
"Bartu mu?" Dudaklarımdan dökülen isme daha inanamazken yolcu kapısından çıkan kişiyi gördüğümde emin olmak için gözlerimi açıp kapattım. Bartu ve o mu? Bu nasıl olabilirdi, anlamıyorum. Her şey çok saçma geliyordu.
Bu ikisinin yan yana geleceği aklımın ucundan dahi geçmezken telefon sesi yankılandı korku filmine benzeyen bu ormanda. "Efendim anne." diyerek açtı telefonu. Yeterince yakında olmadığımızdan sesini net bir şekilde duyamıyordum ancak kim olduğunu 100 metre öteden anlayabilirdim ki arabadan indiğinde de anlamıştım. Gözlerim gerektiği zaman çok keskin oluyordu.
"Evet, Bartu'yla birlikteyim."
"Şu anda ne olduğunu anlayamıyorum." dedi Tamer. Ben de anlayamıyordum ki. Bartu arabanın yanında dümdüz duruyordu. Robot gibi. Yani hipnoz mu edilmişti? Elbette Victoria! Başka ne olacaktı ki? Hipnoz edilmiş ve üstümüze salınmıştı.
"Evet, hala hastanedeyiz. Geleceğiz birazdan." Parmaklarım demirliklerdeyken kaskatı kesildi. Bu hangi hastaneydi acaba?
Abimin eşi olan Melissa iyi bir gelin gibi davranarak onu hastaneye götürmek amacıyla evden çıkarmıştı ancak onu hastaneye götürmeyip beni hastanelik etmeye kalkışmıştı.
Kendisiyle bir sorunum yoktu ancak onun benimle bir sorunu olduğuna göre artık benim de ona karşı bir sorunum vardı. Aralarında en sessizi gibi davranarak dikkat çekmezken aslında bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyormuş meğer. Beni, Bartu tarafından öldürtecek ve Bartu hapse, ben de mezara girecektim. Böylece kocasının önünde hiçbir engel olmayacaktı. Vay canına! Mükemmel plan.
"Tamam, anne kapatıyorum. Bartu da sıkıldı zaten. Gelince detayları konuşuruz." dediği gibi kapattıktan sonra ikimizde eğildik. "Melissa arabayı her an görebilir. Gitmeliyiz." Tamer, beni onaylarken göz ucuyla onlara bakıyordum. Beraber daha ilerideki arabaya doğru yürüyorlardı. Ona binip hiçbir şey olmamış gibi geri döneceklerdi.
Acaba o gün Ahsen ve Tamer'in geçirdiği kazayı yapanlar bu ikisi olabilir miydi? Ahsen'i ziyarete gelmediklerini hatırlıyordum çünkü. Şu anda çok mantıklı geliyordu.
Tamer ile birlikte onlardan önce davranarak arabaya yetişip yerleştikten sonra yine alelacele yola koyulduk. Daha ne olduğunu bile idrak edemediğimi itiraf etmek istiyordum. Yani bunları nasıl o yapabilirdi? Kocasının ailesi kadar kötü bir insan mıydı cidden? Sanırım para için her şeyi yapabilenlerin arasında babamın gelini de bulunuyordu. Şu koca dünyada birbirlerini bulabilmeleri büyük şanstı.
"Artık akıllıca bir plan yapmalıyız. Düşmanlarımızın sayısı bizden çok çok fazla." dedim. Ahsen her şeyi göze alarak gelse de Melissa'dan da darbe yiyeceğini tahmin edemezdi bence. Birçok yol haritası çizmişti kendine ama artık ona uyarak hareket edemezdik ki ben etmiyordum zaten.
"Haklısın."
Bartu'yu saf dışı bıraksak da hala kullanılıyordu. Kimsenin haberi olmadan hem de. Poyraz'ı da şimdilik ben halletmiştim ama karısı ne olacaktı? Onunla nasıl ilgilenmeliydik? Çok fazla kafa çalıştırmam gerekiyordu. Hepsi de birbirinden beterdi.
"Şimdilik sağ salim eve dönelim. Sonrasında bir şeyler düşünürüz." Aslında bir şey düşünmek yerine onları tamamen ortadan kaldırmalıydık. Gerçekten. Anca öyle hayati tehlikemiz geçerdi. Mantıklı gelmese de öyleydi. Yalan mı söyleyecektim?
"Yarın her şey çok normalmiş gibi bir de işe gideceğim. Kötü kalpli insanlarla birlikte olacağım. Benim gibi bunu yaşayanlar var mıydı ya?"
"Senin gibi çok var elbette ama öldürülmek üzere olduklarını sanmıyorum." Tamer de ne kadar moral verici bir şekilde konuşuyordu. Sayesinde intikam almak yerine herkese sevgi dağıtasım geliyordu. Sepet sepet hem de.
...
"Sizi gördüğüm için çok mutluyum." dedim bay Charlie. O da söylediklerime sevinip elimi daha sıkı sıkmıştı. Dedemle aralarının iyi olduğunu ve bu yüzden de benimle daha çok iletişimde olmak istediğini biliyordum ancak babam yüzünden bu pek mümkün olmasa da ben bunu mümkün hale getirmiştim.
Fırsatlar ayağımıza gelmiyorsa biz bunu sağlamalıydık. Bence gayet de akıllıca davranmıştım. Kimsenin çabamı takdir etmeyeceğini biliyordum. O yüzden ben kendimi şımartabilirdim.
İhsan bey de her zamanki gibi yerine kuruldu. Ben ise bay Charlie'ye yakın olabileceğim bir yere geçtim. Dosyalardan birini elime alarak yeni projemizin inceliklerinden bahsederken babam arada karışıyor ve gereksiz fikirlerini belirtiyordu. Bay Charlie ise onu onaylayıp devam etmemi istiyordu.
Böyle böyle sonuna kadar gelmeyi başardık. 1 saate bitecek iş 2 saate çıksa da burada bulunmak benim için gerçekten önemliydi.
"Ben her şeye varım. Projeler de oldukça iyi görünüyor." Söylediklerini duyduğumda pek inanamamıştım doğrusu çünkü bunlar o kadar da iddialı şeyler değildi. Evet, babam Poyraz'ın yürüttüğü ve yürütmek istediği projeler üzerinde değişiklikler yapmıştı ama bu yeterince iyi bir iyileştirme olmamıştı.
"Çok teşekkür ederim bay Charlie. Sizle çok güzel işler yapacağız." Babam heyecanla adamın elini sıkarken bunaldığımı hissettim. Hava almaya ihtiyacım vardı ancak dışarı bile çıkamaz olmuştum. Her an beyaz bir araba gelip yine bana çarpmaya çalışabilirdi. Bunlar olağan şeylerdi ve alışmam gerekiyordu ama ne yapalım olmuyordu işte.
Toplantının bitiminde odama dönüp kendimi koltuğa attım. Bir süre öylece oturursam belki iyi gelirdi diye düşünüyordum. Hareketsizlikten nefret ederken buna mahkum bırakıldığıma da ayrı inanamıyordum.
Tamer de elinde iki kahveyle odaya gelip birini önüme bıraktı. "Nasıl geçti?" diye sordu. "İyi geçti. Sohbet, muhabbet derken bitti neyse ki." Şakaklarımı ovuyordum. Poyraz'ı da kontrol etmeye gitmem gerekiyordu. Onu kaçırmayı göze aldığıma göre ziyaretine gitmeliydim. Kılık değiştirirsem benim için daha kolay olurdu.
"Burada daha işimiz var mı? Yoksa çıkıp eve mi geçsek?" Telefonuna baktı. "Bu toplantı haricinde bir işimiz yok ama bir yere ayrılmasak iyi olur. İki kardeşin de ortalarda yok. Baban her an senden bir şeyler isteyebilir." Ahsen'in hala onun gözünde bir değeri olduğunu sanmıyordum ama beraber çabalıyorduk işte.
"Akşama kadar burada mıyız yani?"
"Evet, öyle."
Peki, tamam, ben gidemediğime göre birilerini göndermeliydim. Bana birkaç fotoğraf ve video gönderseler de yeterdi. Kendim gidip göremesem bile bu şekilde onu kontrol edebilirdim.
Tamer'in getirdiği kahveden içerken sevdiğimi almış olması beni gülümsetti. Arada beni de önemsiyordu. Bu şekilde idare etmeyi beceriyorduk.
Rehberimden birinin ismine tıklayarak birkaç cümlelik mesajlar yazdıktan sonra yanıt fazla gecikmedi. Gidip de Poyraz'ı kontrol edene para vereceğimi söylemiştim ve iki kişi kabul etmişti. Aslında ona krallar gibi bakıyorduk. Yediği önünde yemediği arkasındaydı ama abim nedense bundan memnun değildi. Sürekli bağırıp çağırıyordu. Tabii bu da beni biraz üzüyordu. Ona daha iyi hizmet etmeliydim.
"Sence o gün kaza yaptığınızda arabayı yine Bartu mu sürmüştür?" Omuz silkti. "Bilmiyorum. Ben o an şoförün yüzünü dahi görmedim. Hatta hastane de çok sonradan uyandım. Bunu bilse bilse en iyi Ahsen bilir." Ben de tam olarak hatırlayamıyordum ki. Ben bilmediğime göre Ahsen de bilmiyordu ama aynı zamanda Devrim cadısının da bundan haberi yoktu bence. Belki de gelinine birini bulmasını istedi ve o da bulmuş gibi yaparak Bartu'yu kandırdı. Yani çok fazla ihtimal vardı.
"Poyraz bulunmadan önce yerimi sağlamlaştırmalıyım."
"Hem bir an önce buradan kaçıp kurtulmak istiyorsun hem de yerini sağlamlaştırmak istiyorsun. Bu ikisini bir arada nasıl yapacaksın?"
"Gitmek istiyorum evet ama bak bir yere gitmedim. Burada seninle oturuyorum." Ne yapsak yaranamıyorduk ya! Tamer beni hiçbir zaman sevmeyecekti. Hep bir şeyde kusur buluyordu.
"O zaman teftişe çıkalım. Bakalım başlanan projelerimize." diye bir fikir sunarken dışarının benim için tehlikeli olduğu aklımdan çıkmıştı. "Victoria otur oturduğun yerde. Gerekirse sonra çıkarız ama şimdilik burada bulunmalıyız." Kollarımı göğsümde birleştirerek sesli bir nefes verdim. Ona küsmek istiyordum.
Kahvemden içerek biraz telefonumda gezindim. Poyraz'ın videoları ve fotoğrafları gelene kadar sabretmem gerektiğini düşünüyordum.
Sonra da sıkılıp biraz şirket içinde gezdim. Benim için biraz spor olurdu en azından. Herkes onları izlediğimi düşünerek stresli bir şekilde bilgisayarıyla uğraşırken mesaj attım kişiye yaklaştım. "Oraya varmışlar mı?" dedim Sema'ya. "Bana az kaldığını söylemişlerdi." Kafamı salladım. "Bana gönderdikleri şeyleri sonra kendilerinden silsinler. Ellerinde bir delil kalmasın."
"Tabii, efendim. Söylerim."
"Sonra da hemen geri gelsinler." dedikten sonra biraz daha gezindim etrafta. Yapacak bir şeyim yoktu. Öylece oturmaktan daha iyiydi boş boş tur atmak.
Babam ve bay Charlie birlikte vakit geçirmek için dışarı çıkarlarken onları uğurladıktan sonra şirket gerçekten de sadece bana kalmıştı. Patron gibi davranıp herkese eziyet mi etsem acaba? Yok ya bu pek de zevkli değildi. En iyisi parti yapmaktı. Disko topları getirip burayı renklendirebilirdim. Sonra da deli gibi eğlenirdik ve bu şekilde en sevilen patron ben olurdum.
İngiltere de böyle olmasa da çalışanlarına değer veren patronlar vardı. Bazen fazladan izin yaptırırlardı. Bazen de onları eğlenmeye götürürlerdi. Güzel olurdu öyle de ama ya burada pek öyle adetler yoktu ya da yalnızca bizim şirkette yoktu.
Bir isteğimin olup olmadığını soran herkesi teşekkür ederek yerine yollarken telefonuma düşen mesajlara baktım. Poyraz baygın bir şekilde sandalyedeydi. Gayet iyi görünüyordu. Yediği dayaklardan sonra hemen toparlanıvermişti ama yorgundu. O zaman iyileşmeden önce daha fazlasına dayanmasını sağlamalıydım.
Bugün yanına gidemesem de yarın yine birilerini yollayarak işimi gördürürdüm artık.
Fotoğraflara bakmayı sürdürürken annem telefonumu çaldırınca açarak kulağıma götürdüm. Bazen tam zamanında arıyordu. Şu anda da olduğu gibi. "Alo kızım, nasılsın?" Evet, daha sabah birlikteydik ama olsun. "İyiyim anneciğim, sen?"
"Ben de iyiyim. Dışarıdayım şu anda. Babanla ve ortağıyla karşılaştım. Baban akşam yemeğine davet etti bizi. Ben de kabul ettim." Bu kadın akıllanmayacak mıydı? Geldiğinden beri bir şeyler yapmaya çalışıyordu zaten. Babamdan ve karısından nefret etmesine rağmen diplerine kadar giriyordu. Ayriyeten bir de onun için endişelenmek zorunda kalıyordum.
"Artık sadece beni görmeye gelmediğinden eminim."
"Gözdağı vereceğim onlara. Seninle uğraşmalarını istemiyorum. Tamer'i de al ve babanın evine gel akşam. Beni yalnız bırakma." Onu ne yazık ki reddedemiyordum. Kurtlarla bir başına kalmasına izin veremeyeceğim için, "Tamam, tamam, geleceğiz. Hadi şimdi kapatıyorum. İşim var." dedim.
"Damadıma iyi davran. Yoksa bozuşuruz."
"İyi davranıyorum merak etme. Güle güle. Görüşürüz."
Sanki başka derdim yokmuş gibi bir de bu çıkmıştı başıma. Zamanında kendisini zehirleyen kadının evine gitmek istiyordu. Hem bana kızıyordu hem de kendisi yakınlık kuruyordu. Ah, anne ah! Ahsen'i korumaya çalışırken çevremde dolaşıyordu ama bunu yanlış bir şekilde yapıyordu.
Neyse mecbur gidecektik.
...
"Hoş geldiniz." Şevval abla bizi sahte bir gülümseme ile karşıladı ve biz de hep birlikte içeri geçtik. Annem bu sırada evi inceliyor ve nelerin değişip değişmediğini söylüyordu. Onu bilmem ama bir an önce yemeği yiyip defolup gitmek istiyordum. En son Ahsen bir kahve içmiş sonrasında da uyuyakalmıştı. Bu sefer o cadı kadın bununla yetinmeyeceği kesindi.
Salona geldiğimizde babamın karısını gördüm. Her zamankinden daha bakımsız görünüyordu. Oğlunun kaybolmasından kaynaklı kendine özenmiyordu. Melissa da hemen yanındaydı ve o da aynı şekildeydi. Gerçekten de perişan değildi sanki. Dün Bartu ile gördüğüm kadına hiç benzemiyordu da. Ne kadar karanlık olursa olsun dün akşam giyiminden kuşamından ödün vermediğini anlamıştım. Şimdi ise gösteriş gibi bir şey yapıyordu.
Annem ve babam selamlaştıktan sonra herkes bir yere oturdu. Konu açılmayınca annem Poyraz kaybolmasından bahsederek ne kadar üzüldüğünü söyledi ancak Devrim cadısı teşekkür etmek yerine dik dik ona baktı. Delirmişti sanki. Göz altları simsiyahtı. Saçları dağınık, yüzü korkunçtu. Şu anda gerçekten cadıdan farkı yoktu.
Melissa ise döktüğü gözyaşlarını siliyor ardından küçük boy aynasından kendisini kontrol ediyordu.
Böylesine perişan bir aileye yemek yemeye gelmek ne kadar doğruydu ki?
"Poyraz'dan hala bir haber yok mu?" dedi annem babama. "En son polisi bu sabah aradım. Bir gelişme olmadığını söylediler. Hep birlikte bekliyoruz işte." Daha çok beklerdiniz. Asla bulamayacaktınız onu. Gerçek veya sahte üzüntüleri asla son bulmayacaktı.
10 dakika kadar sonra babam masaya geçmeyi teklif ettiğinde annem kabul etmiş ve birlikte oturmuştuk. Bartu da gelmişti ve gördüğüm kadarıyla hipnozun etkisinde değildi. Ailesine kırgın olduğundan yanlarında durmak istemiyor gibiydi.
Yemekler servis edildikten sonra hep birlikte başladık ancak Devrim cadısı hiçbir şey yemiyor gözlerini bizim üzerimizde gezdiriyordu. Delirmiş olma ihtimali var mıydı?
Gergin hava hiçbir şekilde kırılmazken çorbadan bir kaşık aldım. Bu şekilde yan yana gelmemiz de hiç uygun değildi zaten. Kim kocasının eski sevgilisiyle birlikte yemek yemek isterdi ki? Annem akıllanmayıp bir daha zehirlenmek istiyordu bence.
"Devrim, canım sen neden yemiyorsun?" diye soran babama elinde ki yemek bıçağıyla baktı ve masaya vurdu. "Metresini de çocuğunu da evime getirirken utanmıyor musun sen?" Ayağa kalktı bir anda. Belliydi ama bunun olacağı.
"Devrim düzgün konuş. Alt tarafı bir yemek yiyeceğiz o kadar."
"Benim oğlum kayıpken hem de suçlusu bu kızken nasıl onlarla yemek yiyebilirim İhsan?" Gözleri bir noktaya sabitlenmişti ama sanki hiçbir şey görmüyor gibiydi. Ağlamaklı olan sesinden sonra alev topuna döndü gözleri.
"BU KIZ BENİM OĞLUMU KAÇIRDI!" Deli gibi görünüyor, deli gibi davranıyordu. Doğruyu söylüyordu ama kimse ona inanmıyordu. Babam en başında beni karısıyla birlikte suçlarken şimdi karısına karşıydı. Bir şey söylemese de davranışları öyle olduğunu gösteriyordu.
"Hanımefendi kızımla düzgün konuşun. Yoksa hiç iyi şeyler olmaz!"
"Ne olurmuş küçük metres?" Cadının alnındaki damarları belirginleşti. Şakaklarındaki kaslar görünmez bir güce karşı direniyormuşçasına seğirdi. Aklını teslim etmeden hemen önceki son andaydı sanırım.
Sahiden aklını kaybediyordu.
"Şevval, Devrim'in ilaçlarını getir!"
"Hayır, ilaç içmeyeceğim! Bunlar yüzünden bir oğlum psikolojik tedavi görüyor, diğeri ise kayıp! Ama nedense ilacı ben içiyorum! Onların içmesi gerek, benim değil." Elindeki bıçakla birlikte saniyeler içinde oradan oraya koşuştururken Şevval abla da getirdiği ilaçlarla birlikte peşinden gidiyordu.
Komedi gibiydi.
"Devrim otur yerine!" Karısı, babamı takmayıp masanın etrafında dönerken elindeki bıçakla birlikte hemen yan sandalyede oturan annemin arkasında durup boğazına yasladı. "Kalk!" dediğinde annem yerine biz kalktık.
"Onu bırak." Kadın beni takmadı. Annemin saçlarından tutup "KALK DİYORUM SANA BE!" diye bağırdığında annem yüzünü buruşturdu acıyla.
"Devrim kendine gel!" Babam ona doğru birkaç adım attığında annemi kendisiyle geriye sürükledi. "Yaklaşan olursa hiç acımam. Bu bıçakla onu keserim!" Bıçağı bize doğru savurup ardından annemin boğazına geri götürdü. Yüzünde korkunç bir gülümseme vardı. Benim tanıdığım o kadına hiç benzemiyordu.
Aklını yitirmişti.
"Annemi bırak!" Kahkaha attı. "Anneni mi bırakayım? Sen asıl önce oğlumu bırak!"
"Ahsen lütfen geride kal." Annem zor zahmet konuşurken nefesim daraldı. Sanki kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.
"Victoria sakin ol. Üstüne gidersen annenin canını daha çok yakar." Tamer bana doğru fısıltıyla konuşurken babam, "Ahsen'in böyle bir şey yapmayacağını hepimiz biliyoruz Devrim!" dediğinde şoke oldum. Babam gerçekten de benim tarafımdaydı.
"Bana inanıyordun hani. Ne oldu şimdi?"
"Deli birine inanmamın ne kadar yanlış olduğunu fark ettim çünkü. Senin yüzünden kızımı suçladım!"
Tüm bunlar bir tiyatroymuş gibi geliyordu bana.
"Al kızını da başına çal!" Annem hala onun ellerindeyken ellerim titremeye başladı. Hayır, şimdi olmaz. Şimdi olmaz! Biraz daha dayanmalıyım.
Etrafımdaki olup biteni anlamakta güçlük çekerken babamın telefonu çaldı ve polisin aradığını söyleyerek kulağına götürdü. Tamer de ne olduğunu anlayıp bana bir bardak su verip sandalyelerden birine oturmamı sağladı. Kısa bir anlığına gelen o kötü hissiyat yok olup giderken, "Poyraz bulunmuş!" dedi babam.
Poyraz bulunmuş mu?
Ama nasıl?
_____________
merhabalarrr kac bolum yazacagımı sanirim ben de bilmiyorum sjbkbkjb
gidecegiz gidebildigimiz kadar...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |