7. Bölüm

7.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Bir insan duygularını ne kadar iyi saklayabilir? Hep gülen birinin ya da hep sessiz olanın neden bu halde olduğunu hiç düşündünüz mü?

Ceren de bir sorun vardı. Bunu hissediyordum. Eskiye göre heyecanı azalmış, neşesi sönmüştü. Üç gün önce beni gördüğü gün bile böyle değildi. O gün eski günlerdeki gibi cıvıl cıvıldı. O günden sonra sanki yerine
başka biri gelmiş gibiydi.

Bugün bu işi çözecektim. Gün boyunca onu gözlemleyecek-
tim. Derslerde bile. Ve yeni fark ettiğim birbaşka detay daha vardı. İki gündür çıkışlarda benden daha doğrusu bizden sonra gidiyordu.

Sınıftaki erkeklerin yanından ge- çerken kafasını yerden kaldırmıyordu. Özellikle Mert, Batu ve Yiğit üçlemesinin yanından geçerken.

Acaba Ceren'e bir şey mi yapmışlardı? Eğer öyle bir şey yapmışlarsa onlara sınıf arkadaşım demem cidden kavga ederdim.

Hazırlanmış ve kahvaltı sofrasına oturmuştum. Annemin tabağıma domates koymasıyla bu düşüncelerimden sıyrıldım. Eğer
çıkışta onu takip edeceksem annemin daha geç gelmesi gerekecekti. "Anne bugün beni okuldan yarım saat daha geç alabilir misin?" Ağzındaki lokmayı yuttu ve kafasını bana çevirdi.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır. Sadece arkadaşlarımla biraz vakit geçireceğiz."
"Tamam canım."

Ağzıma bir salatalık attıktan sonra ayağa kalktım. "Hadi çıkalım. Ben ayakkabımı giyiyorum." Kapıya doğru yöneldim. Siyah
Converse' imin bağcıklarını bağlarken annem önümde belirdi. İspanyol paça pantolon, gri gömlek, kolunda beyaz bez çantası, gözünde siyah güneş gözlükleri ile güzel bir kombin yapmıştı.

Evden ayrılalı yaklaşık üç dakika geçmişti. Okula yaklaşmıştık. Okulun dışında, kaldırımda yürüyen üç genç adam vardı. Hem yürüyor hem birbirleri ile konuşuyorlardı.

Gözlerimi kısarak tekrar baktım onlara. Bu sefer daha tanıdık geldiler. Üç şüpheli tip. Mert, Batu ve Yiğit. Batu'nun dediği bir şeyin üzerine üçü de aynı anda güldüler.
Mert'i ilk defa gülerken görmüştüm. Kötü değildi, hatta baya yakışıklıydı gülerken.

Neden şimdi böyle düşünüyordum ki? Hadi kızım o aradığımız kişi değil. Unutma o şüphelilerimizden biri. Ceren'in neden özellikle onların yanından geçerken ayrı bir huzursuz olduğunu çözmem gerekliydi. Bakışlarımı onlardan çektim.

Zaten okulun önüne gelmiştik. Annem arabayı durdurduğunda çantamı düzelttim. "Unutma anne. Yarım saat daha geç geleceksin." Telefonu çaldı birden. Eline alırken bana cevap vermeyi de ihmal etmedi. "Tamam biliyorum. Anladım."

Kapıyı açıp dışarı adımımı attım. O da telefonla konuşmaya başlamış olmalıydı ki "Efendim" diyen sesini duydum kapıyı kapatırken. Ardından uzaklaşan araba sesi. Artık arkamda annem yoktu. Ama önümde bir canın hayallerini kurtarmak vardı. Bunu yapanın kim olduğunu mutlaka bulmalıydım.

Gerekirse bizim sınıftan olsun gerekirse diğer sınıflardan olsun ben yine de bulurdum arkadaşıma bunu yapanları.

Çenesine ne olduğunu sorduğumda abi terörü demişti. Hangi abi kardeşini boğazlamaya çalışırmış gibi zarar verebilirdi ki. İnandım rolü vermeye çalışıyordum o zaman.

Abisinin böyle bir şey yapmayacağını düşünüyordum. Çünkü isterse bin sayfalık kitap atsın yinede o şekilde bir morluk oluşamazdı orada. Sanki merhamet yoksunu birisi almış kızın çenesini ne kadar güçlüyüm acaba mantığıyla sıkmaya çalışmış gibiydi.

Hızlı adımlarla okul kapısından içeri girdim. Okulun içine doğru aceleci bir tavırla ilerleyen Ceren'i gördüm. İşte yaralı kuşumuz buradaydı. Geriye sadece o kuşu kimin ya- raladığını bulmak kalmıştı. Ona yaklaşmak için adımlarımı dahada hızlandırdım. Artık neredeyse koşuyordum. Hızımı kesmeden
kafamı arkama çevirdim.

Daha okulun girişine yeni girmiş, artık gülmeyen, ciddi ciddi
bir şeyler konuşan o üçlüyü gördüm.

Bana bakmıyorlardı. Bu iyiydi. Önüme döndüm ve Ceren'e dahada yaklaştım. Artık okulun giriş koridorundaydık. Tam yanına geldiğimde gülümsedim ve gayet sıcak bir şekilde "Günaydın Ceren" dedim. İfadesiz ve soğuk bakışlarını yerden kaldırdı. Gülümseyerek "Günaydın" dedi. Yine buruk bir gülümsemeydi bu. Ama artık alışmıştım.

Sınıfa beraber girmiştik. Kapımızın üzerinde ki saatte baktım. 08:46. Sınıfın yarısından çoğu gelmişti. Sadece Emir ve Kübra daha gelmemişti. Ve birde mâlum üçlü.

Zehra ve Elif gelmiş, yerleşmiş ve birbirleri ile bir şey konuşuyorlardı. Biz çantamızı sıralarımıza koyarken gördüklerinde
"-aslında bu konuda o kadar iyi sayılmazlar ama..."
Elif devamını getirmedi. İkiside aynı anda bize dönerken "Günaydın" dedi.

Herhalde arkamda duyduğum adım sesleri de bela üçlüsünün geldiğinin kanıtıydı. Ceren kalemliğini çıkarıp sırasına koyarken bile bakışları yerdeydi. Onların geldiğini anlamıştı. Bilerek onlara bakmamaya çalışıyor, çoğunlukla yere bazen de bize bakıyordu.

Yerime yerleştikten sonra içeriye Türkçe öğretmenimiz Mehmet Hoca girdi. Otuz iki yaşında, kahverengi saçlı, ciddi ve disiplinli bir adamdı. Takım elbisesiyle gayet şık duruyordu. Bu yaşına rağmen yakışıklılığından bir şey kaybetmemişti.

Okuldaki kızların gözde hocası oydu. Açıkçası benimde. Sevim
Hoca'dan sonra en sevdiğim hoca oydu. Siyah çantasını masaya bırakıp oturdu. Ciddiyetle "Günaydın gençler" dedi. Sesi kalındı ve çoğu kızın istediği gibiydi.

Ama konumuz bu değildi. Bugün Ceren'e zarar verenlerin kim olduğunu ortaya çıkartacağım gündü. Ve bunun için çıkışı bekle-
mem lazımdı.

Dersin ortasındaydık. Şu ana kadar şüpheli bir şey olmamıştı. Ceren ayağa kalktı. Hocanın masasına yaklaşırken tuvalete gitmek için izin aldı. Onun arkasından gitsem
iyi olurdu aslında ama Akif Hoca izin vermezdi. Tuvalete gideceksek bizi her zaman tek gönderirdi. O yüzden bu fikirden vazgeçtim. Herkes ders kitabımızdan sessizce hocanın belirlediği sayfaları yapıyordu. Ben bitirmiştim ve boş boş duruyordum. Kafamı sola çevirdim.

Dışarıda yağmur yağıyordu. En azından manzaram güzeldi. Avuç içimi çeneme yaslayıp dışarıyı seğretmeye başladım. O sırada Ceren girdi sınıfa. Sanki görmemesi gereken bir şey görmüş gibi bakıyordu yere. Acaba ona orada bir şeyler mi yapmışlardı? Yine neye şahit olmuştu canım arkadaşım?

*** 

Beşinci ders bitmişti. Öğle yemeğine inecektik. Merdivenlerden inerken benim önümde sadece Zehra, onun önünde ise sırayla Yiğit, Batu ve Mert vardı.

Benim arkamda Elif, sınıf sırasının sonunda Ceren vardı. Sıranın en önlerindeki Zeynep, Buse ve Kübra kendi aralarında bir şeyler konuşu-
yor, şüpheli üçlü ise sessiz bir şekilde yürüyordu.

Yemek sırasına girip yemeklerimizi almıştık. Kızlar arkamda, ben önlerinde boş yer bulmaya çalışıyorduk. Elif tepsiyi tutarken
işaret parmağını hafifçe kaldırıp ileriyi bir yeri işaret etti. "Bakın orası boş. Hadi çabuk olun." Bizi geçip hızlı adımlarla gösterdiği yere doğru ilerlerken başka bir grup orayı kaptığı için durmak zorunda kaldı. Arkasını bize döndü. "Boş verin onlar otursun."

Oradan ayrılıp başka yer ararken arkamda bizim kızların değilde başka birinin varlığını hissettim. "Siena." Arkamı döndüm. Tam
karşımda Batu duruyordu. Elif dışında kızlar ona şaşkınlıkla bakarken o hayranlıkla bakıyordu. Acaba Elif onu mu seçmişti? Cidden ondan hoşlanıyor muydu? Bunu da- ha sonra düşünmek adına beynimin bir köşesine yerleştirdim.

"Bizim yanımız boş. İsterseniz gelebilirsiniz." Arkadaki masaların birinde Mert ve Yiğit yemek yiyordu. Ve gerçekten yanları boştu. Ama tabiki onların yanına girmeyecektik. Bu yangına benzinle gitmekle eş değerdi. Boş bir yer bulabilmek için etrafa bakındım. Mertlerin masasının üç masa yanında boş bir yer vardı hemde dört sandalyelik.

Onlardan çokta uzakta değildi ama yapacak bir şey yoktu. Diplerinde oturmaktan daha iyiydi.

Bu fikirin Mert'den çıktığına adım gibi emindim. "Teşekkürler. Biz zaten yer bulduk." Ben boş masaya doğru ilerlerken Batu yerine gitti ve kızlarda arkamdan geldi. Masalar dikdörtgen şeklindeydi.

Benim karşıma Elif onun sağına Ceren, benim solumda ise Zehra vardı. Ben kafamı azıcık sağa çevirsem Mert ile göz göze gelebilir-dim. Sıkıntılı bir durumdu.

Ondan dikkatli olmalıydım. Yinede onlar bana bakmadan ben onlara arada bir bakıyordum. Batu sandalyesini geriye çekti ve Mert'in sağına oturdu. Sonrada kulağına bir
şeyler fısıldadı. Bu gürültülü yemekhanede onların konuşmasını duymak nerdeyse imkansızdı. Ancak dudak okumayı bilen biri
söylenenleri anlayabilirdi.

Batu'nun dediği şey üzerine Mert de kısa bir şey söyledi. Ardından yemeğine devam etti. Bende aynısını yaptım. Yemekte yeşil fasulye, mantı, mercimek çorbası ve salata vardı. Ceren hariç hepimiz yeşil fasulyeden almıştık. Sevmezdi o. Kuru fasulye olsaydı alırdı ama.

Yemeği yemiş bahçedeki bir kamelyada oturuyorduk. Bizden tahmini üç metre uzaktaki bir kamelyada da Mertgiller oturu-yordu. Bu sefer benim solumda Elif oturuyor, karşımızdaki bela üçlemesini - kafasını az sola yatırsa - kolaylıkla görebiliyordu. Ve
nedense arada bir oraya bakıyor ve gülümseyip kendi saçının uçlarıyla oynuyordu. Bu durumu tek garip bulan ben değildim heralde. Zehra kaşlarını hafiften çattı.

"Neye bakıyorsun sen öyle?" Hızlı bir şekilde önüne döndü ve gülümsemesi söndü.

"Yoo. Öylesine etrafa bakıyorum işte." Kendimce güldüm.

"Ben anladım onun derdini." Elif'in yanakları hafiften kızardı.

"Hayır hayır. Bu öyle bir şey değil."
"Hayır hayır bence öyle bir şey. Yemekhanede birbinize nasıl baktığınızı gördüm." Ela gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Ne? Nasıl bak-
mışız birbirimize?" Gülümsedim. "Hadi hadi yeme bizi." Ellerini masada kavuşturdu ve kafasını oraya gömdü. Oflamasını duydum.
Ellerimi saçlarına gömdüm ve elimle okşadım. "Sevmek suç değildir. Kendini karşı çıkmaya zorlama."
"Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Sanki hissetmemem gereken duyguları hissediyormuş gibiyim. Ama engel de olamıyorum."
"Her kız başta böyle hisseder. Akışına bırak." Tekrar ofladı.

Ders zili çalmıştı. Tarih dersinin ortasındaydık. Herkes sessizce hocanın söylediği yerleri yapıyordu. Kendisi de kitap okuyordu.
Okuduğu kitap ise bir kişisel gelişim kitabıydı.

Avuç içim çenemde, dirseğim sıraya yaslanmış bir şekilde kitabın bir köşesini karalıyordum. Kafamı sağa çevirdim. Elif kitaptaki bir etkinliği yapıyordu.

Derken onun sağından sırasına kağıttan bir top geldi. Şaşkınlıkla kalemini yana bırakıp sağına baktı. Batu ona bakıyordu. Elif ona bakınca bakışlarını kaçırdı ve önüne döndü. Elif kağıdı açtı. Kâğıtta ne yazdığını göremedim ama Elif'in hoşuna gittiği belliydi ki gülümsedi.

Bölüm : 11.01.2026 14:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...