
#Ahsen'den
"İyi misin?" Tamer'in sorusuna bir baş sallamayla onaylarken şişemdeki sudan bir yudum aldım. Kendimdeydim ve iyiydim. Sadece arada başım dönüyormuş gibi hissediyordum ama şimdi iyiydim. Aslında daha çok kendimi ve çevremdekileri kandırmaya çalışıyordum. İyi falan değildim.
Gözlerimi açtığımda arabada buldum kendimi. Bizim arabamız olduğunu anlayamadığım o ilk saniyelerde neredeyse panik atak geçirecektim ki Tamer'i fark ettiğim an bir rahatlama gelmiş ve ardından ona sarılmıştım. Anlatmasına göre annemden mesaj gelmeden önce Victoria fenalaşır gibi olmuş ve ne olur ne olmaz diye onu dışarı çıkarmıştı. Sonrasında da mesajı görür görmez bayıldığını söylemişti. Benimle o kadar çok zaman geçirdiğinden Victoria'nın ne zaman gidip benim ne zaman geleceğini anlayabiliyordu. O yüzden de kimse beni görmeden arabaya taşımıştı. Uyandığımda da yanı başımdaydı.
"Hayatım keşke evde kalsaydın. Anneni ben almaya gelirdim." Saçlarımı okşayıp gözlerimin önünden çekti. "Bu sefer de neden gelmediğimi soracaktı. Bugüne kadar ona çok kez yalan söyledik zaten." İnmesine az bir süre kalmıştı onunda. Her şeyi hazırlayıp uçağa binmeye saniyeler kala mesaj yazıp gönderdiği için de kendisine teşekkür ediyordum. Çok erken haber vermişti. Keşke inince haber verseydi.
"Asıl sen iyi misin? Gördüğüm kadarıyla toparlanmışsın."
"Victoria'yla atışa atışa iyileştim."
"Yani o kadar zaman geçti ki sen iyileştin." Tamer beni güldürmek istemişti ancak durum şu anda her zamankinden kötüydü. "Hayır, canım o kadar da zaman geçmedi. Sadece bir tık fazlaydı. Daha önce de olmuştu. Korkulacak bir şey yok." Korkulacak bir şey her zaman vardı. Babam ve ailesi ya da diğer kişiliğim gibi. Ne kadar yok saymaya çalışsam da bunlar gerçeklerdi.
"Victoria da seni destekliyor. Hatta bizden daha iyi iş çıkardığını da söyleyebilirim. Abinin hazırladığı daveti mahvetti. Baban kesinlik bu görevi ona verdiği için çok pişman oldu."
"Evet, farkındayım. Bizim için elinden geleni yapıyor ama tam başardık derken yine bir aksilik çıkıyor. Bunun için de bir şeyler düşünmeliyiz." Annemin gelmesine sevinemiyordum bile çünkü bana kızacaktı. Ona gelirken bir sürü sözler vermiştim ama hiçbirini de tutmamıştım.
"Devrim hanım, annemin geldiğini öğrenince çok sinirlenecek. Ben onunla değil de abimle ilgilenmek isterken şimdi o daha çok salça olacak. Şu anda ne yapacağız, bilmiyorum." Her şeye karşı bir plan yapmış olsam da bazen böyle apışıp kalıyordum. Bizi defalarca ortadan kaldırmaya çalışan kadın, annem buradayken yeniden deneyecekti. Biliyorum yapacaktı. Ayağının dibindeydik. Bu fırsatı kaçıramazdı.
"Sıkma tatlı canını. Bugüne kadar nasıl geldiysek bundan sonrasını o şekilde halledeceğiz. Şimdilik babanı abinden soğutma çalışmamıza odaklanmalıyız."
"Babamın gözü hep paradaydı. Eşinden de o yüzden boşanmadı. Şimdi de para için abimi yanında tutuyor. Yoksa Bartu gibi çoktan şutlardı." Tamer, ben uyandıktan sonra olup bitenleri anlattığı için Victoria'nın şahit olduklarını biliyordum. Zamanımız olsa kullandığı kalemden dinletecekti ama annemin mesajından sonra elimiz ayağımıza dolanmış ve soluğu burada almıştık.
"Paradan vazgeçirmeliyiz onu." dedi ama nasıl? Hayatı paradan ibaret olan bir adamı bundan nasıl vazgeçirebilirdik ki? Para için ruhunu dahi satardı o.
Saati kontrol edip "Annem neredeyse iner. Biz de yavaş yavaş önüne gidelim." diyerek arabanın kapısını açtım. Ayaklarım sert zeminle buluşurken bedenimi tamamen koltuktan ayırdım. Ekstra dikkat etmeye çalışıyordum. Eğer sevgilim azıcık da olsa kendimi kötü hissettiğimi fark ederse onunla gelmeme izin vermezdi.
Hava biraz dondurucu şekilde esince üşüdüğümü hissettiğim an Tamer ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı. Sonra da elini uzattı. "Hadi annemizi almaya gidelim." Gülümseyerek elini tuttum. Basın bizi çekerse de umurumda değildi. Tamer'i kimseden saklamayacaktım. Hatta gözlerine sokacaktım.
"Eve gidip iyi ki üzerimizi değiştirdik. Yoksa o elbiseyle donardım." Şu anda da pek farkım yoktu gerçi. Kendime de yeni yeni geldiğimi hissediyordum. Tamer uyandığımda annemin haberini verince ilk birkaç dakika donup kalmıştım. O kadar beklemiyordum ki Tamer benimle ilgilenmek zorunda kalmıştı. Henüz davet bitmediğinden orayı da terk edememişti. Benim uyanmamı beklemiş ve öyle karar verip gitmiştik.
"Babam, annemin dönmesine nasıl bir tepki verecek acaba?" Düşük tonda kendime sordum soruyu. Sevinir miydi? Sanmam. Ayağına dolaşacağını zannederdi. Hatta kavga ederdi. Annemi de üzerdi. Zamanında da çok üzmüştü. Aslında herkesi üzmeye devam ediyordu. Para için yapmayacağı şeyler yapıyordu. Onun babam olması çok utanç vericiydi.
İngiltere'den gelen uçağın indiğini yakınımızda bulunan insanlardan duyduktan hemen sonra heyecanlandığımı hissettim. Uzun zamandır birbirimizi görmüyorduk. Sanırım annemi birazcık özlemiştim.
Aylar havaalanındaki uğultunun içinde eriyip giderken kalabalığın arasından süzülen tanıdık bir silüetle zaman duruverdi. Sonra adımlarımız hızlandı ve mesafeler anlamını yitirdi. Kollarımız birbirine dolandığında dökülen birkaç damla yaş sessiz bir fısıltıyla, "Anne." dedim ayların boşluğunu doldurabilmek adına. Bir kelimeden fazlasıydı bu. Bir kokunun hafızaya dönüşü, bir sarılışın yuvaya varışı gibiydi.
Neden bu kadar duygulanmıştım ki? Sadece ben değil, annem de benimle aynı durumdaydı. O da hasret gidermek için bana sıkıca sarılıyordu.
"Kızım." Annem ellerini yanaklarıma koydu. Yüzümde yeni oluşmuş çizgileri, gözlerimin kenarında biriken yorgunluğu fark etti sanki. Konuşacak çok şeyimiz vardı ama hiçbir kelime o anki sessizliğimizin anlattığı hikayeyi anlatamazdı.
Onu gördüğümde böyle olacağımı bilseydim yanımda peçete de getirirdim. Uzun yıllardır ayrı yaşamışız gibi geliyordu bana. Kendime söylemek de zorlansam da annemi özlediğimi biliyordum. Asla birazcık falan değildi. Çok özlemiştim, çok.
Birbirimizin gözlerini sildik ve tekrar sarılırken ben başımı omzuna gömdüm. Biraz lavanta, biraz da sadece ona ait olan o güven veren kokusu... Ciğerlerimi doldurdum. Onun da eli saçlarımı buldu ve bir çocuğu okşarcasına şefkatle gezindi.
Burada yaşadığım korkunç şeylerden sonra annemin ufak bir sarılışı, bakışı, okşayışı beni duygusallaştırmıştı. Benim ailemde bir baba yoktu belki ama en azından sevgi vardı. Birbirini seven insanlar vardı.
Ve biz birbirimizi çok seviyorduk.
...
"Ah Ahsen! Bana kaza yaptığını nasıl söylemezsin? Böyle haberlerden mi öğreneceğim ben?" Hasretten sonra sıradaki şeyi yaşıyordum. Azarlanma. Yolda bir anda aklına gelince söylenmeyle başladı. Ben tepki vermeyince büyüttü, büyüttü ve büyüttü. Şimdi de kaçmama izin vermeyip kızıp duruyordu. Haksız da değildi.
"Ufak bir sıyırma oldu. Kontrol amaçlı hastaneye gittik. Babam da çok ilgilendi anne. Gerçekten endişelenecek bir şey yok." Kulağımı tutup çekince dudaklarımı ısırdım. Bunu özlemediğim kesindi. "Sence ben bu yalana kanar mıyım?"
"Ama yalan söylemiyorum ki. Sahiden ufak bir kazaydı. Bak biz iyiyiz." Tamer bir koltuğun köşesinde gülmemek için kendini sıkarken dik dik bakıyordum ona. Annemin beni azarlaması çok mu zevkliydi? O zaman kendi annesini de arayıp haber verelim. O da aynısını Tamer beye yapsın da bakalım zevkli miymiş, değil miymiş öğreniriz.
"Babanın eşinin yapmadığı ne malum? Daha önce de bizi ezmeye çalışmıştı." Araba babamın üzerine kayıtlı olduğundan işin arkasında hala onun olduğunu düşünüyordum. Belki de Devrim hanımla birlikte çeviriyorlardı bu işi. Bilemiyorum.
"O olsa sana söylerdim ama değil. Bu kadar büyütmesen mi acaba?"
"Ben mi büyütüyorum? Ölebilirdiniz ve sen bunu bana söylememişken ben mi büyütüyor oluyorum Ahsen?"
"Anne tamam, özür dilerim. Haklısın ama bize gerçekten bir şey olmadı. Ufak bir kazaydı. Endişelenme diye söylemedim. "
"Kendim öğrenince daha mı iyi oldu?" Kafasını sağa sola salladı. "Burada daha fazla kalmanı istemiyorum. Bavullarını topla İngiltere'ye dönelim." dediğinde şokla ağzım açıldı. Daha yeni gelmiştim. Nereye dönüyordum? Olmaz!
"Hayır, dönemem. Çalışıyorum burada."
"Orada da çalışırsın. Baban gel deyince ilk uçakta atlayıp geliyorsun ama ben isteyince neden kabul etmiyorsun? Çok mu seviyorsun onu? O zaman babanla kalıp kardeşlerinle büyüseydin." Annem kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını çatarken, "Hayır, olur mu öyle şey? Ben seni seviyorum yalnızca. Sensiz yaşayamam. Sadece burada çalışmak istiyorum. Babama ortak buldum ve onlarla proje yapmak istiyorum. İnternette onu da görmedin mi? Ben buldum ortağı. Babam da çok sevdi." dedim.
"Kızım bak bu insanlar tehlikeli. Sana bir şey yapacaklar diye çok korkuyorum, anlamıyor musun?" Elini tutup öptüm. "Annem sence bana zarar vermelerine izin verir miyim? Hem kötü bir şey sezsem daha durmazdım ki burada. Herkesle gül gibi geçinip gidiyorum. Kimseyle bir sorunum yok."
"Senin sorununun olup olmaması önemli değil. Başkaları kendi kendine sorun yaratıyor." Bahsettiği kişinin adını vermese de cümlelerinden anlaşılıyordu zaten.
"Anne sen bi' kal burada. Gör bakalım her şeyin nasıl da güzel gittiğini." Ortamı şenlendirmeye çalışırken Tamer'in hiç yardımcı olmayışıyla sinirle ona işaret gönderdim. O ise korkuyla, "E-evet, Amelia teyze burada kal." dedi. Vay canına! Ne de çok yardımı dokunmuştu bana.
"O kadını da, babanı da görmek istemiyorum." Yüzünü buruşturdu. Ben de görmeye meraklı değildim zaten. Bir süreliğine katlanmam gerekiyordu sadece.
"Şimdilik dinlenelim. Sonrasını da sonra düşünürüz, olur mu? Bizim yarın erkenden şirkete gitmemiz gerekiyor çünkü. Hem sen de yol yorgunusun. İstersen bir duş al. Ardından da mis gibi uyursun."
"Peki, öyle olsun bakalım." Ona banyonun yerini gösterdikten sonra Tamer'in yanına döndüm. "Annem buradayken hiçbir şey yapamayız. Kadına git de diyemem. Kendi kendine gitmesini bekleyeceğiz galiba." Kendisine kahve hazırladığını görünce ben de istedim. Beynimi şu anda en iyi o açardı.
"Bir şekilde idare edeceğiz artık. Zaten gün boyu şirketteyiz. O yüzden çok da sıkıntı etmemize gerek yok." Yani evet, düşününce öyleydi. Bir tek evde bizimle olacaktı ama yine de endişeleniyordum. Ona da zarar vermeye çalışabilirlerdi.
"Al bakalım hayatım. Kahven." Uzattığı kupayı alarak birlikte salona geçtik. Televizyon arkada oynarken ikimizin de aklı meşguldü. Bir yerden başlamak için konu açmaya çalıştım.
"Hafta sonumuzu değerlendirelim mi? Bu sefer teleferiğe binmek istemiyorum ama." Biraz korkmuş olabilirdim ondan. Tamer bana uzunca sarılınca birazcık rahatlamıştım ama yine de gitmek istemiyordum. "Hmm," Düşünür gibi yaptı. "Lunaparka ne dersin?" Evet, tam da kendisinden beklenen fikirdi.
"Anneme de teklif edeceğim. Lunapark olur mu hiç?"
"Tamam, başka bir şey buluruz o zaman." Kollarını açtığında durmayıp girdim. Sarılmak bence bilimsel olarak da insana iyi geliyordu. Bir açıklaması var mıydı, bilmem ama kesinlikle iyi geliyordu. Özellikle de sevdiklerim sıkı sıkı sarılınca güç topluyordum.
"Seni seviyorum." diye kulağıma fısıldadığında çenem yoruluncaya kadar gülümseyeceğimi biliyordum.
...
"Baba bugün ne kadar da komiksin." dedim dişlerimin arasından. Babam ve ortağı bugün benimle ve Tamer'le yemek yemek istemişti. Tabii alakayı anlayamadığım bir şekilde Devrim hanım ve abim de katılmıştı. Bartu ise yoktu. Sanki diziden ayrılan bir oyuncu gibiydi. Bir daha adı anılmaz olmuştu. Sanki hiç var olmamıştı.
"Ortağımı mutlu etmeye çalışıyorum kızım. Baksana ne güzel gülüyor." Sıfır komiklikle şu adamı güldürebildiğine inanamıyordum. Kendi dilimizde komik olan şeyler onların dilinde komik anlaşılmıyordu ama neyse ki bay Charlie bunu sorun etmiyordu. Çoktan ortak olmuştu ve bundan dönüşü yoktu. Mecbur katlanacaktı.
Bu sırada onları pek de hoş bir şekilde izlemeyen ikilideydi gözlerim. Devrim hanımı bilmem ama abim oldukça sinirliydi. Daveti batırdığı için babamdan iyi bir azar yemiş olmalıydı çünkü geldiğinde beri ağzını bıçak açmıyordu. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra yine aynı baba-oğul olurlardı. Bu çok uzun sürmezdi.
"Sizinle ortak olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kızınız Ahsen iyi ki bizi tanıştırmış." Bay Charlie beni överken ister istemez göğsüm kabardı. Elle tutulur bir iş yaptığım için ister istemez mutlu oluyordum.
Bu durumdan memnun olmayan ikili ise küs çocuklar gibiydi.
Abim, annesinin aynadaki solgun bir yansıması gibiydi. Aynı hırslı gözler, aynı acımasız dudak kıvrımlarına sahipti. İkili önce etrafı kolaçan ediyor, sonrasında birbirlerine bir şey anlatıyorlardı mimikleriyle. İkisi de gölgelerin içinde yeni bir planın tohumlarını ekiyordu. Hissettiğim şey ise havanın hırs ve tekinsiz bir ittifakla masayı donatmasıydı.
"Evet, kızım öyledir. İşini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Ondan çok memnunum."
"Bundan sonra onu daha çok görmek isterim. Toplantılarımızda ben, siz ve Ahsen'in olması yeterli. Sadece sizlerle olmak istiyorum."
Bay Charlie mevzuyu anlamış gibi fazlalıklardan hiç çekinmeden söz ederken gülümseme yayıldı dudaklarıma. İngiltere'den gelen adam bile onların gereksiz olduğunu anlayıp anında ifade etmişti. Şaşırtıcı ama gerçekti.
"Tabii siz nasıl isterseniz."
Sohbete ara verip yemeklere gömüldüğümüzde annemden bir mesaj düştü telefonuma. Merak edip üstüne tıkladım ve şu anda bir restoranda yemek yemediğimi sorunca hızla sağ ve soluma baktım. Beni nereden izliyordu ki?
Ona olumlu bir mesaj gönderince yanlış yöne baktığımı söyleyip tam olduğu tarafı tarif edince sadece kafamı kaldırmam yetti. Devrim hanımın oturduğu taraftan geliyordu. En son babam ve karısını görmek istemediğini söylemişti. Şimdi burada ne işi vardı? Bir de süslü püslü giyinmişti.
Güneş gözlüğünü çıkarıp bize daha da yaklaşırken babam ayağa kalktı ve şaşkınca, "Amelia." dedi. Ağzı açık kalırken annem salına salına oturduğumuz masaya kadar geldi.
"Selam millet." diyerek el salladığında bay Charlie'de babam gibi kalktı. "Bayan Amelia sizi burada görmek ne kadar güzel!" Herkesten daha çok mutlu olan bay Charlie annemin elini tutup dudaklarına bastırdığında babamın kaşlarının çatıldığını gördüm. Kıskanmış mıydı? Yok daha neler! Annemle birlikte olamayacaklarının farkındaydı ve bu yüzden yıllar öncesinde gitmemizi söylemişti. Şimdi onu kıskanmaya hiç hakkı yoktu.
"Ben de sizi gördüğüme çok sevindim." diyen annem nispet yaparcasına saçlarını savurdu. Gerçekten şu anda çok komikti. Babam ise sohbetin uzamaması için araya girdi ancak istediğini alamadı.
Kibarlık olsun diye masaya davet edilen annem hemen kabul edip solumdaki boş sandalyeye geçti ve babamın aklında yer edinen soruları cevaplamaya başladı.
Annem, babam, sevgilim ve ben. Oldukça güzel duruyorduk, değil mi?
İngiltere'deyken babamdan kurtulduğuma sevinsem de ara ara aklıma gelip beni rahatsız etmesinden kaynaklı özlem çektiğim günler olmuştu. Şimdi, o zamanlar hayalini kurduğum masadaydık ancak hiçbiri gerçek değildi. Tümüyle sahteydi.
Yemeğin sonunda herkes bir tarafa dağılırken Devrim hanım ve Poyraz'ın peşinden gittim. İkisi de restoranın bahçesindeydi.
"Ama anne görmüyor musun? Babam Ahsen'i seçti. Biz yokuz onun için." Devrim hanım da bahçedeki beyaz gülü tutuyordu o sıra. "En güzel güller bile yanlarındaki yabani otlar temizlenmezse boğulur." Yabani ot dediği mirasçı listesinde adı geçen bendim.
"Kökünden söküp atmak gerekir." diyen abimin ise sesi onun kadar soğuk ve kararlıydı.
_________
huhuhuhuuuuu naberrr
yaziyoruz bakalim nereye varacak bu kurgu
sonuna kadar benimle gelinnn
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |