8. Bölüm

8| Zamanında kaybettiği insanlara karşı büyük zaferler kazanalım diye bana bu ismi koydu.

Flower
zeyzeynepp

#Victoria'dan

Yerde uzanmış olan bedeni -bana ait olarak saydığım bedeni- kaldırdım. Saniyeler içinde onu kendime ait kılmıştım. Bunu başardığıma göre Tamer'i atlatmakta da zorlanmazdım sanki. Uzun zamandır benimle görüşmüyordu. Unutmuş olmalıydı ama eğer isterse hatırlatabilirdim.

"Ahsen! Neden ses vermiyorsun? Ne oldu? İyi misin? Bak endişeleniyorum-" derken kapıyı açtım.

Ellerini omuzlarıma yerleştirip bana baktı. "Bir ses duydum. Sana bir şey oldu sandım. Neden kapıyı açmadın? Neden bana seslenmedin?" Çok fazla soru soruyordu.

"Sadece yere düştüm Tamer. Bir şeyim yok. Çok fazla endişeleniyorsun."

"Kapıyı kilitleme bir daha. Sana bir şey olacak diye aklım çıktı."

"Dalgınlığıma gelmiş. Yoksa kilitlemezdim. Ben geri döneyim. Daha hazırlanmadım."

"Tamam ama bir daha dalgınlık falan kabul etmem, bilesin." Kapıyı suratına kapatıp Ahsen'in dolabına yöneldim. Onunla daha fazla uğraşmak istemiyordum.

Ahsen'in buraya gelirken ayıla bayıla giydiğim beyaz renkli elbiselerimin hepsini çöpe attığını biliyordum ama mühim değildi. Kendime uydurabileceğim çok güzel elbiseleri de vardı.

Beyaz elbise olmayabilirdi ama bu askılı yeşil elbise eminim çok iyi giderdi bana. Hala beyazı çok seviyordum fakat şu sıralar ondan sonra dikkatimi çeken tek renk yeşildi. Prensiplerimin dışına çıkmam da şu anlık bir sorun yoktu. Yeşil gayette ortama ayak uydururdu.

Elbiseyi birkaç dakika içinde üzerime geçirdikten sonra çok düz gözükmesi birazcık moralimi bozmuştu. Yeşili hareketlendirmeliydim. Ona can gelmeliydi.

Göğüs dekolteli olan elbiseme kırmızının iyi gideceğini bildiğim için aynada duran likit allığı kullanmaya karar verdim. Yeşil elbiseye kırmızı lekeler ekliyordum. Bu onu sıkıcı halinden kurtaracak ve ona can verecekti.

Ahsen'in allığının tonu yeterli kırmızılıkta olduğu için her bir noktaya bulaştırdığım an oraya oturuyordu. Hiç sırıtmıyordu.

Allık da pahalı bir şeye benziyordu. Ahsen üzülmesin diye ona daha sonra bir tane alabilirdim. O, benim eşyalarımı getirmemişti ama ben ona enayi gibi iyilik yapmaya devam ediyordum. Ah, ne kadar da iyi niyetli bir insandım!

Elbiseden sonraki hedefim saçlar oldu. Kakülden nefret ederdim ve Ahsen bana inat uzadıkça kestirirdi. En sonunda kökünden kesecektim haberi olmayacaktı da neyse. Güzelce tarayıp kakülleri tokayla arkaya sabitledikten sonra ekstra bir şey eklemedim. Sadelik bana göreydi.

Makyajımı elbiseme göre yaptıktan sonra Ahsen çantamı da getirmediği için kendime uygun olanı seçtim. İçine de gerekli malzemeleri yerleştirirken saati kontrol ettim. Tamam, geç kalmıyordum. Ahsen'in istediği gibi erken bile gidiyordum. Umarım mutlu olurdu.

Kapıyı açtığımda koltukta oturan Tamer'in alnına yorgun, ince çizgiler kazınmış, bakışlarımda bir gariplik olduğunu sezmekten çok elbise seçimimle neler olduğunu anlamış gibi ayaklanmıştı.

Ve bana doğru yürürken, "Nasıl olmuşum? Bence gece için çok uygun." dedim.

"Ahsen," diyerek duraksadı. Gözleri ağır ağır bedenimde gezinirken kaşlarında yumuşak bir çatılma oldu neler olup bittiğini anlar gibi. "Sen Victoria'sın." Dudaklarımdaki kıvrılma büyüdü, büyüdü ve yerini deli bir ifadeye yer bıraktı.

"Tamer," dedim ellerini onun göğsüne yerleştirirken. O ise bir beton kadar sert görünüyordu. "Sen çok zekisin." Cümlemi tamamlar tamamlamaz ceketinin yakalarından tutarak onu odaya ittim. Ben, Ahsen'den daha güçlüydüm ve ayrıca Tamer'e kıyamamazlık yapmıyordum. Onu beğendiğimi inkar edemezdim ama arada Ahsen vardı. O yüzden Tamer'e yakınlık kurarak onu da üzmek istemezdim.

Tamer önce geriye doğru sendeledi, sonra da ayağı takılır gibi olduğunda yere düşme seansını seyretmek yerine kapıyı hızla kapatıp üzerine kilitledim.

"Victoria, aç kapıyı! Oraya gidemezsin."

"Eğer gitmezsem Ahsen'i orada çiğ çiğ yiyecekler."

"Alt tarafı bir yemek! Ne saçmalıyorsun sen?" Ahsen'in sevgilisi olarak hiçbir şey bilmemesi çok üzücüydü. Buraya sevgilisini koruyup desteklemek için gelen birine göre etrafında olup bitenler hakkında çok bilgisizdi.

"Ahsen geri geldiğinde ona sorarsın. Sana mantıklı bir açıklama yapacaktır. Şimdi onu kurtarmaya gidiyorum. Öptüm seni!" Sahte bir kahkahayla ortamı terk ederken gayet iyi hissediyordum. Bunca zaman sonra yine özgürdüm. Ahsen'in babasından intikam alma duygusu hat safhalarda olduğu günlerde farkında olmadan beni besliyordu. Ortaya çıkıp cirit atmak istesem de Ahsen'in dönme kararını tam olarak ne zaman alacağını bilmediğim için ondan bile saklanmak zorunda kalmıştım. Eğer ortaya çıkmaya devam etseydim buraya gelmeyeceklerdi çünkü.

Öyle iyi saklandım ki Ahsen iyileştiğine inanmıştı.

Gerçekten tam bir zavallıydı.

Arabaya geçtikten sonra üvey anneciğimin (!) attığı konumu açarak boynumu kütlettim. Burada olmaya alışmam biraz zor olacaktı doğrusu. Tabii yine de kendime güveniyordum. Güzel bir akşam yemeği yiyecek ve evime geri dönecektim. Ne kadar zor olabilirdi ki? Benim için kocaman bir hiç ama Ahsen için konuşacaksak sussak daha iyi olurdu.

Devrim'inde sırasının gelmesini iple çekiyordum. Yaptıklarından sonra öyle rahat bir hayat yaşamamalıydı. Hatta yaşamamak için yalvarmalıydı.

Ahsen'in planı da güzeldi. Herkesle tek tek uğraşmak yerine ince eleyip sık dokuyarak bir anda dünyalarını tersine çevirecekti ama ben onun kadar sabırlı değildim. Bu akşam o güler yüzlü cici kızı da oynamaya niyetim yoktu.

Bana gelecek olursak ben, Ahsen'in ergenlik zamanından beri onunlaydım. Onu tanıyor, görüyor ve biliyordum. Ondan daha öfkeli, daha fevri ve daha cesaretliydim. Bana kalırsa görünüşümüz haricinde birbirimize hiç de benzemiyorduk. Zevklerimiz bile farklıydı ama Tamer konusunda onu ayakta alkışlıyordum. Yakışıklı, zeki, uzun boylu, kaslı ve düşünceli bir erkek seçmişti bizim için. Bu konuda onu gerçekten tebrik ediyordum.

Tamer her ne kadar Ahsen'le aynı bedeni paylaşsak da beni sevmiyordu. Onun bedenini işgal ettiğimi düşünüyor, sürekli kavga ediyorduk. Ben artık Ahsen'in hayatının bir parçasıydım. Benden vazgeçemezlerdi. Yok edemezlerdi.

Restorana geldiğimde içeride kimsenin olmaması dikkatimi çekti. Sunum zırvalıklarını biliyordum da restoranı kapatmalarının nedeni bu olamazdı. Bu akşam ya Ahsen'e evlenmelerini söyleyeceklerdi ya da bu tür imalarda bulunacaklardı. Daha çok bu iki sebepten dolayı kapatmış olmalıydılar.

Restorana doğru yürürken vale, "Bugün özel müşterilerimiz için restoranımız kapalı." dediğinde gülümsedim. "Ben Ahsen." Vale anlamayıp yüzüme bön bön bakarken, "Bu akşam 2 aile burada yemek yiyecek, değil mi? Ben de gece ki müşterileriniz olan Karteller ailesinin kızı Ahsen Victoria." İsmime bayılıyordum!

"Öyle mi? Çok üzgünüm Ahsen hanım. Buyurun." Arabanın anahtarını kendisine verdikten sonra içeri geçerken neden bu kadar erken geldiğimi merak ediyor olmalıydı. Aslında ortalığa bakınmak için gelmiştim. İşime yarar bir şey bulabilir miyim, diye de biraz dolanacaktım.

"Tüm bunlar bu akşam olacak sunum için mi?" diye sordum masayı düzenleyen garsona. "Evet, efendim. Ogün bey erkenden gelip istediği düzenlemeleri yapmamızı istedi." Ogün şu berbat ailenin oğluydu. Hani şu Ahsen'le evlendirilmek istenen. İsminde de hayır yoktu zaten.

"Kendisi nerede?"

"Çıktılar, efendim. 1 saat sonra ailesiyle gelecekmiş. Bilgisayarını burada bıraktı." derken gözlerim yan masadaki bilgisayar çantasına kaydı.

"Teşekkür ederim. Lavabo şu taraftaydı, değil mi?"

Tamam, imkansız biraz zaman alırdı.

...

"Aaa! Ahsen senin bu kadar erken gelmeni beklemiyordum. Ayrıca elbisen de çok şık." Devrim cadısının söyledikleri havada asılı kalırken masanın karşı tarafından kulağıma ulaşan fısıltı, sonra dalga dalga yayılan bir kahkahaya dönüştü. Beni rezil etmekten nasıl da zevk aldığını görebiliyordum.

Onun söyledikleriyle Melissa da Gülbahar da çok eğlenmişti. Bu son kahkahaları olacaktı.

"Sanki cinayet işlemişsin de öyle gelmişsin gibi." Kulaklarıma acı çektiren kahkahalar artmaya devam ederken ona yaklaştım, elimi koluna koydum ve dudaklarımı da kepçe kulaklarına yaklaştırdım. "Dikkat et de bir sonra ki çöp torbası sen olma." Gülümseyerek ondan uzaklaşırken babacığımızın eşinin yüzünde donakalan tebessüm yavaşça silinirken, gözlerini kaçıracak bir yer aradı.

Bana cevap vermeyi çok istediğini görebiliyordum ancak misafirlerin yanında yapamıyordu. Sonrasında da yapamayacaktı.

"Ahsen, kızım ben de seni oğlumla tanıştırayım. Bugün çok meşguldü ama beni kıramayıp yemeğe geldi." Dur bi' teyze. Daha hırsımı alamadım. Sonrasında sakinleşip size de gelecektim. Ne bu acele?

Gülbahar, oğlunun kolundan tutarak sanki oynayayım diye çekiştirip dururken, "Bak bu benim oğlum, Ogün." dedi. Bu ismi seçerken çok düşünmüşler miydi acaba?

"Anne ben kendimi tanıtabilirim." Sessizce bir şeyler fısıldadığını düşünen Ogün annesinin elinden kurtularak bana döndü. Bu benden de kısaydı. Topuklu giymesem zor zahmet eşitlenirdik.

"Merhaba, ben Ogün Canınadişinitakan." dediğinde Gülbahar arkadan kafasına bir tane yapıştırdı ve ben o an yer sallandı sandım. "Canınatakan soyadımız ya oğlum." diyerek vurduğu yeri okşarken kafamdan geçen, 'Yani biz bu şeyle mi evlenecektik?' olmuştu. Korkunç!

"Ben de Ahsen Victoria Karteller." İğrenerek elini tutup hemen çektim. Rezil bir tipti. Asla da yanıma yakışmazdı bu benim. Tamer varken bu ne?

"Victoria mı?" dedi Gülbahar.

"Evet, Victoria. İkinci ismim."

"O ne öyle? Ecnebi ismi." Ha bir de ismimi beğenmiyordu. Tabii canım hemen çıkaralım onu. Soyadlarına yakışmaz falan.

Ah, tam şu anda, 'Sen kocanla kumarhaneler de fink atarken bir şey olmuyor da benim ismim mi göze batıyor?' demek vardı da neyse. Ben akıllı bir insan olarak planımı uygulayacağım vakti bekleyecektim. Bu şekilde beni kışkırtarak erkenden ortamın tadını, tuzunu kaçırıp sonra unutulmasına izin veremezdim.

"Benim annem İngiliz. Zamanında kaybettiği insanlara karşı büyük zaferler kazanalım diye bana bu ismi koydu. Söylemesine göre bu bana güç verirken karşımdaki korkuyu en derinden hissedip titreyecek." Devrim cadısı ilgilenmiyormuş gibi yaparken boş bulduğum sandalyelerden birine geçtim.

Zaman birbirini kovalarken gözlerim sadece masadaydı. Daha öncesinde ezberlenen replikler havada uçuşmaya başlamıştı bile. Yeni arabalar, başarılı işler, gidilen tatiller... Herkes birbirinin hayat özetini dinliyor, ama kimse kimsenin hikayesini duymuyordu. Kimse bizi duymuyordu, Ahsen.

Kimse kimsenin gerçek duygularıyla ilgilenmiyordu. Bu masada şu anda olan tek gerçek kadehler birbirine vurduğunda çıkan sesten ibaretti.

Telefonumla ilgileniyor. Bir an önce buradan yok olup gitmek istiyordum.

"Ahsenciğim," diye bir ses işittiğimde gözlerim yukarı kalktı. Gülbahar'dı bana seslenen. Ben de sıranın ne zaman bana geleceğini düşünüyordum, ya?

"Sen neden sohbetimize katılmıyorsun?" Fincanı masaya bırakırken çıkardığı ses, olması gerekenden biraz daha sertti ama yüzündeki ifade pamuk şeker kadar yumuşaktı.

"Pek sarmıyor, üzgünüm." Verdiğim cevaptan hoşnut olmayan kadın elini oğlunun sırtına attı. "Ogün de seninle aynı yaşta. Senin gibi o da babasının şirketinde çalışıyor. Hatta ileride birlikte iş de yapmak istiyoruz." Kafamı salladım ilgisizce.

Poyraz karısıyla meşgul olurken Bartu sessiz bir şekilde masa da dönenleri dinliyordu ama herkes daha çok kendi dünyasında gibiydi. Arada bir Devrim'i onaylıyorlar, Devrim onlara kaş göz yaptığında Ogün'le sohbete girerek dikkatimi çekmeye çalışıyorlardı. Tüm bunlar o kadar sıkıcıydı ki...

Biraz olsun eğleneceğimi sanmıştım halbuki.

"Ogün yarın bir toplantı yapalım artık biz de." Poyraz imalı imalı konuşurken, "Evet, yapalım da. Şu anda nasıl ilerleyeceğimi bilmiyorum. Bana bir yardımcı olsanız. Sonra toplantıyı yaparız." dediğinde neyden bahsettiğini anlamak zor değildi.

"Ogün sen yeni projeyle ilgili sunum yapacaktın. Bence onu yap. Ahsen de onu merak ediyordu." Bir anda yerimde hareketlenip Ogün'e döndüm. "Evet, ya merak ediyorum. Bana da tam olarak söylemediler. Benim için sunumunu daha erken yapar mısın?" Gözlerimi kırpıştırarak gülümserken o da heyecandan gözlüklerini düzeltti ve kalktı. "Tabii yaparım. Sen yeter ki iste."

Heyecanlı heyecanlı garsondan bilgisayarını isteyip ayağa kalktı ve projeksiyon perdesinin önüne geçti. Ellerini birkaç kez birbirine vurduktan sonra, "Lütfen herkes beni dinlesin." deyip gülerek bana baktı.

Birazdan kimse gülmeyecekti.

Ogün sunumunun kapağında sanki ortaokul ödevi yapmış gibi süslemesini herkesin yeterince gördüğünden emin olduktan sonra bir sonra ki sayfaya geçti. Arkasında perdeye yansıtılan sunumu değil de babamın yaptığı alışveriş merkezini gören herkes ne olduğunu anlayamadı.

"Bizim alışveriş merkezinin burada ne işi var evladım?"

"Bir yanlışlık olmuş herhalde baba- ay efendim."

Tam bir komediydi.

Hemen sonraki sayfaya bastı ancak yine bizim alışveriş merkezimiz vardı ama bu sefer -3. katı gösteriyordu.

"Bu bizim otopark mı? Projeyle ne ilgisi var?"

"İhsan bey kusura bakmayın oğlum işte. Kafası karışmış."

Sonraki sayfa da otoparkın olduğu katın kumarhanenin kapısının önü olduğunu gören Poyraz etrafına bakınırken Bartu, "Sen bir şey mi yaptın Ahsen?" diye fısıldadı.

"Yo, hayır." dedim çünkü bunu yapan kişi bendim. Ahsen değildi.

Ogün bir sayfa daha geçtiğinde bu sefer direkt olarak kumarhanenin fotoğrafları açıldı. İlk açılan fotoğraflar Ahsen'in çektikleriydi. Kendisi videolarda ki net bulduğu anları fotoğraflayarak belirginleştirmek istemişti sanırım.

"Bu da ne?" diyerek ayaklanan Poyraz elini kaldırdı. "Ogün b-bunlar ne böyle?" Kelimeler ağzından dökülürken, kendi inşa ettiği o görkemli yapının temelden sarsıldığını hissediyordum. Ahsen'le ortak olan babamız hayal kırıklığıyla ona bakıyordu.

"Poyraz abi Vallahi bilmiyorum ne olduğunu." Ogün tuşlara şiddetli bir şekilde basarken istemeden videoyu oynatmıştı.

"Merak etmeyin, Can bey babam ikna olacaktır. Siz rahat olun ve önümüzdeki düğünü düşünün."

"Baba! Baba bu ben değilim. Montaj bu!" Poyraz babasına yalvarırcasına konuşurken video devam ediyordu.

"Babanın seni ne kadar çok sevdiğini biliyorsun tabii. Bundan dolayı bu kadar emin konuşuyorsun."

"İlk torun olduğum için dedem mirasın yarısından çoğunu bize bırakacak. Babam da o yüzden beni kıramaz."

"Şu miras olayı olmasa böylesine bir yerde alışveriş merkezi yaptıramazdın babana."

"Orası öyle. Miras sayesinde istediğim gibi kumarhane işletiyorum. Eğer öyle bir mesele olmasaydı babam ensemde nefes alıyor olurdu. Bu yüzden Bartu ne derse desin reddediyor ya da dinlemiyor."

Babam hayretle videoyu izliyordu. Poyraz ise boğulmamak için çırpınıyordu. "Baba ben yapmadım! Birileri bana şantaj yapıyor. İnanma." diye ayaklarına kapanırken söylediği her cümle, kendi kurduğu labirentte onu biraz daha sıkıştırıyordu. Ensesinden aşağı süzülen ter damlası, yaklaşan sonun haberini veriyordu bize.

Yazık.

Hem de çok yazık.

Babam sert bir bakışla büyük oğluna döndüğü gibi tüm restoranı inletecek türden bir tokat yapıştırdı yüzüne. Poyraz bu tokadın etkisiyle kendini betonla bütünleşmiş bulurken cadı annesi kocasının elini tuttu.

"İhsan sakin ol. Yapmış bir hata. Affet." Bunu duyan Bartu, "Affet mi? Hata mı? Anne senin ne söylediğinden haberin var mı? Abim yıllarca babamı kandırıp bizi zarara uğratacak projelere imza attı. Hepimizden habersiz kumarhane işletti ve sen bunun sadece bir hata olduğunu mu söylüyorsun?" dediğinde Devrim işaret parmağını dudaklarına götürüp gözleriyle susmasını söyledi ancak Bartu'nun öfkesi daha yeni alevleniyordu.

"Siz beni ne zaman sevdiniz ki? Ben sanki üvey evlatmışım gibi davrandınız hep! Ne yapsam size yaranamadım!"

"Bartu şu an sırası değil. Sus diyorum sana!"

Can bey ve eşi Gülbahar hanım onları dizi izliyormuşçasına seyrederken ben de Ogün'ün yanına gittim. Konunun bu şekilde kapanıp gitmeyecekti çünkü daha fırtına kopacaktı.

"Ogün bilgisayarında başka video var mı?"

"Bunları ben çekmedim Ahsen. Nasıl geldiğini de bilmiyorum-" Kendini açıklamaya çalışırken onu susturdum. "Seni suçlamıyorum. İstediğini de yapabilirsin. Hiç önemli değil. Ben sadece başka video varsa onu da izlemek istiyorum. Benim için bunu da yapabilirsin, değil mi?" Etkili bakışımın altında ezilen Ogün bilgisayarına dönerken, "Sesi de biraz daha açalım ki herkes duysun." dediğimde beni dinleyip önce sesi sonra da diğer videoyu açmak için üzerine tıklamıştı.

Asıl heyecanlı yer şimdi başlıyordu. Aile diye adlandırdıkları bir grup insan mükemmellik yeminini bozmuş, zamanında yapılması gereken bir savaşı şimdi başlatıyordu. Sevgi diye söz edip durdukları kelime ise enkazın altında bir yerdeydi, belki. Ya da onlar için hiç var olmamıştı.

"Ahsen kızımızla bir daha ne zaman görüşebiliriz? Babanıza söyleyin de yakın bir zaman da akşam yemeği yiyelim. Oğlumla kaynaşsınlar."

"Aceleniz ne canım? Babam bir söz verdiğine göre kesinlikle tutacaktır. Ahsen en yakın zamanda gelininiz olacak."

Yengem cümlesini bitirir bitirmez ona baktığımda elleriyle yüzünü kapatarak kafasını eğdi. Az önce Poyraz rezil olurken kılını dahi kıpırdatmamıştı oysa.

Bu esnada ortalığı ateşe vermek isteyen Bartu da dahil sesler kesilmiş ve yeni oynatılan videoya bakmıştı herkes. Yerde ölü taklidi yapan Poyraz bile göz ucuyla izliyordu.

"Aman kızın aklını çelerler falan. Gerçi o kadar da önemli değil de ne olur ne olmaz. Oğlum bi' kızı yakından görsün de."

Gülbahar hanım açık kalan ağzını kapattı ve seslice yutkundu. Halbuki video da oldukça havalardaydı. Şimdi ne olmuştu ki?

"Kapatın şunu. Biri bizi gizlice çekmiş!" dese de kimse onu takmadı.

Yengem ise durumu kabullendiğinden tek kelime etmiyor, gecenin bir an önce bitmesini diliyordu.

"Tamam, ben Poyraz'la bir konuşayım. O da babamla konuşup iş bahanesiyle bir yemek ayarlatsın."

"Aferin kız sana."

Ve video sonlandı. Burada bunu izlerken bile sinirden delirdiğimi söyleyebilirdim. Ahsen bunu çekerken nasıl dayanmıştı, anlayamıyordum. Ben kesin o an orayı yakardım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_____

elbiseyi boyle dusunebilirsiniz

Victoria'nın aklindan gecenleri italik yazdim onları Ahsen soylemiyor yani

bolumu nasil buldunuz :((

 

 

 

Bölüm : 07.02.2026 12:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...