5. Bölüm

5| Bunlar ailecek her şeyi ele geçirmişler.

Flower
zeyzeynepp

Flashback

"Anne! Anne!" Annemin beni duyabilmesi için ona bağırabildiğim kadar bağırmaya çalışıyordum ama beni duymuyordu. Orada makinelere bağlı bir şekilde uyuyordu. Gözlerini açmıyordu.

Anne neden beni duymuyorsun ki?

Ben geldim ama sen hala uyuyorsun. Babam zaten uzun zamandır uyuduğunu söylemişti. Şimdi neden uyanmıyorsun? Beni özlemedin mi?

"Anne." dedim dudaklarımı büzerek. Ağlamamak için deniyordum ama başaramıyordum. Beni çok seven tek kişi oydu. Ne babam, ne de kardeşlerim beni sevmiyordu. Eğer annem de giderse beni kim sevecekti? Kim benimle oynayacaktı? Korktuğumda kim benimle uyuyacaktı?

"Ahsen sessiz ol! Hastanedeyiz." Babam omzuma vurarak beni uyarırken dedemin bize doğru geldiğini görünce ona koştum. "Dede." dedim ona sarılarak. "Annem uyanacak mı?" Dedem yüzüme baktı ve gözlerimi sildi. "İyi olacak yavrum. Doktor, annenin çok uyuyamadığını söyledi bize. Çok yorgunmuş. Sonra uyanacakmış."

Neden uyuyamamıştı ki? Ben de onu düşünmekten uyuyamamıştım.

Dedem beni kucağına aldığında onun boynuna sarıldım iyice.

"Amelia nasıl?" dedi babam. Dedeme sıkıca sarılıp kafamı ona gömsem de kulaklarım onlardaydı.

"İyi değil."

"Bakın ben böyle olacağını bilsem-" Dedem babamın konuşmasına izin vermedi. "Aileni de al ve hayatımızdan defolup gidin. Siz, bize zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz."

"Ama ben Amelia'yı sevdim. Nasıl giderim?"

"Sevseydin sahip çıkardın. Ona yalanlar söylemezdin. Karından boşanır ve kızımla evlenirdin. Onları ailen olarak görürdün ama sen en başında evli olmana rağmen kızımı kandırdın. Onun hayatını başına yıktın. Şimdi ara da bir para göndererek görevini yaptığını vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun ama biz bu kadar iyiliği hak etmiyoruz evladım. Gördüğün gibi iyiliğinin karşılığında karın, kızımla torunumu rahat bırakmıyor. Bak Amelia şu anda ne halde?"

Annemin kötü olmasının sebebi babamın karısının suçu muydu? Ne yapmıştı ki?

"Amelia onun nasıl biri olduğunu biliyordu. Neden çağırdığında gitti ki? Ben onu Devrim'e karşı defalarca uyarmıştım."

"Yani şimdi benim kızım mı suçlu oldu İhsan? Senin karının hiç mi suçu yok?"

Annem o kadın yüzünden böyleydi. O yüzden uyanmıyor, bana sarılmıyor, konuşmuyordu. Annem çok hastalanmıştı. Annemi bilerek hasta etmişlerdi. Babamın karısı onu sevmediği için hasta etmişti.

Sessizce gözlerimden yaşlar akarken dedeme daha çok sarıldım. Çok korkuyordum. Annem beni bırakıp giderse ben ne yapardım? O zaman beni de hasta ederlerdi.

"Buradaki en büyük suç Devrim'e ait zaten. Amelia'yı zehirleyerek itibarımızı zedeledi. Kızımın annesine de zarar verdi."

"Ama sen ondan boşanmayacaksın çünkü karının ailesi çok güçlü. Öyle bir şey olursa seni yeryüzünden silerler." Yeryüzünden silmek derken yanlış yazdığımızda silgiyle yazıyı silmemiz gibi mi?

"Evet, maalesef öyle. Tek beni değil Amelia ve Ahsen'i de silerler. Devrim bunu yapabileceğini yeterince kanıtladı. Bu seferlik Amelia'nın yaşamasına izin verdi ama bir sonrakinde öldürebilir. Sizlere de acımazlar."

"İğrenç bir insansın! Defol git buradan. Seni görmek istemiyorum." Dedem sinirlendiğinde titreyerek nefes alıp veriyordum. Annemin iyileşmesinden başka bir şey istemiyordum. Babamı bir daha görmek istemiyordum. Sadece annemle olmak istiyordum.

"Doğru olanı söylüyorum. İyiliğiniz için ülkeyi terk edin. Yoksa Devrim kimseyi yaşatmaz." Adım seslerinden sonra babamın gittiğini anladım. Beni buraya getirip bıraktığı için mutlu olmuştum. Eğer onunla dönmek zorunda kalsaydım dedeme annemle kalmak için yalvaracaktım.

"Dede," dedim kafamı onun boynundan çekerek. "Annem iyileşecek mi?"

"İyileşecek tabii kızım. Sadece çok az hasta. Biraz bekledikten sonra iyileşecek." Gözlerimin altına dokundu. "Sen hiç uyumadın mı?" Kafamı 'hayır' anlamında salladım. "Neden uyumadın? Rahat edemedin mi orada?"

"Babam, uslu durmazsam annemin öleceğini söyledi ama ben oradayken hiçbir şey yapmadım ki. Abimle kardeşim kavga edip beni suçladılar. Babama onlarla oynamadığımı söyledim ama bana inanmadı dede."

"O, İhsan'ın yatacak yeri yok. Seni nasıl da korkutmuş." Sesi yüksek değildi ama sertti. Hastane koridorunda yankılanıp bize geri dönmüştü. Sanki bir dağın başındayken yüksek sesli konuşmaya benziyordu bu. Bir keresinde annem ve ben piknik yapmaya gittiğimizde orada yüksek sesle konuşunca böyle olmuştu.

Annem uyansa da keşke tekrar gitsek.

Midemden gelen sesi duyunca, "Dede ben acıktım." dedim çekinerek. "Baban kahvaltı etmeden mi getirdi seni buraya?" Kafamı salladım. Sabah olur olmaz buraya gelmiştik.

"Bazı insanlar aile olmayı hak etmiyor. Özellikle de senin baban hiç hak etmiyor. Keşke zamanında İngiltere'ye dönseydik de bunları yaşamak zorunda kalmasaydık."

"Biz gidecek miyiz dede?"

Saçlarımı okşayıp öptü. "Sen gitmek istersen hemen gidebiliriz kızım. Gitmek ister misin?" diye sordu. Benim ise vereceğim cevap belliydi. "Evet, isterim. Lütfen buradan çok uzaklara gidelim."

"Tamam, gideceğiz."

Flashback end

"Ahsen? Ahsen burada mısın?" Tamer kolumdan tutup sarsınca geçmiş gözlerimin önünden yok olmuştu. Sahne kalkmış, gerçekler gözlerimin önüne serilmişti. Sadece bir anlığına düşüncelere dalmışken kendimi nasıl da o sahne de bulmuştum? Aklım sürekli olarak karışıyordu. Yakında ayırt edemeyeceğimden korkuyordum.

"Evet, buradayım."

"İyi. Bartu da şimdi geliyor. Bugün de eğer bir şey olmazsa bir daha gelmeyeceğini söyledi." Ben de ona çok meraklıydım zaten. Abimin bir şeyler karıştırdığını söylediğimiz günden beri üçümüz onu takip ediyorduk ve bir türlü ne yaptığını öğrenememiştik. Bartu da artık bundan sıkılmış ve bizim abim hakkında atıp tuttuğumuzu söylemeye başlamıştı. Daha hiçbir şey olmadan bizi satıyordu kısacası.

"Geliyor."

Bartu saniyeler içinde arabaya binerken arka koltukta ki deri ceketi, siyah şapka ve siyah gözlüğü bir çırpı da üzerine geçirdi.

"Abim de birazdan çıkacak. Hazırlıklı olun." diye uyarıda bulundu. "Bugün sizinle son gelişim. Bundan sonra dünya yansa sizinle gelmem." Arkasına yaslanıp kollarını birbirine bağladı. Keyfi bilirdi. Ona yalvaracak değildim.

Onu başka bir şeker verip de kandırabilirdim zaten.

"Abim çıkıyor." Gördüğüm gibi herkesi uyarırken hepimiz her gün yaptığımız şekilde gizlendik. Bu sefer daha dikkatli olmak için arabayı değiştirmiştim. Ayrıca aynı yerinde değil daha uzağa park etmiştik. Belki bu sayede abim kimseden şüphelenmeyerek rahat hareket edebilirdi.

