
"Çektiğin video işimize çok yarayacak." dedi Tamer. Dalgınlığımı yeni atlatabilmiştim. Elimizdeki delillere odaklanmaya çalışıyordum ancak bir şey anlayamıyordum. Belki de çok düşündüğümden beynim bitap düşmüştü.
Arkamdan çevrilen işlerin bu raddede olabileceğini hiç düşünmemiştim ki. Ne kadar da aptaldım?
"Siz de iyi iş yapmışsınız. Abimin, babamdan söz ettiği anları kayıt altına da almışsınız. Bence benden bile iyi iş çıkarmışsınız." dediğimde Bartu bir horoz gibi kabardı. Birazdan ötecek ve herkese ben başardım diyecekti.
Hormonlu domatesten sonra horoz benzetmemi de beğendiğimi söylemeliydim. Ona bulduğum lakaplar bir şekilde oturuyordu. Bir yüzüne bakıyordum bir de aklımda onun için oluşan lakaplara. Oldukça mükemmeldi. O aileye de zaten bu yakışırdı.
"Ya siz onu bunu boş verinde içeri nasıl girdiğini düzgün bir şekilde anlatsanıza. Geldiğinizden beri şunları bilgisayara aktarmaktan başka bir şey yapmadık." Bunu gerçekten merak ediyordum. Benim yöntemim de kolay değildi elbette ama onlardan daha az zorlandığıma emindim.
"İyi tamam, anlatalım. Sen başla Tamer. Ben bir yerinden tutarım." Yine kendini bir şey sanma modu açıktı. Tamer de bunu takmayıp anlatmaya başladı. "Ben ve Bartu bey sen gittikten sonra koridordan çıktık. O sırada sesler bir yükseliyordu, bir azalıyordu. Boş boş durup yakalanmaktansa çıkmak daha mantıklı geldi o an. Otoparkta arabalara göz gezdiriyor ve nasıl gireceğimizi tartışıyorduk." Umarım Tamer tartışma kelimesini mecazen kullanmıştır.
"Ben o sırada 2 tane kurye gördüm. Ellerinde siparişlerle bizim olduğumuz tarafa geliyorlardı. Tamer'e işaret gönderdiğim an ikimiz de aynı fikir kafasında yanmıştı. Ben de hemen kuryelere nereye geldiklerini sordum. Onların da kafası karışık görünüyordu zaten. Müşteriyi de arayıp sormuşlar ama adamın nerede olduğunu bulamadıklarını söylediler."
Tamer sözü Bartu'dan devraldı. "O zaman biz siparişleri götürelim, dedim. Kabul etmediler. Otoparkta da kamera vardı. O yüzden onları alışveriş merkezinin farklı bir katına yönlendirdim. Onlar önden biz de arkalarından çıktık. Sonra biri bana döndü. Tam yerin neresi olduğunu soracaktı ki bir tane kafasına indirdim."
"Sonra da ben diğerine indirdim. Enayiler kaskları ellerinde gezdirdiklerinden dolayı tek darbe de bayılmaya mecbur kaldılar." Büyük bir iş başardığına inanan kardeşim şu an havalarda uçtuğunu düşünüyor olmalıydı.
"İkisini de ne olur ne olmaz diye bağladık. Kenara bir yere bıraktık. Ardından Bartu beyle beraber giyindik. Seri bir şekilde o kapının önüne gelip birkaç kez vurduğumuzda kapıyı açan görevli önce bir ton soru sordu sonra da bizi almak istemedi. Kapıyı nasıl bulabildiğimize şaşırdı. Biz de konumun burayı gösterdiğini söyleyerek ikna ettik. Direkt inandı ama bizi içeri almadı. Sipariş edilenleri elimizden almaya çalışınca bunu sipariş eden kişiye kendimiz teslim etmemiz gerektiğini söyledik."
"Abim sizden şüphelenmedi, değil mi?" diye sordum. Bartu kafasını iki yana salladı ve devam etti. "Abim bize bakmadı bile. Zor zahmet izin alıp içeri girdikten sonra hemen yanımıza falan geldi ama öyle dikkat etmedi. Elimize para tutuşturup susmamızı söyledi. Biz de kabul edip siparişleri teslim ederken çekebildiklerimizi çektik. Sonra da çok oyalanmayıp kuryelerin yanına gittik. Onları uyandırıp kıyafetlerini teslim ettik."
"Öyle kolayca mı?" Bu kadar kolay olduğunu bilsem onlarla kalırdım. Gerçi ben de çok güzel şeyler vardı. Bunu o ikisi istese de yakalayamazdı.
"Yok hayatım. Kolay olmadı. Bizi şikayet edeceklerini söylediler. Bartu bey ve ben abinin verdiği paraları onlara verdik. Hatta kardeşin biraz daha üstüne kattı. Özür de diledikten sonra ikisini yolladık. Senin bizi beklememen iyi bile oldu hatta. Biz çıkarken az daha abine yakalanıyorduk da zor yırttık."
İkisinin iyi anlaştığını gördüğüme inanamıyordum ama istemeseler de bunu yapmak zorundaydılar.
Tamer'e içimden bir kez daha teşekkür ediyordum. O, benim için kardeşime katlanıyor, onunla iş birliği yapıyordu. Hayalimdeki erkekten fazlasıydı.
"Sen gelirken zorluk çekmedin, değil mi?"
"Hayır, çekmedim. Bir taksi çevirdim."
"Tamam, artık ne yapacağımızı konuşalım da ben de evime döneyim. Burada kalmak istemiyorum." Bartu alerjisi azmış kuduz köpek gibi kağıtları karıştırırken onun bilgisayarına gönderdiğimiz ne varsa açtık tek tek.
"Abim bugün kumarhaneyle ilgilendiğine göre ertesi gün işe biraz daha geç gelecektir. Düzenli olarak böyle geç geldiği zamanlar çok oluyordu." dedi. İşte bu bizim işimize yarardı.
"O zaman erkenden gideceğiz. Sen de babamı bulur bulmaz odadan çıkarmayacaksın onu. Hatta kapıyı kilitle ki kimse sizi rahatsız etmesin. Sonra da hemen bilgisayardakileri aç ve anlatmaya başla. Sakın araya gereksiz cümleler ekleme. Dümdüz ne olup bittiğini anlat ve bizi karıştırma."
"Bunun için mi evinize geldim yani? Yapardım ki ben bunu." Küçümseyici bakışını ona yedirmek istiyordum.
"Bilgisayardaki sırayı takip edeceksin Bartu. Konuya ortadan başlama. Etki yaratması için küçük küçük başlayıp sonra da büyük olanı patlatacaksın, anladın mı beni?"
"Bana bir örnek gösterin. Sonra laf edersiniz falan. Hiç çekemem." Kollarını bağlayıp koltuğa yaslandı.
Tamer ise ayağa kalktı. "Tamam, o zaman ben size bir örnek göstereyim. Siz de nasıl ilerleyeceğinizi anlamış olursunuz." Kaşla göz arası bilgisayara takıp da kendime indirdiğim kanıtları ikisi fark etmeden çekip çıkarırken bilgisayarı Tamer'e uzattım.
"Tam yapalım da Bartu net bir şekilde anlayıp bizi darlamasın." diyerek yerime otururken flash belleği cebime attım. Bartu'ya güvenmeyi seçmiştim ama yine de kendimi sağlama almam gerekiyordu. Sadece güvenmekle kalamazdım. Her an ondan tekmeyi yiyebilirdim.
"O zaman başlıyorum."
"Tamam, başla." diyen Bartu ile birlikte gecenin çok uzun geçeceğini hissediyordum.
...
Etrafımdaki kahkahalar, suyun altından duyulan boğuk ve anlamsız sesler gibiydi. Yüzüme yapıştırdığım gülümseme ise artık taşımakta zorlandığım yabancı bir maskeydi. Bedenim o masada bir sandalye işgal ediyordu ama ruhum çoktan kapıyı bulmuş, kendini dışarı atmışken diğer benliğim ortaya çıkmak için can atıyordu.
"Ahsen hiçbir şey yemedin. Aç değil misin?" Babamın biricik karısı tüm gözleri bana yöneltirken aynı gülümsemeyle, "Değilim. İzninizle kalkmak istiyorum." dediğimde babam elini kolumun üzerine koydu. "Kızım, eşim ve oğullarımla sessiz, sakin bir yemek yemek istiyorum, Ahsen. Biraz olsun mutlu olamaz mısın?" Takındığı ifade daha önce görmediğim türden yumuşak, şefkat doluydu. Onu tanımasam inanacaktım. Gerçi onu tanımama rağmen neredeyse inanıyordum ki.
"Mutlu hissetmediğim yerde yalandan mutluymuşum gibi yapamam."
"Ahsen dışarıdayız. Biraz sakin ol."
"Hayatım kızın üzerine gitme. Burada kimsesiz bir başına." Dudaklarının kenarı, bir sır biliyormuş gibi hafifçe yukarı kıvrıldı. Sonra o küçük, kulakları tırmalayacak kahkahayı attı. O kahkaha kurduğum her cümlenin aslında ne kadar anlamsız olduğunu yüzüme vuruyordu.
"Hayır, kimsesiz falan değilsin kızım. Ben varım, kardeşleri var, Devrim ablan var."
"Ama annem yok."
Niyetim kavga çıkarmak değildi. Huzurlarını kaçırmak istiyordum ama onlar daha çok benim huzurumu kaçırıyorlardı.
"Ahsen seni bir daha uyarmayacağım. Düzgünce yemeğini ye. Kocaman kız oldun ama hala çocuk gibisin." Sesinde ki ufak kızgınlık her an patlayacak saatli bir bomba gibiydi.
Devrim hanım planımızı başlatacakken birden çıkagelmiş ve hepimizle öğle yemeği yemek istediğini söyleyerek her şeyi mahvetmişti. Babamın odasından ayrılmadığından Bartu nedenini bilmediğim bir şekilde ertelemişti.
"Size bir haber vereceğim çocuklar." Devrim hanım masadakilerin fısıltısını kesti. Dirseklerini masaya yaslayarak ellerinin üzerine çenesini yerleştirdi. "Bu akşam yine bir aile olarak yemeğe çıkacağız. Can bey ve eşi Gülbahar hanım bize eşlik edecek. Kimseden itiraz istemiyorum. Hep birlikte orada olacağız. Poyrazcığım, Melissa'ya da haber ver. Bu akşam bir programı varsa iptal etsin."
Para karşılığında satıldığım eş adayımla bu kadar erken tanışacağımı bilmiyordum. Gülbahar hanım isteyince erteleyememişlerdi demek ki. Zaten beni de bir an önce başından atmak istedikleri aşikardı.
"Neden onlarla yemek yiyeceğiz?" dedim bilmezlikten gelerek.
"Can bey ve ben çok yakın arkadaşız. Sana da o gün bahsetmiştim, hatırlıyor musun? Kendisi ve eşi seni çok sevmişler. O yüzden seninle vakit geçirmek istiyorlar." Öyle mi? Ne kadar sevindim buna anlatamam.
"Evet, Gülbahar hanım senden sürekli bahsediyor. Güzelliğin ağızlarına dolandı durdu." Devrim hanımın yapmacık ifadesi, kendisini zorlayıp durması midemi bulandırıyordu. Aslında masada midemi bulandıran tek kişi o değildi.
"Ben yer ayırttım. Yemekten sonra size konumları gönderirim. Lütfen akşam ailecek orada bulunalım." Aile kısmında bulunduğuma inanmasam da Devrim hanım beni zorla sokmak istediğinden gözlerimin içine bakarak vurgulamıştı.
"Hayatım, Can bey bize bu akşam yeni projesiyle ilgili bir şeylerden bahsedeceğini söyledi. Oğlu onun için ufak bir sunum hazırlamış." Bu bahsettiğimiz oğul benim eş adayımdı sanırım. Ah, pardon aday kelimesi fazla olmuştu. Arada unutuyordum işte.
"Yemekte de mi iş konuşacağız yahu? İş adamı olmak hiç de kolay değil." Neden kolay olmadığını söylüyordu? Başı sıkışınca kolayca evlatlarını satabilir ve işini görebilirdi. Bunun neyi zordu ki?
Öyle ya da böyle derken yemek bitmiş ve Devrim hanım evine biz de şirkete geri geçmiştik ancak odama geçmeden önce Bartu'nun peşinden gitmiştim.
"Babama şimdi çektiğimiz video ve fotoğrafları gösterebilirsin." dedim kapıyı kapatıp önündeki sandalyelerden birine oturarak. "Akşam önemli bir yemek var. Şimdi babama gösterirsem sinirlenir. O yemeği herkese zehir eder." Sen de çok iyi biliyordun o aileye satıldığımı ve oynamakta üstüne yoktu.
"Niye herkese zehir etsin ki? Abime ve yengeme kızacak. Bunun diğerleriyle bir ilgisi yok."
"Can bey ve eşi de kumarhanedeydi. Babam bunu görürse deliye döner. Onlarla aramız açılır. Babamın çok istediği projeyi gerçekleştiremeyiz o zaman." Kaşlarım çatıldı ve sorgulayıcı bir ifade takındım kendime. "Neymiş o proje? Neden benim haberim yok?" Pot kırmış olduğunu fark eden kardeşimin yüzü donuklaştı. Önce yerini sessizlik, sonra da zoraki bir öksürükle ortamdaki havayı değiştirmeye çalıştı.
"Daha geleli çok olmadı. O yüzden duymamış olabilirsin. Babam yakında toplantı yapacak projesiyle ilgili. O zaman öğrenirsin."
Ne söylersem söyleyeyim Bartu yapmayacaktı. O yüzden zorlamayacaktım. Yoksa çalışmayan aklı bana gelince zehir gibi olur da bir şeyler bildiğimden şüphelenebilirdi. "Peki, tamam. Öyle olsun ama yarın kesin söyle."
"Söyleyeceğim, merak etme."
Odamdan çıkıp kendi odama döndüğümde telefonuyla ilgilenen Tamer'i gördüm. Her şeyden habersiz öylece oturuyordu.
"Nasıl geçti aile yemeğiniz?" dedi alaycıl bir tonda. İyi geçmediğinde o kadar emindi ki...
"Nasıl geçsin ki? Tatsız, tuzsuz. Bomboş bir yemekti. Akşam da yine ailecek babamın çok yakın arkadaşının ailesi ile yemeğe çıkacakmışız." dedim iç çekerek. Aslında ona duyduklarımdan bahsetmek istiyordum ama ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Beni evlendirmek istemeleri yüzünden evlenelim derse ne olacaktı? Bunu ona ben zorluyormuşum gibi olacaktı tabii ki. Ya da geri dönmek için ısrar edecekti. Bizi bulamayacaklarını sanacaktı.
Biz bu işe çoktan başladıysak sonunu da getirmeliydik.
"Seninle gelebilirim istersen. Arabada beklerim."
"Önemli değil. Sadece bir yemek."
Evet, sadece bir yemek.
"Devrim hanım saat 8'de orada olmamı istemiş. Gecikmememi de söylemiş." dedim mesaja bakarak. Sonra da kafamı Tamer'e kaldırdım. "Ben eve geçip hazırlanmaya başlayayım. Erkenden gidip Devrim hanımı şok edeyim." Alay ediyormuş gibi konuşurken bunaldığımı göstermemeye çalışıyordum. Tamer beni çok iyi tanıdığı için hemen her şeyi anlayabilirdi.
"O zaman çıkalım." Ayaklanır gibi olunca, "Evet, gidelim. Daha fazla burada kalmak istemiyorum." dedim ona doğru yürüyerek. Buraya geldiğimizden beri birbirimizle daha az ilgilenir olmuştuk. Keşke sadece benim ve onun olduğu bir dünya da yaşayabilsek.
"Tamer," dedim yutkunarak. Neden onu son kez görüyormuşum gibi hissediyordum?
"Efendim ömrümün parçası." Bana bu şekilde seslenmesi çok tatlıydı.
"Seni seviyorum." Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. "Birdenbire nereden çıktı bu?" Ellerini tuttum. Sanki uzun bir yolculuktan sonra evine varmış bir yolcunun huzuru gibiydi bakışı. Dünyanın en güzel manzarasına değil, en tanıdık limanına bakıyordu. Ve o an anladım ki, onun evi benden başkası olamazdı.
"Bilmem söylemek istedim sadece." Elimi dudaklarına götürdü ve uzunca bastırdı. "Ben de seni seviyorum." Kaküllerimi geri iterken, "Bana ne olduğunu anlatmak ister misin?" dedi. Ah, çok belli etmiştim!
"Mükemmel ailemle (!) yemek yemek zorunda kaldığım için sıkıntı bastı. Bartu da hazırladıklarımızı bugün göstermeyeceğini söyledi. Yoksa babam akşam ki yemekte sorun çıkarırmış. Aman ne korktum."
"Senin kardeşlerine güvenmememiz gerektiğini en başından beri biliyorduk aslında."
"Belki bir ihtimal işimize yarar diye düşündüm ama düşünmem bile hataymış." Bartu olmadıysa biz de başka yolu tercih ederdik. O kadar da zor değildi.
"Bundan sonra kardeşlerini katmadan hareket edelim." Kafamı sallayarak onu onayladım ve beraber şirketten çıktık.
...
Tamer salonda otururken aynadan kendime bakıyordum. İngiltere'den ayrılmadan önceki benle şu anki ben arasında gözle görülecek farklar vardı. Sürekli olarak nasıl adım atmamız gerektiğini düşündüğüm için çıkmaz bir sokakta mahsur kalmış gibiydim. Mental olarak iyi değildim.
Sen ne zaman iyi oldun ki?
Sesi duyduğumda fazla bir tepki vermemeye çalıştım. İstemesem de duymaya devam edecektim çünkü. Bugün gitse bile yarın yine gelecekti. Tek endişem Tamer'e benim yüzümden bir şey olmasıydı. Diğer benliğim benden daha intikamcı, daha hırslıydı. Herkesi bir kalem de silip atardı. Yolundan çekilmeyeni ezerek geçerdi.
Genellikle onun yaptıklarını çok sonradan parçalar halinde hatırlayabiliyordum. Çoğu zaman birleştirdiğimde bir şey anlamıyordum. Tamer yanımda olmasa asla ne yaptığımı bilemezdim muhtemelen ama bazen o bile yanımda olamıyordu.
Ahsen!
Babana senden habersiz çevirdiklerini öğrendiğini söyleyemeyecek kadar korkaksın!
Yaptığın aptalca planların işe yarayacağını mı zannediyorsun? Senin şu anda orayı yıkman gerekirken yemeğe hazırlanıyorsun. Geri zekalı mısın sen?
Zihnimin derinliklerinde bir yerde, her gün, her saniye konuşuyordu. Onu duymak istemiyordum. Dinlemek istemiyordum ama o hep vardı. Daha fazla kafamı karıştırmaması için telefonumdan bir şarkı açıp sesini yükselttim.
Avucumdaki saçlarıma bakarken iç çektim. Çöktüğümü biliyordum ama saçlarım herkes gibi benim için de çok önemliydi. Sürekli boyayıp istediğim gibi kestirdiğim saçlarım cansızlaşıyordu.
Başıma tarifsiz bir acı saplanırken gözlerim dolmuş ve etraf bulanıklaşırken acı gülümsemem yüzümün yarısında donakalmıştı. Sanki görünmez bir el, tam şakağıma ucu bir bıçaktan daha keskin buzdan bir çivi çakıyordu. Yavaş değildi. Acımasızcaydı. O an dünyam karardı, müziğin sesi boğuklaştı ve kafamın içinde tiz bir çığlık yankılandı.
Dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.
Bu benim, Ahsen.
"Hayır," diye mırıldandım son gücümle. Sanki can veriyordum. Ruhum ayaklarımdan çekiliyor, yavaş yavaş bedenimden ayrılıyordu. Nefes almam zorlaşıyor, vücudumu oynatamıyordum.
"Ahsen!" Tamer bana seslenirken kapıyı açmaya çalıştı. Ben ise sesimi ona duyurmak için çabaladım. Elimi yumruk haline getirip komodine vurdum ancak karanlık bir örtü çevremi sardı ve ben o an yok oldum.
Ahsen, o an ölmüştü.
__________
biraz bisiler yapmaya calistim bu bolum umarim guzel olmustur :((
okudugunuz icin cok tesekkur ederim
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |