
#Ahsen'den
Flashback
Gözlerimi sildim ama silmeme rağmen gözlerimden daha çok yaş akıyordu. Bugün de kardeşlerimle birlikteydim ve her zamankinden daha mutsuzdum. Babam beni buraya getirdiğinden beri ağlıyordum. Durduramıyordum kendimi. Annem hastalanmıştı ve onu hastaneye kaldırmışlardı. Benimle birlikte olmak istediğinde hep hasta oluyordu. O yüzden hep üzülüyordum. Mutlu olduğum gün sayısı neredeyse yoktu.
Babam istemeye istemeye beni alıp getirdikten sonra salona geçip televizyon seyrederken ben de bahçeye geçtim. Erkek kardeşlerim aralarında oyun oynuyordu ve bana bakmıyorlardı. Neyim olduğunu sormuyorlardı. Beni hiçbir zaman umursamıyorlardı.
Ağacın dibine oturmuş onları seyrediyordum ve bir de ağlıyordum. Annem hep hastalanıyordu. Çok çalışıyordu ve yoruluyordu. Bazen benimle oynayamıyordu. Ben de onu zorlamıyordum. Kendi kendime oynuyordum. Yaramazlıkta yapmıyordum ama annem hastalanıyordu. Onu yeterince sevemiyor muydum yoksa? Bundan dolayı üzülüyor muydu?
Ama ben iyi bir insandım. Onu üzecek bir şey yapmamıştım ki.
O zaman neden böyle oluyordu?
"Ahsen!" Abim adımı söyleyerek bana doğru geldi. "Hadi gel bizimle oyna." Onlarla oynamamı mı istiyorlardı? Ama beni yanlarında pek istemezlerdi ki.
"Ne oynayacağız?" deyip yerimden kalktım.
"Gel sana göstereceğim." Beni kendisiyle Bartu'nun yanına götürdü. Hala ne oynayacağımızı bilmiyordum. Kollarımdan tutup "Sen şimdi sabit dur." dediği gibi öyle durduğumda beni arkamdan Bartu'ya doğru itti. O da beni geri abime itti. Ne olduğunu anlayamadan beni birbirlerine doğru iterlerken gülüşmeye başladılar. Benimle dalga geçiyorlardı. Ben ise kendimi durduramıyordum.
Bartu tekrardan beni abime ittiğinde midem bulanmış ve onun üstüne kusmuştum. Midemde ne var ne yoksa üzerine boşalttıktan sonra ağlamaya devam ederken Poyraz abim, annesine bağırdı.
Ben kenara çekilirken annesi gelip oğluna baktı ve onun kustuğunu zannetti ama benim onun üzerine kustuğumu öğrenince kolumdan tutup beni odama çıkarırken babam görmesine rağmen hiçbir şey demedi ve kadın beni odama atıp üzerime kilitledi kapıyı. Ben ağlarken de akşama kadar buradan çıkmayacağımı söyleyip gitti.
Her seferinde bana kötü davranıyordu. Benden nefret ediyordu ama ben ona hiçbir şey yapmamıştım ki.
Kötü olan onlardı. Ben iyi bir insandım ama günün sonunda üzülen de ben oluyordum.
Flashback end
Başımı onun göğsüne yasladım. Kalp atışları kulağımda sakin bir melodi gibiydi. Kollarını belime sıkıca sardı. Sanki dünyanın tüm karmaşasından beni korumak ister gibi. Gözlerimizi gökyüzüne diktik. Kayan bir yıldız sessizliğimizi bir anlığına böldü. Bir dilek tutmadım çünkü tutabileceğim en güzel dilek zaten yanımdaydı. Bana sarılıyordu. O an sonsuzluk gibi gelen o kısacık anda evren sadece ikimizden ibaretti.
Onun kollarının güvenli limanında kaybolmuştum. Yukarıda milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlar bize göz kırpıyordu. Ama o an benim için tek evren, onun kokusu ve kulağıma fısıldadığı o sessiz "buradayım" hissiydi. Gökyüzü ne kadar sonsuzsa o anki huzurumuz da o kadar derindi.
"Sevgilim." diye mırıldandım. Sanki çok uzun zamandır ayrıydık.
"Efendim canım." Derinden gelen sesini kalp atışları eşliğinde dinliyordum. Keşke hep bu zamanda yaşasak, dış dünyayla bağlantımızı kesebilsek.
"Çok mutluyum." Gözlerim yüzünde gezindi. Gür saçları alnına dökülürken hafiften sakalları çıkmıştı. Aslında uzattığı zamanları seviyordum ancak şu anda işe gidip geldiğimizden düzenli bir şekilde kesmek zorunda kalıyordu. Birlikte ince bir battaniyenin altındaydık. Yanımızda da sıcacık ve mis gibi kokan kahvelerimiz vardı.
"Ben de." diyerek dudaklarıma baktı ve yüzünü yüzüme yaklaştırdığında üzerinde duran elim istemeden tişörtünü sıktı. Ufacık bir heyecan sardı bedenimi.
Dudaklarımız birleştiğinde bir yabancının evine dönmesi gibi hissettirdi. Her köşesini ezbere bildiğim ama uzun zamandır bulunmadığım bir yer. Bu sadece bir öpücük değildi. Kelimelerin yetersiz kaldığı bir sohbetti. Geleceğe dair yazılmış sessiz bir yemindi. Geçmişin tüm yaralarını saran bir şifaydı.
O an, o saniyede kaosun ortasında mükemmel bir denge bulduk.
Yerimden kıpırdanıp üzerine daha çok çıkarken o, belimi okşuyordu rahatlatmak için. Hem mayışıyor hem de onunla dans ediyordum.
Seslerimiz kulağıma ulaşırken belli belirsiz gülümsedim dudakları üzerimdeyken.
Örtü üzerimizden kayıp giderken tutmak aklıma dahi gelmedi. Serin bir havada, yıldızların altındaydık.
Nefes almak için birkaç saniyeliğine ayrılırken gözlerimizdeki ateşin bizi ısıtmaya yetmediğini ve daha fazlasını istediğimizi anlayabiliyordum.
Onun bana bakmaya kıyamayışı bile güzeldi.
Tekrar yaklaştığımızda Tamer'in telefonu çalınca işimiz yarıda kalmış ve ben bundan vazgeçerek yerdeki örtüyü almıştım. Sanırım bizim de huzurumuz buraya kadardı.
"Efendim baba." diye cevap verirken kahvemden bir yudum aldım. Aslında onunlayken yeterince ısınmıştım. Daha da ısınmak istesem de buna müsaade etmemişlerdi.
"Tamam, ben sonra bakarım. Görüşürüz." Kapattıktan sonra eski pozisyonumuza dönerek yıldızları izlemeye koyuldum. Sanki biri bana göz kırpıyordu. Kocamandı ve çok güzeldi. Yıldızların arasında en görkemlisiydi.
"Baban ne diyor?" Merakıma yenilerek sessizliğimizi bozdum. "Bana bir mail atmış. Bakmamı istedi." O kadar meşguldük ki bazen kendi hayatımıza yetişemiyorduk. Son olanlardan sonra da iyice yorulmuştuk. Tamer'in anlattığına göre ben yokken abim kaybolmuş ve ortalık iyice karışmıştı. Devrim hanımın göz göre göre delirdiğini söyleyince inanamamıştım. Babamın evine yemeğe gittiğimizi sonra da Devrim hanımın olay çıkarıp anneme bıçak tuttuğunu anlatmıştı. Bu kadar şey yaşanırken bedenimde olmaman çok korkunçtu. Neyse ki Victoria iyi bir şekilde idare etmişti.
Yine de canım sıkılıyordu tabii.
Abimin bulunma haberi gelmese kim bilir daha neler olacaktı?
Hala anlayamadığım şey ise abimin, Can beyin arazisinin yakınındaki depoda bulunmasıydı. Adamlar bizden elini eteğini çekmişti ancak elimizdekilere bakarsak onun kaçırdığına ulaşıyorduk. Oğullarını benimle evlendiremedikleri için mi bu kadar sorun çıkarıyorlardı yani? Fazla saçma geliyordu. Babamı zor durumda bırakarak yeterince intikam almamışlardı.
"Ne düşünüyorsun sevgilim?"
"Abimi. Kaçırılmasının sebebi Can bey gibi gözüküyor ama senin demene göre beni suçluyor. Bunu neden yapıyor ki?"
"Bilmiyorum. Belki kaçırılması bir plandı. Seni ortadan kaldırmak için birileriyle anlaşmıştır ve kendini kaçırtıp şimdi de seni suçlayarak yolundan çekebileceğini sanıyordur." Evet, düşününce bana da öyle geliyordu. Can beyle bir anlaşma yapıp orada kaçırılmış gibi davranmış olabilirdi. Bu sayede ben suçlanacaktım. Can beyin oğluyla evlenmediğim için beni bu şekilde cezalandırmaya çalışıyorlardı.
Ama yine de bir nokta da saçma geliyordu.
Aman bulunmuştu ya gerisi önemli değildi! Anneme bir zarar gelmemişti en azından.
"Victoria ustaca olayı tersine çevirmeyi başardı. Abin istediği kadar seni suçlasa da bir sonuca varamayacak merak etme. Zaten durumu da kötüydü. Elmacık kemikleri çatlamış, sağ kolu kırılmış ve karnında da bir sürü morluk vardı. İyileşene kadar aklı başına anca gelir."
"Devrim hanım nasıl oldu peki?"
"Oğlunu bulduktan sonra ilaçlarını alınca sakinleşti. Şimdi ne yapıyorlar, bilmiyorum." Ben de bilmiyordum. Bilmek de istemezdim. Şu anda çok huzurluydum ve bunun bozulmasını istemiyordum. Sevgilimle birlikte sabaha kadar tadını çıkarmak istiyordum.
"Ben yokken Victoria seni çok zorlamadı umarım."
"Her zamanki gibiydi. Çoğu zaman anlaşamasak da bir şekilde orta yolu buluyoruz." Tamer'e bazen üzülüyordum. Hem benimle hem de diğer benliğimle uğraşmak zorunda kalıyordu. Aslında bu ilişkiye başlamadan önce ona her şeyi anlatmasam da benimle olmanın zor olduğunu ve vazgeçmesini söylemiştim ama ne kadar zor olursa olsun benimle sonsuza dek kalacağını söylemişti. İşte o zaman hayatımın tek sahibinin o olduğunu anladım.
Victoria'dan bahsederken gözlerimin önünde bir şey belirdi. Bir fotoğraftı bu. Bayağı pusluydu. Ne olduğunu göremiyordum. Kimin fotoğrafıydı bu? Görüntü netleşip puslanmaya başlayınca kaşlarımı çattım anlamaya çalışarak. Victoria neye bakıyordu ki telefondan?
Ne olduğunu anlayabilmek için kendi telefonumu alıp bakarken hiçbir şey göremeyince hayal kırıklığına uğradım. Elbette silecekti. Onun yaptıklarını öğrenmemi istemiyordu. Telefonu yerine bırakarak düşünmeye zorladım kendimi. Bazen onun karıştırdıklarını hayal meyal görerek öğrenebiliyordum ve bu sefer de kesinlikle öğrenecektim. Umarım akıllı davranmıştır ben yokken.
"Melissa'nın, Bartu'yu kullanmaması için bir şey yapmalıyız." dedim. "Rehabilitasyon merkezinde kalmasını sağlayabilirsek bence önünü kesmiş oluruz." Doğru. Melissa kolayca onu alıp da çıkaramazdı. Oradakilere de almaması için bilgi de verirdik. İyi fikirdi.
"Bunu bir babamla konuşalım. İkna olacağını sanmıyorum ama yine de bir deneyelim bakalım." Olay olur diye muhtemelen istemeyecekti ama Devrim hanımın delirdiğini de ortaya koyarsak belki ikna olurdu. Anneme zarar veren bir kadın kendini kaybedip kendi oğluna da zarar verebilirdi bence. Babamın bunu düşünüp karar vermesi gerekiyordu.
"Onu izlettirmeliyiz. Bartu'yu önümüzden çeksek bile başka bir yöntem deneyecektir." Ben böyle düşünüyordum. Çok fazla insan bize düşmandı ve artık onlarla başa çıkmamız bizim için giderek zorlaşıyordu.
"Tamam, bunu sonra hallederiz." diyerek saçlarımı öptükten sonra kocaman gülümsedim. Sorunlarımızı bir kenara bırakıp birbirimizle ilgilenme zamanıydı. Şu anda da bunun hakkında konuşmayı yasaklayıp sevgilimle ilgilenmeye karar verdim.
...
Gözlerimi araladığımda belimin tutulduğunu hissederken kafamı Tamer'in göğsünden kaldırdım. Burada mı uyumuştuk cidden? Her yerim ağrıyordu ama özellikle de belim çok ağrıyordu. Onu uyandırmadan tamamen kalktığımda güneşe karşı kollarımı kaldırıp vücudumu gerdim. Sanki böyle yapınca bana bir fayda sağlamamıştı.
Annem de odasında uyuyordu. Onun da uyanmaması için parmaklarımın ucunda yürüyerek dış kapıya kadar geldim. Marketten birkaç bir şey almak istiyordum.
Aynı sessizlikte kapıyı açıp bedenimi dışarı atabildiğimde kendimi tebrik ettim. Genelde çok da başarılı olmazdım da. En ufak bir kıpırtı da evdekiler hemen uyanırdı. Sanırım son olaydan dolayı çok yorulmuşlardı. Neyse ki ben her şey atlatıldıktan sonra Victoria'dan bedenimi geri almıştım. Bir şey hatırlamadığım için kısmen mutluydum.
Bazen hatırlamamak en iyisiydi.
Aşağı inip markete doğru yürüdüm. O ikisi kalkmadan eve dönebilirsem kahvaltıyı ben hazırlayacaktım. Markete geçtikten sonra sepetlerden birini elime alıp raflara bakındım. Biraz acele etmem gerekiyordu. Tamer de benim gibi erken kalkan biriydi. İş olsun olmasın erken kalkardı.
"Selam!" Yanıma gelen benden biraz kısa olan kıza baktım. "Selam." dedim ona nazaran daha düşük bir tonda. Bu kimdi ki? Ne zaman tanışmıştık? Neyse sormak yerine biraz beklemeliydim sanırım.
"Beni arayacağını söyledin ama aramadın. Yanlış bir şey mi yaptım yoksa?" Ben arayacağımı söyledim? Beni biriyle karıştırıyor olmalıydı çünkü ben onu hatırlamıyordum. "Victoria neden bir şey söylemiyorsun? Eğer bir yanlışım olduysa söyle düzelteyim." Victoria burada arkadaş mı edinmişti? Normalde kendi kendine takılmayı severdi. Beni şaşırttı doğrusu.
"Beraber eğitime devam etmeyecek miyiz? O gün, o adama çok güzel vurduğumu söylüyordun. Sen istedin diye her şeyi yaptım ama şimdi sen beni görmezden mi geliyorsun?"
"Adam mı dövdün?" dedim şaşkınlıkla. "Evet, beraber bir depoya gittik ya. Bağlı bir adam vardı. Bana bu şekilde daha iyi kendimi koruyabileceğimi söyledin hatta. Ben de başta biraz korktum ama zor da olsa birkaç yumruk salladım." Sağ elini yumruk yaparak havaya kaldırdı. Victoria ve bu kız birini dövmüşlerdi yani.
"Victoria neden bana öyle bakıyorsun?" Ve bir anda aydınlanma yaşadım. Şu anda kızı duymuyordum sanki. Birlikte bir depoya gittiklerine göre abimi kaçıran kişi Victoria'ydı. O abimi kaçırıp bu kıza dövdürmüştü. Bu bir şaka mıydı? Ya da benim kulaklarım mı yanlış duymuştu Bunu nasıl yapardı? Abim anında kim olduğunu anlayıp o yüzden Victoria'nın üzerine yürümüştü işte! Her şeyi yapan diğer benliğimdi ve nasıl olduysa bundan yırtmıştı.
"Hanımefendi beni biriyle karıştırmış olmalısınız." dedim. Victoria gibi davranırsam peşime takılacaktı. "Nasıl karıştırdım? Sensin işte. Yüzün, bedenin, sesin her şeyin aynı. Benden kaçmaya mı çalışıyorsun?" Başımıza niye insanları bela ediyorsun ki sen? Buraya neden geldiğimizi bilmiyor musun Victoria? Bu şekilde bana zarar vereceksin!
"Hayır, sizden kaçmaya falan çalışmıyorum çünkü ben bahsettiğiniz kişi değilim." Hayretle bakıyordu bana. "Hayır, o sensin ve şu anda nedenini bilmediğim bir şekilde benden kaçıyorsun." Birkaç adım geri gittim. "Hanımefendi benim adım Ahsen. Victoria değilim. Bahsettiğiniz kişi kim, tanımıyorum bile." Victoria olmadığımı söylemeye devam ettiğim için o da, "Üzgünüm ama ona çok benziyorsunuz. Hem de her şeyinizle. O yüzden sizinle konuşmaya çalıştım." dedi. Sonunda beni anladığı için sevinmiştim.
"Özür dilerim. Geçenlerde biri tarafından rahatsız edilirken Victoria beni ondan kurtarıp kendimi korumam için eğitecekti. Adam dövme işi de oradan geliyor. Kimseye zorla bir şey yapmadık. Kendisi gönüllü olmuş. Beni kötü biri zannetmeyin." Her şeyi tanımadığı birine anlattığı için büyük bir pişmanlık yaşıyordu.
"Önemli değil. Öyle biri de sanmadım sizi."
"Teşekkür ederim. İyi günler." Benden uzaklaşırken ara ara dönüp bakması gerilmeme neden oldu. O yüzden markette daha fazla oyalanmak istemedim. Aldıklarımla kasaya gelip ödedikten sonra beni takip edip etmediğini kontrol ederek eve gittim hızla. Victoria tam da zamanında başıma iş açmıştı ve Tamer de ne güzel takip ediyordu onu! Hiçbir şeyden haberi yoktu. Hem de hiçbir şeyden.
Sağ salim eve vardıktan sonra hala uyuduklarından emin olup kahvaltı masasını donatmaya başladım. Bir yandan da düşünüyordum. Tamer'in bunlardan haberi yoksa kim bilir Victoria daha neler yapmıştı?
Daralıyordum.
Üstelik abimi de kaçırıp dövdürmüştü. Hak etmediğini söyleyemiyordum ama bu şekilde olmamalıydı. Kafasına göre davranırsa işimizi zorlaştırırdı. Kendime hakim olmalı ve kontrolü elimden kaybetmemeliydim. Yoksa daha da kötü şeyler yaşanacaktı.
Masayı donattıktan sonra annemin odasından kapının açılma sesi geldi. Saniyeler içinde yanıma geldiğinde kahvaltıyı hazır ettiğimi görünce, "Günaydın!" diye sevinip yanağımdan öptü. Neşem biraz yerine gelmişti.
"Günaydın annem!" Ben de onun yanağından öptüm.
Tamer'den de hala ses gelmediği için yanına gittiğimde battaniyeye sarılı bir şekilde uyuduğunu görünce ellerimi saçlarında gezdirdim. Victoria'yı yeterince iyi izleyemediği için ona kızmıyordum. Sadece bu kadar büyük bir olayın bizim haberimiz olmadan yaşanmasına şaşırıyordum ve bunu Tamer'e de anlatmam gerekiyordu. O da bundan sonra ona göre hareket ederdi.
"Tamer, canım hadi uyan. Sabah oldu." dediğimde kaşları havalandı. "Bize kahvaltı hazırladım. Güzelce edelim. Sonra da işimize gidelim." Dudakları kıvrılırken hala gözlerini açmadı ama nasıl olduysa bileğimi bulup beni kendisine çekti.
"Günaydın güzelim." Alnımdan öperken kendimi ondan kurtarmaya çalıştım. "Oyalanacak vaktimiz yok. Kalkman lazım. Hem sana çok önemli bir şey anlatacağım."
"Ne anlatacaksın?"
"Kahvaltıdan sonra öğrenirsin."
_______
biraz gecisimsi bir bolum oldu zaten biraz kaostan uzak durmak istedim gerci ahsen bir seyler ogrendi ama olsun onemli degil sonraki bolume de gelinn
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |