12. Bölüm

12| Devrim hanım bizi oyuna getirdi!

Flower
zeyzeynepp

Havaalanına çoktan gitmiş ve misafirimizi alıp şirkete getirmiştik. Devrim hanımın verdiği uyku ilacı beni sağlam bir şekilde uyutmuştu. Daha öncede kullandığım için bunun uyku ilacı olduğunu anlamam zor olmamıştı. Bana verdiği ilaç için kendisine teşekkür ediyordum. Belki bugünü düşünerek biraz stres yapacak ve uyuyamayacaktım ama şimdi onun sayesinde bebekler gibi mışıl mışıl uyumuştum. Kendimi gayet zinde hissediyordum.

Aslında Tamer'e uyumadan önce söylediklerimden sonra kendisi uyanamayacağımdan endişelenip 2 saat öncesinde alarm kurmuş ve o alarm çaldıktan sonra beni uyanacağımız vakte kadar birçok kez uyandırmaya çalışmıştı. Neyse ki en sonunda dış dünyayla kesilen bağlantımı onarıp kalkabilmiştim.

Şimdi ise toplantıya geçmek üzereydik. Şaşırtıcı (!) bir şekilde Devrim hanım da gelmiş, beni görünce şok oluvermişti. Hayır, yani alt tarafı bir ilaçla her şeyin mahvolacağını mı sanıyordu? Bunun için sadece beni değil, Tamer'i de uyutursa belki bir ihtimal başarılı olabilirdi.

"Günaydın Devrim hanım. Sizi burada görmek ne kadar güzel."

"Sana da günaydın. Zor kalkmışsın da gelmişsin gibi." Düz bir ifade vardı yüzünde ama sanki bana şaka yapıyor gibi geliyordu. "Dün bebekler gibi uyumuşum, biliyor musunuz? Uyku ilacınız çok işe yaradı. Teşekkür ederim. Siz de kullanın. Bu gece zor uyursunuz gibi." diyerek odaya geçtim. O ise muhtemelen arkamdan bir şeyler zırvalamıştı. Yazık.

Herkes yerlerine geçerken Bartu'yu göremeyince çok üstelemedim ama bir şeyler olduğu kesindi. Onunla iletişime geçmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Endişelenmek istemiyordum çünkü yaptıklarını bir kenara atamazdım. Sadece içeriden bilgi almalıydım. İşte bu bir işe yarardı.

Poyraz abim de annesinin yanına kurulurken babam henüz yalakalığını bitirmediği için asıl meseleye geçemedik daha. Neyse ki kendisi de İngilizce biliyordu da beni uğraştırmıyordu. Annemi de bu şekilde etkilemiş zaten. Ona İngilizce şiirler yazıp okumuş. Bu gerçekten hoştu ama konu babam olduğunda sadece mide bulandırıcıydı. Evli olmasına rağmen annemi kandırması, beni istememesi ve daha birçok şeyi düşündükçe ona olan kinim katbekat artıyordu.

"Bartu yok. Acaba hipnoz yüzünden kavga edip gelmedi mi?" dedim Tamer'e sessizce. "Olabilir. Ya da ailen onu yeniden hipnoz ettirip evde kapatmıştır." Bu aileden her şeyi beklerdim doğrusu.

Devrim hanım, biz daha burada yaşarken annemi zehirlemişti. Biz de o günden sonra gitme kararı alıp İngiltere'ye yerleştiğimizde orada da farklı yollardan bizi öldürmeye çalışmıştı ve neyse ki biz ucuz atlatmıştık. O kadar şeye rağmen hala burada tam karşımda durmasına şaşırmıyordum. Ailesi güçlüydü. Kızının yaptıklarını kolayca kapatabiliyorlardı ama bu böyle olmamalıydı. Olmaması gerekirdi.

Bazen o kadar öfkeye kapılıyordum ki kendimi tutamıyordum. Dayanamıyordum ve şu anda da etrafımı sarmıştı. Güzel anılarımızı hatırladığımızda neden sevgi patlaması yaşamıyorduk da kötü anılarımızda sinirler tepemize çıkıyordu?

"Atıştırmalıklardan bir şey yemeyelim. Bu kadın içine bir şey koydurmuştur." Suyu bile içmek istemedim. Anneme yaptıklarının aynısı bana da yapabilirdi. Aslında yapmıştı da. İngiltere'deyken bile hayati tehlikemiz vardı. Şimdilik uyku ilacıyla beni korkutmaya çalıştı. Bundan sonrasında beni ölüme bile sürükleyebilirdi.

Babam nihayetinde toplanmamızın gerçek amacına değindiğinde onu dinlemeye başladım. Kendisi hevesli hevesli ve abartarak batık olduğumuz halden bahsederken sanki bir ortağa ihtiyacımız yokmuş da biz öylesine istiyormuşuz gibi davranıyordu. Bir şeye karışmama gerek yoktu. Ben ortak bulmuştum ve bundan sonrası da ondaydı. Halledemezse Poyraz'ın bulduklarıyla yetinecekti.

"Bugün ya da en geç yarın Bartu ile görüşmeliyiz." dedim alakasızca. Evet, konudan konuya atlıyordum. "Hipnoz meselesinin böyle kapatılmasını istemiyorum. Bu konunun büyümesi gerek."

"Bugün doluyuz ama yarın halledebiliriz gibi de sen bunu nasıl yapacaksın ki?"

"Onu dışarı çağıracağım. Yine o eve gitmek istemiyorum. Hem Devrim hanım da şüphelenir." Önümdeki kağıtlarla oynuyordum bir yandan da. "Ya kabul etmezse?"

"Edecek bence. Ondan gerekli bilgileri aldıktan sonrası kolay."

"Ama o zaman da Bartu bir daha sana güvenmez."

"Bulacağım bir yolunu sen merak etme."

Bay Charlie babamı büyük bir ilgiyle dinledikten sonra sunumunu çok beğenip onu alkışlayarak ortaklığı kabul ettiğini söyledi. Babam da tabii bundan mutluluk duyarken köşede kalan kişiler ise sadece izlemekle yetindi. Bundan sonra da böyle olacaktı. Sadece izleyeceklerdi.

Toplantıdan sonra babam yeni ortağına birlikte gezmek için teklifte bulundu ve o da bir saniye bile düşünmeden kabul etti. Biz de onlara eşlik etmek için arkalarından hareketlenirken Devrim hanım ve oğlu da gelmek isteyince babam gerek olmadığını söylemesine rağmen Devrim hanım gelmek istediğini bir kez daha yineledi ve babam onu duymazlıktan gelerek bana döndü. "Hadi Ahsen çıkalım." dediğinde kafamı sallayarak onu onaylarken göz ucuyla o ikisinin başarısızlığını izliyordum.

Bu benim resmen ilk galibiyetim olabilir miydi?

Herkesin gözünün içine soka soka yaşadığım bir galibiyetti. Victoria'ya da ayrı teşekkür ediyordum. Beni evlilik meselesinden kurtaran oydu. Onun sayesinde bugünlere gelebildim.

Çok mutluydum! Çok.

Babam ve ortağı kendi arabalarına geçerken biz de arkadan onları takip ediyorduk. Bugün iş konuşmak yoktu. Sadece gezip tozacak ve keyfime bakacaktım.

"Biz de artık birbirimize zaman mı ayırsak? Babam da yeni bir ortak bulduğuna göre kendimize biraz izin verebiliriz." dedim neşeli bir tınıda. Eş zamanlı olarak ellerimi kaldırıp kendi kendime seviniyordum.

"O zaman geziden sonra geriye kalan vakti birbirimize mi ayırıyoruz?" Onun da heyecanlı olduğunu görebiliyordum.

"Evet!" Sesimin yüksek çıktığını fark edince elimle ağzımı kapatırken Tamer de gülmüştü.

İlk durağımız Kız Kulesi oldu. Babam çizdiği rotaların planını bana attığında neredeyse 10 yere gideceğimizi görünce ufak çaplı bir şok geçirip bunu kendisinden kısaltmasını istedim. Sonuçta bay Charlie daha yeni geldi. Biraz dinlenmeliydi. Bu kadar yere giderse yorulurdu. Gezinin bir kısmını sonraya saklaması gerektiği ile ilgili bir mesaj babama gönderdikten sonra beni onaylaması rahat bir nefes almama neden oldu. Yoksa akşama kadar peşlerinde dolanacaktık.

"Baban, evlenmek istememeni çok çabuk kabullendi." dedi Tamer. Anlamamış bir şekilde ona baktım. "Ne demek istiyorsun?"

"Babanın senden nefret ettiğini düşünüyorsun ama bence içten içe sana değer veriyor. Eğer öyle olmasaydı evlenmen için diretirdi." Böyle mi düşünüyordu cidden? Babamı tanımadığı belliydi.

"Karşı taraf hala evlenmemizi isteseydi diretmeye devam ederdi ama Can bey ve Gülbahar hanım Victoria'dan her ne duyduysa vazgeçmişler işte. Hem ortada abimin de kumarhanesi vardı. Babam hangi biriyle ilgilensin?" Beni sevme ihtimalinin olduğunu bile düşünmüyordum. Beni evlendirmedi, odamı da değiştirmedi diye beni çok mu seviyordu yani? Ben bize buradan gitmemizi söylediği günü hala unutamıyordum.

1 saat kadar aynı yerde oyalandıktan sonra babam yakınlardaki restorana bizi götürmüş ve güzel mutfağımızı sergiletmişti bay Charlie'ye.

Buradan sonra birkaç yer daha gezip babamın ortağını memnun ettikten sonra Tamer ve ben izinlerini isteyerek onlardan ayrıldık. Bugünün geri kalanını kendimize ayırma kararı almıştık. Bu yüzden eve gelmiş ve ikimizde üstümüzü değiştirdikten sonra çıkmıştık.

Seçtiğim elbise sarı renkteydi. Üzerinde de farklı renklerde çiçekler vardı. Tam yaz havası vardı ancak yaz mevsiminde değildik. Elbisem de dizlerimin birkaç parmak altında bitiyordu. Saçlarımı da dalgalandırıp güzel de bir makyaj yapıp aynada kendime bakarak poz kestikten sonra güzel olduğuma ikna olmuştum.

Tamer ise benim gibi rahatsız edici takım elbisesinden kurtulup beyaz bir tişört altına siyah bir pantolon giymişti. Saçlarını da şekillendirince takım elbiseli halinden çok daha yakışıklı olmuştu. Erkeklere genel olarak takım elbise yakışıyordu. Aynı şekilde Tamer'e de ama bazen onun bu şekilde giyinmesi hoşuma gidiyordu çünkü o iki basit parçayla bile oldukça dikkat çekici oluyordu.

Ben onu her haliyle seviyordum.

Tamer, benim için eve dönmenin huzuruydu. Gülüşü en kalabalık caddelerde bile bana yolumu bulduran bir pusulaydı. O konuştuğunda sesi eski bir radyonun cızırtılı ama tanıdık melodisi gibi ruhumu sarardı. Benim için Tamer, sadece sevdiğim adam değil, aynı zamanda sığındığım bir limandı. Varlığı sıradan bir günümü bile bir melodiye dönüştürüyordu.

Ona bakarken huzur buluyordum. Şimdi beraber el ele tutuşarak yürüyor olmak bile içimi aşkla dolduruyordu.

"Nereye gidelim?" diye sordu. Bana fark etmezdi ki. Her yer gelirdim onunla. Ölüme bile. "Bilmem. Sen seç." Biraz düşündü ve, "Aslında Balkanlar turu fena olmazdı." diyerek güldüğünde sesli bir nefes verdim. "Çok mantıklı. Hadi hemen gidelim."

"Tamam, tamam, önce teleferiğe binelim. Babanla gezdiğimizden bir şey anlamadım. Hem gelirken bu da planlarımızın arasında vardı." Evet, bu güzel bir fikirdi. Tüm şehir ayaklarımızın altına serilecekti. Pahalı şeyler olmadan da mutlu olmasını biliyorduk.

Konuşa konuşa durağa vardığımızda otobüsün saatlerini kontrol ettim. Arabayla gitmek yerine İngiltere de olduğu gibi rahat takılmaya karar vermiştik bugün. Beraber olduktan sonra şehir, ülke fark etmezdi.

"Ondan sonra da akvaryuma gidelim."

"Akvaryum mu?"

"Evet, akvaryum."

"Liseli ergenler gibi mi takılacağız yani?" Ona göz devirdim. Liseliler ne alakaydı şimdi? "Oraya sadece liseliler mi gidiyor?" Omuz silkti. "Biz en son gittiğimizde liseliler vardı hep."

"Tamam, o zaman biz de bugün liseli olalım. Değişiklik olur."

Ev dediğim adam bazen 2 dakika da sinirlerimi hoplatabiliyordu. Azıcık romantik olmaya gelmiyordu cidden. Liseli olmasak da akvaryum gezerken çok güzel vakit geçirebilirdik bence.

...

"Eda hanım yerinizi aldınız mı?" Son kez planımın üzerinde geçiyordum. "Evet, sizi çok net bir şekilde görüyorum şu anda. Sesinizi telefonsuz da gayet iyi duyabilirim." Denemeyi daha önce yapmıştık da Bartu gelmeden son bir kez daha kontrol ediyordum işte. Her şeyin yolunda gitmesini istiyordum.

Telefonu kapattıktan sonra Bartu'nun geldiğini görünce rahat bir pozisyon aldım. O da çoktan gelirken, "Ne konuşacağız?" dedi ve yanıma oturdu. Şu anda bir parktaydık. Etraf çocuk cıvıltılarıyla dolup taşıyordu.

"Senin hipnoz edilmen hakkında."

"Bu seni ilgilendirmez Ahsen." Kalkacağını hissedince kolundan tuttum. "Bu normal bir şey değil. Ailen seni hipnoz ediyor Bartu."

"Evet, biliyorum. Daha önce de yapmışlardı." Daha önce de mi? Bu bir şaka mıydı?

"Nasıl daha önce yaptılar?"

"Anlamıyorum. Annen baban sana bunu neden yapıyor?" dedim. Sesli bir nefes verdi. "Onlara layık bir evlat olmadığım için beni bu şekilde istedikleri hale getiriyorlar. Zaten çok da uzun sürmüyor. Sen o gün beni uyandırmamış olsaydın bir süre sonra geçecekti. Ben de hipnotize edildiğimi anlayacaktım ama onlar fark ettirmeden beni bir süre daha uyutacaklardı sanırım. Teşekkür ederim."

Teşekkür mü? Ondan böyle bir şey duyacağım aklımdan geçmemişti.

"Sürekli olarak evde kavga çıkarıyorum diye susmam için yaptırdılar sanırım. En son annem daha fazla izin vermeyeceğini söylemişti ama demek ki yalan söylüyormuş. Beni yine oyuna getirdiler." Bartu her konuştuğunda ağzım açık kalıyordu. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bunu nasıl yaparlardı?

"Senin adına üzüldüm."

"Üzülme. Değmez çünkü." Kabullenmiş gibiydi.

"Bundan sonra ne yapacaksın peki?"

"Bir fikrim yok. Şimdilik uyandığımı bilmiyorlar. Bir süre bu şekilde oynayacağım. Sonrasında ne yapmam gerektiğini düşünürüm."

"Eğer bir ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin."

"Ahsen biz kardeş değiliz. Sana bunları anlatıyorum diye yakınlık kurduğumu sanma. Sadece beni kurtarmanın karşılığında bilmek istediklerini anlattım o kadar. Sen de kimseye söylemezsen iyi olur."

"Yok söylemem." Zaten söylemiyordum da. Yakınlarımızdaki gazeteci bizi dinliyordu yalnızca.

Ardından telefonum çaldı. Bilinmeyen numaranın kime ait olduğunu öğrenmek için açıp kulağıma götürdüm.

"Merhaba, Ahsen hanım. Şirketten arıyorum. Acil buraya gelmeniz gerek."

"Siz kimsiniz?"

"Ahsen hanım sesinizi iyi alamıyorum. Buraya gelebilir misiniz?" dedikten hemen sonra telefon yüzüme kapatıldığında bir kez daha aradım numarayı ancak açan olmadı. Ben onun sesini gayet de iyi duymuştum ama neyse. Hem birdenbire neden gelmem istenmişti ki? Babam ortağıyla bir problem yaşasa bana söylerdi. E o zaman bu kimdi?

"İş yerinden mi arıyorlar?" diye sordu. "Evet, gelmemi istiyorlar. Seni evine bırakayım mı?"

"Yok ben kendim giderim."

