
Bir ay sonra...
Bir ay geçmişti. O malûm olayın üzerinden bir aydan fazla geçmişti.
Mert tamamen iyileşmişti. Ve bugün bir ay önce konuştuğumuz buluşmayı yapacaktık.
Bu süreçte her gün onu görmeye gitmiş, onu asla yalnız bırakmamıştım.
İki hafta önce sınıfça onu ziyarete gitmiştik. Bir kaç kerede bizim grupla ona uğramıştık.
Ve suçlu da yakalanmıştı. Kendisi bir terör örgütü üyesiymiş.
Kerem Özkaya.
Yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalanmış.
Beni en rahatsız eden iki şey vardı bu suçlunun yakalanmasında.
Birincisi bu kişinin on yedi yaşında olması, ikincisi ise öğrendiğim ve bildiğim kadarıyla Mert'in babası, TSK mensubu bir Özel Kuvvet askeriymiş. Rütbesini henüz bilmiyorduk.
Suçluda bir terörist olduğu için başka bir şey düşünmeye gerek yok.
Bu geçirilen bir ay sonucunda ben hafiften sınavlara çalışmaya başlamıştım.
Diğerleri; Zehra ve Yiğit'in arası hafiften düzelmişti. Bu Mert'in durumdan kaynaklıydı. Tabi Elif ve Batu kadar değillerdi. En azından birbirlerine laf sokup, göz devirmiyorlardı. Ama aralarında göründüğü kadarıyla aşk yoktu.
Yani ikiside öyle sanıyordu. İki arkadaş gibiydiler. Yakın arkadaşlar.
Elif ve Batu her zamanki gibilerdi.
Arza ve Elçin ise bizle daha yakınlardı. Arza abisinin Zehra'dan hoşlandığından şüpheleniyordu. Aslında bende ama söyleyemiyordum.
Hocanın sesini yükseltmesinin etkisiyle başımı pencereden çektim.
Bakışlarım önce hocaya sonra Mert'e çevrildi.
O da bana bakıyormuş. Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. Benim gibi. Ardından saate baktım.
Son dersin bitmesine beş dakika kalmıştı. Bir kaç kişi gibi toparlandım.
Çantalarımızı toparlayıp önce bahçeye inip İstiklal Marşı'nı okuduk sonra spor salonuna indik.
***
"Beraber çalışmak ister misiniz kaptanım?"
"Tabiki. Ne zaman soracaksın diye bekliyordum."
Karşılıklı parmak pasla çalışıyorduk. Herkes kendine bir eş seçmiş çalışıyordu. Ben Mertle çalışmayı seçmiştim. Zehra ve Elif ise kendi aralarında çalışıyorlardı.
Mert elinde topla karşıma geçti. Artık ona karşı değil onunla beraberdim.
Okulun ilk günlerini hatırlıyorum mesela. Ona yenilmeyeyim diye kollarımı nasıl morarttığımı ama yinede yenildiğimi.
Parmak pasla bana attığı topu aynı şekilde ona attım.
"Zehra evde neden tekmiş sordun mu? Yani böyle bir plan yaptık ama ayıp olmasın? Sanki boş bulmuşuzda konmuşuz gibi."
Manşetle topu ona attım.
"Annesi evi terk etmiş. Kendi başının çaresine baktığını söylemişti. Bu çok zor bir şey bence. Kendi kendini büyütmek. Hem kendisi dedi zaten gelin benim evde yapalım diye. Okul çıkışında markete gideceğiz. Pizza, makarna ve tiramisu için malzeme almalıyız. Birde enerji içeceği alacağız. Sabaha kadar uyumak yok. Daha korku filmi izleyeceğiz. Of çenem düştü.
Hafifçe güldü. "Sonsuza kadar dinlerim seni."
Gülüşüm derinleşti. "Hadi biraz hızlanalım."
Atışlarımızı hızlandırdık.
Önümüzdeki iki saat boyunca hem manşet hemde parmak pası çalısıp bir aylık boşluğumuzu kapatmaya çalıştık. Aslında baya yorulduk. O kadar çalıştık ki bunun gibi üç ders daha yaparsak açığı kapatırdık.
Kesin on iki gibi yorgunluktan bayılacaktım. Ama uyanık kalmaya çalışacaktım. Allahtan bugün cumaydı.
Kızlarla soyunma odasına doğru giderken yanımdaki Zehra'ya "Pijamalarımızı şimdi mi giysek" diye sordum.
Nefes nefese kalmıştı. Soluklanmaya çalışırken bana sorgular şekilde baktı. "Markete pijamalarla mı gireceğiz yani?"
Soyunma odasına girdiğimiz gibi kendimi oturma yerine bıraktım.
"Hadi Zehra bari bugün yapma."
Lavaboya yaklaşıp yüzünü yıkadı.
