15. Bölüm

15| Annem buraya geliyor.

Flower
zeyzeynepp

"Hazır mısın Victoria!" Tamer'in sorusuna cevap vermeyerek ceketimi giydim. Bugün yine o lanet olasıca yere gidiyordum ve bu sefer Tamer de benimle geliyordu. Artık iyi olduğunu söylemişti. Nasıl hissedip hissetmediğiyle ilgilenmediğimden ona bir baş sallamayla geçiştirmiştim.

Odadan çıktığımda elindeki kupayla mutfakta duran Tamer beni görünce kupasını bıraktı ve yanıma geldi. "Victoria bana artık tavır takınmasan mı? Özür dilerim gerçekten. Sadece bir sürü şeye koşturuyorum ve bundan dolayı da çok yorulduğumu söylemek istedim ama yanlış bir şekilde ifade ettim. Çok üzgünüm." Bedenini paylaştığım kadına konuşuyordu sanki. Hareleri ışığını yitirmiş iki derin kuyu gibiydi. Yanaklarının da çökmesiyle elmacık kemikleri belirginleşirken bu durum yüzüne hasta bir görünüm kazandırmıştı. O hala iyi değildi. İyi olmaya çalışıyordu.

"Beni lütfen affet. Sen asla bir fazlalık değilsin. Hayatımızın bir parçasısın. Ahsen sen olmasan bunca şeye dayanamazdı bile." Evet, şimdi biraz abartmaya başladı. Onu affedebilmem için bürünmeyeceği renk yoktu.

"Tamam, tamam, affediyorum. Daha uzatma. Hadi gidelim." Birkaç metre uzaklığımdaki kapıya yönelip çıkarken o da arkamdan geliyordu. Onunla kavga edip dağı taşı yerinden oynatmak istesem de şu sıralar bunun için müsait değildim. Zaten kendisi de daha yeni iyileşti. Muhtemelen toparlanana kadar Ahsen'in geri geleceğini düşündü ama ben gitmeyince özür dilemek zorunda kaldı.

Onun hakkında türlü türlü şeyler düşündüğüm için hiç de pişman değildim. Hep bana engel oluyordu. Yoluma taş koyuyordu. Elbette onun hakkında kötü düşünecektim. Ben Ahsen gibi nasıl aşık olabilirdim ona?

Arabaya geçtiğimizde çalıştırmadan önce bana bir kalem verdi. "Bugün yine ailecek toplanacakmışsınız. Eğer olur da kontrolünü kaybedersen diye bu sen de kalsın. Beyaz tuşa bastığın an kaydı başlatmış olursun. Bitirmek için de yine aynısına bassan yeterli. Kaybetme yeter."

"Merak etme kaybetmem." diyerek kalemi ceketimin önümdeki küçük cebe yerleştirdim. "Bunu kayıt altına almasam bile yine çözersiniz bence. Geçen sefer halletmiştiniz."

"O zaman şanslıydık ama bu sefer öyle olmayabilir. O yüzden önlem almalıyız. Ayrıca kendini kötü hissettiğin an beni aramayı da unutma." Göz devirdim uyarılarına. "Tamam, baba seni kesinlikle arayacağım." Onu dalgaya aldığım için benimle uğraşmak yerine arabayı çalıştırdı. Be ise yol boyunca yine bir günümü daha burada heba edeceğim için kendime üzülmeye karar verdim.

Ahsen gibi ben de intikam istiyordum. O yüzden de o buraya bağlı kalabiliyordu ama ben her şeyden çabuk sıkılıyordum. Ciddiyete gelemiyordum. Ahsen de sürekli kendini sıktığı için çok çabuk yoruluyor ve istemese de geri kalanını bana devrediyordu.

"Ben şirkette yokken başka şeyler oldu mu? Her şeyin normal geçmesi imkansız."

"Neden sen olmayınca kendilerini eksik hissedip olay çıkarmıyorlar mı?"

Sanırım bir süre daha ona laf çarpacaktım.

"Neyse geldik. Sen toplantı odasına geç. Ben de ne olur ne olmaz diye oralarda dolanacağım. Bir şey olursa haber edersin." Biraz abartıyordu sanki. Geçen sefer kimse görmeden lavabodayken kendimi kabine atıp bedeni Ahsen'e teslim etmiştim. Bundan sonra yine aynı şey olursa bir şekilde kendimi kurtarabilirdim. Sonuçta ilk defa bu durumla karşı karşıya kalmıyordum. Alışkındım.

"Endişelenmeni anlayabiliyorum ancak biraz fazla abartıyorsun."

"Her şeyin iyi gitmesini istiyorum. Aylardır buradayız ve eğer biri en ufak bir şeyden şüphelenirse elimizdeki her şey kayıp gider. Bunu en az benim kadar sen de iyi biliyorsun."

"Evet, biliyorum. Ahsen'in neler hissettiğini, neler yapmak istediğini kısacası her şeyi biliyorum ve onu sonuna kadar destekliyorum. Ona yardımcı da oluyorum. Sensiz de buraya gelip idare edebildiysem bundan sonrasını da yapabilirim Tamer. Giderek paranoyaklaştığının farkında mısın?"

"Ben herkese veya her şeye şüpheyle yaklaşmıyorum."

"Yaklaşıyorsun ve farkında değilsin." diyerek arabadan indim. Onunla daha tartışmamız gereken çok şey vardı ama benim vaktim yoktu. Yeni bir toplantıya katılmam gerekiyordu. Bakalım ailemizin sıradaki küçük sorunu neydi?

Topuklu ayakkabım her bir adımım da yaydığı tatmin edici gürültüsüyle toplantı salonuna doğru yürüdüm. Daha önce oturduğum yere geçtim. Devrim cadısı ve Bartu da yerlerindeydiler. Geldiğimi görmelerine rağmen herhangi bir tepki vermemişlerdi.

Tamer'in bahsettiği tuşa bastıktan sonra rahat bir pozisyona geçtim. Bugünün konusunu bilmiyordum ama yine kavga çıkacağı kesindi. Eğlence ihtiyacımın bir kısmını burada karşıladığımdan İngiltere de olduğu kadar sabahlayamıyordum. Hepsi o kadar anlamsız konuşuyordu ki bazen onlara yetişmemin bir anlamı olmadığını fark ediyordum. İçimden deli gibi onlara güldüğümü bilselerdi ne tepki verirlerdi acaba?

Poyraz ve babam da giriş yaptıktan sonra abim otururken babam her zamanki gibi karşımızdaydı.

"Sizleri toplamamın sebebi," diyerek Bartu'ya baktı ve devam etti. "İnternette önünü alamadığımız haberler yüzünden aldığım kararlar olacak. Hep kendimizi mükemmel bir aile olarak tanımladık ve bundan sonra da bu şekilde devam ettirebilmemiz için birtakım şeyler uygulamamız gerekecek." Üzgün olduğunu sanmıyordum. Rol yapıyordu. Gelmeden önce dersine iyi çalışamamıştı.

"Bartu bundan sonra buradaki işine devam etmeyecek." Bunu söyleyeceğini adım gibi biliyordum.

"Nasıl devam etmeyeceğim?" Küçük kardeşim hışımla yerinden kalkarken annesi, "Canım babanı dinle. Daha konuşmasını bitirmedi." dese de oğlu onu takmadı. Bartu'nun kırmızı küplerden yaptığı kulesi son parçayı koyamadan titreyip yere yığılıp gitmişti. Kulesinin yanında siniri de küçük bir çocuğu andırıyordu. Ayaklarını yere vura vura babama doğru giderken kaşlarının ortasında derin bir çizgi belirdi.

"Öyle olmak zorunda Bartu. Seni bu şekilde çalıştıramam."

"Baba beni bu hale getirenler sizsiniz! Sizin yüzünüzden psikologlara gidiyorum. Sizin yüzünüzden normal bir hayat geçiremiyorum ve bundan şikayet dahi etmememe rağmen beni bir haber için harcayamazsınız." Bir hıçkırık firar etti dudaklarının arasından. Duyduklarının ağırlığıyla boğuşuyordu.

"Abim kadar olmasa da benim de emeğim var burada! Beni görmezden gelemezsin!" Ellerini babamın yakasına yerleştirip konuşurken artık ağladığına emindim. "Ben sana ne yaptım? Sana ne yaptım da hak etmediğim halde beni cezalandırıyorsun?" Karşımda yine bir dram yaşanıyordu. Nefret ettiğim şeyler sürekli beni buluyordu.

"Bartu dön yerine. Anlatacaklarım daha bitmedi." Babam kendisini kurtarmaya çalışırken buna Poyraz da dahil olup Bartu'yu ondan uzaklaştırmıştı ancak ufaklık beni görünce gözleri parlamıştı. "Her şeyi planlayan o! Benimle buluştu. Her şeyi öğrendi ve gazetecilere yetiştirdi!" İnsanları suçlamak da cidden üzerine yoktu. Deli olduğunu kabullenmeyip etrafa saldırıyordu.

"O saatlerde kaza geçirdim. Sence nasıl gazetecilerle iletişime geçebilirim? Bunun için de bir açıklaman var mı?"

