10. Bölüm

10| Hipnoz mu?

Flower
zeyzeynepp

Uyandırıldım ve bu saçma takım elbiseyi giymek zorunda bırakılarak buraya getirildim. Tamer, Ahsen'in özenle aldığı takım elbiselerden birini giymem konusunda çok ısrarcı olunca mecbur kalarak elime ne geliyorsa alıp giymiştim. İş gibi sıkıcı bir ortamda bir de bu şekilde sıkıcı şeyler giyiyor olmak beni hepten daraltıyordu.

"Senin kendi odan yok mu? Sürekli başımda mı duracaksın?"

"Olay çıkarma diye sana göz kulak olmam gerek." Öfleyerek önümde bir dünya kadar olan dosyalara baktım. Ahsen'in çalışma isteğini anlayamıyordum. Ne vardı sanki işte?

"Bugün öğlen 2 de toplantı yapılacak. Onun için akıllı dur. Bir yere kaybolma."

"Ne toplantısı bu?" Birazdan kravatı söküp atacaktım. Oda da çok bunaltıcıydı. Ahsen'e en kötü odayı vermişler resmen.

"Bilmiyorum. Beni de sabah aradılar."

Konunun işle olmadığı kesindi. Dünkü olaydan dolayı alkış alacaksam buna hiç gerek yoktu. Ben bunu herkesin iyiliği için yapmıştım. Ödülü hak etmiyordum.

Odanın kapısı vurulmadan hızla açılırken kaşlarım çatıldı. Bunu Ahsen varken de yapıyorlardı. Zenginlerdi ama saygı nedir, bilmiyorlardı.

"Sen ne yüzle buraya geliyorsun?" Bartu sanki iş birliği hiç yapmamışız gibi çoktan eski haline dönmüştü bile. En azından işine yararım diye iyi davranmayı hiç düşünmüyor muydu? Bu çocuğa ne yedirip ne içiriyorlarsa aklı uçup gidiyordu.

"Ahsen Victoria Karteller olarak geliyorum. Bir sakıncası mı var?" Gözleri, hedefine kilitlenmiş bir avcınınki gibi soğuk ve kararlıydı. Zannediyordu ki başarısızlık onun için yalnızca bir gecikmeydi. Zirveyi tırmanıp fethedebileceğine inanması gülünçtü.

"Dün yaptıklarından sonra babam seni kovmadı mı?" Sinirli hali şaşkınlığa evrildi. "Yo, hayır. Ben kötü bir şey yapmadım ki." Onu kim böyle kandırıyordu?

"Ailemizi rezil rüsva ettin. Nasıl bir şey yapmadım, dersin?" Çenemi ellerime yerleştirdim. "Çünkü yapmadım. Rezil olan sendin. O kadar şey söyleyip ağladın ama hiçbir sonuca varamadın çünkü babam yine abimizi seçti."

Zaman Bartu için donmuş gibiydi. Bakışları masamın üzerindeki tek bir noktaya kilitlenmişti. Aslında binlerce olasılığın içinde kaybolup gitmişti. Eli istemsizce ensesine gitti. Şaşkınlıkla saçlarının arasında gezindi. Kafasının içinde yaşanan olasılıklar içinde arafta kalmıştı sanki.

Aslında çok normal gibi duruyordu ama nedenini bilmediğim bir şekilde onda bir gariplik seziyordum. Ona bir şey olmuş gibiydi. İyi de ne?

"Hayır, ben hiçbir şey yapmadım. Sendin bizi rezil eden. Gülbahar hanımla çok kötü konuştun. Ailemizi küçük düşürdün."

"Bence sen dinlen. Dün çok yorulmuş olmalısın."

"Ben mi yoruldum? Hah! Sen kendine bak." diyerek odadan çıktığında, "Bartu da bir şey var gibi." dedim Tamer'e. "Her zaman ki gibi saçmalayıp gitti. Ne gibi bir şey olabilir ki?" Omuz silktim. "Bilmem. Belki de ilk defa bu şekilde yüz yüze geldiğimiz için bana garip gelmiş olabilir." Açıkçası küçük kardeşimle ilgilenmek istemiyordum. Çok öfkeliydi. Laftan da anlamıyordu.

"Senden şüphelenen kimse olmadığından eminsin, değil mi?"

"Evet, eminim Tamer. Beni tanımıyorlar ki nereden şüphelenecekler?"

"Orası da doğru."

"Akşam dışarı çıkmak istiyorum. Madem şimdilik duruluyoruz. O yüzden sana düzgünce söylüyorum ki sonradan delirme." Akşamları gezmeyi seviyordum. Sabaha kadar eğlenmek iyi geliyordu. Bedenimin tazelendiğini hissediyordum.

"Bi' akşam olsun da sonra bakarız." Bu bakarız kelimesi bana pek de olumlu gibi gelmiyordu ama yine de olumluymuş gibi davranacaktım. Toplantı saati de gelene kadar bir şey anlamak istemeyeceğim dosyalarla vakit geçirmeye karar verdim. Belki Ahsen'in gözünden kaçan herhangi bir şey varsa bulup planın gidişatını değiştirebilirdim. Gerçi dün yeterince değiştirmiştim ama olsun.

Dosyalarda gezinen gözlerimden çok aklımdakiyle meşgul oluyordum şu anda. Şu aileyi tüm dünyaya rezil etmeyi öyle çok istiyordum ki anlatamam. Annemin çektiklerini çok iyi biliyordum ve düşündükçe deliye dönüyordum. İntikam için burada olmamıza rağmen hiçbir şey yapamıyordum. Bu çok adaletsizce değil miydi?

Ahsen arka planda kalarak onları birbirine düşürmek ve tabloyu uzaktan incelemek istiyordu ama ben öyle değildim. Ben ana kahraman olup kaosun içine karışarak hissetmek istiyordum. Böylesi daha zevkli geliyordu. Ahsen bana göre daha pasif kalıyordu. Daha çekingendi, daha temkinliydi. Bense deli doluydum. Sonrasını düşünmeden hareket ediyordum ve şu anda bu yaptığımdan memnundum. Ahsen dünkü yemeğe gidip aptal gibi oturacakken ortamı ben şenlendirmiştim.

Odanın kapısı birkaç kez vurulduktan sonra içeri giren çalışan, "Ahsen hanım babanız toplantı odasında sizi bekliyor." dedi. "Toplantıya daha yok mu?"

"Babanız erkene çekilmesini istedi." Tamer kalkacak gibi olduğunda, "Beni çağırıyor." dedim. O ise çalışana baktı. "Toplantı bana haber verilmişti. Ben de gerekmez mi?"

"Üzgünüm Tamer bey. İhsan bey sadece ailen üyelerin katılmasını istedi." Tamer'e göz kırparak çalışanla birlikte ayrılırken yine yalnız gidiyor olmak bana güç vermişti. Tek başıma oldukça iyi savaşabilirdim çünkü ben onlar gibi zayıf değildim. Saçma yollara başvurmuyordum.

Toplantı odasına girdikten sonra ailenin her bir fertinin gelmiş olduğunu görünce gülümsedim. Dünden kalan kaosu devam ettirmek istiyor gibiydiler ancak bir dakika Bartu yoktu. Onun orada olduğunu zannetmiştim ama yoktu. Sadece ceketi sandalyedeydi.

"Direkt konuya giriyorum. Dünden sonra artık normalleşmemiz hiç kolay olmayacak. Can bey bizimle yapılan tüm projelerden vazgeçmek istiyor." Sondaki cümlesini bana bakarak söylemişti biricik(!) babam. "O yüzden kendimize yeni bir ortak bulmamız gerek."

"Ben şu anda araştırıyorum baba. Bulacağım en kısa zamanda." diyen Poyraz'ı bir baş sallamayla onayladı. İşte bu benim için bir fırsattı.

"Eğer birileri ortalığın içine etmeseydi tüm bunlar yaşanmamış olacaktı." Devrim cadısı da beni hedef almıştı. "O salakla evleneceğimi düşünmeniz ne kadar aptalca?" Dişlerimin arasında kocaman bir gülümsemeyle karşılık verdim. Omuzları dikleşti, çenesi kasıldı. Yüzü solgun bir mermer heykeli andırıyordu ama gözleri volkanik bir öfkeyle parlıyordu. "Sen ne biçim konuşuyorsun? Annen büyüklerinle konuşacağını sana hiç öğretmedi mi?" Kavga etmek istemiyordum ama o etmek için can atıyor gibiydi.

"Annem bana büyüklerimle nasıl konuşacağımı öğretti ama kendisini öldürmeye çalışan insanlarla bir masadayken ne yapmam gerektiğini öğretmediğinden ben de hak ettiğiniz şekilde size bir davranış biçimi sergiliyorum." Devrim cadısı elindeki kahve fincanını o kadar sıkıyordu ki parmakları bembeyaz kesilmişti. Porselenin her an çatırdayarak tuzla buz olacağını hissetmek tuhaf bir şekilde beni tatmin etmişti.

"Ahsen düzgün konuş. Karşındaki annem."

"Bana ne?"

"Kesin sesinizi! Burada çok daha önemli bir şey tartışıyoruz, farkında mısınız?" Babam aradaki gerginliği bitirmeye çalışırken, "Senin yüzünden oldu hepsi! Kızını susturmayı beceremediğin için Can beyi kaybettik." dediğinde, "Senin oğlun da arkamızdan kumarhane açıp insanlarla işler çeviriyormuş Devrim hanım!" dedi. Babamın beni savunduğunu görmek uçan tavuk görmek kadar etkileyiciydi.

"Şimdi tek yapmamız gereken şey bir ortak bulmak. Haber asla dışarı sızmamalı. En geç 1 ay içinde bulmamız gerekiyor."

"Baba benim işlettiğim yerden gelen parayla-"

"SUS POYRAZ! O PARAYI BİLMEDEN DAHA ÖNCE KULLANMIŞ OLABİLİRİM AMA BİR DAHA ÖYLE BİR ŞEY OLMAYACAK ÇÜNKÜ SEN ORAYI KAPATACAKSIN!" Sesi tüm odayı inletirken yutkundum. Ahsen'in küçükken ne kadar korktuğunu şimdi daha net anlıyordum.

"Ama baba-"

"KES SESİNİ!"

Ortam sessizleşti ve Bartu geri gelerek yerine oturduğunda babam, "Kiminle konuşuyordun sen?" dedi. "Psikologumla. Haftaya bir seans koymuştuk. Acil bir işi çıkmış o güne. Ondan dolayı beni arayıp seansı bir öne çekebilir miyiz, diye sordu. Ben de kabul ettim." dediğinde babam kafasını salladı. "Bundan sonra aksatma. Uzun bir süredir gitmiyordun."

"Tamam, aksatmam."

"Bartu yeniden mi psikologa gidiyor?" diyen Devrim'e hayretle bakıyordum. Oğlu hakkında hiçbir şey bilmiyordu cidden. Bence benim annemi değil önce kendi anneliğini sorgulamalıydı.

"Evet, bu sabah babamla birlikte aldılar bu kararı. Hemen burada da görüştüler." Poyraz açıklama yaparken Devrim cadısını izliyordum. Gözleri bizlerin arasından babamınkileri buldu. Sadece bir an sürdü. Ortak bir sırrın sessiz teyidi gibiydi.

"Şimdi nasılsın oğlum?"

"İyiyim anne. Psikologla görüştükten sonra daha iyi oldum."

Bundan ne anlamam gerekiyordu? Benim yanımda söylenmiyordu ama bir şeyler ima ediliyordu.

"Tamam, toplantı bitmiştir. Herkes odasına dağılabilir." Babamın bu cümleleri sadece bana söylediğinden emin bir şekilde koltuğumdan kalktım ve çıktım. Böyle olmasını istiyorlarsa bir şey diyemezdim. Odaya geçmeden önce lavaboya uğradım. Biraz burada oyalandıktan sonra Tamer'in yanına çıkardım.

Aynadan kendime bakarken saçlarımdan kayan tel tokayı düzelttiğim an şakaklarıma görünmez bir ok saplandı. Gözlerim kısılırken nefesim boğazında düğümlendi.

Bu ağrı, bu ağrı...

Kimse gelmeden kendimi kabinlerden birine atarken bin bir güçlükle cebime uzandı elim. Gözlerimi net görebilmek için zorlarken kalan son 60 saniyem içinde Tamer'i aradım. Açmalıydı. Açmak zorundaydı.

Şakaklarımdan başlayarak vücudumu ele geçiren ağrı yüzünden bedenimi ayakta tutamıyordum. Ahsen'in de tanımladığı gibi can veriyordum sanki.

Telefon açıldığı an Tamer'in sesini duyarken son kez zorlukla nefes aldım ve kuru olan dudaklarımı araladım. "Hipnoz," dedim gözlerim kapanmak üzereyken. Teslim olmak istiyordum artık.

"Victoria iyi misin? Neredesin? Hemen yanına geleyim!" Bu telaşlı sese uzunca bir şeyler anlatacak kadar zamanım yoktu.

"Hipnoz," Kelimeyi yinelerken cümlemi tamamlayamayarak bedenimin kendisini kapatmasına izin verdim.

#Ahsen'den

Gözlerimi araladığımda her yeri buğulu görüyordum.

Neredeydim ben?

Burası neredeydi?

Gözlerimi ovuşturup dar bir kabinin içinde olduğumu fark ettiğim an ayağa kalktım.

Ben lavabodaydım?

En son ne olmuştu ki? Akşam yemeğine hazırlanıyordum. Şarkı açmıştım ve elbise seçecektim ama sonrası yoktu? Yoksa? Yoksa Victoria beni ele mi geçirmişti?

Tamer neredeydi? Onu bulmam gerekiyordu.

Kabinden çıkıp aynadaki kendime baktım. Victoria ben gibi görünüyordu. Tamer onu şirkete mi getirmişti? O da kabul mü etmişti?

Aklım çok fazla soru işaretiyle doluydu. Cevaplarımı alabileceğim tek kişi ise sevgilimdi.

Lavabodan çıkarak bir süreliğine hangi katta olduğumu anlamaya çalışırken koridorun başında Tamer'i gördüğümde o da beni gördüğü gibi koştu.

"Ahsen," dedi gözlerime bakarak. Sanki uzun zamandır kayıptım onun için. Sanki yıllar sonra beni bulmuştu. "Sen misin?"

"Evet, benim." Rahat bir nefes alırken, "Çok şükür ki sana bir şey olmamış." diyerek sarılınca onu geriye ittim. "Nerede olduğumuzu unuttun herhalde." Herkes bize bakıyordu.

"Uzun zaman sonra Victoria ortaya çıkınca kolay kolay gitmeyeceğini sandım." Evet, onun tarafından ele geçirildiğim artık tamamen doğruydu. Geriye diğer sorularım kalıyordu. "Ne kadar zamandır burada? Bana neler olduğunu hemen anlat."

"1 gün olmadı." Yani o zaman çok bir zaman geçmemişti. Tamer bana sarılınca uzun zamandır yoktum sandım. Boşuna mı bu kadar endişelenmiştim?

"Odaya geçelim." dediğini yaparak döndüğümüzde Tamer kapıyı kapatıp kilitlerken, "Odada dinleme cihazı varsa bizi her türlü duyarlar." dedim. "Her gün olduğu gibi bugün de Victoria ile geldiğimde kontrol ettim. Her yer temiz." Sık sık odayı kontrol ediyorduk. Akla gelmeyecek yerlere kadar bakıyorduk. Şu zamana kadar sorun olmamıştı ama bundan sonra olmayacağı anlamına da gelmiyordu.

"Victoria o yemeğe gitti mi?" diye başladım. Dinleyeceğim çok şey varmış gibi hissediyordum. "Evet, gitti ve ortalığı karıştırdı."

"Sen de mi onun yanındaydın?"

"Hayır, beni alt etti."

"Nasıl alt etti?" Samimi olmayan bir gülümsemeyle, "Beni odaya kilitledi ve gitti. Gidince de her şeyi açığa döktü. Ha! Bir de ona yemeğe gidemezsin dediğimde bana seni çiğ çiğ yiyeceklerini söyledi. Ne anlama geldiğini sorunca cevap alabilmem için sana sormam gerektiğini söyledi." dedi. Daha ben ne olduğunu öğrenemeden Tamer hesap sorma moduna girmişti bile.

"Victoria ne demek istedi Ahsen?" Bakışları karşısındakinin her yalanını, her bahanesini delip geçecek kadar keskindi. Ona vereceğim cevabın hiçbir şekilde yeterli olmayacağını ikimizde biliyorduk. Daha fazla ondan saklayamazdım.

"Babam ve ailesi beni en yakın arkadaşının oğullarıyla evlendirmek istiyorlarmış. Şu Can beyin karısını konuşurken duydum kumarhane de. Eğer evlenirsek babamın istediği projeye büyük bir destek verecekmiş. Bu yüzden İngiltere'den buraya gelmemi istemiş." dediğimde gözlerimi kapattım bana kızması için. Bir süre bekledim bu şekilde ancak ondan bir mırıltı dahi işitmediğimde yavaşça araladım ve ona baktım. "Bir şey demeyecek misin?"

"Demem gereken çok şey var aslında ama üzülmeni istemiyorum. Konuşursam kalbin kırılır çünkü."

"Özür dilerim. Çok özür dilerim. Sana söylemem gerekirdi ama yapamadım. Sinirlenirsin diye korktum. Kendim halletmeye çalıştım."

"Ama başaramadın. Victoria devraldı ve ortalığı karıştırdı. Bence iyi bile yaptı."

"Tamer ben böyle olsun istemedim ki. Gerçekten ben de babamdan hesap soracaktım. Ona videoyu gösterecektim ama yapamadım."

"Bana düğün davetiyenizi gönderdiğinizde öğrenecektim herhalde." dediğinde yerimden kalkarak onun karşısına geçtim. Kendimi affettirmem gerekiyordu. Küs kalırsak çok üzülürdüm. "Özür dilerim. Lütfen beni affet. Söz veriyorum bundan sonra senden bir şey saklamayacağım. Ne olursa olsun her şeyi söyleyeceğim." Ellerine uzanıp kendi ellerimin arasına hapsetmek istedim ama benim ellerim onunkilerden çok daha küçüktü.

"Buraya gelirken ne konuştuk, hatırlıyor musun?"

Başımı hafifçe yana eğdim. Dudaklarımı çocuksu bir inatla büzerken gözlerimi kırpıştırarak sesimi en tatlı tınıya ayarladım. "Evet, hatırlıyorum ve çok büyük hata yaptığımı da biliyorum. Bu yüzden senden de özür diliyorum. Hadi beni affet." Artık beni reddedemeyeceğini biliyordum.

"Hm, bir sözleşme yaparsak anca seni o zaman affedebilirim." Anlamayan gözlerle ona baktım. O ise ayağa kalkmış dolapları tatlı bir aceleyle karıştırırken bulduğu A4 kağıdına bir çırpı da bir şeyler yazmıştı. Ardından elime tutuştururken, "Bunu imzalarsan seni tam olarak affetmiş olacağım." dediğinde kağıtta gözlerimi gezdirdim.

Ben Ahsen Victoria Karteller olarak sevgilim Tamer Köseoğlu'na bir daha ondan bir şey saklamayacağıma söz veriyorum. Eğer bunu yaparsam sevgilim Tamer Köseoğlu beni istediği gibi cezalandırabilir.

Altına kendi adını, soyadını ve imzasını atmıştı. Aynı şeyi benden de istiyordu.

"Bu sence de biraz ağır, değil mi?" Tek kaşı havalandı. "Yani bu daha sonra benden bir şeyler saklayacağın anlamına mı geliyor?" Şu an her şeyi istediği gibi yanlış anlıyordu.

"Hayır, hayır, saklamayacağım. Sadece sözleşme yapmak biraz garip geldi." 32 diş sırıtırken ben de kendi adımı, soyadımı yazıp imzamı da attıktan sonra hemen kağıdı önümden çekip katlayarak iç cebine koydu. Bunu bu kadar ciddiye alacağını düşünmemiştim. Neyse en azından aramız düzelmişti.

"Bir şey daha söylemem gerek. Ailen az önce bir toplantı yaptı ve Victoria oraya tek gitti. Ne konuştular hiç bilmiyorum. Beni aradığında sesi de kötüydü. O an kendini kaybettiğini anlayınca koşarak toplantı odasının olduğu kata geldim."

"Ben uyandığımda lavabodaydım. Victoria o an kendini oraya atmış demek. İyi yapmış. Bazen benden çok daha zekiymiş gibi hissediyorum." Son cümleyi kendi kendime söylerken Tamer'e, "Seni arayınca ne dedi?" diye sorduğumda kaşları çatıldı.

"Hipnoz, dedi ama ben ne demek istediğini anlamadım."

"Hipnoz mu?"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_________

simdiden 10 bolum olmus bile vay canina

gorusmek uzere ballarimm

 

 

 

 

Bölüm : 14.02.2026 16:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...