O yüzünü yıkarken Arza ve Elçin soyunma odasına girdi ve yanıma oturdular.
"İşte beklenen gün geldi. Ay çok mutluyum" dedi Arza heyecanla. Spor çantasındaki formalarını alıp kabine girdi. Elçin hâlâ soluklanmaya çalışıyordu.
Elif bizden önce soyunma odasına gelmiş, çoktan üstünü değiştirmişti. Oturma yerinde telefonundan gülerek yazışıyordu. Batuyla konuşuyordu.
Hafifçe yaklaşıp telefonuna bakmaya çalıştım.
"Abi diyelim şimdiden pijamalarımızı giydik. Mert neyse de, Batu ve Yiğit üstünü nasıl değiştirecek? Onları mı bekleyeceğiz?"
Elif kafasını kaldırıp Zehra'ya baktı. "Ben beklerim sevgilimi. Onlarında kursu bitmiş. Bahçede bizi bekliyorlar."
Yüzünden damlalar akarken yanımıza yaklaştı ve çantasından okul kıyafetlerini aldı.
"Ben bekleyemem ama." Boş bir kabine girdi.
Elçin hâlâ kabindeyken "Marketten alacaklarımızı hatırlıyorsunuz değil mi? Markete girince mal gibi kalmayalım sonra"
dedi.
Arza da kabindeydi ama ona cevap verdi. "Merak etme Elçin. Ben hatırlıyorum. İsterseniz sayabilirim."
"Markette sayarsın kızım." Kabinden birbirleriyle konuşuyorlardı. Araları baya iyi olmuştu.
Bende geç kalmamak için spor çantamdan okul kıyafetlerimi aldım ve Arza'nın yanındaki kabine girdim.
"Kızlar yukarıda bizi bekliyorlarsa azıcık elimizi çabuk tutalım."
Formalarımı çıkarıp iç çamaşırlarımla kaldığımda derin bir nefes verdim. Hâlâ nefesimi kontrol altına almış değildim.
Oyalanmadan okul kıyafetlerimi giyip kabinden çıktım. Çıktığımda bizim grup tamdı. Herkes okul kıyafetlerini giymiş oturuyordu.
"Hazırsanız çıkıyoruz."
Çantalarımızı alıp kabinden çıktık.
Ben en önden çıktığım için az kalsın bizi kapının önünde bekleyen Mert ile çarpışacaktım. Son anda onu fark ettim.
Ona gülüp elini tuttum. Kızlar ve Mertle bahçeye çıktık.
Bahçeye çıktığımızda Batu ve Yiğit'in bizi bankta telefonlarına bakarak beklediğini gördük.
Onlarla buluşup beraber okuldan ayrıldık. Sokağın yakınlarındaki Migros'a girdik. Çok geniş bir Migros değildi ama sokağın yakınlarındaki diğer zincir marketlerden büyük olduğunu söylenebilirdi.
Gruplara ayrıldık ve marketin çeşitli yerlerine dağıldık. Ben, Elif, Elçin beraberdik. Ana ihtiyaçlarımızı alacaktık.
Zehra, Yiğit ve Arza beraber geziyorlardı. Enerji içeceklerini onlar seçeceklermiş. Aslında Zehra ve Arza beraber geziyorlardı ama Yiğit, Arza'nın saçma şeyler almasını önlemek için onun peşinden gitmişti.
Bahane bahane.
Batu ve Mert ise kalan malzemeleri ve bir kaç alıştırmalık alacaklardı.
***
Zehra ve Yiğit'in tarafında sakinlik hâkimdi. Zehra ortada, Yiğit onun sağında, Arza en solundaydı. Yan yana yavaşça yürüyorlardı. Ama üçünden de çıt çıkmıyordu her zamanki gibi.
Yiğit sessizliği bozma kararı aldı.
"Neden buluşmayı senin evinde yapıyoruz?"
Zehra ona önüne bakarak yürümeye devam etti. "Şikayetin mi var?"
"Yok da. Ne bileyim. Annen nasıl izin verdi."
Zehra bir kaç saniye sessiz kaldı.
"Annem eve gelmiyor ben evde tekim."
Yiğit kendini durdurdu. Zehra o durunca durup ona baktı.
"N'oldu?"
"Nasıl evde teksin? O evin faturaları var bir sürü işi var. Sen bir işte mi çalışıyorsun?"
"Yürü hadi." Zehra yürümeye başlayınca Yiğit te onu takip etti.
"Anneannem bana bakıyor."
Enerji içeceklerinin olduğu dolabın önüne geldiklerinde Zehra etrafına baktı. "Arza nerede?"
Bunu duyunca Yiğit'te etrafına baktı.
"Arza!" Fazla bağırdığını düşündüğü için sesini alçalttı.
Arza elinde bir enerji içeceği tenekesiyle kuruyemişlere bakıyordu.
Yiğit Zehra'nın yanından ayrıldı ve Arza'ya doğru hızlı adımlarla ilerledi. Elindeki içeceği o tam açacakken elinden aldı.
"Ya abi! Ne yapıyorsun?"
"Sus. Senin daha yaşın kaç? Bizimle kendini bir tutma yer cücesi."
Elindeki beyaz Monster ile Zehra'nın yanına gitti. O da kendine siyah Monster almıştı. Zehra parası olunca bazen alıyordu kendine bundan. Filtre kahveden sonra en sevdiği içecek buydu.
Siena ve Çakıllı kardeşlerin tarafında bir sorun yoktu. Siena elinde bir market sepetiyle süt ürünlerin olduğu dolabın oralarda dolaşıyordu. Peşinde de iki tane sarışın vardı.
Elçin elindeki iki paket labneyi market sepetine koydu. Siena dolabı açıp bir paket kremayı sepetine koydu. Ardından sola doğru ilerleyip sucukların ve sosislerin olduğu yere gitti. Arkası dönükken Elif'e seslendi.
"Elif ben sucukları ve sosisleri alırken sen mısırları al. Elçin sende zeytinlere bak. Daha tavuk alacağız. Hadi dağılalım. Bu erkeklerin bir şey alacağı yok. Her şeyi kendimiz halletmemiz gerekiyor."
Siena dolabı açarken Elif durdu ve ablasına döndü. "Abla mısırlar bende. Tavuklar ve zeytinler sende."
Gözlerini devirirken ofladı Elçin. "Hep kolaya kaç zaten. Tamam onları da ben alırım." Elif'in saçını bozup yanından ayrıldı.
"Abla! Sana kaç kere dedim saçıma dokunma diye ya."
Elif saçını düzelttikten sonra Siena'yı yalnız bıraktı.
Siena elindeki sosisi sepete koydu. Piliç sucuklara yöneldi ama hiç kalmamıştı. Ardından sepeti birden ağırlaştı.
Sepetine baktı. Bir paket piliç sucuk gördü sepetinde. Etrafına baktı. Sonra arkasında birinin olduğunu hisseti.
Kim olduğunu biliyordu. Gülümseyerek arkasına döndü. Sevdiği yüz karşısında ona gülümsüyordu.
"Pardon. Sonuncuyu ben almışım."
Gülerek elindeki sepeti diğer eline aldı.
"Elif ve Elçin kalan malzemeleri alacak sonra çıkacağız. Çok oyalandık. Siz Batuyla ne yaptınız?"
"Batu cips ve jelibon aldı sonra Elif ve Elçin ile beraber kasaya doğru gidiyorlardı. Diğerleri ne yaptı?"
Mert bunu dedikten sonra Zehra ve Yiğit ellerinde teneke enerji içecekleriyle, Arza da elinde bir litre Fanta ve pet bardaklarla yanımıza geldiler.
"Biz alacaklarımızı aldık. Ne zaman çıkıyoruz?" diye sordu Yiğit gelir gelmez.
"Hadi gidelim. Geç bile kaldık."
***
Zehra'nın elindeki anahtarla evinin kapısını açmasının ardından içeri girdik.
Poşetleri erkeklere taşıtmıştık. "Poşetleri mutfağa bırakın. Biz üstümüzü değiştireceğiz" dedi Zehra.
"Sonra siz de değiştirin üstünüzü. Yatak odası banyonun yanında."
Onun peşinden gittik.
Hepimiz onun odasına girince kapıyı kapattı.
Odası fena değilmiş aslında. Aynı benimkine benzer bir çalışma masası, dört kapaklı bir dolap, siyah çarşaflarla örtülü bir yatak ve yatağın hemen yanındaki komodin.
Mobilyalarla beraber neredeyse odadaki her şey siyahtı. Allahtan duvar boyası kırık beyazdı.
Çantalarımızı Zehra'nın çantasının yanına bıraktık.
"Odan güzelmiş Zehra" deyişime kayıtsız kaldı.
Dolabından pijamalarını çıkardı.
"Bence fazla karanlık" dedi Elif çantasından kıyafetlerini çıkarırken.
Tişörtümü çıkardım ve çantamdan kıyafetlerimi aldım. Kendi evimde giydiğim pijamamı getirmiştim. Tek omzu açık, ip askılı hafif kalın bir kazaktı.
Elçin beyaz kare yaka dar bir tişört ve kahverengi kareli siyah bir pijama giymiş, dolaba yapışık olan boy aynanın önünde kumral saçlarını tarıyordu. Elindeki tarağı masaya bıraktı.
"Elif üstünü giydiysen gel bana mutfakta yardım et daha makarnayı yapacağız" dedi bileğindeki tokayla saçınki at kuyruğu yaptı.