"Bilmiyorum ama bir şekilde yapmışsındır sen!" Bozuk saatin günde 2 defa doğruyu gösterdiğini duymuştum ama nedense bu bozuk saat sadece benim aleyhime bir şeyler gösteriyordu.

"Neye inanmak istiyorsan ona inanabilirsin Bartu." dediğimde sanki ona hakaret ediyormuşum gibi tepki vererek üzerime yürürken babam araya girdi. "Daha konuşmam gereken birçok şey var ama sen burada huzurumuzu kaçırmaktan bir şey yapmıyorsun! Çabuk yerine geç."

"Ben mi huzurunuzu kaçırıyorum? Bana bundan sonra burada çalışmayacağımı söylüyorsun baba. Susup bunu onaylamamı mı bekliyorsun?"

"Evet, uslu bir çocuk gibi bunu kabulleneceksin, anladın mı beni?" Bartu kafasını sağa ve sola sallarken boğazında ki çıkıntı oynadı. Babamın böyle bir karar alacağını beklemediği o kadar belliydi ki...

"Tamam, istediğin gibi olsun. Bundan sonra buraya adımımı atmayacağım! Şirketini al da başına çal!" diyerek odadan bir hışım çıkarken Devrim cadısı da arkasından gitti. Oğlunu hipnoz etmeye göz yuman kadın neredeyse ağlayacak kıvama gelmişti. Bu aileye uygun bir kelime bulamıyordum. Mükemmel olabilmek için birbirlerinden nefret ederek yollarına devam ediyorlardı ve bunun normal bir şey olduğunu sanıyorlardı.

"Bartu ile daha sonra konuşacağım ama bu akşam çok daha önemli bir işimiz var. Yeni ortağımızı basın mensuplarına tanıtmak istiyorum. O yüzden bir davet vereceğim." Hiçbir şey olmamış gibi konuşan İhsan bey beni şaşırtmıyordu.

"Daveti ben organize edebilirim baba." Poyraz öne atılırken, "Olur, sen bir şeyler ayarla. Akşama da çok güzel giyinin. Bir sürü fotoğraf çekileceğiz. Can bey de ortaklığı bıraktığı için karaları bağladığımızı zannediyor olmalı. Ona böyle olmadığını göstermeliyiz. O yüzden her şey çok güzel olmalı." dedi. Kendisinin tek derdi buydu demek. Peki, nasıl istiyorsa biz de öyle olurduk.

"Tamam, bizim için en iyisini yapacağım baba. Sonrasında size bilgileri atarım." Poyraz telefonunu karıştırırken babamı dinlemeye devam ettim. "Anlaşmayı da herkesin gözü önünde imzalayacağız. Her şey dört dörtlük olmalı. Eksik bir şey görürsem canını okurum Poyraz."

"Ortağınla iyi anlaştın baba. Bizden çok onunla görüşüyorsun." dedim. "Evet, biraz öyle oldu. Kendisi çok sıcakkanlı. Her sabah beni spor yapmaya çağırıyor. Hatta buradan ev almak istiyormuş. Kendisine rehberlik etmemi rica etti. Ben de onun için biraz araştırma yapıyorum şu anda. Sonrasında beraber bakmaya gideceğiz." Onu hevesli gördüğüme sevindiğimi söyleyebilirdim. Ahsen güzel bir iş çıkarmıştı.

"Toplantıyı burada bitiriyorum. İkinizde akşam için hazırlanın. Evlerinize de gidebilirsiniz."

"Baba sana güzel bir haberim var. 2 saat sonra Melissa ve Uraz İhsan gelecek. Onları almaya gideceğim."

"Torunum mu geliyor?" Tabii ya torun. Babam kıvama gelmişti ama abim garanti olması için oğlunu getirtiyordu. "Uzun zamandır görmedim onu. Çok özlemişim. Akşam onu da getirin. Bırakmayın evde." Evet, babam artık bir engel değildi.

"Getiririz."

Uraz, abimin oğluydu. Onun haricinde başka çocuğu yoktu. 11 yaşındaydı ve Amerika'da doğmuştu. Melissa da iyi bir eğitim alabilmesi için onu oradaki okullardan birinde okutturuyordu.

Uraz ismini bilmem ama İhsan isminin koyulmasının sebebi yalakalıktan başka bir şey değildi. Abim ve eşi hakkında yeterli bilgiye sahip olmasam da Melissa'nın babamın ismini koymak istemediğini biliyordum. Haberlere maalesef ki konu olmamıştı. Bu sadece benim tahminimdi.

"1 hafta sonra Melissa'yla birlikte Amerika'ya geri dönecekler. Uraz oradayken yalnızım diye arayıp biraz yakınmış ona. Melissa da gitmişken biraz kalmaya karar verdi."

"Torunumu burada da en iyi okullarda okutabilirdik ama siz illa Amerika olsun diye tutturdunuz. Sanki ne varsa şu Amerika da?"

"Buradaki okullardan daha iyi imkanlara sahipler baba. Uraz da hem keman çalıyor hem de yüzmeyi öğreniyor. Ayrıca yüzme de bir sürü birinciliği var. Öğretmenleri daha çok yarışlara katılıp kendisini göstermesini istiyor." Babam kafa sallayarak geçiştirirken sıkıldığımı hissettim. "Aferin torunuma. İsmi gibi güzel işler yapıyor. Büyüyünce şirketimizi senden iyi yöneteceği kesin." Aralarında gülüşürlerken ayaklandım. Madem bugün çalışmak yoktu. Ben de zaman kaybından başka bir işe yaramayan bu yerden bir an önce kurtulmalıydım, değil mi?

"Akşam görüşürüz. Ben çıkıyorum." deyip toplantı odasından ayrıldıktan sonra anladığım tek bir şey olduğunu söyleyebilirdim. Ahsen ne yaparsa yapsın babamızın gözüne giremeyecekti. Kumarhane işleten oğluna hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu çünkü. Yaptıklarını görmezden geliyordu. Belki de en başından beri kumarhaneden haberi vardı. Sadece bilmiyormuş gibi davranıyordu.

Ahsen'in onun yerini alabilmesi için abimizi ortadan kaldırması gerekiyordu.

"İyi misin?" Kapının önünde bekleyen Tamer'le kısa süreliğine bakıştıktan sonra, "İyiyim. Yok bir şeyim." diyerek ilerlerken peşimden geldi. "Yeni ortak için akşam bir davet verilecek. Babam erkenden çıkabileceğimizi söyledi. Gidip de davet için hazırlanalım." Çalışanlar sanki bir şey olmuşçasına bizi izlerken devam ettim konuşmaya. "O daveti başlarına yıkmalıyız. Ahsen'le işe aldığınız çalışanlarla iletişime geç."

"Ne yapacaksın ki?"

"Huzurlarını kaçıracağım."

...

Üzerime tam oturan ancak beni bir o kadar da rahatsız eden gece mavisi elbiseyle başımın biraz dertte olduğunu biliyordum ama bu benim için bir sorun değildi. Güzel göründüğüm için bunu görmezden geliyordum.

Ahsen'in kaküllerini gizlemek için yine tel toka kullanmıştım. Kakülle çok çocuksu duruyordu ve bunu kabullenmiyordu. Sevmediğimi bile bile sürekli kestirdiği için ona kızgındım ayrıca.

Poyraz'ın davet için ayarladığı mekan oldukça güzeldi. Bana konumunu ve saatini bildirdikten sonra Tamer'le burası hakkında kısa bir araştırma yapmıştık ve güzelce hazırlanmıştık. Bir aksilik olmazsa planımız tıkır tıkır işleyecekti.

"Baban ve ortağı geliyor." dedi Tamer. Onlar için koca bir masa ayarlanmıştı. Arkalarında da dev bir ekran vardı. Projelerimizden bahsediliyordu.

Herkesin ikram edilen içeceklerden sonra küçük atıştırmalıkların da anlaşma imzalanınca dağıtılacağını öğrendiğimizden beri işimiz daha da kolaylaşmıştı. Ben, Tamer ve diğerleri buraya çok önceden gelip programı bir şekilde öğrenmiştik ve planımızın üzerindeki değişiklikleri ona göre yapmıştık.

Alkışlar eşliğinde babam ve ortağı sandalyelerine oturmadan önce babam mikrofonu eline alıp birkaç güzel söz söylemişti. Sonrasında alkış sesleriyle dolup taşarken imzalar atılmış ve babam bizleri oraya çağırmıştı. Her şey oldukça güzel ilerlerken ben, Poyraz ve ailesi ve Devrim cadısı yanlarına gittiğimizde kameramanlar bizi çekecekleri anda elektrikler kesilivermişti.

Herkesten şaşkın nidalar yükselirken babam sahte bir öksürükle, "Birazdan gelecektir. Sabırla bekleyin." demesine rağmen elektrik 1 dakika içinde gelmediğinde sesler bu sefer hafif sinir dolu bir şekle büründü ve neredeyse gökyüzüne ulaşabilecek kadar dev dalga boyutuna geldi.

Babamın da hava atma planı küçük bir kesintiyle sona ermişti.

"Poyraz git bir şey yap. Rezil olduk insanlara." Fısıltıyla oğluna doğru konuşmuştu. "Tamam, gidiyorum baba." Herkes telefonunun ışığıyla etrafı aydınlatmaya çalışırken saatimi kontrol ettim ve elektriklerin gelmesi için saniyeleri saymaya başladım. Poyraz da yanımızdan ayrılmıştı bile. Boşuna gitmişti. Birazdan etraf aydınlanacaktı.

Ve evet, Poyraz gittikten hemen sonra mekan aydınlığa yeniden kavuştuğunda flaşlar aynı saniyeler de patlarken fotoğraflar için poz verdim. Ardından da babam herkesten özür dilemiş ve gecenin geri kalanında bir sorun yaşanmayacağına dair söz vermişti.

Vermese sanki daha iyiydi.

Ortada dolanan garsona gözlerimle işaret verirken atıştırmalıklar için harekete geçildi.

Ben de Tamer'in yanına döndüm.

Ahsen'i bu mutlu eder miydi, bilmiyordum ama en azından deniyordum. Babam, Poyraz'a bağlıydı çünkü onu bekleyen bir miras vardı ve bu yüzden de ondan vazgeçmesi zordu. Anca ortadan kalkarsa bunun olabileceğini düşünüyordum ama bunu da yapamayacağımıza göre ufak tefek şeylerle yavaş yavaş soğutabilirdik, değil mi?

Hala bundan emin değildim doğrusu.

"Bu ne böyle? Kusmuk gibi." Yakınımdaki masada bulunan kadın yediğini tükürürken bir benzeri de diğer taraftan duyuldu. Saniyeler içinde binlerce ses birleşti. Bir alev topuna döndü. Babamın başına düşecek cinsten hem de. Babam ne olduğunu anlamadan kendisi de atıştırmalıklardan bir tane ağzına attığı gibi geri çıkarmış ve hemen mikrofona koşmuştu.

"Çok özür dilerim. Oğlum her şeyi en ince ayrıntısına kadar kontrol ettiğini söylemişti ama demek ki gözünden kaçanlar olmuş." Vücudundaki tüm kan çekilmiş gibiydi. Yüzlerce göz ona kilitlenirken gülümsemesi yüzünde donakalmıştı. İşte o an tamamen mahvolduğunu anlamıştı çünkü tanıdıkları, basın kısacası herkes buradaydı. Bundan sonra toparlaması zordu.

Daveti tam bir felakete dönüşmüştü.

İnsanlar bir bir yediklerini çıkarırken babamın duyabileceği bir şekilde iğneleyici konuşup mekanı terk ediyorlardı.

Benim onlar için sürprizlerim vardı. Nereye gidiyorlardı?

"İşe yaradı. Tebrik ederim." Tamer'e havalı bir bakış gönderirken aniden boğazımın görünmez bir el tarafından sıkıldığını hissettim. Nefes alamıyordum. Almaya gayret gösterdiğim her yarım nefes ise ciğerlerime ulaşamadan geri dönen acı bir çırpınışa dönüştü. Tamer'e tutunarak ayakta kalmaya çalışırken o da kimse görmeden beni dışarı çıkardı.

Sanki suyun altında kalmıştım da yüzeye çıkmaya çalıştığım her an dibe daha çok batar hale geliyordum.

"Tamer," dedim zorlukla. Yine böyle oluyordu. Yine ölüyor gibiydim.

"Nefes almaya çalış. Ben yanındayım. Korkma." dediğinde sakin kalmaya çalışıp tekrardan dendim havayı solumayı.

Art arda birkaç kez nefes alıp verirken üzerimdeki ağırlığın yavaş yavaş kaybolduğunu hissettim. O görünmez el yok olup gitmişti. "İyi misin?" diye sordu. "Evet, iyiyim." Elimi göğsüme koyup ciğerlerimi havayla doldurdum. Evet, daha iyiydim.

"Biraz burada duralım. Sonra döneriz." Onu onaylarken telefonuma düşen bildirime tıkladım. Annemden gelmişti mesaj.

Türkiye'ye geliyorum Ahsen.

Hemen altına da kazanın haberini atmıştı.

Her şeyi öğrenmişti.

Tamer telefona kilitlendiğimi görünce ne olduğunu soramadan ona baktım. "Annem buraya geliyor." dedikten hemen sonrasında görüşüm bulanıklaştı ve koca bir karartıya dönüştü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

________

her iki kisiligi de ayri seviyorum yazmak biraz tuhaf geliyor ama ayni zaman da eglenceli de

optum gorusuruz sonraki bolumlerdeee

 

 

 

Bölüm : 07.03.2026 12:34 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...