol etmeye çalışıyordum. Tamer ve ben bunun için çok uğraşıyorduk. Çabasının boşa gittiğini öğrenmesin diye belli etmiyordum ama artık dayanamayacağımı hissediyordum.

Ben bunu hak edecek ne yapmıştım?

Sesin tamamen kaybolup kaybolmadığından emin olmayarak kalktım. Burada bu şekilde daha fazla duramazdım. İşe gitmem gerekiyordu. Dimdik karşılarına dikilip kolay kolay yıkılmayacağımı göstermem gerekiyordu. Ağlamanın zamanı değildi.

...

"Şu an ortalık sakinken topladığım kağıtlara bir bakalım." dedim Tamer'e. Erkek kardeşlerimin kavgasından sonra etrafa saçılan kağıtlardan bahsediyordum. Abim kağıtları sadece bir kere sorduktan sonra bir daha lafını açmamıştı. Benim aldığımı bilip bilmemesiyle çok ilgilenmiyordum. Onlara göre ben zaten güçsüzdüm. Küçük bir darbe de un ufak olurdum. Doğruyu söylemek gerekirse beni kolay lokma gibi görmeleri işime geliyordu.

Kağıtların hepsini çıkarıp masaya dizdim. Elimde çok daha fazlası olmasını sterdim ama o kargaşa da bu kadarını toparlayabilmiştim.

"Her şey Bartu'nun söylediği gibi. Abimin plan projeleri çok kötü." dedim göz gezdirirken. "Evet, haklısın. Hepsi de ölü yatırım gibi görünüyor ama şunlara bir baksana." Elindeki kağıdı bana uzattı. "Bu geçenlerde açılışına katıldığımız alışveriş merkezine benzeyen bir yer. Farkındaysan o da, bu da biraz tenha gibi bir yerde." Ben bu kağıdı fark etmemiştim. Aklım direkt arazilere bakmaya itmişti beni.

Tamer'in dediğine gelirsek de etrafa bakınca ağaçlık bölgelerin çok olduğunu hatırlıyordum. Yine de gürültülü bir ortamdı.

"Burada yazan rakamlara bakarsak hepsi kiraladıkları mağazadan gelmiş gibi gösterilmiş."

"Bu rakam kiralara göre normal olmadığını mı söylüyorsun?"

"Evet, orada bir şeyler dönüyor olabilir. Abin şirkete çok da katkı sağlamayacak yerleri seçip burada bir işler çeviriyor bence. Baban şüphelenmesin diye de bazı yerlerden uçuk rakamlarla şirkete para girmesini sağlayıp kar ettiğini kağıtlar üzerinde gösteriyor."

O yüzden babamın gözdesi miydi?

"Bunlardan babamın haberi ya varsa?"

"Onu bilmiyorum. Gidip kendimiz öğreneceğiz."

Öğrenelim bakalım.

"O zaman önce nereye gidelim?"

"Kağıtta yazan alışveriş merkezine. Kapanmasını bekleyip daha kolay hareket ederiz. Tabii bunun yerine abini de takip edebiliriz. Bu işimizi daha da kolaylaştırır."

Abim her ne çeviriyorsa akşam saatleri yapıyor olmalıydı çünkü gün içinde onu sürekli olarak burada görüyordum. Zeki, dürüst, ahlaklı bir ifade takınarak geziniyordu. Her zaman sakin kalıyordu. Mantıklı konuşup karşısındakinin aklını çeliyordu. Şu anda da kendisine birkaç beden büyük gelecek bir mankenle evliydi. Bunu nasıl başardığını öğrenmeme gerek yoktu. O gerçekten her şeyde iyiydi. Ona hayranlık duymuyordum ama iyi olduğunu da inkar edemezdim.

Kağıtlara bakmayı sürdürürken hışımla odama giriş yapan Bartu yüzünden saklamaya zamanım yetmemiş, sadece olduğum yerde bakakalmıştım.

Ne zaman kapıya vurması gerektiğini öğrenecekti?

"Siz ne yapıyorsunuz burada?" Gözleri masamın üzerinde ki kağıtlardaydı. Sanırım bunu tek bakışta anlamış olacak ki tamamen içeri girerek kapıyı kapatmıştı. "Bu kağıtlar o gün benim dağıttıklarım değil mi?" diye sorduğunda bir ışık yandı benim için. Bu kesinlikle işe yarayacaktı.

"Siz o gün kavga ederken bunları yerden topladım. Neden abime kızıp durduğunu anlayamadığım için kendim incelemek istedim." dedim masum bir ifade takınarak. "Şirketteki herkes çok şaşırdı ve kağıtlar hakkında konuşmaya başladılar. Hatta birkaçı almaya çalıştı da ben kurtardım onların elinden. Ellerine bir geçse abimle ilgili tüm gerçekler ortaya dökülecekti. Zor kurtardım cidden."

"Ne gerçeği?" Kaşları çatılı ve sinirli görünmeye çalışan bir adam vardı karşımda ancak bakışlarının ama o benim gözümde meraktan çatlayan bir ergendi sadece.

"Abimin bu araziler de gizlediği şeyler var."

"Ne gizleyecek ki? Altın falan mı?" Kendi kendine gülerken Tamer'le göz göze geldik. Beni onaylar şekildeydi bakışları. Tam da kafamızda kurduğumuz gibi ilerlediğimize inanamıyordum. Abim gerçekten mükemmel imajının altında sakladığı birçok şey vardı.

"Sen sadece abinin önerileri üzerine avm, ofis gibi inşaatlar yapılan yerlerin ne kadar verimsiz araziler olduğunu incelemişsin. Gelirlere hiç bakmamışsın." dedi Tamer.

"Babam da tam da bundan dolayı takmıyordu beni. Ben de abimin arada da olsa başardığını düşünüyordum. Demek öyle değilmiş. Siz ne buldunuz ki? Abim oralar da ne yapıyor olabilir?"

"Biz de bunu öğrenmek istiyoruz ama sana bu konu da güvenebilir miyiz ki?"

"Bana neden güvenmeyecekmişsiniz Ahsen? Gidip abime yetiştireceğimi mi zannediyorsunuz?" Ellerini cebine yerleştirdi ve odamda bir tur attı. "Onu yıkma hayallerimin olduğundan bihaber olduğunuz için böyle konuşuyorsunuz. Babam hep abimi yanında tutuyor, görüşmelere onunla gidiyor. Beni yanında istemiyor. Bunun bana ne kadar kötü hissettirdiğini bilemezsiniz. Abim kadar olamasam da ben de burada çalışıyorum. Şirketimiz için çabalıyorum ama nedense babam için yalnızca sorun çıkaran evlat benim."

"Babam hep abime mi güveniyor?" Aslında bunu fark etmemiştim. Uzun süredir burada olmadığımdan olabilirdi.

"Evet, öyle. O ne derse doğru olduğunu düşünüyor. Bakma onu da bizimle azarladığına. Güya 'evlat ayrımı yapmıyorum' demeye getiriyor. Eskiden sana da, bana da, abime de aynı davranırdı ama o büyüdükçe üzerine düşmeye başladı. Bir anda onun tarafını tutar hale geldi. Mirası için en uygun adayın da o olduğunu düşünüyor. Sana, bana bir şey kalmaz."

"Anladım o zaman biz de babamın gözüne girmek için abimi takip etmeliyiz." dedim. Miras umurumda değildi. Kalsın veya kalmasın... Ben herkesin mutsuz olmasını, hayatından bezmesini istiyordum. Canları yanmalıydı. Tüm gün acı çekerek yaşamaları gerekiyordu ki beni anlayabilsinler. Anca öyle intikam ateşim soğurdu.

"Tamam, takip edelim. Ben varım."

"Sana güvenebilir miyim?" Sorumu yineledim. O ise göz devirdi. "Sabahtan beri burada ne anlatıyorum Ahsen? Abimi, kendi öz abimi yıkmak için seninle anlaşıyorum. Bana güvenmeyeceksin de kime güveneceksin?"

"Hatırlatırım ben de senin kardeşinim."

"Evet, sen babamın evlilik dışı ilişkisinden doğan bir çocuksun."

Hala aşağılamaya devam ediyordu. Bana söylediği tüm sözler için en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermiyordu. Zaten sevse de sevmese benim için hiç fark etmezdi. Biz başından beri kardeş olamamıştık. Ben onlar için fazlalıktan başka bir şey değildim. Muhtemelen babamın gözüne girdikten sonra bana tekmeyi basacaktı. Elinden gelse şirketten de attıracağına emindim ama bunların hepsi onunla iş birliği yapmayacağım anlamına gelmiyordu. O, benim oyunumun önemli bir piyonuydu.

"Yani kısacası bana güvenebilirsin. Sana zarar vermem ya da babama ispiyonlamam. Hakkında dedikodu da yaymam."

Ne çirkef biriydi!

Elini bana uzattı. "Benimle abimi yıkmaya var mısın?" Kendinden emin görünüyordu. Aslında aptal ergenin tekiydi. Ben ve Tamer hayatında olmasak hiçbir şeyin farkında olmayarak hayatına öyle bomboş devam ederdi kesin.

Düşüncelerimin arasından sıyrılıp elini sıktım. "Varım, Bartu. Umarım üstesinden gelebiliriz."

"Geliriz, geliriz."

Ellerimiz ayrıldıktan sonra Tamer, "Burada daha fazla oyalanıp dikkat çekmeyin. Odanıza dönün. Sonrasında sizinle iletişime geçeriz." dedi. Bartu bir şey demeyerek odadan çıkmış ve onun gittiğine emin olunca sessizce ellerimi birbirine vurarak bizi alkışlamıştım.

"Çok kolay oldu."

"Evet, çok kolay oldu ama biz yine de dikkatli olalım. Her an döneklik yapabilir. Yakalandığımız an bizi satacakmış gibi bir havası var."

"Aynen. Onu ben de sezdim. Babama yaranmak için her şeyi yapar o." Bundan dolayı da kimseye güvenmiyordum ya zaten. Herkes benim düşmanımdı. Oyunum bitene dek onlara katlanmam gerekiyordu sadece. Sonrasında bir daha yüzlerini görmeyecektim.

Kaküllerimi gözlerimin önünden iterek kağıtlara bir daha göz gezdirdim.

"Abim onu izlediğimizi anlamaması için kıyafetlerimizi de değiştirelim." Tamer kafasını salladı. Bir işe kalkışıyorsak en iyi şekilde hazırlanmamız gerekiyordu. Bartu da onu düşündüğümü sanması için yanımızda ona da bir şeyler getirmeliydik.

"Ahsen bir şey soracağım ama bana dürüst olmanı istiyorum."

"Ben sana karşı her zaman dürüstüm. Ne istiyorsan sorabilirsin sevgilim." dedim tatlı bir dille. Bana ne zaman bir şey sormak istese geriliyordum ve o da bunu hemen anlıyordu.

"Sen iyisin, değil mi? Sabah buraya geldiğimde yüzün kireç gibiydi. Kahvaltı da etmediğini söyledin. O, ses geri mi döndü yoksa? Bence artık bir doktora görünelim-"

"Doktora gideyim de deli mi desinler bana? Hem ben gayet iyiyim. Bunca zaman bununla başa çıktım. Bundan sonra da çıkabilirim."

"Ben çıkamazsın demiyorum. Elbette çıkarsın ama buraya geldiğimizden beri ani duygu değişimleri yaşayıp duruyorsun. Diğer benliğinin tekrar ortaya çıkmasını tetikleyebilir bu durum. Sana zarar gelmesinden korkuyorum." Beni annemden sonra en çok düşünen kişiydi. Hayatımda olduğu için çok şanslıydım. Tamer benim kurtarıcımdı, aşkımdı, hayatımdı. Ona yalan söylemek istemiyordum ama doğruyu söylersem de çok endişelenecekti. Sonra da buradan gitmek isteyecekti. Yaşanacakları bildiğim için susmak zorundaydım.

"Ben iyiyim Tamer. Evet, dediğin gibi geldiğimizden beri rahat nefes aldığımız gün olmadı ama ben gerçekten iyiyim. Endişelenmene gerek yok."

"Tamam, sen öyle diyorsan öyle olsun. Sana güveniyorum."

Bize güven Tamer.

Seni hayal kırıklığına uğratmayacağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_________

Selamlarrr

Nasil gidiyoruz begeniyor musunuz

ben bayagi heyecanlıyım daa :))))

 

 

 

 

Bölüm : 24.01.2026 12:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...