"Dur bir. Daha hazır değilim." Elif ona laf yetiştirmeye çalışırken üstüne beyaz bir tişört geçirdi. Ardından kırmızı kareli bir pijama giydi. Aynı benimki gibi.
Zehra siyah ip askılı bir üst giymişti. Altında da siyah, lacivert kareli bir pijama vardı.
Son olarak Arza siyah dar bir tişört ve beyaz kareli gri bir pijama gitmişti.
Ben evden getirdiğim kıskaç tokamı alıp saçlarımı dağınık bir topuz yaptım. Elif ve Elçinle beraber mutfağa doğru ilerledik.
***
Zehra odasında yalnız kalırken sandalyesini boy aynasının önüne çekti. Tarağını alıp aynanın önünde oturdu.
Gözlerini aynadan çekmeden saçlarını taradı. Saçlarını tek tarafta birleştirdi ve eldivenli elleriyle tek örgü olacak şekilde örmeye başladı.
Ardından açık olan kapısının önünde bir anda Yiğit belirdi. Üstünde beyaz bir tişört altında açık mavi kareli beyaz bir pijama vardı.
Yiğit kapıda Zehra'ya bakarken aynada gözleri buluştu. Bir süre öyle kaldı. Sonra utanmış gibi bakışlarını kaçırdı. Odayı inceledi.
Sonuçta onu ilk kez böyle görüyordu. Okul kıyafetleri her zaman tişört pantolon olmuştu.
O kıyafetlerden sonra Zehra'nın üstündeki ip askılı üst, onu hem çok güzel hem de çok çekici yapmıştı.
"Kızlar çoktan hazırlıklara başladı. Yemeklere yardım gerekiyor." Zehra'ya yaklaştı ve bir adım arkasında durdu.
Zehra saçını örmeye devam etti. "Daha eve yeni geldik. Dinlenselerdi azıcık."
Yiğit aynadan onunla olan göz temasını bozmadan ellerini sandalyenin üstüne koydu. "Elçin pizzanın hamurunu yoğuruyor. 'Köşede kabarsın' dedi ilk ona başladı. Diğerleride tiramisuyu yapıyorlar. Mert ve Batu da pizzanın malzemelerini hazırlıyor."
"Sen niye onlara yardım etmiyorsun?"
"Seni çağırmamı istediler."
Zehra'nın saçıyla işi bitince yatağına oturdu. Bacaklarını kendine çekti ve elleriyle onları tuttu. Yiğit onun oturduğunu görünce karşısına bağdaş kurdu.
Zehra ona bakmıyordu. Bakışları yerdeydi.
"Sen iyi misin?" dedi Yiğit gözlerini ondan çekmeden.
"Uzun zaman sonra evimde böyle bir hareketlilik oldu. Biraz eskilere gittim. Ama iyiyim. İyi olmak zorundayım."
"Sen bu evde neden teksin? Annen baban nerede?"
"Zamanı gelince öğrenirsin. Şimdi sırası değil."
Yiğit ona biraz yaklaştı. Ellerini onun ellerinin üstüne koydu.
"Gerçekten seni bu kadar üzüyorsa bence içine atma. Kızlar biliyor mu?"
"Hayır."
"Zehra. Bu normal bir durum değil. Hele seni bu kadar üzüyorsa hiç normal bir şey değil. Seni dinleyecek birisini arıyorsan ben buradayım. Her zaman seni dinlerim. Arkadaşın olarak."
Ellerini çekti.
Yiğit belki ona 'seni seviyorum' dememişti ama tıpkı onun hissini veren bir şey söylemişti.
Sonra şansı yokmuş gibi 'Arkadaşın olarak' demişti. Kendi çapında haklıydı. Zehra konuşacak o kadar kişiyi tanıyorken neden onu seçsin ki?
Kafasını kaldırdı ve direkt gözlerinin içine bakarak her zaman ki ciddi tonda ona cevap verdi.
"Arkadaşım olarak."
Bakışma devam ederken onlara yaklaşan birinin adım sesleri duyuldu. Sonra açık olan kapıdan içeriye girdi.
"Zehra kedi dilleri nerede?"
Arza'ydı.
İkiside ona baktı.
Onları böyle görünce kapıda donakaldı.
Sonra "Ben çok yanlış bir zamanda gelmişim. Geri gidiyorum" dedi.
Arza geri gitmeye yeltenince Zehra yataktan kalktı. "Bende gelecektim şimdi. Hadi gel Arza." Arza'nın omzuna dokunup mutfağa gitti.
Arza hâlâ oturmakta olan abisine bakıp sırıtmaya başladı. "Abi sen var ya. Krizi fırsata çevirmek denince de sen."
Yiğit hızlıca yataktan kalktı ve Arza'ya doğru hızlı adımlarla ilerlerken Arza olacağı tahmin ettiği için hemen kaçtı. Kaçarken de kahkaha atıyordu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |