
Flashback
Bana ayrılan bu odadan annem gelene kadar çıkmak istemiyordum ama sabah olmuştu ve benim artık kahvaltı etmem gerekiyordu çünkü çok acıkmıştım. Acaba gizlice bir şeyler yiyip kimseye görünmeden hemen geri dönmeyi başarabilir miydim?
Kapımı sessizce açarken etrafa baktım. Kimse yoktu. Zaten kimse bu katta kalmıyordu. Benim odam haricindeki odalar boştu. Herkes üst kattaydı. Bazen geceleri korkuyordum ama kimsenin yanına gidemiyordum.
Merdivenlere geldiğimde ses çıkaran basamağa dikkat etsem yeterliydi. Onun haricinde başka tehlikeli bir şey yoktu.
Yavaş yavaş ilk basamağı başarılı bir şekilde bitirdikten sonra sıradakini de hızlıca indim ve ondan sonrasını da ama o sesli basamağa geldiğimde ayağımın ucuyla bastığım an normalde çıkan ses çok azıcık çıkmıştı. Şu anda sadece ayağımın ucuyla basıyordum ama! Bence hiç ses çıkmamalıydı.
Sesi kimsenin duymadığını düşünerek ayağımla tamamen basmaya çalışırken yine ses çıkmıştı ve bu sefer öncekinden daha gürültülüydü. Of! Yakalanacaktım işte. Neden ses çıkarmadan inemiyordum ki?
Diğer ayağımı o basamağa koymadan bir sonrakine geçmeye karar verdiğimde yine ses çıkarken bu sefer umursamadım. Olmuyordu. Biri beni illaki duyacaktı.
Sonunda merdivenleri bitirmeyi başardığımda hızlıca mutfağa koştum. Burada sadece hizmetçiler vardı. Kardeşlerim yoktu neyse ki. Gelip benimle uğraşmalarını istemiyordum.
"Ahsen kalktın mı sen?" Şevval abla bana doğru eğilip elimi tutarak masanın önüne getirdi. "Sen burada otur. Ben sana çikolatalı ekmek süreyim. Yanına da süt içersin, olur mu?" Kafamı salladım mutlu bir şekilde. Kimse olmadan çok güzel şeyler yiyecektim!
Heyecanlı heyecanlı kahvaltımı beklerken gülüşme sesleri duyuyordum. Bahçeden geliyordu hepsi. Ne söylediklerini anlayamıyordum ama çok gülüyorlardı. Neye gülüyorlardı ki?
"Ahsen, bugün misafirlerimiz var. Devrim hanım bizden senin yaramazlık yapmamanı istedi. Akıllı dur, tamam mı?" Şevval abla hazırladıklarını önüme bırakırken ekmeği aldım ellime. "Ben hep akıllıyım zaten. Abimle, Bartu yaramazlık yapıyor." dedikten sonra ekmekten koca bir ısırık aldım. O sırada Şevval abla saçlarımı okşuyordu. "Biliyorum. Sen hep akıllısın ama yine de ben uyarayım. Sonra sana kızmasınlar."
"Tamam, Şevval abla." Sütümden de büyük bir yudum alırken çikolatalı ekmeğimi yemeye devam ettim. Annem bu akşam gelecek ve beni alacaktı. Ona beni buraya bir daha getirmemesini isteyecektim. Burada mutlu değildim çünkü. Ben annemle olmayı seviyordum. Onunla oyun oynamak istiyordum.
Mutfağa giren Bartu elimdeki çikolatalı ekmeği görünce, "Ahsen'e var ama bize yok." diyerek beni işaret etti. "Ben de istiyorum. Yoksa anneme söylerim." diye zırlamaya başlayınca Şevval abla, "Tamam, sana da yapacağım. Ağlama. Misafir var evde." deyip ona da hazırlamaya koyuldu ancak bu Bartu'ya yetmemiş olacak ki yanıma gelmişti.
"O ekmekten bana da böl. Benim ekmeğimi yiyorsan bana da vereceksin."
"Şevval abla sana hazırlıyor. Onu bekle."
"Onu da yiyeceğim. Seninkini de yiyeceğim."
"Hayır, vermem. Bu benim." Ekmeği kendime çekerken Bartu uzanınca yukarı kaldırdım. "Benim evimdesin ve bu da benim ekmeğim. Ver onu bana!"
"Çocuklar tartışmayın." Şevval abla Bartu'nun ekmeğini Bartu'nun önüne koymasına rağmen o hala benim ekmeğimi almaya çalışınca son çare hepsini ağzıma attım. Bu şekilde ekmeğimi alamazdı. Yutabilmek için sütümü içerken Bartu, "O ekmeği bana verecektin aptal! Benim evimin o! Burada yaşamak istiyorsan dediklerimi dinleyeceksin!" dediğinde ağzım dolu olmasına rağmen konuştum. "Bu ev senin olduğu kadar da benim de. Benim babam çalışıp bu parayı kazanıyor." Ağzımdakileri onun yüzüne püskürtürken küçük kardeşim sesli bir şekilde ağlamaya başladı.
"Bartu sen sabah kahvaltısında çok şey yedin ama Ahsen hiçbir şey yemedi. Acıkmış o yüzden vermedi." Şevval abla onun ağlamasını durdurmaya çalışırken sandalyeden indim. "Evet, çok acıktım ama aç olmasam bile ekmeğimi vermem ona!"
Bartu hırsını alamadığından saçımı tutunca ben de onunkini tuttum. Benim saçlarım daha uzun olabilirdi ama onun saçları da tutabileceğim kadar vardı.
Canım acımasına rağmen ağlamayıp onunkisini daha sert çekerken mutfaktaki hizmetçiler de bizi ayırmaya çalışıyordu ama ben onu öyle sıkı tutuyordum ki saçlarını koparmadan bırakmayacaktım.
"Çocuklar bırakın saçlarınızı! Bakın canınız acıyor."
"O bırakmazsa ben de bırakmam Şevval abla." dediğimde Bartu ağlayarak bırakırken ben de bıraktım. Hemen ardından da annesi girdi. Beni kenara iterek oğluna sarıldı.
"Anne, Ahsen benim saçımı çekti." Annesi saçlarını çektiğim bölgeye bakarken bana döndü. "Sen niye yerinde durmuyorsun? Her geldiğinde sorun çıkarmak zorunda mısın?"
"Ama önce o benimkini çekti. Ben de canım acıyınca onunkini çektim." Omzumdan iterek, "Aynı annen gibisin. Laftan anlamayıp direkt saldırıyorsun." dedi.
"Benim annem öyle biri değil bir kere! Sen yaramazlık yapmışsındır annem de sana hak ettiğin cezayı vermiştir!" Söylediklerimi duyunca ağzı açık kalırken misafirler de gelmişti mutfağa. Aynı benim yaşlarımda sümüklü bir oğlan vardı yanlarında. Bu da Bartu gibi ağlaktır kesin.
"Ahsen, Can amcalarının yanında neden böyle yapıyorsun?" diyen babam yanıma geldi ve sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla konuştu. "Hemen odana." Ona inat gitmeyince babam elimden tutarak ve herkesten özür dileyerek ikimiz birlikte mutfaktan çıktık. Odaya geldiğimizde beni yatağa fırlatırken, "Bir daha o sesini duymayayım! Yoksa çok fena olur." dedi.
"Ben hiçbir şey yapmadım! Bartu başlattı." Elini kaldırdı ama vurmadı. Sadece çok sinirliydi. Kafasından duman çıkacaktı. "Kimin başlattığı umurumda değil. Cezalısın. Annen gelip seni alana kadar bu odadan çıkmayacaksın." Neden hep ben ceza alıyordum? Hiçbir şey yapmıyordum ki. Bu haksızlıktı.
"Hayır, baba! Ben yalnız kalmaktan çok korkuyorum. Yapma!" Koşar adımlarla kapıya gelirken babam hızla kapatıp üstüme kilitledi. Dudaklarım büzüldü ve gözlerimden yaşlar süzüldü.
Ama ben gerçekten çok korkuyordum. Odamı seviyordum ama burada yalnız başıma kilitli kalmaktan çok korkuyordum. Her zaman kimse benimle oynamıyordu. Benimle konuşmuyordu ama evde rahatça gezerken herkesi görüyordum. Şimdi ise yine odaya kapatılmıştım.
Korkuyordum.
Anne lütfen hemen gel.
Flashback end
Verdiğim büyük mücadelenin sonunda gözlerimi aralamayı başardığımda gördüğüm ilk şey tavan oldu. Beyaz pürüzsüz ve sonsuzdu. Bakışlarım yavaşça yana kaydı. Bir nöbetçi gibi yatağımın başında dikilen soğuk metal parıltılı serum askısını gördüm. Koluma batan ince sızıyı da işte o an fark ettim.
"Ahsen, kızım iyi misin?" Babam da serum askısı gibi başımda duruyordu.
"Baba." dedim belli belirsiz. O ise doktor, hemşire ne varsa çağırmaya giderken odanın geri kalanında Devrim hanımı ve abimi gördüm. İkisi de gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
"İyi olmana sevindik Ahsen. Ufak sıyrıklarla atlatmışsın kazayı." Pek de sevindiğini göremiyordum doğrusu. "Biri arabamızı bozmuş. Bunu kim yaptıysa bedelini ağır ödeyecek. Canavar gibi çalışan arabanın kendi kendine bu hale gelmesi zor."
"Belki de bakımını geciktirdiğin için böyle olmuştur." Evet, ya ben bunu nasıl düşünemedim. Kesin ondan olmuştur. Yoksa kim, neden bizimle uğraşsın ki?
Ya acaba bu kadın ne dediğimi dinliyor muydu?
Artık ağzıma geleni çatır çatır söyleyecektim.
"Araban da bayağı kötü durumda. Upuzun bir tamir görmesi gerek." dedi Poyraz. Araba umurumda bile değildi şu anda.
"Tamer nasıl? O iyi mi?"
"Onu da ameliyata aldılar. 1 saat önce çıktı. Durumu iyi." Çok şükür ikimizde atlatmıştık. "Benim onu görmem lazım." Ayaklanacak gibi olduğumda babam doktor hanımla içeri girince diğer kolumda da bir sızı hissettim. Onda serum yoktu ancak sarılıydı. Alçı değildi. Muhtemelen incitmiştim.
"Ahsen nereye gidiyorsun? Dinlenmen gerek." Babamın dediklerini doktor desteklerken benim tek merak ettiğim şey Tamer'di. İyi olduğunu biliyordum ama görmeden asla rahat etmeyecektim.
"Siz Tamer beye göre daha hafif atlattınız ama kendinize dikkat etmezseniz kısa sürede iyileşemezsiniz." Bunları dinlemek istemiyordum. Benim Tamer'i görmem lazımdı. Sonuçta benim yüzümden bu hale gelmişti. O ne kadar reddetse de öyleydi. Buraya geldiğimizden beri ilk defa böyle bir şey yaşıyorduk. Hem kendi güvenliğimi hem de onu düşünmeliydim ama ben bunu yapmamıştım! Çünkü aptalın tekiyim.
"Sadece 5 dakika onu görmeme izin verin. Söz veriyorum onu gördükten sonra dinleneceğim."
"Tamam ama sadece 5 dakika. Daha fazlasına müsaade edemem." Kafamı sallayarak yerimden kalkarken babam da ilgili bir baba olarak bana yardım etmiş ve Tamer'in yattığı odaya götürmüştü. Cam olan kısımdan ona bakarken, "İçeri girebilir miyim?" dedim. Neredeyse ağlayacağımı hissediyordum. Yüzü, gözü yara içindeydi. Benden daha kötü görünüyordu.
"İzin vermiyorlar."
Ben onu düşünmeden nasıl getirebilmiştim buraya? Salak kafam!
Boğazımda bir düğümle başladı her şey. Ardından gözlerimi saran o tanıdık sıcaklık geldi. İlk damla izinsizce süzüldü yanağımdan. Sıcacıktı. Onu da diğerleri takip etti. Sessiz, düzenli bir geçit töreni gibiydi.
"Abim ameliyattan iyi çıktığını söyledi. Neden hala uyuyor?" Sorduğum sorudan cevap beklediğim anda dünya gözyaşlarımın ardından bulanık bir lekeye dönüştü. Omuzlarım sesini çıkarmadığım hıçkırıklarımın ritmiyle sarsılmasını keserken başım döndü kısa bir süre içinde.
Kollarımı kendine doladım. Sanki dağılmak üzere olan parçaları bir arada tutmada çalışır gibi.
Sonrasında üşüdüğümü hissettim.
"Ahsen! Beni duyuyor musun?" Babamın sesi uzak bir uğultuya dönüştü. Ayaklarımın altındaki zemin bir anlığına yok oldu sanki. İpleri kesilmiş bir kukla gibi aniden düştüğümü hissettim.
...
"Ahsen, beni duyuyor musun kızım?" Gözlerimi bir kez daha açtığımda bakan babamı görmeyi beklemiyordum.
"İyi misin kızım?"
"İyiyim baba." Başıma saplanan ağrıyla doğrulmaya çalıştım. "Ne oldu bana?"
"Bayıldın ama şimdi iyisin."
Bayıldım mı?
Hafızamı yoklarken yine burada uyandığımı hatırlıyordum. En son kaza yapmak üzereydik. Demek ki kazadan sonra buraya getirilmiştik. Sonra doktor geldi. Ben Tamer'i görmek istediğimi söyledim ve 5 dakikalığına babamla onun yanına gittik. Yanına giremedim ve uzaktan onu seyrettim ancak bu çok uzun sürmedi. Sonra da karanlığa boğuldum.
"Ne zaman çıkabileceğim buradan?" dedim babama. Hastaneleri pek sevmezdim. Hasta olunca da gitmek istemeyip kendi kendime iyileşmeye çalışırdım. Bazen Tamer'in beni zorla götürdüğü oluyordu tabii ama onun haricinde hiçbir güç beni hastaneye götüremiyordu.
"Yarın taburcu olacaksın. Doktor her ihtimale karşı bu akşam burada kalmanı istedi." Tamam, yarına kadar burada kalabilirdim. "Sizden birinin refakatçi olarak kalmasına gerek yok. Ben kendi başıma kalabilirim." Kimseyi görmek istemiyordum. Özellikle de şu kadını. O da merakından durmuyordu zaten. Ölüp ölmediğimi kontrol etme gelmişti. Biraz da babam yüzünden duruyordu muhtemelen. 5-10 dakikaya işinin olduğunu söyleyip toz olurdu.
"Öyle şey olur mu kızım? Evdeki çalışanlardan birini aradık. Geliyor. Yol da şu anda. O gelince biz gideriz." Ne kadar düşünceli bir babam vardı benim! Canım ya. Benim için evdeki çalışanlardan birini gönderiyor.
"Anneme bir şey söylediniz mi?"
"Yok. Annen bilmiyor."
"Tamam, ben gerekirse durumu ona izah ederim."
Evden gelen çalışan kapıdan girdiği an önce Devrim hanım sonra Poyraz abim en sonunda da babam geçmiş olsun dileyerek çıkıp giderken rahat bir nefes aldım.
"Ahsen hanım bir ricanız olursa bana çekinmeden söyleyin. Elimden geleni yaparım." Gözlerim saçlarına aklar düşmüş kadına yöneldi. Eskisi gibi genç değildi. Alnı kırışmış, elleri sertleşmiş, beli hafiften çökmüştü.
"Bana o gün uyku ilaçlı kahveyi verirken elin hiç mi titremedi Şevval abla?" dediğimde duraksadı. "Adımı hatırlıyor musun?" Konu bu değildi. Bana iyi davranan, düştüğümde kaldıran, ne istersem hazırlayan kadın yoktu karşımda. Yıllar gençliğinin yanında merhametini de alıp götürmüştü.
"Unutmadım. Beni seven kadını nasıl unutabilirim ki? Ama bu saatten sonra aklımda bu şekilde değil, Devrim hanımın kölesi olmuş olarak kalacaksın."
"Ahsen ben-"
"Ahsen hanım!" diye düzelttim onu.
"Ahsen hanım ben koymadım. Gerçekten koymadım. Kahveleri hazırlarken bir ara Devrim hanım mutfağa geldi. Sonra hemen gitti." Kendini açıklama çabasına girerken ona inanacağımı sanması ne hoştu! "O zaman o uyku ilaçlı olan fincan bana nasıl denk geldi? Onu da Devrim hanım mı hesapladı?"
"B-bilmiyorum. Ben sadece hazırladım."
"Sana inanmıyorum. Bu gece de sakın yanımda kalma. Kendine bir yer bul." Uyku ilacını atmaktan çekinmediyse beni öldürmekten de çekinmezdi. Kimseye güvenemezdim. Kimseye!
"Ahsen hanım babanız verdi bu talimatı. Yanınızda kalmazsam bana çok kızar. İşten atar."
"Umurumda değil." Kapıyı işaret ettim ona, "Çabuk çık. Seni daha fazla görmek istemiyorum." dediğimde çaresizce çıkarken kötü hissettim kendimi ama yaşamak istiyorsam kimseye merhamet etmemeliydim. Kimseye güvenmemeliydim.
"Seni Tamer'in odasının çevresinde de görmeyeyim. Yoksa neler yapacağımı bilmek istemezsin." Tehdidimi savurduktan sonra tamamen odamdan çıktı. Ben ise serumla baş başa kaldım. Birkaç dakikaya kadar bitince Tamer'i kontrol etmeye gider, sonra da yatağıma dönerdim.
Tam kafamı dinleyeceğimi düşünürken kapıma 1-2 kere vurulduktan sonra içeri giren doktor ve polisleri beklemediğim için şaşırdım. "Ahsen hanım memur beyler ifadenizi almaya gelmişler. Ben iyi olmadığınızı söyledim ama bir de kendileri size sormak istiyorlarmış." dedi doktor hanım.
Şu an ifade verebilirdim.
"İyiyseniz rica etsek de ifadenizi alsak." Aralarındaki 1.50 boyunda olan sevimli polisi görmediğim için kendime kızdım. Sesi vardı ama kendisi yoktu. Sanırım doktorum da görmemişti.
"Olur, alabilirsiniz. Size de teşekkür ederim doktor hanım. Beni düşünmüşsünüz ama kendimi gayet iyi hissediyorum." Kafasını sallayarak bizi odada bıraktı.
"Öncelikle kaza günü dışarıda ne yapıyordunuz?" dedi esmer olan polis. "Erkek kardeşimle dışarıda buluşmaya karar vermiştik. Kendisiyle biraz dertleştikten sonra biri aradı ve hemen şirkete gelmemi istedi. Ben de Tamer'le haberleştim beni alması için ama şirkete falan gidemeden kaza yaptık. Arabanın frenleri bir anda tutmamaya başladı."
"Buraya gelmeden önce aracınızın durumunu öğrenmeye gittik. Frenleriniz kasten bozulmuş gibi görünüyor."
Bu işe polisi karıştırmadan halletmem gerekiyordu. Hem polis öğrense bile bir şey değişmeyecekti ki. O yüzden kendi yöntemlerimle devam edecektim.
"Öyle mi? Bana bunu yapacak birinin olduğunu sanmıyorum. Hiç düşmanım yok çünkü." Bunu söylerken gayet normaldim. Yani şüphe uyandıracak en ufak bir şey yapmamıştım ama sanki onlar buna inanmamış gibiydi.
"Peki size çarpan arabanın plakasını gördünüz mü? Araba size çarpar çarpmaz kamera olmayan yollardan kaçıp gitmiş. İzini hala bulamadık."
"Hayır, görmedim." Bir süre durup düşündüler sonra da soru soran polis bana dönerek, "Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Eğer olur da aklınıza bir şey gelirse bize haber verin." dedi. "Tabii, haber veririm." Yeterince tatmin olmadıklarından emindim. Şimdi değil belki ama daha sonra beni yine rahatsız etmeye geleceklerdi.
Onların çıktığından emin olduktan sonra telefonuma sarıldım ve arama geçmişimde hala adı yazan kişiye tıkladım. Ardından kulağıma götürdüm. Silmeye bile vaktim kalmadan kaza yaptığımıza inanamıyordum.
"Alo, Eda hanım. Size bir plaka vereceğim. Bana onu araştırabilir misiniz?"
________
bu devrim cadısı da bi yerinde durmuyo
ne zaman kurtulucaz bundan hic bilmiyorum
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 161 Okunma |
116 Oy |
0 Takip |
21 Bölümlü Kitap |