11. Bölüm

11.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Çıkış zili çalmıştı. Günün geri kalanında ilgi çekici bir şey olmamıştı. Sonunda o çok beklediğim voleybol kursu başlayacaktı.

Kızlarla soyunma kabinindeki oturma yerine çantalarımızı bıraktık. Burada sadece bizim çantalarımız değil on birinci sınıfların voleybol kursuna yazılmış olan tüm kızların çantaları vardı. Bazıları kabinlerin içine koyulmuş, bazıları ise oturma yerine koyulmuştu.

Eğer kura çekilecekse spor salonunun ortasında bir masa olması gerekliydi değil mi?

Bize verdikleri açık mavi-siyah formaları giymek için her birimiz kabinlere girdik. Forma iki parçalıydı. Sıfır kol bir üst ve diz üstünde olan bir şortu vardı. Formaların her yeri siyah, sadece yanlarındaki çizgilere doğru açık mavi renginde geçişleri vardı. Yan taraflarındaki çizgiler tamamen açık maviydi.

Deodorant da getirmiştim. Kurabiye kokuluydu. Annem İngilteredeyken almıştı. Kotuk altıma sıktım. Cidden güzel kokuyordu. Kabinden çıkıp çantamdan tarağımı ve siyah tokam aldım. Saçlarımı güzelce tarayıp tokamla sıkı bir at kuyruğu yaptım.

O sırada Zehra ve Elif formalarını giymiş bir şekilde kabinden dışarı çıktılar. İkiside aynı benim yaptığım gibi saçlarını at kuyruğu yaptılar.

Soyunma odasından Üç Silahşörler gibi yan yana spor salonuna ilerledik. Salonun bize ait olan kısmında sınıftaki diğer kızlar vardı. Bir şeyler konuşuyorlardı. Üzerlerinde mavi-siyah formalar vardı.

Bazıları saçlarını açık bırakmış bazıları topuz yapmış, geri kalanlarda at kuyruğu yapmışlardı. Diğer sınıfların hocası ve kaptanı gelmiş, antremanlara başlamışlardı bile. Biz ise hâlâ bekliyorduk.

Çok geçmeden spor salonun kapısından içeri beden hocamız Hüseyin Hoca girdi. Otuzlu yaşlarına veda etmek üzereydi. Koyu kahverengi saçlarının diplerine hafiften grilik gelmişti. Saçıyla benzer tonlardaki gözleri ve dikdörtgen gözlükleri vardı.

Ardından da şu anda görmeyi en son isteyeceğim kişi girdi içeri. Bela paratoneri Mert baba. Üzerinde de bizim giydiğimiz formaların aynından.

Burada ne işi vardı? Onun voleybolla işi neydi? Acaba tüm spor kulüplerinin formaları aynı mıydı? Onu futbol oynarken görmüştüm. Gayet iyi oynuyordu aslında. Futbol kulübüne yazılmış olmalıydı. Umarım erzak dolabından top almaya gelmiştir.

Hocayı görür görmez kurşun kalemler gibi yan yana dizildik. Mert, hocanın hemen sağında durdu. Ellerini arkaya attı Hüseyin Hoca. Ardından tok bir sesle başladı söze.

"Merhaba 11-A sınıfının voleybolcuları. Biliyorum biraz geç kaldım. Diğer sınıflar çoktan işe koyuldular. Ne düşündüğünüzü biliyorum. Hepiniz bundan sonraki iki yıl boyunca takım kaptanınızın kim olacağını merak ediyorsunuz."

İki yıl mı? Bunu yeni öğrenmiştim. Ama en kötü ne olabilirdi ki? Ben seçilirsem acaba iyi kaptanlık yapabilir miydim? Sağa doğru adım attı hocam. Elleri arkasında olan Mert'in sırtına dostça vurdu.

"Ama eminim ki Mert bu görevi layıkıyla yerine getirecek."

Pardon? Ne? Nasıl? Kim? Nerede? Ne zaman?

Zehra, Elif lütfen beni çimdikleyin. Bu gerçek olmamış olsun. Lütfen bir rüyada olayım. Ellerim istemsizce yumruk olmuştu. Serçe parmağımı avuç içime resmen sapladım. Hayır bunlar gerçek. Mert bizim kaptanımız. Hemde iki yıl boyunca.

***

Duyduklarım yüzüme tokat misali çarpmıştı. Bir adım geriledim. Kafamı yere eğdim. Sanki üzerimden alevler çıkıyormuş gibi hissediyordum. Bu halimi gören beden hocamız "Siena iyi misin?" diye sordu. Kafamı kaldırdığımda Mert ile göz göze geldim. İfadesiz bakıyordu. Gözlerimin hafif dolu olduğunu fark ettim.

"İyiyim hocam" dedim. Ama bakışlarım Mert'i bıçaklamak istiyormuş gibiydi. Tartıştığımız zamanı hatırladım. Ona nasıl baktığımı... Âdeta gözlerimden ateş çıkıyordu.

Yeşil gözlerim koyulaşmış gibiydi. Mert'in sırtına bir kere daha vurdu. "Hadi koçum. Göreyim seni. Önce ısınma hareketleri ile başla. Sonra manşet ve parmak pası çalışın. Servis de çalıştıktan sonra üçlü gruplar oluşturup sıra sıra alıştırma maçı yapın."

Ellerini lacivert eşortmanının cebine koydu ve salondan çıktı. O çıkarken herkesin gözü onun üzerindeydi. Mert bile ona bakıyordu.

Salonun kapısından çıkar çıkmaz Mert önüne döndü ve oteriter bir sesle "Isınma hareketlerine başlayın. Birazdan geliyorum. Ben gelince parmak pası alıştırmalarına başlayacağız" dedi ve arkasına bile bakmadan salondan çıktı. Elif kolunu nazikçe omzuma koydu. Bu dürtüyle gerçekliye döndüm.

"Sen iyi misin? Sorun ne?" Zehra bana döndü ve ellerine beyaz bir bez sararken konuştu. Yüzü her zamanki gibi ciddiydi. "Mert'in kaptan olmasını kabullenemiyor. Bende şaşırdım aslında. Sen olursun diye düşünmüştüm. Anlaşılan Hüseyin Hoca sayesinde ters köşe olduk." Bu düşüncelerden kurtulmak adına kafamı sağa sola salladım. "Hayır hayır. Şey oldu..." Zehra kafasını kaldırdı ve şüpheli bakan gözlerini kıstı. Bezi saran eli durdu. "Ne oldu?" Yere bakıp kafamın arkasında bir yeri kaşıdım. "Şey... Neyse boşverin. Çokta şaşılacak bir şey değil zaten. Kaptan olmuşsa olmuş yani. Ne var bunda?"

Aslında şaşılacak çok şey vardı ama konuyu değiştirmem gerekiyordu. Gülerek Elif'i sırtından iteledim. "Hadi. Isınalım biraz. Yoksa kaptan sinirlenecek." O da güldü. "Tamam. Dur." Üçümüz bir köşeye geçtik. Elif yerinde zıplayarak kollarını bir aşağı bir yukarı sallayarak klasik ısınma hareketlerinden birini yaptı. Zehra ise erzak dolabından aldığı atlama ipi ile ip atlıyordu. Aslında baya profesyonelce atlıyordu. Sağdan soldan. Ben ise dirseklerimi dizlerime değdirip duruyordum. Sonra da ayak uçlarına dokunma hareketini yaptım. Beş dakika böyle geçti. Sonra ben tam başka bir harekete geçecekken Mert spor salonunun kapısının önünde belirdi.

Ellerinde ise yarım litrelik suların olduğu iki tane şeffaf paket vardı. Biraz ilerledi ve elindekileri yere bıraktı. Soğuk görünüyorlardı. Sonra bakışları ısınma hareketleri yapan takımın diğer üyeleri arasında gezinip en son beni buldu. Aslında mesafe uzaktı ama gözleri beni bulmuştu. Acaba nerede olduğumu mu bulmaya çalışıyordu? Bakışlarını kaçırıp derin bir nefes verdi ve erzak dolabına girdi. Dört tane sarılı mavili voleybol topu alıp dışarı çıktı ve onları yanına koydu.

Onun gelişiyle takımın geri kalanı ısınma hareketlerini yapmayı bırakmış, ortaya toplanmıştı. Bizde onların yaptığını yaptık. Ama kızların arkasına geçmiştik. Mert ellerini arkasına koydu ve bir lider gibi dikleşerek söze başladı. "Parmak pasla başlıyoruz. İkili olacaksınız. Kendinize bir eş bulun. Sonra da paslaşmaya başlayın. Eşlerinizi bulmak için size iki dakika süre."

Yok canım! Bak sen şuna nasıl da havalara girmiş ilk gününden. Sanırsın askerlerine emir veren bir komutan!

Zehra ve Elif bana yaklaştı. Elif gülümsedi ve Zehra'yla beni birbirimize yaklaştırdı. Ardından bir adım geriye gitti. "Siz beraber olun. Ben kendime birini bulurum." Zehra ile bakıştım. Takımın diğer üyeleri gibi Mert'in yanına koyduğu toplardan almak için yanımdan ayrıldı. Toplardan birini bana fırlattı ve salon kapısını işaret etti. Sanırım lavaboya gidecekti.

Top ellerimdeyken salondan ayrıldı. Mert bana doğru yaklaşıyordu. Bir dakika. Mert bana mı yaklaşıyordu? Daha da yaklaşıyordu. Yüzünde en ufak bir duygu yoktu. Bir adım geriledim. Daha da yaklaştı. En son aramızda iki adım kaldığında durdu.

Kollarını göğsünde birleştirdi. Yanıma gelene kadar yüzü ifadesizdi ama artık yüzünde alaycı bir sırıtış vardı. Boy farkından dolayı kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Yüzüm ekşimişti.

"Ne bakıyorsun öyle?" Kıkırdadı.

"Ne o? Yoksa kaptanın hoşuna gitmeyen şeyler mi yapıyor?" Bakışlarımı ondan çektim. Yanından ayrılıp sağa doğru adım attım ve duvara yüz üstü döndüm. Topu parmak pas şeklinde duvarda sektirmeye başladım.

"Konuşturma beni şimdi. Hem senin voleybolla işin ne ki? Senin futbol kulübünde olman gerekiyordu." "İsteyen herkes istediği kulübe katılabilir diye düşünüyorum." Gözlerimi devirdim. Bilerek böyle yapıyordu. Önüme geldi yine. Bu sefer bakışları hüzünlüydü.

Aramızda bir adımlık mesafe vardı. Bakışları yerdeydi. Yüzüme bakamıyordu. "Dün rüyamda seni gördüm." Ağzım açık kalmıştı âdeta. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. "Ne?" Hüzünlü gözlerini benimkilere buluşturdu.

"Elimden tutmuş beni bir yere sürüklüyordun. Çok korkmuş görünüyordun. Senin adına endişelenmiştim." Bu sefer ben gözlerimi yere odakladım. "Bende."

Ney? Ne demiştim ben? Kendimde bu söylediğime inanamayarak şaşkınlıkla bakışlarımı yerden kaldırdım. "Ne?" Bana şok olmuş bir şekilde, yüzünde bir sırıtışla bakıyordu. Panikle bir adım geri attım. O da bir adım üstüme geldi. Bu ortamdan acilen uzaklaşmam gerekiyordu. Sağa sola bakındım. Onu meşgul edecek bir şey olması gerekiyordu. Yoksa bu sohbetin sonu iyi bitmeyebilirdi.

Aha! Buse yerde arkadaşları da dibinde ona ne olduğuna bakıyorlardı. Elif'te oradaydı. Meraklı civcivim benim.

İşte bu süper oldu. "Nasıl kaptansın sen? Takım arkadaşın yaralanmış." Kafasını baktığım yere çevirdi. İki eli mi omuzlarına atıp onu ters çevirdim ve ileri iteledim. "Hadi git sen takım arkadaşlarınla ilgilen. Benimle çene çalma." Ellerimi omzundan çektim. Oda Buse'nin yanına gitti. "Ne oldu burada?" diye sordu.

Sesinde az önceki çoçuksu heyecandan eser yoktu. Daha sert ve ciddiydi. Zeynep dolu dolu gözleri ve ağlamaklı sesiyle "Ayağını oynatamıyormuş" dedi. Buse kafasını kaldırdı. Zeynep'in aksine sakindi. "Abartma Zeynep. Burkuldu sadece." Mert kızların arasından geçip eğildi. Buse sağ ayak bileğini tutuyordu. Mert ellerini kızın tuttuğu yere dokundurdu. Açık- çası kendimi biraz tuhaf hissettim. Neden acaba?

Beni rüyasında gördüğünü söylemişti. Böyle bir şey mümkün müydü? Aynı gün... Birbirimizi nasıl rüyada görebildik? Elinden tutmuş onu bir yere sürüklüyormuşum. Hemde çok korkmuşum. O da çok korkmutu. Ama sonra olanlar malûm.

Acaba onun rüyasının devamında da benim gördüğüm şeyleri görmüş müdür? Aman. Neyse ne. Böyle şeyleri neden merak ediyorum ki?

Mert, Buse'nin koluna girip onu salonun çıkışına doğru taşıdı. Zehra salondan içeri girdiği anda Mert ile Buse çıktı. Az kalsın çarpışacaklardı. Zehra kaşlarını çattı. Neler oldu burada? Ne kaçırdım ben? der gibi bakıyordu. Herkes salondan çıkan ikiliye bakıyordu.

Onlar salondan çıktıktan sonra herkes eşleştiği kişiyle birlikte parmak pas alıştırmalarına devam etti. Zehra yanıma geldi. "Ne oldu?" Derin bir nefes verip gözlerimi devirdim. Elimdeki topu ona attım. Benden uzaklaştı ve attığım topu yakaladı.

"Bir sakatlanma yaşandı şansıma." Topu parmak pasla ona attım. O da bana attı. "Şansıma mı?" Tuttu. Bir kaç saniye bana bakıp topu attı. Yakalayıp ona attım.

"Hiç sorma. Kaptanla minik bir konuşma yaptık. Sonu kötü bitebilecek bir konuşmaydı. Sonlanması en iyisiydi."

Beş dakika kadar parmak pas çalışmıştık. Mert ve ayağında bandaj olan Buse, salon kapısının yanındaki iki sandalyeye oturmuşlardı. Mert bir elini yumruk yapıp çenesine koymuş, kafası eğik bir şekilde zemini izliyordu. Gözlerini bir saniye bile kırpmıyordu.

Sanırım dalmıştı. Yanındaki Buse ise onun getirdiği sulardan birinin kapağını açmakla uğraşıyordu. Benim ne yapıp ne edip Mert'e bir şey yapmam gerekliydi. Acaba suluğunu mu çalsam? Yoksa çantasını mı ıslatsam? Ne yapacaksam yapayım bunu tek başıma yapmam zordu. Neyseki yanımda iki tane iş birlikçim vardı. Bana yardım ederlerdi. Zehra'nın bana attığı topu yakaladım ve ona doğru yaklaştım. "Hı?" diye bir ses çıkardı.

Sorgulayan bakışları pürdikkat gözlerimdeydi. Havada kalan elleri yavaşça alçaldı. "Zehra sen gelsene bir şöyle." Onu köşeye çektim ve kısık bir sesle konuşmaya başladım. "Diyorum ki Mert içeri soyunma kabinlerine gittiğinde sende peşinden gitsen ona görünmeden. Sonra onun spor çantası hangisi diye öğrensen? He? Olur mu?" Şüpheyle kısılan gözleri ile beni baştan aşağı süzdü. "Aşk kokusu mu alıyorum?" Gözlerim açıldı. Suçluluk duygusu ile etrafa kaçamak bakışlar attım. Allahtan köşeye geçmiştikte bizi umursamıyorlardı.

"Sus be. Ne diyorsun sen? Nesine aşık olayım ben onun? Hangisi onun çantası öğrenmen gerek. Lütfen. Aklımda bir plan var. Güven sen bana. Sadece Elif ile yer değiştireceksin. Yani her şeyi o yapacak." Derin bir nefes alıp ofladı. İşaret parmağı ile beni işaret etti.

"İlk ve son olacak bu. Bir daha ikinizin arasında olan şeylere ben karışmam ona göre." Elif'in yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Elif, ona atılan topu tuttu ve Zehra'nın söylediklerinin hepsini dinledikten sonra gözleri açıldı.

Bakıştım onla. Kafasını aşağı yukarı salladı ve topu karşısındakine atıp bana doğru yaklaştı. Aramızda bir kaç adım kala durdu. "Siena? Neler planlıyorsun sen öyle?"

"Aklımda bir plan var. Bu şekilde Mert'den intikam alacağım."

"İyide o sana ne yaptı ki ondan intikam alyorsun?" Bakışlarımı kaçırdım. Ona söyleyemezdim. Bunları benden dinleyip üzülmesine daya-lnamazdım. Birinin daha ışığının sönmesine göz yumamam. "Onunla biraz tartıştık. Sadece onun ve benim aramda. Senden istediğim o soyunma odasına gitmek için ayaklandığında sen ondan önce salondan çıkacaksın. Sonrada bir köşede saklanıp onu gözetleyeceksin. Hangi çantanın ona ait olduğunu öğrensen yeter."

"Kötü bir şey yapmayacaksın değil mi?" Gülümsedim.

"Merak etme. Kötülere bir şey olmaz."

Göreceğiz bakalım kaptan. Bu yapacaklarımdan sonra beni sevmeye devam et bakalım edebilecek misin? Seni benden vazgeçireceğim. Taktım sana. Bundan sonra peşindeyim Mert Çelik.

Bölüm : 15.01.2026 16:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...