21. Bölüm

21| Hiçbir şey göremiyorsun ve neyin nereden geleceğini bilemiyorsun.

Flower
zeyzeynepp

Çantamı masaya hışımla bıraktığımda Tamer elindeki kağıtlardan kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Bir şey mi oldu?" Neler olmadı ki? Bir gün rahat olsak dişimi kıracaktım gerçekten.

"Abim. İşe başlar başlamaz beni gördüğü gibi buraya gelene kadar beni suçladı. Laftan anlamayan ergen çocuklar gibi sürekli aynı şeyleri tekrar edip durdu. Benim de başım şişti." Bartu bitiyor, abim başlıyordu. Onu da etkisiz hale getirmek istiyordum. Victoria'nın yaptıkları da yavaş yavaş mantıklı gelmeye başlamıştı. Bence bir tur da ben kaçırmalıydım.

"Hayatım çok üzgünüm. İstemeden seni zor durumda bıraktım."

"Boş ver. Canını sıkmaya değmez." Kendisi de daha o zamanlar iyileşmediğinden ona da kızamıyordum. Kendi kendime kızmam gerekiyordu. En ufak bir şeyde kontrolümü kaybediyordum. Ne oluyordu bana?

Sakinleşmek için nefes egzersizlerimi yaparken buldum kendimi. Buraya ilk geldiğimde ne kadar güçlü olduğumu hatırlattım kendime. O günlerde olduğu gibi devam etmeliydim ama diğer kişiliğim her ne yapıyorsa istediği zaman yerimi alabiliyordu. Yoksa giderek güçsüzleşiyor muydum? O yüzden mi kendimi kaybediyordum? Muhtemelen evet.

Tüm havayı solumak istercesine nefes aldım. Artık bu oda bile bana dar gelmeye başladı. Her şey üstüme üstüme geliyordu. "Bundan sonra Victoria'ya çok dikkat edeceğim. Beni oyuna getirmesine izin vermeyeceğim. Şimdi lütfen biraz sakinleş." dedi sevgilim. "Deniyorum ama olmuyor. Her yeri birbirine katasım geliyor." Biraz da ben ortalığı karıştırsam fena olmazdı. Herkes gibi biraz renk katardım.

"İstersen bugün biraz erken çıkalım. Hem sen de kafanı dinlemiş olursun." diye bir teklifte bulundu. "Senin işin yok muydu?" Kafasını salladı. "Evet, var da seni eve bıraktıktan sonra giderim."

"Gerek yok. Birazdan sakinleşirim." Artık erkenden kalkıp buraya gelmek benim için işkenceden farksızdı. İnsanlara katlanamıyordum. Bunun böyle bir eziyete döneceğini biliyordum. Bu ailenin yanındayken nasıl mutlu kalabilirdim ki? Beni de kendilerine benzetmişlerdi.

"O zaman bana eve dönünce haber ver. Yanında olamadığım için endişelenmek istemiyorum."

"Olur, veririm." Benim yüzümden o da sıkıntı çekiyordu. Neye ne tepki vereceğimi şaşırıyordum artık. Beni de kendileri gibi sinir hastasına çevirmişlerdi.

"Bi' babamın yanına gideyim. Şu Bartu'yu konuşmak istiyorum. Belki dinler." Abime sinirlenmekten onu yapmayı unutmuştum. "Seninle gelmemi ister misin?"

"Ben hallederim. Sen burada kal." diyerek çıkıp babamın odasına gittim. Kapıya birkaç kez vurduktan sonra içeri girdim. Masasındaydı ve ciddi bir şekilde önündekilerle ilgileniyordu.

"Ne oldu Ahsen?"

"Seninle bir konu hakkında konuşmaya geldim." Beni dinleme oranının düşük olduğunu biliyordum ama en azından bu fikri aklına sokabilirdim, değil mi? "Ne söyleyeceksen çabuk söyle. Gördüğün gibi işim var." Evet, her zaman benden daha önemli işleri olurdu ve yine vardı. O yüzden onu fazla meşgul etmemeliydim.

"Bartu hakkında konuşacaktım. Devrim hanım, abim kaybolduktan sonra delirince Bartu için endişelenmeye başladım. Bence onu koruma altına almalıyız." Sağ kaşı havaya kalktı. "Nasıl koruma altına alacakmışız onu?" Beni ciddiye almadığı yeterince belliydi. "Hastaneye yatırarak tabii ki. Onu sürekli hipnoz edip sadece zarar veriyorsunuz. İyi bir tedavi alırsa eminim iyi olacaktır. Hem bu sayede Devrim hanımın ona zarar verme ihtimalini de ortadan kaldırmış oluruz."

"Bartu'nun tedavi almasına gerek yok Ahsen." Evet, öfke problemi dışında bir şeyi yoktu ama bu genç yaşında önlerinde bir engel olmasın diye ona zarar veriyorlardı. "Var, baba. Bartu'ya annesi de zarar veriyor. O gün sen de gördün hareketlerini. Neredeyse annemi öldürecekti. En azından Bartu sağlam bir tedavi alırken Devrim hanım da evdeyken bir tedavi alır."

"Ailemin tedaviye ihtiyacı yok." dedi bu sefer de. "Bartu olmasa bile eşinin kesin bir tedaviye ihtiyacı var. Onu hastaneye yatırmak yerine Bartu'yu yatırırsan senin için daha iyi olur çünkü sadece Bartu'nun hipnoz edildiği haberleri etrafta dönüyor."

"Kimse hastaneye falan yatmayacak! Sen laftan anlamıyor musun? İkisinin de ufak tefek rahatsızlıkları var ve biz de bir şekilde kendi aramızda hallediyoruz." Dışarıya bir bilgi daha sızmaması için tabii ki yapmayacaktı. "İlerde bir sorun yaşadığında çok geç olacak baba. Sen de biliyorsun ikisinin de hastaneye yatması gerekiyor ama ben birinin yatarak da sorunun çözülebileceğini söylüyorum. Beni dinlemelisin."

"Senin fikrine ihtiyacım yok. Başka bir şey söyleyemeyeceksen çık, git. Birazdan basın gelecek. Onların karşısında da böyle saçmalarsan seni mahvederim!" Deliye dönmüştü. Ciddi anlamda söylüyordum.

"Basına da söyle yalanlarını ama bir gün çok fena patlayacaksın ve asla bunu toparlayamayacaksın." Sinirden güldü. "Sen geldiğinden beri bu tür sorunlarla boğuşmaktan ailemle ilgilenemedim ki. Sen benim için sadece büyük bir sorundan ibaretsin."

"O zaman neden beni seviyormuşsun gibi davranıyorsun? Amacın ne? Oğulların işlevsiz kalınca beni kullanabilmek için mi?"

"Ahsen sus artık. Odamdan da defol git. Toplantı odasına geç. Geleceğim birazdan." Ben ne diyordum? O ne diyordu? Biz asla anlaşamıyorduk çünkü babam anlaşması zor bir insandı. Kendi doğrularının üzerinde yürüyordu.

"Toplantı odasına gitmeyeceğim. Kendin ne yapıyorsan yap." Sinir kat sayım hızla yükselirken bunun benim işime yaramayacağı aklıma doluşunca kaskatı kesilen bedenimi rahat bıraktım. "Gelmek zorundasın. Fotoğraflarımızı çekecekler. Orada olmazsan senin de delirdiğini düşünürler. Çok da akıllı sayılmazsın gerçi." Yüzüme bakarak çok normal bir şeyden bahsediyordu sanki. Daha fazla konuşmak istemeyip odayı terk ettim ve basının da olacağı toplantı odasına geçtim. Buna katılmayıp beni de deli sanmaları güzel olurdu aslında. Karteller ailesinde bir akıllı yoktu çünkü.

Ardından abim geldiğinde beni öldürmek istercesine bakmasını aldırış etmeyip telefonumla ilgilendim. Az sonra sahte gülücükler yayarak pozlar verecek ve sonra gerçek hayatımıza dönecektik derken önce basın sonra da babam gelmişti. Abim ve ben ise yanına geçtik. Babam da o sırada basın mensuplarına geldikleri için teşekkür ediyordu. Görünürde ne kadar da iyi kalpli bir adama benziyordu.

"Şu anda gördüğünüz gibi oğlum gayet iyi." Abimin omzunu patpatlarken kendimi bir işe yaramayan heykel gibi hissediyordum. Babamın yanında duracak insan kalmamıştı ki. Ailesi bir bir azalıyordu ve benim ona destek olmam için de güzellikle konuşmak yerine her seferinde aşağılamayı tercih ediyordu.

"Eşiniz nasıl peki? Perişan olduğunu duyduk."

"O da iyi olacak. Biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Oğlumuz kaybolunca kendini kaybedecekti neredeyse." Artık haberleri durduramıyorlardı. Kurdukları sistem işe yaramıyordu çünkü bilgi sağlam yerlerden çıkıyor ve her yere anında yayılıyordu. Bunun için bir şeyler yapacaklar mı, bilmiyorum ama yaparlarsa onu da etkisiz hale getirmekten büyük memnuniyet duyacaktım.

"Bartu bey nasıl? Onun tedavisi nasıl gidiyor?" diye sordu biri. "O da iyi diyebiliriz. Onunla daha çok annesi ilgileniyor doğrusu. Ben konuya o kadar hakim değilim. Sağ olsun oğlumun eşi de ilgileniyor. Şu zor zamanlarımızda birbirimize kenetlenmiş durumdayız." Evet, hem de çok iyi biliriz. Melissa'nın neler yaptığını bilsen acaba bu kadar sakin kalabilir miydin baba?

"Her zaman birlikte olmak için elimizden geleni yapardık. Şimdi bir oğlum bir de kızım kaldı yanımda." dedi sanki duygulanıyormuşçasına. Bu rollenmelere kim inanıyordu acaba? Bana kalırsa kimse. Buraya gelen basın işini yapıp gidiyordu sadece. Kim bilir arkamızdan neler konuşuyorlardı?

Yaklaşık 5 dakika daha süren bu azaptan kurtulduktan sonra telefonuma dakikalar öncesinde gelen mesaja bakarak Tamer'in çıktığını öğrendim. Erken çıkacağını biliyordum zaten. Mesajına kalp koyarak otoparka geçtim. Beni eve bırakmasını bilerek istememiştim. Biraz kendi kendime kalmak istiyordum çünkü. Burada da gerçekten daha fazla durmak istemiyordum.

Arabama doğru yürürken başka bir arabadan çıkan Melissa'yı gördüğümde fark etmemiş gibi yaparak ilerlerken o da inatla yolumu kesmek için hızlanmış ve istediğini de almıştı.

"Her ne söyleyeceksen sonra konuşabilir miyiz? Yeterince kötü bir gün geçirdim zaten." dedim direkt. Her gün bir öğün abimle bir öğünde babamla tartıştıktan sonra bazen hal kalmıyordu. Ben de bir insandım sonuçta. Dinlenmeye hakkım vardı.

"Ne oldu canım? Seni çok mu yordular?" Ciddi olmayan bir tavır vardı üzerinde. İşlerini mahvettiğim için beni sevmediği kesindi. "Evet, çok yordular. Müsaadenle evime gideceğim." Yanından geçmek için hareketlendiğimde kolumdan tutup beni geri yerime itti. "Hiçbir yere gidemezsin Ahsen."

Tüm herkes bugün benim de onlara katılıp sinirlenmemi istiyordu herhalde. Bu şekilde partileyecektik sanırım.

"O niyeymiş?"

"Çünkü ben öyle istiyorum."

"Sen de mi ilgi istiyorsun? Biraz da seninle mi kavga edeyim?" Kollarını göğsünde birleştirdi. Ukala tavrının ardında ne saklıyordu, bilmiyordum. Bugün havamda olmadığımı bilmesine rağmen üzerime yürüyünce ne elde edecekti, merak ediyordum.

"Evet, Ahsen lütfen benimle de kavga et. Çok eksik hissediyorum."

"Belli. O yüzden kimsenin haberi olmadan bir işler çeviriyorsun. Dikkat çekmediğin için kimsenin senden şüphelenmeyeceğini iyi biliyorsun." Ne demek istediğimi anlamlandıramadı bir an. Sonrasında kaşları çatılır gibi oldu ama hemen düzeltti kendine. "Ne demek istediğini anlayamadım canım? Beni neyle suçluyorsun tam olarak?" Oyunculuk desen sıfır. Bu ailedeki herkes kendini zeki sanıyordu.

"İşlenen suçlar şu anda yerini bulmamış olabilir ama bir gün kesinlikle bulacak. Öyle ya da böyle." Bartu'yu hapse sokacaktı aklınca. Bence fena bir plan değildi ama hapse girmezdi ki. Annesi girmemişti. O mu girecekti? Belki de bu yüzden de Bartu'yu yakıyor olabilirdi. Kendisi bir şey yapsa abim arkasında durmasa başına hoş olmayan şeyler gelebilirdi. O yüzden kendisini garantiye alıyordu.

"Öyle diyorsan öyledir Ahsen. Bundan hiç şüphem yok."

"Başka bir şey söylemeyeceksen gideceğim."

"Hmm," dedi düşünüyormuş gibi yaparak. "Söyleyecek bir şeyim yok ama gidemezsin."

"Neden-" Konuşmamı bitirmeden başımın arkasından darbe aldığımda dengem sarsıldı bir anda. Kafamda daha önce duymadığım sesler yankılanmaya başladı. Ben ise elimi darbe aldığım yere koydum. Gözlerim hala Melissa'nın üzerindeyken etraf önce bulanıklaştı. Kendimi kurtarabilmek adına adım atmaya çalıştım ancak bu bir bebeğin ilk adımlarını atması kadar zorlaştı benim için. Bedenim gücünü yitirdi ve etraf sonsuzluğun karanlığında boğuldu.

...

Gözlerimi açtığımda etrafın hala karanlık olmasından dolayı paniklerken başıma bir kese kağıdının geçirildiğini fark edince en son ne olduğunu hatırlamaya çalıştım.

Kaçırılmıştım!

Melissa beni oyalayıp uygun bulduğu bir anda beni bayıltmıştı.

Kafama darbe aldığım yer şu anda zonkluyordu.

"Uyandı mı acaba?" Kapı açılma gıcırtısını duydum konuşan kişiden sonra. "Hala yatıyor hayvan gibi." Abimin sesini duyunca işte o an anladım. Victoria'nın yaptıklarının aynısını yapmak için beni kaçırmıştı ve yanında ki kadın sesi de Melissa'ya aitti.

"Uyandıralım canım." dedikten hemen sonra buz gibi su bedenimle buluşunca yerimden sıçradım. Tüm duyu organlarım o an harekete geçti.

"Bak uyandı." Ardından saçımı bir el sıkıca tuttu ve çekti. "Nasıl hissediyorsun Ahsen? Aynı benim gibi, değil mi? Hiçbir şey göremiyorsun ve neyin nereden geleceğini bilemiyorsun." Kulağıma tatmin olmuşçasına fısıldadı. O an damarlarımda kan değil, erimiş bir öfke dirilerek gezinmeye başladı.

Eskiden sabrımın ipliği pamuktan değil, çeliktendi sanırdım ama her darbe, her yalan, o çeliği inceltti, zayıflattı ve koparttı. Artık ne bir düğüm atacak gücüm var, ne de o ipliği yeniden eğirecek sabrım. Dağılan boncuklar gibi etrafa saçılan öfkem şimdi herkesin ayağına takılacaktı.

"Merak etme sana vurmayacağım. Başkasına gördüreceğim işimi. Sana el kaldıracak kadar vicdansız değilim." Beni bıraktığında telefonu çalmış ve konuşmak için uzaklaşmıştı adım sesleri. Ardından kapı kapanmıştı.

Kese kağıdından kurtulmak için kafamı sağa sola sallarken bileğimde bağlı olan ipi genişletmeye çalışıyordum ancak hiçbir işe yaramıyordu.

Zayıf düşeceğini biliyordum Ahsen. Sen bunu beceremezsin.

Yutkundum.

Hayır, hayır, hayır! Olmaz. Bu sefer olmaz.

Başıma bu belayı açan o olabilirdi ama kendim de bundan kurtulabilirdim.

Direnme. Her şeye direnmekten bedenin yorgun düşmedi mi zaten? O yüzden hayatında ben varım ya.

"Sus Victoria. Seni duymak istemiyorum."

Kırılıyorum ama.

"Sus." dedikten hemen sonra kafamdaki ses kesildi. Benimle dalga geçiyordu resmen.

Nihayetinde kese kağıdından kurtulduğumda odanın bir yatak odası olması şaşırmama neden oldu. Neredeydim ki ben? Bunu çok sorgulamayarak işime yarayan bir şey var mı, diye gözlerimi gezdirdim. Duvardan aldığım destekle ayağa kalktım ve ufak ufak zıplayarak dolabın önüne geldim. Arkamı dönüp kulpunu tutup bin bir zorlukla açtıktan sonra içine baktım. Bir sürü kıyafet vardı.

Boyumun uzandığı üst rafta katlı olan kıyafetlerin altında bir şey gördüm ve ağzımla kıyafetleri tutup yere atarken o şeyin çerçeve olduğunu fark edince sevindim. Bu esnada gözüm burada olsa da kulaklarım odanın dışındaydı.

Çerçeveyi dikkatle almak benim için zor da olsa ağzımla almayı başarmış ve yere oturmuştum hemen. Ardından nefesimi tutarak yere bıraktım onu. Cam çoğunlukla tuzla buz olurken büyük parçayı elime alıp ipi kesmeye başladım. Her an gelebilirlerdi hazır olmam gerekiyordu.

İp saniyeler içinde tamamen kesildikten sonra ayağımdakileri de cam kırığıyla kesmeye başladım. Ayak sesleri duyuyordum. Buraya gelen ayak sesleri... Yaklaşıyordu. Giderek yaklaşıyordu.

Alnımdan dökülen soğuk terle birlikte ipi kesmeye devam ederken sık nefes alıyordum. Kapının kolu indiğinde ipi tamamen çözmüş ve hemen ayaklanarak kapının önüne geldim. Büyük bir sürprizle karşılaşacaklardı. Melissa kapıyı açar açmaz yumruğumla tanıştığı an çığlığı basıp yere yapıştı.

Abim hızla gelirken yerde karısını görünce öfkeye kapıldı. Üzerime doğru uçtuğunda sadece kenara çekilmem yetmişti. Dengesini kaybedip düşecek gibi olmuş ama hemen toparlanmıştı. Yumruğunu bana doğru sallarken, "Unuttuğun bir şey var abi. Ben, sen değilim. Öylece durup kaderime razı olmam." dediğimde dudaklarının arasından hırıltılı bir şekilde, "Seni öldüreceğim. Elimden kurtulamayacaksın." derken yumruğunu boşa salladığını anlamayarak benden bir tekme kazanmıştı.

Bacaklarından birine geçirmiştim tekmemi ve o yere düşüp tekrar ayağa kalktığında bu sefer koridordaki tablolardan birini fırlattım ona. Victoria gibi teknikler bilmiyordum ama kendimi koruyabilecek güçteydim.

Beklemeyerek koşmaya başladım. Merdivenleri üçer beşer inerek kapıya ulaştım. Açık değildi! Ne yapmalıydım? Ne yapmalıydım? Cam! Evet, cam! Birini açtım ve kendimi dışarı attım. Abimin sesi arkamdan yankılanırken nereye koştuğumu bilmeden uzaklaştım o evden. Burası yol dışında ormanlıktı. Neresiydi burası? Tamer'in bahsettiği yer miydi? O ev miydi? O zaman nasıl dönecektim eve? Nereden gidecektim?

"AHSEN DUR! SENİ BEN YAKALARSAM ÇOK KÖTÜ OLUR!" Arkama bile bakmadan kendimi yola attım.

Ciğerlerime batan her nefes, birer kor parçasıydı ama durmuyordum, duramazdım. Bacaklarım, her adımda sızlıyor, pes etmek için yalvarıyordu fakat ben onları dinlemiyordum.

Koştum. Vücudum koşmak istemese de koştum. Bu ıssız yerden kurtulabilmek için koştum. Nefesim kesilene kadar koştum. Hala peşimdeydi ve benim kadar yorulmuştu ama asla vazgeçmiyordu.

"SANA DUR DİYORUM! DUR!"

Beceremiyorsun işte. Abinden kaçamıyorsun. Seni yakında yakalayacak.

"Hayır, yakalamayacak Victoria."

Yakalayacak çünkü sen güçsüzsün. Yalnızca güçlüymüşsün gibi davranıyorsun.

Ona kulak asmayıp devam ettim. Ruhum bedenimi terk etmek istiyor gibiydi. Ciğerlerim patlama noktasına gelmişti. Kendini kapatmak isteyen teknolojik cihaz gibi hissediyordum. Yorgun ve bitmiş.

Yoldan geçen arabalara el kaldırdım beni almaları için ama kimse durmadı. Abim ise giderek yaklaşıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

_________

ayyy kurtuldu mu noldu

gorusmek uzere canlariimm

 

 

 

Bölüm : 08.04.2026 12:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...