"Tamam, o zaman ben Tamer'e haber vereyim de gelip beni alsın." Ona mesaj çekerken yerimden kalktım. "Kendine dikkat et. O ev güvenli değil." diyerek ondan uzaklaşırken yolun karşısında geçtim bile. Göz ucuyla Bartu'ya izlemeye devam ettim. Uzaktan çaresiz gibi görünüyordu.

Eda hanım da işlemin tamam olduğunu mesaj atmıştı.

"Neden gidiyoruz?" Tamer arabayı önümde durdurunca yanındaki koltuğa geçtim. "Bilmiyorum. Biri aradı ve hemen gelmemizi istedi."

"Kim gelmemizi istedi?"

"Sordum ama beni duyamadığını söyledi."

"Garip."

Tamer arabayı çalıştırırken emniyet kemerimi taktım. Oraya da biraz uzaktık. Her ne olduysa zamanında yetişemeyecektim sanırım.

"Neden çağırdığını da mı söylemedi?"

"Evet, onu da söylemedi. Yüzüme kapattı. Geri aradım. Cevap da vermedi."

Bartu'dan istediklerimi aldığıma göre biraz neşem yerine gelsin diye radyodan müzik açtım. Biz her şeyi halletmiştik. Eda hanım bakalım afili bir başlık atıp ortalığı kasıp kavurabilecek miydi? Kendisi gayet başarılı bir gazeteciye benziyordu. Yapabilirdi bence.

Birden hızlanınca ne olduğunu anlayamayıp "Tamer," dedim yola bakarak. "Neden bu kadar hızlı gidiyoruz?" Babam gibi diğer araçlarla yarış halinde olsaydık bunu bilmem gerekirdi, değil mi? Böyle bir şeyden haberim olmadığına göre ne oluyordu şu anda?

"Ahsen fren tutmuyor." Telaşla frene basmaya devam ederken hiç yavaşlamadığımızı fark ettiğimde sinirle arabaya vurdum. "Tamer oyuna getirildik! Devrim hanım bizi oyuna getirdi!" Sesim kendiliğinden yükselirken kornalar arkamızdan bağırıyordu.

"NE YAPACAĞIM!" Kalbim ağzımda atıyordu ve ben nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum ama olmuyordu! "Tamer sakin ol, tamam mı? Şimdi bizi biraz daha tenha bir yere götür. Burada kaza yaparsak çok büyük hasara neden oluruz." Alnımdan dökülen soğuk ter şakağımdan aşağı doğru kendine bir yol çizerken elim kalbime gitti. Hayatım tam şu anda bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.

"Nereye gireyim Ahsen! Her yer araba, insan kaynıyor. Seni koruyacağım diye söz verdiğim gün uyku ilacından uyuyakaldın. Şimdi de bu! Seni öldürmeye çalışıyorlar!" Bunu biliyordum ve ağlamamaya çalışıyordum çünkü daha önce de aynı durumlardan kurtulmuştum. Buraya gelirken de ölümle burun buruna geleceğimi bilerek gelmiştim. O yüzden ağlayamazdım.

Şimdi ölerek o kadının kazanmasına izin veremezdim.

"Bak şurada ağaçlık bir alan var. O tarafa git. Arabayı o şekilde durdurabiliriz." dedim soğukkanlılıkla.

"Ahsen!" dedi. Sesi ağlamaklıydı. Kendini çabuk bırakmıştı.

"Biz yaşayacağız." Kendime bile zor inanırken ona ümit vermeye çalışıyordum ancak ağaçlık alana son sürat ilerlerken tek yön olan yolda tam karşıdan bir araç geliyordu. Bizim için geldiğini anlayabiliyordum.

"Başaracağız-"

Sonra bir an vardı.

Dünya ekseninden çıkmış topaç gibi döndüğü bir an. Kırılan camların tiz çığlığı ve metalin metale acımasızca sürtünmesi... Ve o an durdu. Sessizlik çöktüğünde havada asılı kalan tek şey yanık lastik kokusu ve henüz farkına varmadığım alnımdan süzülen sıcaklıktı. O an hayatımın bir film şeridi gibi değil de paramparça olmuş bir ayna olduğunu anladım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_______

cok saskinim cadi kadin ahseni yine oldurmeye calisiyo

dikktali olun size de dadanmasinnn

 

 

 

Bölüm : 25.02.2026 12:54 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...