18. Bölüm

18| Ben olmasam ölecektin, Victoria!

Flower
zeyzeynepp

"Evet, anne Tamer'le şirketteyiz." Odaya geçeli anca 1 saat olmuşken annem arayıp şimdiden rahatsız ettiğine göre buraya gelmek isteyecekti. Amacı maalesef ki baba diye hitap ettiğimiz ama aslında babalık haricinde her şeyi yapan kişinin burada olduğunu gözüne sokabilmekti. Annem Ahsen kaza geçirince endişelenip gelmişti ama sanki amacı bundan farklı gibiydi.

"Tamam, bir yere gidersen beni haberdar et. Seni sonra yine ararım." diyerek yüzüme kapattıktan sonra iç çektim. Umarım gelmezdi.

"Çalışmaktan nefret ettiğimi daha önce söylemiş miydim?" Soruma bir baş sallamayla karşılık verdi. Ahsen gibi davranmak zorunda olmak çok zordu. Onun gibi giyinip onu gibi her gün işe gelmem gerekiyordu. Keşke bunu yapmak yerine hayatı ona zindan edenleri ortadan kaldırabilseydik.

Belki de yapabilirdik.

Odanın dışından yükselen seslere ikimizde kulak kesilirken Tamer, "Ben gidip bir bakayım. Sen burada kal." dedi ve bir şey dememe izin vermeyerek çıktı. Her şeye çok çabuk atlıyordu. Ne olduğunu ben de merak ediyordum. Neden burada kalmak zorundaydım ki?

1-2 dakika sonra Tamer yerine bir başkaları geldi. "Ahsen hanım, sizi rahatsız ettik kusura bakmayın-" Burak'ın sözünü kestim. Ne için geldikleri belliydi. "Size endişelenecek bir şeyin olmadığını söyledim, değil mi?" Hepsi bir ağızdan onayladı beni. "O zaman neden bu kadar korku dolu görünüyorsunuz? Size Tamer varken ya da yokken çevremde dolaşmayın, demedim mi?"

"Evet, dediniz ama Devrim hanım geldiğinden beri her şey çok karışık. Poyraz beyin eşiyle birlikte ortalıkta terör estiriyorlar." Cenk'in korku dolu ifadesi diğerlerinden çok kendini ele veriyordu. "Ne yapmamı istiyorsunuz? Size birer milyon daha versem geçecek mi her şey?"

"Efendim para istemiyoruz. Sadece korkuyoruz." dedi Sema. "Size bu fikri sunduğumda yapmak istemezseniz kendimin de halledebileceğini söylemiştim ama siz cümlemi tamamlamama dahi izin vermeden kabul ettiniz. Neler olacağını da biliyordunuz. O zaman bu korku niye? Bir daha böyle olacaksa hiç çalışmayalım daha iyi."

Tam o sırada Tamer odaya girdiğinde çalışanları görünce ne olduğunu sormadan, "Dışarıda neler olduğunu anlatmak için gelmişler. Gerek olmadığını, senin gittiğini söyledim ama buraya kadar geldikleri için de sen gelene kadar dinlemek istedim. Onlar da şimdi gidiyordu." dedim çalışanlara bakarak. Yarım yamalak cevaplar verip odadan çıktıklarında Tamer sandalyesine geçti.

"O zaman Poyraz'ın 2 gündür ortalıkta olmadığını biliyorsun."

"Hm, hm, biliyorum." Onu benim kaçırdığımı anlayamazdı çünkü çok iyi oynuyordum. Bazen ara da falso veriyordum ama bu sefer gayet ciddi ve dikkatliydim. İş yaptığım çalışanlarımın ağzından tek bir kelime çıkmadığı müddetçe hiçbir şey olmayacaktı.

"Poyraz'a hiç dikkat etmedim, biliyor musun? Şirkette 2 gündür olmadığını anlayamadım bile. Şimdi öğreniyorum." Keşke herkes senin gibi olsa.

"Sence kim yapmış olabilir?" diye sordum. O ise biraz düşündü. Şakağını kaşıdı. "Aklıma bir isim gelmiyor. Şu kumarhanedekiler olabilir belki. Ya da biz hiç tanımadığımız düşmanları varsa da onlar kaçırmıştır." Yani olabilirdi. Abimdi sonuçta. Onu düşmanından başka kim kaçırabilirdi ki?

Kapıma birkaç kez vurulduktan sonra babamın sekreteri girdi içeri. Kendisi benden yaşça büyük bir adamdı. Devrim cadısı, babama sahip çıkabilmek için etrafında çalışan herkesi erkek olarak seçmesi için baskı yapıyordu.

"İhsan bey, sizleri odasına çağırıyor." deyip çıkarken Tamer'le bir süre birbirimize baktık. abim hakkında bir şeyler söyleyecekti sanırım. Ardından oyalanmayıp beraber üst kata yöneldik.

"Evet, baba ne oldu?" diyerek içeri girdiğim an Devrim cadısı bana doğru gelip yüzüme sert bir tokat attığında kafam sağa doğru savruldu.

"Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz!" Tamer önüme geçerek onu benden uzaklaştırırken çenem kasıldı. Sinir beyim hücrelerimi ele geçirirken dudaklarım düz bir çizgi halini aldı.

"BENİM OĞLUMU O KAÇIRDI!" Tamer'in üzerine atlayınca elimden yanağımı çekip saçlarımı geriye attım. Dümdüz ona bakıyordum. Beni parçalara ayırmak isteyen kadına sadece bakıyordum. Bana tokat atma cesaretinde bulunduysa bunun sonucuna katlanma cesaretinde de bulunmalıydı.

"POYRAZ'I SENİN GİBİ BİR PİSLİK HARİCİNDE KİM KAÇIRABİLİR?" Deliye döndüğünü görebiliyordum. Benden hıncını alamamıştı daha.

"Eğer şimdi hemen yerinize geçmezseniz hiç hoş şeyler yaşanmayacak!" Tamer onu uyarırken babam, "Sen ne diyorsun! Karımla düzgün konuş!" dedi. Orada öylece duruyor ve boş boş konuşuyordu sadece.

"O zaman siz de karınıza sahip çıkın." Gücünün onda birini kullanarak geriye gitmesini sağlamış ve babam sinirlenerek bize doğru gelip karısını arkasına almıştı. "Poyraz nerede? Bana hemen şimdi onun yerini söyleyin!" Tükürükleri etrafa saçılınca midem bulandı. Her gün her gün kavga yormuyor muydu onları?

"Eşek kadar adam, 2 gündür ortada yok diye kaçırılmış mı oluyor?" dedim hepsinde gözlerimi gezdirerek. "Senin yaptığını adım kadar iyi biliyorum metres çocuğu!" babamın karısı küfrediyormuşçasına kendisini ifade ettiğinde onu duymazdan geldim. Bu şekilde daha çok sinirleniyordu.

"Geçen odamda seninle kavga ettikten sonra nedense Poyraz bir anda yok oldu." Omuz silktim. Yani? Bu ne saçma bir tespitti? "Kavga ettik diye ben mi kaçırmış oluyorum?"

"Evet, senden başka kim yapacak?"

"Baba sen iyi misin? Ben bir kavga için neden abimi kaçırayım? Niye bu kadar mantıksız düşünüyorsunuz? Onun yerine bir polise gitsenize. Onu da ben mi söyleyeceğim size? Akıl edemiyor musunuz?" İçimdeki ses burayı yakıp yıkmamı söylüyordu ama bu, bu şekilde olmayacaktı.

Melissa için için ağlarken babamın karısı onu teselli etmeye çalışıyordu. Melissa'yla direkt olarak bir sorunum yoktu. O evlenme olayını o kadar takmıyordum. Bundan dolayı da benim hedefim kendisi değildi. Tabii yine de ağlaması beni alakadar etmiyordu.

"Senden akıl alacak değiliz!" Devrim cadısı aynı abim gibi car car konuşup başımı ağrıtırken derin bir nefes aldım. "Eğer abimi benim kaçırdığımdan eminseniz polisi de alıp kapıma gelirsiniz, tamam mı?" Tamer'in elinden tutarak onu kendimle beraber odadan çıkardım. Odada onlarla kaldıkça boğuluyordum.

O tokattan sonra da hafızam çok sağlam bir şekilde yerine gelmişti.

"Daha fazla burada durmak istemiyorum. Dışarı çıkalım." dedim ona. Hava alırsam belki sakinleşebilirdim. Gerçi pek sanmıyordum. Kolay kolay sakinleşmek benim iyi olduğum bir şey değildi.

"Victoria bir dakika." Tamer beni durdurdu. "Aklıma bir şey takıldı. Sen, babanla ne için kavga ettin. Benim niye bundan neden haberim yok?" Her şeyi kontrolünün altında tutabileceğini sanıyordu.

"Ahsen'le ediyorlardı. Ben de net bir şey hatırlamıyorum."

"Hatırlamıyor musun? O zaman ya Ahsen, Poyraz'ı kaçırmışsa?" Benden şüpheleneceğini sanmıştım ama o sevgilisinden şüphelenmişti. Biraz fazla akıllıydı.

"Sanmıyorum. Yapmamıştır o. Hem ben şirketteyken geldim. Daha öncede dediğin gibi düşmanlarından biri kaçırmıştır Poyraz'ı."

"Umarım öyledir."

...

Bir gece kulübündeydim. Bugünkü stresten sonra buraya gelip dağıtmaya karar vermiştim. İnsanlar olduğu yerde sallanıyor, gürültüler kopuyordu. Ben de onlara eşlik ederken bir yandan da içeceğimi yudumluyordum. Her şey oldukça güzel gidiyordu.

Birkaç kız karaoke yapmak için sahneye çıkınca sesler yükselmiş ve kalabalıkla birlikte onlara eşlik ederken bulmuştum kendimi. Bugün yine o çok sevdiğim beyaz elbisemi giymiştim. Kirlenmesi benim için hiç önemli değildi. Yıkıyordum ve geri giyiyordum. Beyaz zaten kirlenmek için vardı.

Bir o yana bir bu yana sallanırken telefonum çalınca kimin aradığına bakmak için çantamdan çıkardığımda buna değmeyen bir kişi olduğunu görünce kapatıp yerine koydum. Tamer'di arayan. Nerede olduğumu, ne yaptığımı soracaktı. Annemden zor kaçmıştım. Bundan nasıl kurtulacaktım, bilmiyordum.

Telefon tekrar çalınca Tamer'e kızmak için açacakken bu sefer başka birinin aradığını görünce mekandan çıkmak zorunda kaldım. Abisi kayıpken eğlenen kız kardeşi kimse sevmezdi, değil mi?

"Efendim baba." diyerek açtım telefonu. Beni bu kadar suçlamalarına rağmen onlara hala cevap veriyor oluşum bence bir mucizeydi ama işte onlar kıymetimi bilmiyordu.

"Yarın bay Charlie ile bir toplantı yapacağız. Poyraz olmadığı için sen katılacaksın." Oğlu kayıptı ve toplantıyla ilgileniyordu. Para akışı kesilmesin diye yapmadığı soytarılık kalmamıştı. "Hem abimi kaçıranın ben olduğumu söylüyorsun hem de işlerine yardımcı olmamı istiyorsun. Ne yapmaya çalışıyorsun, anlamıyorum."

"Ahsen seni bunun için aramadım. Yarın hazır ol, yeter. Abin gelince senden devralacak zaten."

"Hayır, sana eşlik etmeyeceğim. Yapmak istemiyorum. Kendine başka birini bul."

"Senden rica etmiyorum. Hazır olmanı söylüyorum. Sabah saat 11'de hazır ol. Bay Charlie'yi sen karşılayacaksın." Bana emir veriyordu bir de. Bu ailede yaşayıp da delirmeyen biri varsa onu tebrik edecektim.

"Dediğimi yapmazsan seni işten atarım ve bu konuda çok ciddiyim." deyip yüzüme kapattıktan sonra sinirle bir kahkaha attım. Elinde başka çocuğu kalmayınca bana gelmişti. İsteklerini de emir şeklinde belirtiyordu. Şaka gibi.

Artık yalnızca Ahsen'e değil kendime de çok fazla üzülüyordum. Keşke annemiz bu adamla hiç tanışmasaymış. Canımızı sıkmaktan başka bir şey yapmıyordu çünkü. Varlığı yokluğundan daha beterdi.

Tüm keyfimin içine ettiği için eve dönmeye karar verdim. Sabaha kadar partileyemezdim artık. Mecbur ortağını karşılamaya gidecektim. En azından Poyraz yokken yerimi iyice belli ederdim. Kötü gibi görünse de bu bir fırsattı. Bunu değerlendirmem gerekiyordu.

Üstümü başımı düzeltip karşıdan karşıya geçmek için arabalara dalgınca baktım. Şimdi eve gidince annem ayrı, Tamer ayrı bir ton soru soracaktı. Kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissediyordum. Ahsen olmayabilirdim ama deli de değildim. Aklım başımdaydı. Salak saçma davranmıyordum.

Yola adım attığım an gelen arabanın uzakta olduğunu görünce yürüdüm.

O sırada kulağımı sağır eden bir fren sesi ve gözümü alan farlarla o an her şeyin sonunun geldiğini anladım. Metal yığınının bedenime çarpacağını hissettiğim anda bir el, belimi bir çelik halka gibi kavradı ve beni kaldırımın güvenli kucağına çekti.

Araba, bir metal canavar gibi homurdanarak yanımdan geçtiğinde ben hala kim olduğunu bilmediğim kurtarıcımın göğsüne yaslanmış, kesik kesik nefes alıyordum.

Kafamı kaldırdığımda önce dağınık kumral saçları dikkatimi çekti. Rüzgarla barışık gibiydi. Sokak lambasının altında kirpikleri elmacık kemiğine düşen gölgesiyle birlikte aklından geçenleri saklar gibiydi.

Birbirimize bakmayı sürdürdüğümüzde bunun sonunun hiç gelmeyeceğini düşündüm.

"Ahsen," Dudaklarının kenarında henüz söylenmemiş cümleyi dillendirmek üzereydi. "Ölecektin." Tamer'in kollarını sıkı sıkı tutuyor kaybolmak istemiyordum sanki. O da aynı şekilde tutuyor, kaybetmek istemiyordu fakat o beni değil aslında Ahsen'i tutuyordu.

Ne olduğunu idrak ettiğimde yutkunup ellerimi ondan çekince o da benden uzaklaştı. "B-beni takip mi ediyordun?" Sahte bir öksürükle sesini düzeltti. "Evet, başına bir şey gelmesinden endişelendiğim için seni takip ediyordum. Normalde de her zaman seninle dışarı geliyordum. Şimdi neden şaşırıyorsun?" Elimi alnıma attım. Onu istemediğimi daha ne kadar söylemeliydim? "Belki de Poyraz'ı kaçırdığımdan şüphelenip beni takip etmek istedin." Evet, kesinlikle bundan dolayı peşimdeydi. Ahsen'in kaçırma ihtimalini söylerken ciddi değildi.

"Hayır, sana bir şey olmasından korktum." Kollarımı tuttu ve beni sarstı. "Ben olmasam ölecektin, Victoria!" Gözlerinin dolduğunu görünce ona bakamadım. Benim için değil, Ahsen için üzülüyordu. Ben sadece onun bedenini paylaşan bir diğer benliktim. Onun hiçbir şeyi değildim.

"Biraz daha," dedi ve duraksadı. "Biraz daha geç kalsaydım-" Devamını getiremedi. Sesi, ıslak bir kibriti çakmaya çalışırken çıkan o cılız ve titrek sese benzemişti.

Kendimi kötü hissediyordum.

Tamer haricinde her yere bakındım. O beyaz arabanın birkaç metre uzağımızda olduğunu görünce, "Tamer ağlamayı bırak. Bizi izliyorlar." dedim. O ise ne olduğunu anlamamış bir şekilde bana bakarken devam ettim. "Arabayı getirdin mi? Çabuk ona atlayıp şunları takip edelim." Beyaz arabanın olduğu tarafı gözlerimle işaret ettiğimde arabanın hareketlendiğini görür görmez koşarak kendi arabamıza geçtik.

"Kaçıyor!" Emniyet kemerimi takamadan Tamer arabayı çalıştırıp peşine düştü. Ben ise az önce yaşadıklarımızı unutmaya karar verdim. Duygusallaşmak gibi bir niyetim yoktu. İntikam istiyordum. Hem de sonuna kadar. O yüzden yalnızca yapacaklarıma odaklanmalıydım.

"Sağdan döndü." Görmesine rağmen onu uyardım. Heyecanla karışık dört gözle yolu izliyordum. Şu anda bizden kurtulmaya çalışıyordu ama biz buna izin vermeyecektik. O arabada kimin olduğunu öğrenecektik.

"Demek bana çarpmak isteyenler onlardı." Tamer haricinde bir de bu araba tarafından takip ediliyordum. Artık Poyraz'ın yanına giderken çok dikkatli olmalıydım.

"2. kez kurtulduk ama bir sonrakinde kurtulamayabiliriz."

"Poyraz'ı benim kaçırdığımı düşünüyorlarsa neden beni öldürmek istiyorlar ki? Bu şekilde benden bir şey öğrenemezler."

"Onların amacı Poyraz'ı bulmak değil. Seni, beni ortadan kaldırmak. Poyraz nasıl olsa bir şekilde bulunur ama biz ayaklarına hep bağ oluruz." Belki de benim kaçırabileceğim ihtimalini düşünmüyorlardı. Sadece suçlamak istedikleri için suçlamışlardı. Yani bu insanlardan beklerdim. Her şeyi kafalarına göre yapıyorlardı çünkü hapse atılmayacaklarını biliyorlardı. O yüzden istedikleri gibi takılıyorlardı.

Araba hızlandığında Tamer aynı hızla giderken, "İzini kaybettiğimizi sanmasını sağlıyorum." diye bir açıklama yaptı. Soracağımı yüzüne bakmamdan anlamış olmalıydı.

Anlamlandıramadığım bir tedirginlikle birlikte elimi kalbime koydum.

Peşindeydik. Çok gerideydik ve ben neredeyse arabayı göremiyordum. Umarım kaybetmezdik.

Araba tekin olmayan bir yola girdi. Biz de aynı şekilde peşinden ilerledik.

Sanki kutu açılacaktı ve araya reklam giriyor gibiydi.

"Bizi görmediğinden emin misin?" dedim Tamer'e. "Bilmiyorum ama öyle gibi görünüyor." Farları da kapatmıştı ve bu şekilde nasıl gördüğünü anlamasam da bir şekilde ilerliyorduk. O beyaz araba hala gidiyordu. Birçok kez bize çarpmaya çalışmış, bazılarında başarılı olmuş, bazılarında da ağır hasarlar almıştı ama gayet iyi gidiyordu.

Araç yavaşlayınca biz de yavaşlarken bu sefer de sola dönerek bir villaya doğru ilerledi. "Bundan sonrasını arabasız gitmeliyiz." diyerek Tamer kenara çekti. İkimizde zamanla yarışarak indikten sonra ağaçlık olan kısma yöneldik. Bu şekilde zor olsa da onları hala takip edebilirdik.

"Burada mı saklanıyorlar?" dedim.

"Muhtemelen öyle."

Tamer elini uzattığında tereddüt etsem de kaybolma ihtimalimizi göz önünde bulundurarak tuttum ve birlikte bu şekilde ilerledik. Araç villanın bahçesine giriş yaparken biz de villanın çevresindeki demirliklerin olduğu kısma yetiştik.

Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki sanki yetişemiyormuş gibi hissediyordum.

Araba bir anda durdu ve farlarını kapattı. Ardından önce yolcu koltuğunun kapısı, sonrasında da şoför koltuğunun kapısı açıldı ve içinde bulunanlar dışarı çıktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

___________

kendimi korku filmindeymis gibi hissettim jsbdnalckn

nasil buldunuz bolumumuzu

sonunda biseyler ogreniyoruz hadi bakalimm

 

 

 

 

Bölüm : 22.03.2026 12:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...