9. Bölüm

9| Aslında bu şekilde herkesin gözünün önüne gerçekleri sermen iyi olmuş.

Flower
zeyzeynepp

"Benden habersiz nasıl böyle bir işe kalkışırsınız?" dedim düz bir tonda. Video sonlandıktan sonra herkes sus pus olmuş ve artık sıranın bana geldiğini düşünmüştüm.

"Size diyorum." Aile diye kendinden bahseden insanlara sesleniyordum. "Beni buna mı layık gördünüz?" diyerek gösterdiğim Ogün'e bakmak bile istemiyordum. Kötü biri değildi ancak bana göre hiç değildi. Victoria yani ben daha iyilerine layıktım.

"Sen oğlum hakkında ne diyorsun be?" Gülbahar üzerime yürür gibi olurken bayık bakışlarım onu buldu. "Söyledim ya. Duymadınız mı? Bir daha tekrar etmemi ister misiniz?" Beni istedikleri gibi ezip kullanabileceklerini zannediyorlardı ama bilmiyorlardı ki ben Ahsen değildim.

"Bahsettiğiniz hanım hanımcık kız bu mu şimdi?" Can bey tükürürcesine konuşurken, "Yıllardır onlardan uzakta yaşıyorum. Sizce beni yeterince tanıyorlar mıdır?" dedim. Kollarımı göğsümde toplayıp kafamı sağa yatırdım ve bizi buraya çağıran kişiye baktım. "O yüzden mi bana karşı sakin kalmaya çalışıyordun baba?"

"Ya sen kessene sesini! Burada ailemiz söz konusu, tamam mı? Sen bi' defol git, dış kapının dış mandalı!" Yeterince çemkiremediği için içinde hala bir şeyler kalan Devrim cadısına Gülbahar, "Hani sürekli kızla birlikteydiniz? Hani sen de onu çok severdin? Hani o da ailenizin bir parçasıydı? Şimdi niye kızla böyle konuşuyorsun?" dediğinde üvey annemin vereceği cevabı merakla bekledim.

"NE KIZI BE NE KIZI! ONDAN İĞRENİYORUM! İHSAN'IN SAÇMA İLİŞKİSİNDEN DOĞAN BİR SORUN SADECE!" Bu bağırış kusursuz planının bir aptal yüzünden rayından çıkmasının sesiydi. O an için, özenle boyanmış dudakları gerildi ve güzelliğinin ardında sakladığı yırtıcı ortaya çıktı.

O gerçekten korkunç bir yaratıktı.

"Bir de bu kızı bize mi kakalamaya çalışıyordunuz, inanamıyorum." Gülbahar abartılı tepkisiyle birlikte elini göğsüne koyup nefes alamıyormuş gibi davranırken bu senaryonun ne zaman biteceğiyle ilgilenmemiştim.

"Senden konuşmanı isteyen olmadı. Farkındaysan ben babama bakarak sordum sorumu." O sırada Poyraz yerden kalkıp sandalyesine geri kuruldu. Yerde üşütüp hasta olacağından korkmuş olmalıydı. Her şey o kadar garipti ki...

Babama doğru olan adımlarım yavaş bir o kadar da sertti, netti. Harelerim onun üzerinde ağır ağır geziniyor, her bir adımım da üstündeki detaylara takılıveriyordum. Lacivert kravat Devrim'in en sevdiği renkti, yeşil yüzükte küçükken Poyraz'ın sürekli takarak dolaştığı yüzüktü, kol düğmeleri de Bartu'nun hediyesiydi. Sosyal medya hesaplarında görmüştüm. Bir tek bizimle ilgili bir şey yoktu. Hiçbir zaman olmamıştı.

"Ben senin de evladın değil miyim? Niye beni bir paçavra gibi kenara atıyorsun? Ben sana ne yaptım?" dedim işin içine dram katarak.

Bartu babamla arama girip "Sen şu an kendinin önemli mi olduğunu sanıyorsun? Babam abim yüzünden şokta. Seninle ilgilenemez." dedi. Beni hala bir mesele olarak görmüyorlardı. Babam benimle muhatap olmuyordu bile. Hem kendim için hem de Ahsen için ayrı üzülüyordum.

"Neden? Ben de aynı soyadı taşımıyor muyum sizlerle? Benim ne farkım var?"

"Sen hiç var olmaman gereken kişisin Ahsen. Dünyaya hiç gelmemeliydin." İş birliği yaptığımız aptala da bakın hele! Daha plana başlamadan kullandığı cümleler bir gün arkadan bıçaklayacağını açıkça belirtiyordu aslında. Darbe hiç beklemediğim yerden değil, en başından beri yanı başımda hazırlanarak gelmişti yanıma.

"Babamın bir hata yapmış olması neden benim suçum oluyor? Annen de yeterince ilgi gösterip onun başlarına gitmesine izin vermeseydi o zaman."

"Ahsen yeter!" Poyraz da araya girdiğinde hepsinin bir gün üzerime geleceğini bildiğimden kendimi yeterince donanımlı hazırlamıştım. Ne yaparlarsa yapsınlar bana kaybetmeye mahkumlardı.

"Sen kimsin de annem hakkında böyle konuşuyorsun?" Çenesi, kırılma noktasındaki bir kaya gibi gerginleşti. Yumruk yaptığı ellerindeki damarlar, patlamak üzere olan birer nehir gibi kabardı.

O hiç görmediğim kadar sinirliydi.

"Siz benim ve annem hakkında konuşurken bir şey olmuyor da ben gerçekleri söyleyince mi problem oluyor? Bize yaptıklarınız yüzünden yurt dışında yaşamak zorunda kaldık! Ben hiç bilmediğim dille, kültüre alışmak zorunda kaldım! En kötüsü de neydi, biliyor musun?" Parmağımı kaya kadar sert olan göğsüne bastırdım. "Ben babasız büyüdüm." Fısıltılı bir tınıda sır veriyormuşum gibi döküldü dudaklarımdan.

"Sizin gibi ailem olmadı hiç. Annem beni tek başına okula götürüp getirdi. Babalarla etkinlikler yapıldığı zaman okula gitmeyip hasta taklidi yaparak herkese yalan söylemek zorunda kalığım günler oldu. Babamın kim olduğunu sorduklarında ağzımı açamadığım da neler hissettiğimi bir tek ben biliyordum ama sen bunun küçük bir çocuk için ne kadar zor olduğunu anlayamazsın!"

Gözlerim her bir kişinin üzerinde gezinirken beynim ise bana bu odanın bir satranç tahtasından ibaret olduğunu söylüyor, herkesin duruşunu, bakışını, kime nasıl gülümsediğini kaydederek bir sonraki hamlenin ne olduğunu hesaplıyordu. Taşların gerçek yerini öğrenmeye çalışıyordu.

"Bedel ödeyen kişi neden tek ben olmak zorundayım? Babam, karısını aldatarak bir suç işlemedi mi yani? Buradaki tek suçlu kişi dünyaya gelip gelmek istemeyeceğimi sormamalarına rağmen ben miyim?" Sorularım herkese yönelikti ama cevap vermek isteyen bir kişi dahi yoktu. Ne kadar da yalnızdık ama!

Poyraz ve Bartu yan yana durarak babalarının önünde etten bir duvar inşa ederken, "Siz mal hırsı yüzünden gerçekleri görmüyorsunuz. Bartu senin kuyunu kazmak için nelere katlandığını biliyor musun abi? Seni devirmek için gün sayıyordu, gün." derken bir saniye düşünmedim. Ne yaparsam yapayım salağa yatıyorlardı. Onlar hala bir aile gibi bütünlerdi. Parçalara ayrılmaları gerekiyordu. Fitilini ateşlemezsem daha fazla şeyi göz ardı edeceklerdi.

Poyraz duyduklarıyla Bartu'ya baktı. Sakince onun kravatını kavradı ve bir anda boğazını kıstırıp kendine yaklaştırdı. "Ben ilk torunum Bartu. Bunu kabullense de kabullenmesen de anneannemle dedem mirasın büyük bir çoğunu bana verecekler. Babam da bundan nasiplenebilmek için sözümü dinliyor. Yoksa üvey evlat falan değilsin." Yatıştırıcı bir tonda kardeşine olan biteni anlayabileceği bir şekilde anlatıp serbest bıraktı. Ardından da Bartu'nun omuzlarında olmayan tozu silerken, "Hayallerine veda et. Hiçbir zaman benim yerimde olamayacaksın." dedi.

Bartu ise Poyraz'ın bileğinden kavrayıp sertçe ayırdı kendisinden. "Ortada bir miras olmasa senin esamenin okunmayacağı gerçeğiyle tahmini ne zaman yüzleşirsin abiciğim. Ah, pardon artık bir miras olsa da bundan sonra şirkette bir yerin olamayacak çünkü babam seni yükselttiği gibi o yerden alıp yerin en dibine gönderecek, değil mi baba?"

Poyraz'da Bartu gibi babasına döndürdü bakışlarını. O sırada yüzüne oturan gülümseme dudaklarına bir süs eşyası gibi yerleşti. Altında yatan can sıkıntısını ve küçümsemeyi gizleyen, kusursuz ama ruhsuz bir gülümsemeydi. Araba cilası kadar da parlaktı.

"Değil mi baba? Onu oradan alıp yerin dibine sokacaksın. Bunu yapmak zorundasın çünkü abim senden habersiz şu dünya da güvendiğin sayılı insanlarla görüşüp arkandan iş çeviriyor. Seni hiçe sayıyor." Babamdan ses çıkmadığında Bartu yanına gitti. Gözlerinin içine baktı ve ondan destek çıkmayacağını anladığında kafasını iki yana salladı. "Hayır, baba. Hayır, görmezden gelemezsin. Miras için bunu yapamazsın." Dizlerinin üzerine düştü. Dolu dolu olan gözleri yüzünden görüntüsü bulanıklaşırken netleştirmek için kırptığı her göz kapağı aslında haksızlıkla mücadele eden bir kuşun kanat çırpışından farksızdı.

"Baba bunu yapamazsın. Ben, ben, bana inan diye onca zorluğa katlanıp o kumarhaneyi buldum. Bana inan diye. Beni de abim gibi sev diye." Boğazına oturan o keskin yumruyu yutkunarak aşağı itmeye çalıştı ama o yumru göz pınarlarına doğru bir isyan başlattı bile. Bartu artık ağlıyordu. Ahsen şu anda burada olsaydı o da ağlamamak için kendini tutuyor olurdu.

Arka planda kalmak hayallerimin arasında yoktu. Ben gecenin yıldızı olmayı dilerken Bartu bir anda başrolü çalmıştı. Araya girmek istediğimde asla bana odaklanılmıyordu. Burada sadece bir yabancı olduğum nasıl da belliydi ama. İhtiyaçları olduğu için buradaydım. Yoksa ne gibi bir işim olabilirdi ki?

Yine de son bir şeyler söylemek istiyordum.

Babamı alkışlayarak başladım. "Bu ailenin üvey evladı ben olmama rağmen sen Bartu'ya bile değer vermiyorsun. Yalnızca parayı seviyorsun. Bu ailedeki kimseyi sevmiyorsun çünkü senin dinin imanın para olmuş. Gözün paradan başkasını görmüyor baba. Sana burada sabaha kadar hesap sormak isterdim ama buna değmediğine tam şu anda inandım. Sen sevmeyi de sevilmeyi de hak etmiyorsun. Anneme gerçekten çok üzülüyorum. Keşke sana gönül vermeseymiş." diyerek sözlerimi sonlandırırken artık buradaki işimin bittiğine kanaat getirerek çantamı aldım elime. Gitme vaktiydi.

Topuklu ayakkabılarımdan çıkan ses uzun sürmemiş ve Gülbahar hanım sıranın kendisine geldiğini düşünerek önümü kesmişti. "Sen," diyerek işaret parmağını bana doğrulttu. "O videoyu çeken kişi sensin! Sea de bir değişiklik olduğunu hissetmiştim zaten. Bir de peruğunu düşürmüştün. O an çok tanıdık geldin ama anlayamadım." Hesap sormak istiyor gibiydi ancak benim ona ayıracak çok vaktim yoktu. Tüh!

"Evet, bendim. Sizi izledim. Sonrasında da videoya aldım. Ne var bunda?"

"Sen benimle ne biçim konuşuyorsun? Terbiyesiz!"

"Oğlunuzla evlenmem için benim fikrimin sorulmasını saçma bulan siz mi bana terbiyesiz diyorsunuz? Burada bir terbiyesiz varsa o da sizsiniz. Daha konuşmayı sökmemiş oğlunuza beni alacağınızı zannederek en büyük terbiyesizliği siz yapıyorsunuz!"

"Sen gayrı meşru bir çocuksun sadece. Benim oğlumla kendini nasıl kıyaslıyorsun?" Parmakları avcunda sıktığı telefonun kenarında bembeyaz kesilmişti. Her şeyi yakıp kül etmeye hazır, buz gibi bir öfkeyle bakıyordu bana ama bu beni korkutamazdı.

"Kıyaslamıyorum ki. Beni iyi dinliyorsanız zaten onun bana layık olmadığını söylüyorum. Davul bile dengi dengine ama bakın göz var izan var, bu şey bana göre mi şimdi?"

"EEE YETTİ BE!" Elini kaldırdığı an hava da yakalardan sertçe bileğini indirdim. O ise şaşkınlıkla izliyordu beni.

"Bana bir daha vurmaya yeltenirseniz bu kadar sakin davranmam." Bileğini bırakıp yürümeye devam ederken o da arkamdan bağıra çağıra kendisini rezil etti. Ben ise çoktan dışarı çıkmış valenin getirdiği arabama binmiştim.

Ardımda bıraktığım kaos beni yeterince tatmin etmese de fena geçmediğini söyleyebilirdim. Benim yerime Ahsen burada olsaydı kesinlikle batırırdı. Kendi elleriyle bana teslim ettiği için ona teşekkür ediyordum. Umarım bundan sonrasını başarıyla devam ettirirdi çünkü ben onun için fitili çoktan ateşlemiştim.

Yolun boş olmasından kaynaklı oturduğumuz eve çabuk gelmiştim. Arabayı park edip indikten sonra karşımda direkt Tamer'i gördüğüm gibi yolumu değiştirirken kolumu yakalayarak beni ters yöne doğru çekti. "Sence de beni yakalamak için fazla geç kalmadın mı?" dedim binaya girerken. "Kim bilir neler yaptın?" Hafif sinirliydi.

"Korkma bir şey yapmadım. Sadece Ahsen'in beceremediği yerleri düzelttim." Elini alnına atıp ovdu. İçinden de sabır çekiyordur kesin. "Victoria bu şekilde bizi zora soktuğunun farkında mısın?" Yan bir şekilde gülümsedim. "Bu çok da umurumda değil ama Ahsen için kendimi birçok kez tuttum. İnan bana." İngiltere'deyken istediğim gibi fink atıyordum ancak burada durum farklıydı. Temkinli davranmam gerekiyordu ama bunu yapasım da yoktu işte.

"İnanmıyorum." Eve geldiğimizde koltuğa geçip rahat bir pozisyonda oturdum. "Çok da bir yerlerimde."

"Victoria!"

"Adımı mı ezberliyorsun?"

"İngiltere de olan biteni unutmadım." Göz devirdim. Biraz fazla abartıyordu. Alt tarafı birkaç kez kavgaya karışıp koşuşturmuştuk. Ne var bunda yani? Deli dolu olmak kötü müydü?

"Ahsen geri dönene kadar bu evden adımını dahi atmayacaksın."

"Tabii tabii." diyerek onu dinlemezken sinirlendiğini görmek ayrı bir zevk veriyordu bana. Ahsen çok olgun bir kızdı çünkü küçükken büyümeye zorlanmıştı ve ben de onun içinde bir yerlerde kalan o çocuktum. Yaşayamadığı eğlenceyi ona tattırıyordum. Gerçi o çoğunu hatırlamıyordu ama olsun. En azından ben eğleniyordum.

"Yorucu bir gündü. Bunu bir aksiyon filmi seyrederek sonlandıracağım. Sen istersen yatabilirsin." Tamer gözlerimin içine bakarak kapıyı kilitleyip anahtarla birlikte mutfağa giderken sadece gülümsüyordum. Kafa çocuktu ya.

Beni rahat bırakacağını sandığım arkadaş birkaç dakika sonra elinde kahveyle geri döndü. "Bana ne yaptığını anlatacaksın." dedi. Bunu hiçbir zaman yapmadım çünkü neden yapayım? İnsanlarla özel hayatımı paylaşmayı sevmiyordum ama Tamer'le Ahsen gizli bir görevde olduklarından sanırım biraz anlatabilirdim.

"Sana detay vermeyeceğim." Çenemi kaşıdım. Düşünür gibi yapıyordum. "Çektiğimiz videoları herkesin önünde oynattım. Herkes şoke oldu. Babam doğru düzgün tek kelime etmedi. Bartu ağlamaktan helak oldu falan." Sesli bir nefes aldı. "Aferin sana. İyi yapmışsın. Ahsen bunu öğrenince delirecek." Benimle alay ettiğini biliyor ve onu takmıyordum.

"Dondurma var mı evde? Biliyorsun çilekli favorim."

"Hayır, yok." Dudaklarımı bükerek televizyona döndüm. "Sen de tepemde dikilme. Ya otur bir yere ya da git yat." İlk seçeneği kullanıp koltuğun bir ucuna oturdu. Cidden benden nefret ediyordu. Kaçmayayım diye sabaha kadar burada dikilecekti kesin ama benim kaçmak gibi bir niyetim yoktu. Bugün yeterince yorulmuştum. Daha çok da zihnen. Biraz dinlenmek istiyordum.

"Ne izleyeceksin?"

"Daha karar vermedim." Her zaman izlediklerimden izleyecektim sanırım. Farklı bir şeyler için beynimi yormak istemiyordum. Bugün yeterince o ikisi için çabaladım ancak bir teşekkür bile alamadım. İşte insanoğlu böyle nankördü!

"Aslında bu şekilde herkesin gözünün önüne gerçekleri sermen iyi olmuş." dedi Tamer. Bir dakika ilk defa yaptığım bir şeyden memnun muydu o?

"Neden bana öyle bakıyorsun? Doğruyu söylüyorum. Biz Ahsen'le arka planda olmak istiyorduk ama bu şekilde olması bence daha iyi olmuş. Şimdi ise çatırdamaları güçlendirmemiz gerek. Bu yeterli değil çünkü."

"Yani sen beni plana dahil mi etmek istiyorsun?"

"Kimse Ahsen'in bir başka benliği olduğunu bilmiyor. O yüzden bir şekilde devam etmeliyiz. Tabii sen de istersen."

Bu oldukça ilginçti. Yoksa Tamer beni elinde tutabilmek için mi bu teklifi sunuyordu?

"Düşüneceğim." Kendimi ağırdan satmalıydım ki bir ağırlığım olsun.

"Düşün ve bana kararını çabuk bildir. Ayrıca çok oturma. Erkenden şirkete gideceğiz. Artık Ahsen okulu bitirdi ve iş hayatına atıldı. Buna alışsan iyi edersin." Sanki Ahsen okulu yeni bitirdi de ilk defa çalışıyor. Bu da iyice saçmalaya başladı.

"Tamam, biraz seyredip yatacağım. Hadi beni yalnız bırak. Yanımda durdukça çenen durmuyor. Seni dinlemekten filme odaklanamıyorum." Tamer kurduğum cümlelerden pek hoşnut kalmayınca gerçekten de gitmişti. Umarım bir daha da dönmezdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

_______

Victoria biraz dengesiz siz onun dediklerini takmayin şsdnhoksmd

onu yazarken daha eglendigimi fark ettim

umarim siz de sevmissinizdir ❤️❤️❤️❤️

 

 

 

Bölüm : 11.02.2026 13:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...