
Tamer, Victoria'nın kendisine söylediği 'hipnoz' kelimesinin üzerine düşünüyorduk. Açıkçası bundan bir anlam çıkaramıyordum. Eğer o toplantıya Tamer de gitmiş olsaydı belki bir şeyle bağdaştırıyor olabilirdik ama gitmemişti işte. Ben de bir şey hatırlamıyordum. Victoria'nın yaptıklarını genel olarak hatırlamak da zorluk çekiyordum zaten. Kesik kesik aklıma gelmesine rağmen çoğu zaman anlayamıyordum.
"Hipnozu geçtim de toplantı da ne konuştuk acaba?" dedim Tamer'e. Şirkete doğru gidiyorduk. Hava almak için bir süreliğine sakin bir yere gelip enine boyuna konuştuk ama ikimiz de bir sonuca varamayınca daha fazla oyalanmak yerine dönmeyi tercih ettik.
"Keşke ben de ısrar etseydim. İçeri giremesem bile kenarda köşede dinlerdim." Pişman olduğunu görebiliyordum ama bu çok da önemli değildi. Büyük bir şey olsaydı muhtemelen kendime gelince de bir şekilde öğrenirdim.
Bayağıdır Victoria hakkında konuşuyorduk ve bir sonuca varamıyorduk. En iyisi bir müddet düşünmemekti. Sadece zihnimi yormaktan başka bir işe yaramıyordu.
"Öğlen yemeğini de mi dışarıda yeseydik? Yemekhanenin yemekleri bazen güzel olmuyor." dedim yüzümü buruşturarak. "Çalışanların gözünde iyi biri kalmak için bunu yapıyoruz, biliyorsun. Hem zaten her zaman yemiyoruz ki. Arada görünürsen akıllarında kalırsın." Yani evet, bunu biliyordum da babam çalışanlarını hiç düşünmüyordu. Burada hiç yemek yemediği için insanların şikayet ettiğinden haberi bile yoktu. Şu anda da kendisiyle çok fazla iletişime geçmek istemediğim için gidip de söylemek istemiyordum. Victoria'nın yaptıklarını daha unutmamıştır kesin.
Arabayı park edip yemekhane katına geldiğimizde biz de diğer herkes gibi sıraya girdik. Böyle kendimi çok yapmacık hissediyordum. Herkesin gözüne girip sevilmeyi isterdim tabii ama bunun haricinde daha farklı yollar denemeliydim.
"Ahsen şuradaki Bartu mu?" Tamer'in işaret ettiği yöne baktığımda gördüğüm manzara karşısında şoke oldum. Bartu masalardan birine oturmuş kendi kendine yemek yiyordu. Ayrıca mutlu görünüyordu? Neden?
"Onun burada ne işi var ki?" dedim kendi kendime. Ona göre alt tabaka insanların yemeklerini yemek ölüm sebebiydi de. Gerekmedikçe alt tabakayla konuşmuyordu bile. Şimdi ne olmuştu da burada yemek yiyordu?
Bu çocukta garip bir şeyler vardı-
"Poyraz'la baban da burada." Tamer'in tam da dediği gibi babam ve abim Bartu'nun yanına geçtiklerinde sadece küçük kardeşim de değil hepsinde bir gariplik olduğunu sezmeye başladım.
"Şirket mi batıyor? Yoksa bunları burada göremezdik." Gerçekten de öyleydi. Göremezdik ki. Babam her öğlen dışarı çıkıyordu. Aynı şekilde kardeşlerim de. Bir anda bu üçünün de burada olması oldukça garipti. Bir şeyleri sorgulamam gerektiğini hissediyordum.
"Victoria hipnoz derken bu üçünü mü kastediyordu acaba?" dedi Tamer.
"Sence onlar hipnoz mu edildi? Neden edilsin ki? Hem bunu kim, neden yapsın?"
"Üvey annen olabilir ama neden yaptığını bilmiyorum. Bunu öğrenirsek kesinlikle işimize yarar." O zaman sıradaki operasyonu başlattığımızı söyleyebilir miydik? Evet, söyleyebilirdik.
Yemekleri alıp yerimize geçerken babam, "Ahsen seni burada görmek ne kadar güzel. Bizimle otursana." dedi. Her zaman ki gibi tatlı baba ifadesini takmıştı yüzüne. Ben ise kafamı yanımdakine çevirdim. "Tamer de oturabilir mi?" İstemediğini anlayabiliyordum ancak burada herkesin içinde olduğumuz için reddedemeyecekti.
"Tabii, otursun." İkimizde sandalyelere geçtikten sonra, "Siz yemekhaneden yemek yemezsiniz ki ne oldu da yemeye karar verdiniz?" dedim. Poyraz suratsız bir şekilde, "Babam zorladı. Sizlerle yemeye meraklı değiliz yoksa." diye cevap verdi. Babam neden zorlamıştı işte? Ben de bunu merak ediyordum.
"Maliyetleri kısmamız gerekiyor. 1 ay boyunca rahat etmemiz için katlanmak zorundayız. Yoksa ne olacağını biliyorsunuz. Daha yeni konuştuk." Gerçekten de batıyor muyduk? Buna inanamıyordum.
"Eğer birileri ortalığı karıştırmamış olsaydı Can bey her şeyden vazgeçmeyecekti." Poyraz'ın bana bir şeyler ima ettiğini fark ettiğimde ne olduğunu anlamam sadece birkaç dakikamı aldı. Ben Can beyin oğluyla evlenmek istemiyorum diye her şeyden vazgeçmişlerdi! Demek ki bu yüzden gidiyordu her şey.
"Ahsen sen buraya geldiğinden beri bizi sadece zora sokuyorsun."
"İşinizi doğru düzgün yapmadığınız için Ahsen'i suçlayamazsınız. Arkasından kendi kafanıza göre kararlar almışsınız. Bir de gelip burada onu suçlayarak mı konuşuyorsunuz?"
"Ben seninle mi konuşuyorum?" Poyraz, Tamer'e sinirlenir gibi olduğunda babam elini onun omzuna yerleştirdi. Hiçbir şey söylemedi. Sadece sakince ona baktı ama o bakışta 'Sonunu düşün.' diyen sessiz bir uyarı vardı. Poyraz bir an duraksadı ve yemekhanenin gürültüsü içinde sadece babamın sessizliğini duyarak sustu.
Bir şeyler dönüyordu.
"Yemekler güzelmiş. Artık kavga etmeyi kesin de yiyin." Bartu söylenip yemeğine döndüğünde babam, "Evet, Bartu'yu dinleyin ve yemeğinizi yiyin." dediğinde masadaki gerginlik bitti ve herkes yemeğini bitirmeye odaklandı ama benim aklım o bakışlarda takılı kaldı.
Yemeklerden sonra herkes kendi odasına geçerken elimizde 2 sorunun olduğunu fark ediyordum. İlki bu hipnoz meselesiydi. İkincisi de şirketin batma olasılığıydı. Hangisini ele almalıydık? Nereden yürümeliydik?
"Şirket batıyor. Birileri de hipnoz ediliyor." dedim Tamer'e. "Aslında batmasını çok isterim de babam bir şekilde yolunu bulup kurtulur. O yüzden o kendi bulmadan biz mi birini bulsak? Onun gözüne girme fırsatı yakalarız." Kısacası planımızda ufak değişiklikler yapıyorduk. Sonuçta buraya gelmeden önce birçok ihtimali değerlendirsem de bazen hayat önümüze farklı nimetleri de serebiliyordu.
Ben de aynı şeyi düşündüm Ahsen. Aferin kızım!
Victoria'nın sesini duyduğum an ufak bir gerilme yaşarken devam ettim. "İngiltere de dedemin tanıdıkları var. Belki rica edersek kabul ederler." Hem bu sayede evlilik imalarından da kurtulabilirdim.
"Babamın gözüne girip mirasın aslında kimin hak ettiğini göstereceğim herkese."
"Tamam, hadi bunu hallettik diyelim. Hipnoz meselesi ne? Ya abin babanı kandırmak için ona hipnoz yapıyorsa? Onu nasıl durduracağız?" Benim de aklıma bu ihtimal geliyordu. Abim kazanmak için her türlü yolu deneyen biriydi ve eminim bunu da yapıyordur.
"Hipnozdan çıkabilmesi için birçok yöntem var. Filmlerde, dizilerde görüyoruz hatta. Bence bunlardan birini deneyebiliriz. O zaman anlarız hipnozda mı, değil mi, diye." Yine de doğru olanı uygulayabilmek için Google'a yazdım. İzlediğimiz her şey her zaman doğru olmayabiliyordu sonuçta.
"Tamam, deneyelim bakalım. Umarım işe yarar."
Babamı kimsenin yanında olmadığı bir anını yakalamalıydım ama burada da bu mümkün olmuyordu. Bir şekilde yanında hep birileri oluyordu.
"Kendimi onların evine davet ettireceğim. Madem şirket batıyor. Kurtarmak için birbirimize sıkıca kenetlenmeliyiz."
...
Merdivenlerden çıkarken adımlarımı yavaşlattım. Biliyordum. Üçüncü basamak. Her zaman gıcırdayan o basamak. Yıllarca geceleri evden sessizce kaçmaya çalışırken bana ihanet eden o basamak. Ayağımı korkarak üzerine koydum ve o tanıdık, iç gıcıklayıcı ses bu sevgisiz boş evde yankılanmadı. Ben gittikten sonra tamir etmişlerdi demek.
Ardından odama yürüdüm. Duygusallığın zamanı olmadığını biliyordum ama merak ediyordum işte.
Odamın kapısını açtım. Duvarlardaki solgun posterler, bir zamanlar hayallerimi süsleyen yüzlerdi. Çalışma masamın üzerine parmağımla bir çizgi çektim. Kalın toz tabakasının altından yıllar önce Bartu'nun çatalının ucuyla kazıdığı o küçük kalp şekli çıktı. Anlaşamasak da birbirimizi sevemesek de arada kardeş olabiliyorduk.
Bu odayı değiştirmedikleri için teşekkür ediyordum babama ama yine de kanmayacaktım ona. Odamı değiştirmedi diye ona boyun eğeceğimi sanıyorsa yanılıyordu çünkü o bir kere olurdu. Aslında olmamıştı ama ben onu yenilgi diye hafızama kaydediyordum bir daha olmaması için.
"Odana bakman bittiyse aşağı in. Herkes seni bekliyor." Devrim hanımdan gelen sesle odamın kapısını kapattım. Herkes geldiğine göre benim de işim burada bitmişti. Eminim burayı da değiştirmek için elinden geleni yapmıştı ama başaramamıştı.
Tamer'in yanına geri döndüğümde kimsenin olmadığını görünce bir kez daha o kadına sinirlendim. Odamda biraz yalnız vakit geçirmek isterken yine burnunu sokup beni oradan indirmişti.
Mutlu olmama dayanamıyordu.
"Şimdi ne yapacaksın, biliyor musun?" dedi Tamer sessizce.
"Evet, evet, baktım. Anlatıyorum. İyi dinle." Elimi kaldırdım. Orta parmağımla baş parmağımı birbirine dokundurduğumda, "Şimdi sihirli kelimeleri söylüyorum: Parmağımı şıklattığım an uyanacaksın." deyip şıklattığımda salona giren Bartu yerinde heykel gibi kalarak gözlerini kırpıştırdı. Nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi etrafına bakınırken nedenini anlayamadığım bir şekilde gözlerinden bir yaş süzüldü ve bize baktı.
"Biz şu an evde miyiz?" dediğinde, "Evet, evdeyiz." diyerek yanıtladım onu.
Bartu ise duyduklarını aklında tartıyor gibiydi. Boşluğa dikti gözlerini. Neler yaşadığını anlamak ister gibi ancak çok sürmedi bu. Heykel gibi durduğu yerden hareketlenerek aklındakilerinin içinde kaybolmuş bir halde ilerleyip gitti.
Bir dakika!
"Bartu mu? O mu yani?" Şaşkınlıkla arkasından bakakalmıştım. Tamer ise ağır ağır kafasını salladı. "Victoria onun garip davrandığını söylemişti hipnozdan önce. Beni aradığında da bunu demek istedi sanırım."
"İyi de bunu neden yapsınlar ki?"
"Belki çok öfkeli olduğu için olabilir. Şirket şu anda bir çöküşte. Bu yüzden onun kötü bir şey yapmasının önüne geçmeye çalışıyorlardır." Yani bunun yeterli bir sebep olduğunu hemen hemen söyleyebilirdim ama sadece bunun olduğunu düşünmüyordum. Muhtemelen abimin de işine yarıyordur bu durum. Bartu hipnoz etkisindeyken işlerine karışmazdı.
"O zaman babam etkisinde falan değildir. Hatta bunu kendisi yaptırmak istemiş bile olabilir." Bunu daha sonra düşünecektim. Devam ettim konuşmaya. "Önce babama ortak bulacak sonra da bu mükemmel ailenin kendi içinde neler yaşadığını herkese duyuracağım." Ellerimi birbirine sürttüm sabırsızca. Hayali bile güzeldi.
"Yapacağız, sevgilim. Yapacağız."
İçten içe kurutacaktım hepsini.
"Bir babanın da bunu kendi öz oğluna yaptığına inanamıyorum. Hadi babamı geçtim Devrim hanım nasıl izin veriyor buna? Para için hepsinin gözü dönmüş resmen. Oğullarına bunu yapan bana neler yapmaz?" Doğru olanı söylüyordum. Beni bir proje uğruna evlendirmeye çalışmışlardı. Şimdi de Bartu'yu etkisiz hale getirmişlerdi. O zaman sonraki hamle neydi ve kimeydi?
"Seni hazırlanan tüm o tuzaklardan koruyacağım Ahsen. Güven bana. Sonra da kendimize güzel bir hayat kuracağız." Ellerimiz birbirine kenetlenirken midem de uçuşan kelebeklerle dans etmek istedim. Böylesine güzel bir adamı kendime ait kıldığım için çok şanslıydım.
"Ahsen bulduğun ortakla ne zaman görüşebiliriz?" diyerek salona giren babam anlık ikimizi de gererken duruşumuzu düzelttik. "Yarın kendisi buraya inecek. Öğleden sonra görüşebileceksiniz." dedim. Dedem sağ olsun onun sayesinde görüşüp hallettik her şeyi.
"İyi aferin. Poyraz bey güya görüşecek ama nerede?" Kendisi koltuklardan birine geçerken arkasından Devrim hanım ve abim de geldi. Bartu ise az önce hipnoz edildiğini öğrendiği için hala şoku atlatamadığı kesindi.
Hizmetliler tarafından kahveler getirilirken, "Kendisi bizimle ortak olmaya çok olumlu bakıyor. Onu en iyi şekilde ağırlamalıyız baba." dedim. "Asistanımla konuştum. Hazırlıklara başladı. Görüşmeden sonra onu gezdirmek istiyorum. O yüzden ertesi güne olan programlarımı boşalttırdım."
"Doğru olanı yapmışsın. Bay Charlie ilgi, alakayı sever."
"Benim aklımda bizi uğraştırmayacak biri var baba ama Ahsen birini bulduğunu söyler söylemez beni unuttun."
"Yaptıklarını unutmam için bana müsaade vermediğinden her konuştuğunda sinirlerim tepemi attırıyor. Ondan seni duymazlıktan gelmiş olabilirim." Babamın hepsiyle arasının bozuk olması benim için çok güzel bir avantajdı.
Ortamdaki karganın ciyaklaması kesildikten sonra kahvemizden içerken Devrim hanımın gözlerinin ara sıra bana değdiğini fark etmeme rağmen ses etmedim. Biricik oğullarının birer birer tahttan düşmesi onu üzmüş olmalıydı ama bir gün böyle olacağını bilmesi gerekirdi. Yaptıklarının yanına kar kalacağını düşünmesi çok tatlıydı! Ben de tam olarak kar kalmaması için gelmiştim ya.
Kahveler içilmiş, babama yarın ki misafirimizle ilgili tüm bildiğim şeyleri anlatmış, sonrasında da ayrılmıştık.
O evde çok bile durdum aslında. Güzel anılarım yok denecek kadar azdı. Sadece travmalarımla doluydu ve neyse ki her bir şeyi değiştirdikleri için mutluydum. Eski eşyalar bana yalnızca eskiyi hatırlatırdı çünkü.
"Alarmı kurdum. Yarın beraber onu havaalanından alırız."
"Öyle yapalım da babama da mı haber verseydik acaba? Belki o da gelmek isterdi."
"O hazırlıklarla ilgilensin. Şimdi gelmek isterse Poyraz da gelmek isteyecek. Sonra Bartu da. Bir bakmışsın Devrim hanım da gelmiş olacak. Bir kişi için o kadar insan gitmemize gerek yok." Beni sabote edebilmek için her şeyi yapardı onlar. Doğru söylüyordu.
"Gün içinde peşimize takıldıklarında da bir şekilde uzaklaştırırız zaten. Çok da dert etmene gerek yok." Orası öyleydi de. Diyorum ya işte kendi oğlunu hipnoz edenler bana neler yapmaz? Poyraz ortak buldum diye bana karşı çok öfkeliydi. Devrim hanım da pek sevinmişe benzemiyordu. Babam da işine yaradım diye beni yanında tutuyordu.
"Umarım başımızdan savabiliriz. Gerçi Bartu hipnoz edildiğini öğrendiğine göre onlara hayatı zindan ederse rahatça görüşmeyi yapabiliriz. Umarım istemeden de olsa bize yardımcı olur." dedim gülerek. Ben abimin babamı hipnoz ettiğini düşünürken asıl hipnoz edilenin Bartu olması beni şoka uğratmıştı.
"Keşke Victoria kaybolmadan önce bana her şeyi anlatsaydı."
"Aman canım ne olacak sanki? Bak biz de hemen her şeyi öğrendik."
"Ya başka şeyler de varsa Ahsen?"
"Başka şeyler varsa eğer o toplantı da benim yanımda konuşmazlardı. Kendi aralarında hallederlerdi." Ben onlar için aileden değildim ki. Benim yanımda aile içi problemlerini neden tartışsınlar ki? Haklı değil miyim ama?
Telefonumdan annemin ismine tıkladıktan sonra ona bir şeyler yazıp gönderdim. "Anneme benim adıma dedeme çokça teşekkür etmesini yazdım. O olmasaydı biraz zor bulurduk." Gözlerim yola takılıyken yorgun olduğumu hissediyordum. Buraya geldiğimden beri koşuşturmaya hala alışamamışım gibi geliyordu. Ben de bazen neler olup bitiyor anlayamıyordum ki.
"Çok uykum geldi." dedim esneyerek. "Saat daha çok erken. Nasıl uykun geldi?" Kaçtı ki? Onu bile hatırlamıyordum. "Yorgunluktandır herhalde." Gözlerim gidip gelirken Tamer, "Sen uyu. Ben eve varınca seni uyandırırım." dedi.
"Tamer," dedim uyumak üzereyken. Aklıma gelen şey doğruysa şimdiden sabote etmeye başlamışlardı bile. "Efendim hayatım."
"Devrim hanım bana bakıp bakıp duruyordu. Sanırım kahveme uyku ilacı atmış yarına hazır olamayayım diye." dedikten sonra daha fazla kendimi tutamadım ve uykunun derinliklerine bıraktım kendimi.
________
bu cadi kadin bizi rahat rahat birakmayacak anlasilan
optum bay bayyy
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |