22. Bölüm

22| Her şey istediğin gibi olacak.

Flower
zeyzeynepp

Flashback

"Ahsen!" dedi kapıyı açan sevgilim. Beni baştan aşağı süzdü ve gördüklerine inanamadı. "Ne bu hal?" Şok olduğunun farkındaydım ama hiç halim yoktu. Kendimi çok kötü hissediyordum. Nefes almak bile beni yoruyordu.

"Tamer," dedim yutkunarak. "Çok susadım." Ağlamak üzereydim. Buraya gelene kadar yaşadıklarımı düşününce aslında ağlayıp rahatlamam gerekirdi.

"Gel içeri." Elimden tutarak beni içeri çekti ve ellerini yüzüme koydu. "Ne oldu sana? Biri bir şey mi yaptı? Söyle hemen gidip icabına bakayım."

"Tamer su istiyorum. Bana su ver lütfen." Kafasını salladı. "Tamam, sana su vereceğim ama bana ne olduğunu anlatacaksın." Ve gitti. Renkler soldu. Gözlerimin önündeki vazo, masa, sandalye, koltuk, televizyon her ne varsa silik birer lekeye dönüştü. Hiçbir şeyi artık net bir şekilde göremiyordum.

"Tamer neredesin?" dedim cılız bir tınıda.

"Mutfaktayım. Sana su getireceğim."

Ayakta kalmak için son bir hamle yaptım ama bedenim artık beni dinlemiyordu. Sadece aşağı o karanlık boşluğa doğru bir girdap gibi hızla aşağıya sessizliğin dibine çekti.

Flashback end

"Yeter bu kadar. Daha fazla yiyemeyeceğim." Dudaklarımı birbirine bastırdım sıkıca. Tamer, bayıldığımdan beri yataktan çıkmama izin vermiyordu. Yeniden aynı şeylerin yaşanmasını istemiyordu çünkü.

"Ama böyle anlaşmamıştık."

"Biz hiç anlaşma yapmadık ki. Sen kendi kafanda kuruyorsun her şeyi." Elindeki kaseyi kenara bıraktı. "Özür dilerim. Sana yine bir şey olacak diye ödüm kopuyor. Bir türlü seni koruyamıyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum. Ben ortalıkta olmadığımda ya sana bir şey oluyor ya da Victoria bir haltlar karıştırıyor. Çok sorumsuz biriyim. Cidden öyleyim. Beni cezalandırabilirsin." Tamam, ceza konusu biraz komiğime gitti.

"Böyle bir şey yapmayacağım çünkü cezayı hak etmiyorsun. Senden istediğim şey bana hasta muamelesi yapmaman. Bak 2 gündür evdeyiz. Hala ne ileri ne de geri gidebildik. Bu şekilde hiçbir işin üstesinden gelemeyiz. Daha fazla oyalanmak istemiyorum. Bu bize sadece zaman kaybettiriyor. Bir an önce kaldığımız yerden devam etmeliyiz."

"Seni o eve göndermek istemiyorum."

"Babam işte. Devrim hanım evdedir Bartu'yla. Onlar şüphelenmeden tereyağından kıl çeker gibi halledeceğim işi. Bana güven." diyerek göz kırptım. O ise isteksizce güldü. "Daha fazla yatmak istemiyorum." Üzerimdeki örtüyü çekip ayağa kalktım. Kendimi çok daha iyi hissediyordum. Tamer'in bana bebekler gibi bakmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Çok düşünceli bir sevgilim vardı.

"Bir şey sezdiğin an bana haber veriyorsun ve ben de içeri dalıyorum, tamam mı?"

"Tamam, söz veriyorum." Elinde kaseyle geri dönerken üzerime uygun bir şeyler çıkarıp hazırlanmaya başladım.

...

"Şimdi gidiyorum." dedim Tamer'e. Kafasını salladı. "Tamam, ben de buradayım. Eve giren çıkan olursa sana haber edeceğim." İkimiz birbirimizi tamamlayan iyi bir ikiliydik. Arabadan indikten sonra derin bir nefes alarak evin kapısının önüne gelip zile bastım. Birkaç saniye içinde açıldığında beni Şevval abla karşıladı. Ona herhangi bir şey söylemeden içeri geçtim. "Babam bilgisayarını unutmuş da gelip benim almamı istedi."

"Bilgisayarını mı unutmuş?"

"Evet, bana öyle söyledi."

"Tamam, ben getiririm-" Hemen araya girdim. "Ben alırım. Zaten lavaboya da gidecektim." Devrim hanımı da göremiyordum. Evde değildi sanırım. Bu benim işime gelirdi.

"Ama-"

"Babamın odasına giremeyecek miyim? İzin vermiyor musun?"

"Devrim hanım izin vermiyor. Biz bile belli zamanlarda girebiliyoruz." Göz devirdim. "Söylemezsen girdiğimden haberi olmaz. Hem 2 dakika bile sürmez. Zaten çok işim var. Beni şu anda oyalıyorsun." diyerek merdivenlere yöneldim. Odalarının hala aynı yerde olduğunu düşünüyordum. Bu evin en büyük odasıydı çünkü. Oğullarına bir tık küçüğünü vermişlerdi. Ben ise kutu gibi olan da kalmıştım.

Odaya girdikten sonra yatağın yanında ki komodinin çekmecesini açtım. Evet, ilaçlar buradaydı. Çantamdan çıkardığım poşete hepsini aktarırken Tamer'le aldığımız benzer görünümlere sahip olan ilaç ve şekerleri aktardım kutulara. İlaç olanlar ağrı kesicilerdi. Dozajları düşüktü.

Şevval abla peşime takılmadan ilaçları güzelce yerleştirdikten sonra odadan çıktım. Bartu'nun odası da hemen yandaydı. İçeride olabilirdi. O yüzden kapıya vurdum ve ses gelmeyince açtığımda onu yatağında oturduğunu görünce içeri girdim.

"İyi misin?" dedim küçük kardeşime. Aslında onun bu durumu beni korkutuyordu. Yüzü bembeyazdı ve onu en son gördüğüm halinden çok daha zayıflamıştı. Sonrasında bana döndü baktı ve baktı. "Hipnoz mu ettiler seni?" Buna cevap verebilir miydi, bilmiyordum.

"Hipnoz etseler ne olur ki? Beni bu odaya kapattılar işte. Böyle yaşamaya mahkum ettiler." Bacaklarını karnına çekti. Sanki üşüyor gibiydi. İncecik bir tişört vardı üzerinde. Bu evde ona ne yapıyorlardı?

"Biraz diretmelisin. Bu hayatı hak etmediğini söylemelisin onlara."

"Annem benden daha beter durumda. Sence ne yapabilirim? Abim kayboldu diye ortalığı yıkıyordu. Sen de gördün." Benimle konuşuyor olması bile büyük şanstı. Haberlerini internete yaymıştım ve o da bunu çok iyi biliyordu.

"Sen bile benden çok daha kıymetlisin. Beni kimse umursamıyor." Babasının sevgilisinin çocuğu olmamı belirtmeyi asla unutmuyordu. "Annen istese senin işe geri dönmeni sağlayabilir ama istemiyor. Hipnoz edildiğini öğrendiğinde bir şey yaptı mı? Babama kızdı mı?" Kafasını olumsuzca salladı.

"Bak hiçbir şey yapmamış ama abim kaybolduğunda annemi öldürecekti resmen. Sen de annenin üzerinde baskı kurmalısın. Ona istediğini yaptırmak için diretmelisin. Babamı o ikna edebilir çünkü."

"Bana akıl vermene ihtiyacım yok Ahsen. Git başımdan."

"Ben iyiliğin için söylüyorum. Bugünden annenle konuşmaya başla. Israr et. Dinlemezse dinlettir. Bunu devamlı yaparsan eminim işe yarayacaktır."

Pişman mıyım? Hayır! Kesinlikle hayır hem de. Buraya neden geldiğimi unutturacak sebepler önüme koyulmadı ama ben maalesef bazı anlar duygularıma yenik düştüm. Evet, düştüm ama şimdi bunların farkındaydım ve böyle olmasına da artık izin vermiyordum.

Gitme zamanımda gelmişti. Çok fazla oyalanmamalıydım.

"Eğer bunu bugün yapmazsan bundan sonra hiç yapamazsın ve sonsuza dek odanda kapalı bir şekilde yaşamak zorunda kalırsın. Lütfen söylediklerime kulak ver." diyerek odadan çıktıktan sonra artık geri kalanı Bartu'daydı. Söylediklerimi dinlerse benim için avantaj sağlayacak durumlar yaşanacaktı.

Merdivenleri indikten sonra Şevval abla beni görür görmez, "Hani bilgisayar nerede?" diye sordu. Sanırım aileden olmasa da beni sevmiyordu. Küçükken iyilik olsun diye öylesine iyi davranmış olmalıydı.

"Babam mesaj attı. Yanındaymış. Ben de geri dönüyorum şimdi." Daha fazla soru sormasına izin vermeyerek koşturarak çıkarken arabamıza doğru gidip girdim. Tam da Tamer'e dediğim gibi çok rahat işimi halletmiştim. Gerçekten de tereyağından kıl çeker gibi olmuştu.

"Nasıl geçti?"

"Mükemmel. Bartu'nun aklına girebildiğimi düşünüyorum. En geç akşama olay çıkar." Babam da çabuk sinirlenen biriydi zaten. Buna tahammül edemezdi. Umarım benimle iletişime geçmeyi düşünürdü de onlar için en iyisini yapmama izin verirdi.

"Güzel. Bundan sonra ne yapıyoruz?"

"Ne yapalım?" dedim kaşlarımı oynatarak. 2 gündür evdeydik ve pek bir etkinlik yapamamıştık. Şimdi hazır çıkmışken beraber vakit geçirebilirdik. "Bana mı bırakıyorsun? Hmm, ne seçsem acaba?" Hemen de havaya girmişti.

"Sinemaya gidelim bence. Öyle çok zengin işi olan bir etkinliğe ihtiyacımız yok." Evde sıkıntıdan vizyona giren filmlere bile bakınmıştım ve pek de fena şeyler yoktu. "İyi, öyle olsun bakalım. Aklında hangi film var?" Sanki fikrimi beğenmemiş gibiydi. "Sen ne yapmak istiyorsun, önce onu söyle."

"Sen film izlemek istiyorsun ama."

"Onu öylesine söyledim. Ciddi değildim. Hadi bana ne yapmak istediğini söyle."

"Aslında bir yerde şey gördüm. Kendi parfümünü kendin yapıyormuşsun ve bir sürü çift gidiyordu. Biz de birbirimize mi yapsak?" Bu gerçekten çok güzeldi. "Harika! Hadi oraya gidelim."

"Benimle parfüm yapmak istiyor musun?"

"Seninle ölüme gitmeyi bile düşüyorum." Duyduklarından sonra yüzüne bir gülümseme oturdu. Onu mutlu etmek beni de mutlu ediyordu. İlişkimiz yıllardır böyleydi. Ne bir fazla, bir eksiktik. Biz tamdık. Birbirimizi tamamlıyorduk.

Birbirimiz için yapamayacağımız şey yoktu.

...

"Acaba Bartu söylediklerimi yeterince dinlemedi mi?" dedim Tamer'e. Daha fazla kalıp konuşmam gerekiyordu. Ben az kalmıştım yanında. Onu şevklendirmem gerekirken birkaç kuru laf edip ayrılmıştım. Of!

"Dinlemiştir hayatım. Biraz sabret." Bir aksaklık olmadıysa babam eve varalı yarım saat olmuştu. Ne zaman yemek yiyorlardı bunlar? Anca o zaman Bartu odasından çıkıyordu çünkü.

"Eve kamera mı taksaydık acaba?" dediğimde Tamer, "Yok artık daha neler." diye karşılık verdi. Haklıydı. Kamera da neydi canım! Bugün olmazsa yarın kavga ederlerdi. Yarın da etmezlerse ben ortalığı karıştırmaya çalışırdım. Sanki dünyanın sonuydu.

Tamer'in önerisiyle de gittiğimiz yerde çiftler en geç 2 saatte parfümlerini bitirirken biz 4 saate yakın oyalandık. Tamer'e en güzelini yapabilmek için oradaki örnek kokuların hepsini koklayıp en sonunda duyu organımı kaybettiğimde çok fazla özenmemeye karar verdim. En son aklımda kalanlarla da bir şeyler yapmaya çalışmıştım. Umarım yalandan beğendiğini söylememiştir.

Güzel miydi, dersek güzeldi. Sevgilimle birlikte olduğum için her şey ayrı güzel geliyordu.

"Bize bir şeyler hazırlayayım. Baban arayana kadar oyalanırız." Bu fikrini onaylarken ona eşlik etmek için onu takip ederek mutfağa girdim. Tamer dolaptan bir şeyler çıkarırken ben de öylece etrafa bakındım ki tam o sırada telefonumun zil sesi yükseldi ve mutfağı doldurdu.

"Babam arıyor! Tamer babam arıyor." Boğazımı temizleyip yeşil tuşu kaydırdım ve kulağıma götürdüm. "Alo, baba." Heyecanımı bir yerime saklayarak ciddi bir şekle büründüm. "Ahsen bizim eve gel. Hem de hemen!" Arkadan gelen seslere bakılırsa gerçekten birbirlerine girmişlerdi.

Zıplayıp hoplamak istiyordum.

"Ne oldu ki?"

"Soru sorma çabuk gel. Sana soracaklarım var." Yüzüme kapattığında bunu umursamayarak Tamer'in kucağına atladım. "Yes! İşte bu. Başardık sevgilim!"

"E-evet, başardık." Boynunu sıkıca sararken onu boğduğumu fark ettiğim an aceleyle uzaklaştım. O da sevinmek istemişti ama ben sanırım birazcık engel olmuştum.

"Özür dilerim. Fark etmedim." dedim gülerek. Önemli değil der gibi karşılık verdiğinde oyalanmayarak evden çıktık. Babam arar diye üzerimizi bile değiştirmemiştik. Hatta ben evin yakınlarında arabada bekleyelim demiştim ama Tamer saçmaladığımı düşünerek eve sürmüştü. Aramasa sabaha kadar orada bekleyecektik yani.

Arabaya atlar atlamaz trafiğin olmaması nedeniyle -biraz da benim Tamer'i acele ettirmemle- erkenden vardık. Tamer arabayı boş bir alana park ederken bir yandan da heyecanımı azaltmam gerektiğini söylüyordu. Ama ne yapayım? Bir iş başardığımda mutlu oluyordum.

Ve birlikte salona geçtiğimizde sadece babamı gördüm. Koltuğunda bacak bacak üzerine atmış oturuyordu. Geldiğimi görünce tabletini kenara bırakıp gözlüğünü çıkardı. "Ne için çağırmıştın beni baba?"

"Bugün eve gelmişsin."

Ne?

Ama ben telefonda onunla konuşurken sesler duymuştum. Yanlış mı duymuştum hepsini?

"Bunu sana Şevval abla mı söyledi?" O kadın göründüğünden daha kötü bir insandı. Devrim hanımın yanında çalışıyordu işte. Ne beklenirdi ki ondan?

"Bartu söyledi."

Bartu mu?

Nasıl yani? Beni şikayet mi etmişti? İnanamıyorum!

"Neden geldin Ahsen? Ne yapmaya çalışıyorsun?"

"Bir şey yapmaya çalışmıyorum baba. Yakınlardaydım. Uğramak istedim. Bartu'yu gördüm ve gittim. Hepsi bu kadar." Şevval ablanın da günahını almıştım. Bazen düşüncelerime mukayyet olmam gerekiyordu.

"Sana inanacağımı mı sanıyor-"

"YETER ARTIK DAYANAMIYORUM! NEFRET EDİYORUM!" Devrim hanımın sesini duyduğumuzda babam ayağa kalktı. "Devrim ne oluyor?" diye seslendi ama bir cevap gelmedi. O sırada Tamer'le birbirimize bakıyorduk. Acaba ilaçlar artık tamamen etkisini mi yitirmişti? Bazen bu eve daha sık gelip bilmediğim ne varsa her şeyi daha erkenden öğrenebilsem diyordum. Mesela Devrim hanımın ilaç kullandığını çok geç öğrenmem gibi.

"ANNE DUR! YAPMA!" Bu sefer ki ses Bartu'ya aitti. Sözümü dinlemek yerine babama beni ispiklediği için ona çok kızgındım ama tabii ki bunun için kavga çıkaracak değildim.

"LÜTFEN DUR!" Devrim hanım yukarı da ne yapıyordu, merak ediyordum.

"ANNE!" dedikten hemen sonra merdivenlerden gelen gürültü ile hepimiz oraya hareketlendik. Küçük kardeşim merdivenlerden yuvarlanmıştı. "Bartu iyi misin?" diye sorarken acıyla doğruldu. Ardından da Devrim hanım indi aşağı. Endişeli görünüyordu.

"Oğlum iyi misin?" Ona sarılmak istediğinde babam araya girip karısını yanına çekti. "Ne oluyor burada?" Devrim hanım ağlamaya başlarken ben de anlamaya çalışıyordum. Bartu bir şey dememişse neden yukarıdan gürültüler gelmişti?

"İyiyim baba. Annem telefonunu atmaya çalışıyordu. Ona engel olayım derken yanlışlıkla beni itti." Herkese inandırıcı gelmediği belli olan bir yalandı. "Neden telefonunu atıyordun?" Devrim hanım ise cevap vermedi. Hepimize tek tek baktı. İlacını içmeyince birden böyle birine mi dönüşüyordu? Daha tam iyileşmediği için bu kadar kötü olmuş olmalıydı.

"Baba sanırım ilaçlarını içmemiş."

"Hayır, içtim." dediğinde kimse ona inanmamıştı. "Belki de bu ilaçlar artık ona yetmiyordur. Doktorunuzla bir görüşün bence." Fikrimi sunuca Devrim hanım deliye dönüp üzerime yürürken kendimi geri çektim. "İçtim ben ilaçlarımı!" Elinde olsa yakama yapışacaktı.

"Devrim!" Babamın kendisine hitap etmesini bile umursamayarak kendini yere bıraktı. "Bartu sen odana çık. Anneni ben götürürüm." Küçük kardeşim bir şey demeden merdivenlerden çıkıp kaybolurken babam, eşini de alarak koltuklara geçti. Onu yatırdı ve üzerini örttü. "Şimdi gözlerini kapat ve uyumaya çalış." Kadın ise kafasını sallayarak onu onayladı. "Bartu'nun da Devrim hanımın da durumu çok kötü." dedim.

"Evet, ikisinin de hali birbirinden beter." Sevgilim beni onaylarken babamın attığı sert bakışla olduğu yerde küçüldüğünü hissettim. "Tamer haklı baba. Ben sana Bartu'nun daha fazla bu evde kalmaması gerektiğini söyledim. Bugün onu merdivenlerden aşağı iten, yarın neler yapmaz."

"Yanlışlıkla yaptığını söyledi ya."

"Annesini koruyor işte. Onu da öyle odaya kapattınız ne yaptığını bilmiyor. Bartu'nun da Devrim hanım gibi tedavi görmesi gerekiyor. En azından oğlunu hastaneye yollarsan onun için daha iyi olur. Evde annesinin şiddetine maruz kalmaz. Devrim hanıma da bu süreçte bir hemşire ayarlarız o bakar."

Karısı da gerçekten uyuyordu. Babam saçlarını okşayınca dalmıştı. Sevgiye ihtiyacı vardı sanki.

"Ne kadar kabul etmesem de haklısın galiba. Bartu için aklında bir hastane var mı?" İşte bu sefer sahiden başarmıştım! Babam dediğime geliyordu. "Var. Sana bilgileri göndereyim." Elini kaldırdı. "Hayır, hayır, gerek yok. Onları ara ve evin adresini ver. En geç yarına Bartu'yu alsınlar. Ben, Devrim için de birilerini ayarlayacağım."

"Tamam, sen nasıl istersen baba."

"Yalnız bundan kimsenin haberi olmayacak. Poyraz'ın bile bilmesini istemiyorum. Haber basına sızarsa külahları değişiriz ona göre."

"Kimseye söylemeyeceğim merak etme. Her şey istediğin gibi olacak."

 

 

 

 

 

 

 

______

umarim begeniyorsunuzdurr <33

gule gule

 

 

 

 

Bölüm : 18.04.2026 16:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...