"Arabasına bindi. Takibe başla." Bartu emir yağdırırken Tamer ses etmeyerek arabayı çalıştırdı. Küçük kardeşim ezebileceğini düşündüğü insanlara oldukça kaba davranıyordu. Ailesi neydi ki, kendi ne olsun?

"Ses dinleme cihazını doğru koyduğuna emin misin?" dedim Bartu'ya. "Evet, eminim. Tam da tarif ettiğiniz yere yapıştırdım. Abim fark etmez bile. Küçücük bir şeydi." Herkesin duyabilmesi için sesi açtım.

"Evet, aşkım. Sen benden önce oraya geç. Ben biraz geç kalacağım gibi."

Karısıyla konuşuyordu.

"Bir şey olmaz zaten. Seni de yakından tanıyorlar. Sen hanımları alıp kendi alanına götür. Ben de beylerle ilgileneceğim."

"Tamam, Poyraz. Öyle yapalım ama çok geç kalma. Sonra sürekli seni soruyorlar."

"Söz çok gecikmeyeceğim. Babamı bu alışveriş merkezinin inşasına ikna ettikten sonra her şey tam da istediğimiz gibi gidiyor. Bundan sonra sıfır aksaklık yaşanacak."

Şu saçma alışveriş merkezinden bir şey çıkacağını çok önceden duysam inanmazdım herhalde.

"Demek yengem de işin içinde. Bunlar ailecek her şeyi ele geçirmişler." Bartu kendi kendine söylenirken dinlemeye devam ettim. Miras elden gidecek korkusu yüzünden ne yapacağını bilmiyordu garibim.

"Şimdi kapatıyorum aşkım. Gelince sana haber veririm."

"Tamam, görüşürüz."

"Sonunda farklı bir yere gidiyor." Her gün eve gitmesinden yakınan küçük kardeşim şu anda mutluluk hormonlarını suratımıza saçıyordu. Yerinde duramayarak bir yolu gözlüyor, bir telefonuna bakıyordu. Duygularını daha sakince yaşayamıyordu. Kıpır kıpırdı. Umarım bu hareketlilikle bizi enseletmezdi.

"Şu pantolonu falan giymeyeceğim. Günlerdir giydik de ne oldu?"

"Tamam, Bartu giyme."

Ona laf anlatmak zor olduğundan kendi keyfine göre davranmasına izin veriyordum. Aptal kardeşlere sahip olmak benim suçum değildi.

Bundan sonrasında ne söylerse söylesin kısa cevaplar vererek abimin arabasını izledim. Günlerdir takip ettiğimizden dolayı plakasını falan hep ezberlemiştim. Modelini de biliyordum. Hatta arka sağ kapısında küçük bir çizik olduğunu da görmüştüm. Abimin arabasının çizik olduğundan haberi bile yoktur kesin.

"Alışveriş merkezi kapanmadan yetişir miyiz?" dedim Tamer'e.

"Yetişiriz. Genellikle 10'a yakın kimseyi almıyorlar ama bizim daha zamanımız var. Rahatça gireriz."

Bir süre daha gittikten sonra abim alışveriş merkezinin otoparka yönelirken biz de yakınlarda bir yerde park edip adımımızı atmıştık içeri. Dikkat çekmemek için her şey normalmiş gibi davranırken Bartu sürekli olarak etrafa bakıyor ve abimi görebileceğimizi zannediyordu.

Kendisi çoktan kimsenin bilmediği bir yere geçiş yapmıştı ve bu muhtemelen otoparkın yakınlarındaydı.

"Öncelikle gidip saklanalım. Kendimize iyi bir yer bulmalıyız. Avm kapanınca da ortaya çıkarız." dedi Tamer.

"Ama ben daha önce avm de saklanmadım ki. Nasıl yapacağım onu?"

"Ben yardım edeceğim."

İkisinin arasında yaşanan gereksiz diyalogtan sonra nereye saklanabileceğimizi konuşmaya başladık. Kimsenin tercih etmediği tenha bir yer olmalıydı. Bu alışveriş merkezi ise nefesini tutmuş koca bir alan gibiydi. Duvarlar yankıdan başka bir şey taşımıyor, boşluk kendi ağırlığıyla ortada duruyordu. Nereye gidersek gidelim insansızlık peşimizden gelecekti.

Bir zamanlar kendim gibi. Bomboştu.

"Ahsen sen lavabolara falan bak istersen."

"Temizlik işçileri kontrol ediyor. Oralar olmaz." İkisine çevirdim bakışlarımı. "Bence dağılalım. Bu şekilde olduğumuz yerde sayıyoruz. Saklanacağımız yeri bulan kişi hepimize haber versin." İkisinin de aklına yatınca orada dağıldık.

Bir hiçliğin ortasında kalan alışveriş merkezinde kendime göre yer bakınmaya başladım. Mağazalarda saklanma fikri iyi gibi görünse de en riskli olan yerler oralardı. Benim farklı bir yer bulmam gerekiyordu.

Alt katlara yöneldim. Abim buralardaysa ona yakın olmak isterdim.

Katı baştan sona doğru gezerken önümdeki yaşlı teyzelerin yavaş hareket etmesinden kaynaklı ufak çaplı sinir yüklenmişti.

"Yatsıyı da kıldık. Artık daha durmayalım burada." dedi kırmızı başörtülü teyze. Diğeri de, "Evet, gidelim. Yakında kapatırlar burayı. Sonra içeride kalmayalım." dedi.

"Mescidin halıları da çok güzelmiş. Yeşil renk çok da yakışmış." Kırmızı başörtülü teyze diğeriyle konuşarak benden uzaklaştığında mescide gidebileceğimi fark ettim. En azından bir şansımı deneyebilirdim.

Gözlerim tabelaları bulurken alt kata yöneldim. Sonrasında da bir alt kata indim ve artık -1'deydim. Hemen sağda olan mescide girdiğimde tam karşımda duran dolabı görünce kendimi içine attım. Ardından Tamer'e kendime yetecek kadar yer bulduğumu söyleyip beklemeye başladım.

Saati kontrol ederken tırnaklarımı yememeye çalışıyordum. Umarım kimse dolabı açmak istemezdi. Zaten bomboş bir yerdeydik çok fazla da insan yoktu. Mescide gelip de kimsenin dolaba bakacağını zannetmiyordum ama endişelenmeden de duramıyordum. Ayrıca o ikisini de merak ediyordum. Anlaşmaları çok imkansızdı. Biri bir yerde duralım dese diğeri reddederdi.

Tamer'den de bir yanıt beklerken uzaktan gelen seslere kulak kesildim.

"Eve gidince kendime bir yorgunluk kahvesi yapacağım." Genç bir kadının sesine benziyordu. "Ben de. Bugün yine baştan sonra her bir yeri temizlettiler. Sanki çok önemli misafirler gelecekmiş gibi." Onun yaşlarında olan bir kadın daha konuşmuştu.

"Kızlar!" Ardından bir başka birinin seslenişini duydum. Sanırım kahve yapmak isteyenlerin yanına geliyordu.

"Bugün otoparkın olduğu kat bendeydi. Her yer lüks araç doluydu. Arabalardan inen birkaç kişiyi de gördüm. Şık giyinimli insanlardı." dedi kızlar diye seslenen kişi. "Gerçekten de misafirleri mi var?" dedi ilk kadın.

"Ben de daha önce öylelerini gördüm. Sonra bir anda yok oluyorlar. Nereye gidiyorlar acaba?"

"Ay aman bize ne? Hadi gidelim eve. Bugünlük işimiz bitti." İlk konuşan kadından sonra diğer ikisi bir şey dememişti. Muhtemelen gitmişlerdi ancak saat hala dolmadığından yerimden ayrılmamıştım.

Tahminime göre burada kumarhane işletiyorlardı. Bu zamana kadar duyduklarımı birleştirince tablo bana bunu gösteriyordu çünkü. Aklıma başka da bir şey gelmiyordu.

Kadınlardan sonra Tamer'den de mesaj gecikmemişti. Kendilerinin de iyi bir yer bulduğunu yazmıştı. Tamam, o zaman artık her şey daha kolaydı.

Gözlerim sürekli telefonun ekranındayken saat çoktan 10'u bulmuştu. Hem buraya gelen çok insan yoktu. Hem de bugüne özel erkenden herkesi evine göndermiş olmalılardı. O yüzden sabırla beklemekten vazgeçip dolaptan çıktım.

Teşekkür ederim Allah'ım. Mescide gelerek önemli şeyler duymamı sağladığın için.

Heyecanla kapıya yönelip kulpunu tutmuş ve indirmiştim ancak kapı açılmamıştı. Mescidin kilitleneceği aklımın ucundan geçmemişti.

İçeride kalmıştım!

Tamam, halledebilirdim. Cüzdanımda ki kartlardan birini alarak kapının arasına geçirmeye çalıştım ama içeride olduğum için bir işe yaradığı söylenemezdi ama benim vakit kaybetmeden çıkmam gerekiyordu.

Etrafa bakınırken ne yapabileceğimi düşündüm ancak hiçbir fikrim yoktu. Bir kapı nasıl açılırdı ki? Tamer'i mi aramalıydım? Yok, hayır. Bunu kendim çözmeliydim.

Ne yapabilirdim? Ne yapabilirdim?

Saklandığım dolabın kapağını açıp bulabileceğim bir şey var mı, diye bakındım. Tamam, bir alet çantası vardı. İçini açıp tornavidalarla göz göze gelirken kapının kolunu sökmem bir anahtarlık görene kadar cazip gelmişti. Neyse ki bir girişimde bulunmadan anahtarlığı görmüştüm.

Ben bugün çok şanslıydım!

En az 30 tane anahtar bulunan anahtarlığı elime alıp kapıya geri geldim. Her birini acele etmeden tek tek denerken nefesimin sesini duyuyordum. Tamer ve Bartu sakinliği fark edip ortaya çıkmadan benim onlara yetişmem gerekiyordu. Bir de beni çıkarmak için uğraşsınlar istemiyordum.

İlk 10 anahtardan sonra yüklenen ufak sinirle birlikte seriye bağlayarak 17. de tutturup kapıyı açarken hızlıca her şeyi yerine geri koydum ve çıktım. Ortam karanlıktı. Avm boşaltılmış ve ışıkları kapatılmıştı. Hemen ardından Tamer'e mesaj atarak nerede olduklarını sordum ve yanıma gelmelerini söyledim.

2-3 dakika içinde yürüyen merdivenlerde ikiliyi görürken sağ salim buraya geldikleri için şükrettim. İlk defa böyle bir şeye kalkıştığım için gergindim ve onlar da öyleydi. Bunu atlatmamız için tüm duygularımızı bir kenara bırakmalıydık.

"Otoparka inmeliyiz." dedim ikisine. "Bir şeyler duydum. Her ne yapıyorlarsa orada yapıyorlar." Ekleme de bulunurken Tamer, "Biz de ona benzer şeyler duyduk. Sen söylemeseydin ben söyleyecektim." dedi.

"Tamam, daha ne duruyoruz o zaman? Gidelim artık." Bartu'nun acelesiyle otoparkın katına inerken oradan ışık geldiğini görünce doğru yolda olduğumuzdan emin oldum. Burada bir şeyler yaptıklarına göre ışıklar açık olmalıydı, değil mi? Yoksa arkadaşlarını nasıl ağırlayacaktı?

"Baksanıza bir sürü kapı var. Hangisinde olabilirler?" Bartu sessizce mırıldanırken ikimizin de önüne geçti. "Çalışanlar gelen kişilerin bir anda yok olduklarını söylediler. Gizli bir kapı olabilir mi acaba?" dedim ben de.

"Ahsen sen bize gözcülük yap. Biz de kapıyı arayalım, olur mu?" Tamer'in fikrine onay verip olduğum yerde kalırken etrafı gözlemeye başladım. Sırtım duvara dönük, görüş alanım maksimum olacak şekilde kök salmıştım. Sadece gördüklerimi değil, olabilecek olanı da tartıyordum aklımda. Sessizliğimi de bir araç gibi taşıyordum yanımda. Görevimi ciddiye alıp sonuna kadar sahiplenmekte kararlıydım.

Arada keskin şahinlerim kardeşime ve sevgilime değiyor sonra görev bilincim aklıma gelince de etrafı izlemeye devam ediyordum.

Buraya kadar yüzerek kuyruğuna kadar gelmiştik. Umarım bundan sonrası çorap söküğü gibi gelirdi.

Daha ne kadar bekleyecektim, onu da bilmiyordum. Şu kapı neredeyse hemen bulunabilecek türden olmadığı kesindi. Ayrıca her an biri bizi görecekmiş gibi hissediyordum. Herkes de bizi tanıyordu. Gördükleri an abime yetiştirirlerdi. Öyle olursa da bir daha asla onunla ilgili hiçbir şey bulamazdık.

"Buldum. Tamer, Ahsen buldum!"

 

 

 

 

 

 

 

 

________

Bartunun bulmasini beklemiyordunuz dimi

always expect the unexpected

eheheheee

 

 

 

 

Bölüm : 28.01.2026 14:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...