
#Victoria'dan
Eda denen gazetecinin haberini okuyordum. Ahsen ve Tamer'in kaza geçirdiği gün Bartu ile ilgili haberi yazıp paylaşmıştı. Bu kaza da yaşanınca medya karışmış ve sevgili babam bunun önüne geçememişti.
Yani durumlar fena karışıktı.
"Victoria ne yapıyorsun?" Tamer koltukta yatıp beni seyrederken göz ucuyla ona baktım. "Sen iyileşmeye bak. Benim işime karışma."
Bartu haber yayıldıktan sonra Ahseni suçlasa da babam bunu yapamayacağını bildiğinden onu susturmuştu çünkü haber kazanın olduğu anlarda paylaşılmıştı. Eda'yı da tebrik ediyordum. Haberi nasıl o ana denk getirebildiyse bizden kimse şüphelenememişti.. Zaten kaza geçiren bir kişi bunu nasıl yapabilirdi ki? Ben daha gözlerimi açmadan hasta yatağımda yatarken haber çoktan yazılıp çizilmiş ve tüm Türkiye'ye yayılmıştı.
"Ahsen'e üzülüyorum biliyor musun? Abisi kumarbazın teki. Küçük kardeşinin desen kafası gitmiş. Her şey korkunç." Kim bilir daha neler yapıyorlardı? Bu aileden kurtulması onun için büyük bir şanstı.
"Ben biraz kafa dağıtmaya çıkacağım. Sen de dinlen."
"Hayır, hiçbir yere gidemezsin." dedi sanki benim üzerimde bir hakka sahipmiş gibi. "Senden izin almıyorum Tamer. Sana haber veriyorum." Kendime beyaz bir elbise almak istiyordum. O rengi giyince kendimi mutlu hissediyordum. O yüzden ufak bir alışveriş yapacaktım.
"Victoria olmaz, dedim. Gidemezsin." Doğrulacak gibi olduğunda onu omzundan iterek çantamı aldım elime ve üzülmemesi için öpücük gönderdim. "Ben gelene kadar kapıyı kimseye açma ufaklık." Kapıyı örterken arkamdan söylediklerini umursamayarak kilitledim. 2 seferdir Tamer'i kilitleyebiliyor olmak benim için büyük bir başarıydı.
Bugün sabah Ahsen'den kurtulup bedeni ele geçirdiğimde Tamer bunu hemen anladı. Bazen yeterince iyi oynayamadığımı düşünüyordum. Aman canım dışarıdan biri anlamadığı müddetçe bir problem yoktu!
Ahsen yine yoğun duygular yaşadığı bir anda zayıflığından faydalandığım için hiç pişman değildim. Kendisi Eda'dan araştırmasını istediği plaka hakkında bilgilere bu sabah ulaşmıştı ve bunları okur okumaz başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Eda'nın bu kadar bilgiye nasıl ulaştığını bilmiyorum ama iyi olmuştu. Ahsen'in, babasının kendisini öldürmek istediğini öğrenmesi ona iyi bir ders olmuştur sanırım.
Araç kaçaktı. Ülkeye gizlice sokulmuş olmalıydı. Daha öncesinde başkalarının kaza yapmasına sebebiyet vermek için kullanılmıştı ve bundan sonra da kullanılacağı kesindi.
"Merhaba, hoş geldiniz!" Neşeli olan mağaza sahibi önüme gelerek beni karşılarken, "Elinizde beyaz bir elbise var mı?" diye sordum. "Söz, nişan için mi bakıyorsunuz?"
"Hayır, günlük giyebileceğim bir şey arıyorum. Sade olsun." Birlikte elbiselerin olduğu tarafa geçerken tam da gözüme kestirdiğimi gösterdi bana. "Bu nasıl?"
"Güzelmiş. Deneyebilir miyim?" Abartılı şeylerden çok böyle sade giyinmek beni normal hissettirirdi. Anormal değildim ancak dikkat çekme çabasına girince rahatsız oluyordum.
"Tabii." Bedenlerine bakınırken ben de hemen sağımdaki kabine çantamı bıraktım.
"Buyurun." diyerek uzattığı elbiseyi alıp birkaç dakika içinde giydikten sonra kabinde kendime baktım. Oldukça hoş görünüyordu ama bu da çok sadeydi. Bunu kendi kendime gayet güzel bir şekilde renklendirebilirdim.
"Elbiseyi çok beğendim. Üzerimi değiştirmeden ücretini ödeyebilir miyim?"
"Elbette." Ahsen'in kıyafetlerini alıp kendimle beraber kasaya götürürken cüzdanından kartı çıkartıp ödedikten sonra hanımefendiye teşekkür edip kıyafetleri dışarıda ki çöp kutusuna attım. Onları yanımda gezdirecek değildim ya!
Sokaklarda başıboş gezmek kadar güzeli yoktu. Bütün gece artık benimdi. Bundan sonra buranın delisi bendim. Bir başkası değildi ve olmasına da izin vermezdim.
Saçlarımı sağa sola savurarak sokakta kendi kafamda açtığım müzikle birlikte ilerliyordum. Kendimi editteymiş gibi hissediyordum. "Abla melek gibi olmuşsun." diyen tatlı kız çocuklarının saçlarını karıştırırken, "Sizin anne babanız nerede? Neden bu saatte dışarıdasınız?" dedim.
"Annem bizi yemek almak için dışarı yolladı ama hiç paramız yok. Bize para versene abla. Çok açız." Tam o esnada bir kızın yardım dolu sesini işitince aklıma bir fikir geldi. "O zaman," dedim düşünür gibi yaparak. "Bana yardım ederseniz size istediğinizi vereceğim."
Tam karşımdaki adamın kıza yürüdüğünü görünce beklemek istemedim. Kızın yardıma ihtiyacı vardı ve kimse göz ucuyla bile bakmıyordu. "Şimdi küçük bir plan yapacağız ve siz bu plana tamamen sadık kalacaksınız, anlaştık mı?" Serçe parmaklarımı ikisine uzattığımda onlar da serçe parmaklarıyla tutarak bana söz verdiler. Ardından ikisine aklımdakileri hızlı bir şekilde aktardıktan sonra koşarak kızın yanına gittim. Umarım kimseye bir zarar gelmeden halledebilirdik.
"Aaa, aşkım sen ne yapıyorsun burada?" diyerek kızın koluna girdim. O da ilk birkaç saniye ne olduğunu anlayamadı ama hemen ardından toparlanırken adam dediğim ama aslında beş para etmeyen kişinin suratına baktım. "Sen kimsin?"
"O mu? Kimse değil. Bana asılıyordu. Ben de onu reddediyordum." Yardım çığlığı atamıyordu ama gözleriyle bağırıyordu. Sesi titrek çıkıyordu. Ben ise daha fazla kötü hissetmemesi için bir şey yokmuş gibi davranıyordum. Birazdan ondan kurtulacaktık.
"Haa! Önemli bir şey değil yani. Tamam, gidelim o zaman." Onu da kendimle çekerken, "Hiçbir yere gidemezsiniz." diyen dağ ayısına 32 diş gülümsedim. "Seni istemiyor. Sağır mısın?" dedim dişlerimin arasından.
"Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun?" Sinirlendiğini etrafa saçtığı tükürüklerinden anlarken kızın daha da korktuğunu fark edince bacaklarının arasına tekmemi geçirir geçirmez onu da kendimle alarak uzaklaştırdım. İnsan görünümlü hayvan birkaç küfür savururken birkaç saniye o şekilde kaldı ancak bu çok uzun sürmedi. Peşimize takılınca ufaklıklarla anlaştığımız gibi ikisinin gerdiği ipi fark etmeyen adam ona takılarak düştüğünde ufaklıklar bize doğru koşturup ellerimizden tutmuş ve 2 alt sokağa geçmiştik.
"Siz bir harikaydınız!" deyip ikisini de alkışlarken cüzdanımdan bir miktar para çıkardım. "Alın bakalım. Güzelce karnınızı doyurun."
"Teşekkür ederiz abla. Biz de çok eğlendik." Küçük ve mükemmel bir anıydı benim için. Paralarını alan iki kız kardeş tamamen kaybolana kadar ikisini izledim. Umarım güzel bir hayatları olurdu.
"Beni kurtardığınız için teşekkür ederim." diyen kıza, "Önemli değil. Ben yapmam gerekeni yaptım." dedim.
"İyiliğinin karşılığında bir kahve ısmarlayabilir miyim? Gerçi bu pek yerini tutmaz ama." Gerçekten çok tatlıydı. "Bugün yeterince ciddi olmam gereken bir gün geçirdim ve şimdi biraz delirmek için kendimi dışarı attım. O yüzden bu güzel teklifini reddetmek zorundayım." Ben sakin sakin takılmak falan istemiyordum.
"O zaman ben de sana katılabilir miyim? İyi bir yol arkadaşı olurum."
Benim gibi bir delinin yol arkadaşı olmak mı? Daha neler!
Kendisini yeniden reddetmek üzereyken kızın arkasında beliren hayvanı az önce hep birlikte nakavt ettiğimizi sanıyordum. Gözlerim oraya odaklanmışken kız da sesleri duyup o tarafa baktı. "Ne yapacağız?" dediğinde çantamdaki makası çıkarıp ona uzattım. Madem benimle takılmak istiyordu. O zaman bana ayak uydurmalıydı.
"Bu da ne?" Şaşkınlıkla yüzyıllardır makas dediğimiz şeyi sorduğunda adamları işaret ettim. "Hadi biraz onlarla oynayalım."
"İşte oradalar!" Hayvandan öteye geçememiş varlık üzerimize doğru gelirken çantamdan tornavidayı çıkardım. Kadınlar genellikle cüzdan, makyaj malzemesi, anahtarlık, mendil gibi şeyler taşırken ben sadece bana gerçekten lazım olacak şeyleri taşıyordum.
Kendisiyle birlikte toplamda 3 kişi aramızda birkaç adımdan fazlasını bırakmayınca uzun zamandır eğlenmediğim için heyecanlanmıştım.
"O tornavidayla ne yapmayı planlıyorsun? Bize zarar verebileceğini mi zannediyorsun?" Hırsını alamadığı için beni küçümsüyordu lağım faresi. Zaten tipi de bir şeye benzemiyordu. Keldi ve saçım kadar sakalı vardı. Onu da örüp lastik tokayla bağlamıştı. Yarım dünya kadar göbeğiyle sanki bir şeyler ortaya çıkarmak istermiş gibi dapdar bir kot pantolon giymişti.
Yanındakiler de ondan daha cılızdı. Çantada kekliklerdi.
Tornavidayı sallarken elimle bana gelmesi için işaret ettiğimde sararmış dişlerini göstererek gülerken midem kalktı. Tornavidayı üzerine doğru sallarken saçımdan tutunca dişlerimi sıktım.
Daha adını bile bilmediğim kız ise elinde ki makası bir onlara yakınlaştırıyor bir uzaklaştırıyordu. Böyle onlardan kurutulamazdı ki!
Sokak lambasının cılız ışığı altındaydık. Yumruğum duvara indiğinde hissettiğim acı bir hiçti. Ardından Karın boşluğuma isabet eden darbe bir anlığına nefesimi kesti. Dengem bozuldu. Yarım dünya oluşunun yanında bir de güçlüydü de. Yediğim darbe yüzünden çığlık atan kıza baktım saniyelik. Birazdan hepsi bitmiş olacaktı.
Beni duvara ittiğinde sırtım sertçe çarptı ve sendeledim. Bu fırsatı kullanmasına izin vermeden tornavidayı yumruğu savuran koluna sapladım. Acı dolu inlemesi sokakta yankılanırken hiç durmadan çektim kanlı tornavidayı.
O iki cılızın da kızımı yakaladığını gördüğümde pislenen tornavidamı üzerlerine savurunca gözlüklü olan onu bırakıp bana doğru geldi.
"Dikkat et!" Korkuyla beni uyaran kıza kafamı sallarken cılız oğlanın beyaz tişörtünde ayak izimin çok yakışacağını düşünerek tekme attığım an devrilirken gülmemek için kendimi tutmayıp kahkahamı tüm sokağa yaydım.
Tek vuruşta iş tamamdı.
"Sen de gelmek ister misin?" diye diğerine sorunca kızımı bırakıp kaçarken ben de yerde duran makası ona uzattım. "Sana bunu kendini koruman için vermiştim."
"Üzgünüm beceremedim. Senin gibi yetenekli değilim."
"Bu yetenek işi değil."
Arkamdan vahşi hayvanın sesinin yükseldiğini duyduğum an kızla kendimi kenara çekerken daha az önce tornavidayla açmış olduğum delikten korkmayıp yine saldırmaya kalkıştı ancak vuramayıp yine yere düştüğünde bunun beni tatmin etmeyeceğine kanaat getirerek ona eğildim ve çenesinden kavradım.
"Bir daha bir kıza sarkarken 2 kere düşün. Yoksa bu sefer ki gibi küçük sıyrıklarla atlatamazsın." Sonrasında da sakalında ki örgüyü avuçlarımın arasına aldım.
"Hadi bunu keselim. Bugün saç kesememiş olabiliriz ama sakal keserek de açılış yapabiliriz!" dedim neşeli bir tonda. "Hayır, dokunmayın." Zar zor çıkan sesini duymazlıktan geldim. Ne kendisi ne de yanındakiler bir işe yaramıyordu zaten. Anca insanları korkutuyorlardı.
"Kesmek istemiyor musun?" dedim kıza. Teklif vardı. Israr yoktu.
Kız ise bir bana bir de elimdeki örülü sakala baktı ve yaklaşıp kökünden kestiğinde şokla gözleri açıldı. "Makasın ne kadar da keskin!" Elbette keskin olacaktı. Bunun için yanımda taşıyordum. Tek sefer de işimi görüyordu. Seviyordum ama ben daha çok tornavidayla iyi anlaşıyordum.
"Bunlar ne olacak peki? Polis bizi tutuklamaz, değil mi?"
"Tutuklamaz. Hadi gidelim. Daha fazla oyalanmayalım." Yerde yatan yarım dünya da birazdan uyanırdı.
"Bu arada ben İlayda." diyerek elini uzattı. İlayda'nın aceleyle toplanmış topuzundan kaçan birkaç tutam alnına ve yanaklarına döküldü. Gözleri de henüz okunmamış kitapların merakıyla bana bakarak parlıyordu. Dudaklarının kenarında ise her an kahkahaya dönüşmeye hazır olan tanıdık bir tebessüm asılıydı. "Ben de Victoria. Memnun oldum." Elini tuttum sıkı sıkı. "Yabancı mısın?"
"Yarı Türk'üm. Annem İngiliz. Babam Türk." Sanırım gözünde şu anda çok havalı olmuştum. "Tekrardan çok teşekkür ederim. Beni 2 kez kurtardın."
"Önemli değil. Yapmam gerekeni yaptım aslında. Benim yerimde bir başkası olsa o da aynısını yapardı." Omuzları hafifçe öne eğik sanki kendisini dünyadan saklamak ister gibi duruyordu ancak minnettar olduğu gözlerinin parlamasından anlaşılıyordu. Sanki fırtınalı bir denizde yolunu bulmaya çalışan ama limana yanaşmaktan korkan bir gemi gibiydi. "Arkadaşım olur musun?" Saatlerdir dilinin ucunda biriktirdiği o üç kelime sonunda cesaretini toplayıp dudaklarından dökülmeyi başarmıştı.
Bunu söyleyeceğini az çok tahmin ediyordum çünkü yalnız görünüyordu. Bir arkadaş istiyordu ama ben bunu yapamazdım. Çok farklıydım. Başıma her an bir şey gelebilirdi. Eğer arkadaş olursak çok üzülürdü.
"Üzgünüm arkadaşın olamam." dediğimde dudakları aralandı. "Ama neden? Arkadaş olursak bana yardım ettiğin için sana olan borcumu ödemiş olurum. Lütfen arkadaş olalım Victoria." Ben yürüdükçe peşimden geldi.
"Senden bir şey beklemiyorum. Zor durumda olduğun için yardım ettim sadece. Hepsi bu kadar."
"En azından bana 1-2 taktik öğretsen, olmaz mı? Buna çok ihtiyacım var." Telefonunu zorla gözüme sokarken, "O zaman şöyle yapalım. Sen bana numaranı ver. Ben müsait olduğumda seninle iletişime geçeyim, nasıl fikir?" dedim. "Yani beni hiç aramayacaksın. Başından savmak için numaramı alıyorsun. Sonra da hiç görüşmeyeceğiz."
"Hayır, gerçekten çok meşgulüm. Anca bu vakitlerde boş kalırsam dışarı çıkıp biraz kendime vakit ayırabiliyorum. Yine vaktim olursa gerçekten seninle iletişime geçeceğim. Bana inan. Şimdi numaranı ver."
"Tamam, söylüyorum. Yaz." İsteksiz tavrını göz ardı ederek numarasını telefona yazıp kaydederken hareketlendim. "Benim artık gitmem gerek. Eve kendin dönebilirsin, değil mi?" diye sorduğumda kafasını salladı usulca. En azından gözüm arkada kalmayacaktı.
"Görüşürüz. Kendine dikkat et." dedim kolunu okşayarak.
"Görüşürüz Victoria. Sen de dikkat et." Küçük bir kız çocuğu gibi mızmızlanıyordu şu anda. Gitmemi istemediğini anlayabiliyordum ama Tamer'i de merak ediyordum. Henüz iyileşmediği için çok da yalnız bırakmak istemiyordum.
...
"Neredesin sen? Hem bu üstündeki de ne? Ahsen'in kıyafetleri nerede? Yine kavga mı ettin?" Tamer yattığı yerden beni azarlama moduna çok çabuk girmişti. "İki dolandım, geldim."
"Ne zaman sözümü dinleyeceksin?"
"Hiçbir zaman dinlemeyeceğim Tamer. Biraz nefes almaya ihtiyacım var, görmüyor musun? Ahsen'in babası onu öldürmek için garajında kaçak bir araba saklıyormuş. Bunu sindirmem gerekiyordu."
"O arabayı İhsan beyin aldığı ne malum? Devrim hanım onun adına işleri çeviriyordur Victoria. O da sen de anlamadan dinlemeden yorumluyorsunuz her şeyi. Ahsen arabanın arkasında babasının adı geçince kendinden geçti resmen. Ona anlatmaya çalıştım ama beni bir kere bile dinlemedi. Sadece ağladı. Sonra da yine sen çıktın ortaya. Yine başıma bela olacaksın diye diken üzerinde duruyorum, görmüyor musun?" Doğru ya beni neden sevsin ki? Ben onun için sadece diğer bir benliktim. Benim yok olup gitmemi dört gözle bekliyordu.
"Olan biten her şey için üzülmüyor muyum mu zannediyorsunuz? Geceleri endişelenmekten uyuyamıyorum. Sürekli Ahsen'i kontrol ediyorum. Gün içinde peşinde dolanıyorum. Ona bir şey olacak diye ödüm kopuyor."
"Ben de onun için üzülüyorum. Küçük yaşta yaşadıklarından sonra benim gibi bir kişiliğe sahip olduğu için çok üzgünüm, tamam mı? Keşke bununla başa çıkabiliyor olsaydı da ben olmasaydım." dedikten sonra odaya geçtim. Her seferinde Tamer'le kavga ediyorduk. Asla anlaşamıyorduk. Beni istemediğini biliyordum ama bazen bu biraz üzücü olabiliyordu. O, benim için değil Ahsen için endişeleniyordu çünkü Ahsen onun sevgilisiydi.
Ben hiçbir şeydim.
Üstümü başımı değiştirip yatağa girdim. Eve gelmemeliydim aslında. Sabaha kadar dışarıda takılmayı planlıyorken ne diye Tamer'i göresim gelmişti ki? Ameliyatın üzerinden bayağı bir zaman da geçmişti. Yalnızca biraz dinlenmesi gerekiyordu. Ondan sonra iyi olacaktı. Bensiz de idare edebilirdi.
Asıl yalnız olan bendim sanki. Ahsen çok şey çekse de bir annesi, bir babası, bir sevgilisi vardı. Tamer haricinde kimsenin benden haberi yoktu. Öğrenmelerini de istemiyorlardı. Ben de bu zamana kadar ses çıkarmamıştım çünkü çoğu zaman bedenin kontrolünü ele geçiremiyordum. Geçirsem bile çok uzun sürmüyordu.
Ben vardım ama yoktum da.
Aynı masallardaki gibi. Bir varmış, bir yokmuş.
_________
ah victoriamm uzulme ben varim yaninda
keske hep bizimle kalsa
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |