
24.Bölüm
Gece herkes için yorucu geçmişti. Özellikle Zehra için. Önceki gece kafasındaki susmayan düşünceler yüzünden sadece iki saat uyuyabilmişti. Bu gece içtiği enerji içecekleri yorgunluğuna katkıda bulunmuştu.
Gece uyukladığı sandalyenin yanında iki tane siyah Monster tenekesi duruyordu. Bu etkenler onu kelimenin tam anlamıyla mayıştırmıştı.
Siena ve Mert gayet hallerinden memnun bir şekilde uyumuşlardı. Elif ve Batu da aynı şekilde. Hatta Zehra ve Yiğit bile.
Ancak onlar diğerlerinden farklılardı. Tamamen ayık ve kafaları yerinde olsalardı şu anda aralarına iki metre sosyal mesafe koymuş olurlardı. Çünkü onlar hâlâ arkadaştı. Yani kendilerini öyle biliyorlardı.
Herkes onlara neden birlikte olmak istemediklerini soruyordu. Onları oyalamak için onu arkadaşım olarak görüyorum diyorlardı.
Ama içlerindeki ses bunun arkadaşlıktan fazlası olduğunu söylüyordu. Zehra bile içindeki bu sesi susturmayı başaramamıştı.
Ama yan yana geldiklerinde konuşmaları ödevleri atar mısın, ne yapıyorsun, bir baksana dan öteye gitmiyordu. Hatta bazı günler hiç konuşmadıkları bile oluyordu.
Ancak birbirlerine olan bakışlarından anlaşılıyordu. Her ne kadar Zehra sürekli ona ve diğer erkeklere -bazen kızlara- bok atıyormuş gibi baksada onun yanında kendini farklı hissediyordu.
Arkadaşları onları gazlamaya çalışsada onlarda bir ilerleme kaydedilmemişti.
Bugüne kadar.
Aynı yatakta uyumuş, birbirlerinin nefeslerini dinlemiş, teni tenine değmişti.
Bunu normal arkadaşlar yapar mıydı?
Saat 10:51. Diğerleri uyurken ilk uyanan Elif oldu. Yataktan kalktı. Odadan çıkarken adımları durdu. Kafasını yavaşça soluna çevirdi. Ve onları gördü.
Yiğit sırtüstü yatıyor, Zehra ona yandan sarılıyordu.
Bu görüntüye sabah mahmurluğunun etkisiyle gülümseyip geçti. Şu anda kendinde olsaydı çığlığı basar herkesi uyandırırdı.
O mutfağa giderken, Zehra gözlerini yavaşça açtı. Yüzünün çok yakınında Yiğit'in yüzü olmasını beklemediği için gözleri fal taşı gibi açıldı ve koltukta oturur pozisyona geldi.
Yiğit hâlâ uyuyordu. Açık kahverengi saçları dağılmış, alnına dökülüyordu.
Onlar gece boyunca birlikte yatmışlardı.
Aynı koltukta...
Sadece bu bile Zehra'yı çileden çıkarmaya yeterdi.
Bir kaç saniye durumu idrak etmeye çalıştı. Ardından sesini kontrol edemeden bağırarak "Ben buraya nasıl geldim?!" dedi.
Sesi duyar duymaz Elif mutfaktan çıkıp içeriye girdi. Sanki bir film izliyormuş gibi ablasının yanına oturdu.
Onun bağırışıyla Siena ve Mert korkudan hemen uyandı. "Ne oluyor ya sabahın köründe?" dedi Mert daha ayılamadan.
Siena saçını gözünün önünden çekti. "Zehra iyi misin sen?"
Elçin gözünü ovuşturuken üzerindeki pikeyi üstünden attı ve hafif şiş gözlerle ikiliye baktı.
Yiğit bir süre uyanmadı. Hatta hiç kıpırdamadı bile. Zehra eliyle şşt yaparmış gibi Yiğit'in omzuna bastırdı ve onu dürttü.
"Alo? Kalksana!"
En sonunda Yiğit kıpırdamadan sadece gözlerini açarak ona baktı.
"Heh?" dedi Yiğit şaşkınca. Sanki o kendi kendine onun yanına gelmiş gibi.
Yavaşça koltukta doğruldu ve bağdaş kurup yarı açık gözleriyle Zehra'ya baktı.
"Neden cin görmüş gibi bağırıyorsun bu saatte?"
Zehra daha fazla dayanamadı ve Yiğit'in sol elinden kaptığı gibi onu yataktan kaldırdı. Mutfağa doğru sürükledi.
İşte şimdi o beklenen an geliyordu.
Güzel bir gece geçirdiler şimdi bunu ödeme vaktiydi.
Onlar mutfağa giderken Zehra içeriye "Sakın kapıya yanaşmayın!" diye bağırdı.
Diğerleri ağızlarını açamadılar. Ne olduğunu bile anlamadan birbirlerine baktılar. Elçin bakışlarını, gürültülü bir şekilde kapanan mutfak kapısından çekerek Mert ve Siena'ya baktı.
"Az önce ne oldu?"
Yiğit'i mutfağın ortasına âdeta fırlattı. Kapıyı kilitledi.
Kollarını göğsünde birleştirdi ve direkt ona baktı. Bakışları yorgun ve ifadesizdi. Belki de biraz sinirli.
O ise hiç birşey demeden ona bakıyordu.
"Bana bak lan! Umarım dişe dokunur bir bahanen vardır. Yiğit, ben neden senin yanındaydım?"
Yiğit önce bakışlarını kaçırdı sonra bıkkın bir nefes verdi. Bir eliyle ensesini ovuşturdu.
Ne diyebilirdi ki? Onu o hâlde bırakamazdı. Hem kendiside uykuluydu. O zaman gerçekten ne yaptığını ve sonunda neler ile karşılaşacağını tahmin etmemişti.
Ne sevgili ne de arkadaşlardı. Aralarında çok garip bir ilişki vardı. Yan yana olduklarında çok fazla konuşmasalarda en azından birbirlerini görmezden gelmiyorlardı. Bazen.
Arkadaşları ile birlikte bahçeye indiklerinde hep yana yürür, birbirlerine yakın otururlardı. Derslerde göz göze gelir ama asla bunun hakkında konuşmazlardı.
Bir keresinde, dokuzuncu sınıfların yaptığı bir etkinlikten dolayı ders saatleri değişmişti. Teneffüs olmadan iki blok ders işlemişlerdi. Hemde kimya.
Sıkıntıdan sınıfın yarısı uyumuş, diğer yarısı ise kalan son enerjileriyle bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Zehra ve Yiğit o derste sıkıntıdan birbirleriyle, not kağıtları aracılığıyla konuşuyorlardı.
Çok sıkıldım. -Yiğit
Bende. -Zehra
Teneffüste çay alıp bahçeye çıkalım mı? -Yiğit
Olur. Ben diğerlerine söylerim. -Zehra
Tamamdır. -Yiğit
Başkaları olsa sadece bu konuşmadan bile o ikisinin birbirinden hoşlandığını düşünürdü. Ama onlar başkaları gibi düşünmüyorlardı.
İkiside fazla konuşmaz her şeyi içlerinde yaşardı. Belkide onları bir araya getiren şeyde buydu. Bitmek bilmeyen bir sessizlik.
Aslında hiç susmadan konuşmak istiyorlardı ama onların bunu yapmasını engelleyen bir şey vardı. Ne olduğunu bilmedikleri bir şey.
"Sana söylüyorum! Biz neden birlikte uyuduk?"
Yiğit kendini daha fazla tutamadı. Sakin olmaya çalışarak konuşmaya başladı.
"Sandalyede uyuyamazdın. Boynun tutulacaktı."
"Sende beni kendi yanına aldın öyle mi? Öyle bıraksaydın. Ne olacaktı sanki? Gerçeği söylemiyorsun da 'boynun tutulacaktı' diyorsun."
Zehra'nın gerçekten kastını ikiside çok iyi biliyordu.
"Bir cevabın yok mu?"
Normalde sinirli bir insan değildi Yiğit. Ama bazı konularda kendini tutamıyordu.
"Sana sadece şunu söyleyeceğim Zehra."
Derin bir nefes aldı ve verdi. Elinde olmadan sinirli bir şekilde sesi yükseldi.
"Bana ihtiyacın olduğunu düşündüm tamam mı!? Uyurken 'Yiğit... Gitme...' diye sayıklıyordun! O anda ne yapmamı beklerdin!?"
Zehra dondu kaldı. O anı hatırlar gibiydi. Ama silik bir anıdan başka bir şey değildi. Gelecekte, belki hiç hatırlayamayacak belki istese de unutamayacaktı.
O sesini yükselttiğinde geri durmadı. Kaçmadı. Tıpkı onun gibi sesini yükselterek karşılık verdi.
"Bahanen bu mu yani!?"
Yiğit o lafını bitirdiği anda aceleyle "Bahane falan değil. Gerçekten söyledin" dedi.
Sesinin tonunun ciddiyetinden gerçeği söylediğini anladı.
Bu ikinci şok oldu onun için. Kafasını hafifçe eğip, sırtını buzdolabına yasladı ve yavaşça yere çömeldi.
Zehra aksini söylesede kendi bilinçaltı ona çaktırmadan Yiğit'i hayatında özel bir yere koymuştu.
Kızlar bir yanda, Mert ve Batu bir yanda, Yiğit ise tek başına bir yandaydı.
Mesela onun yanında, göstermesede kendini daha rahat hissediyordu. Hatta bunu kendisi bile yeni fark etmişti.
"Önce gitme diyorsun sonra da niye buradasın diyorsun. Hangisini yapayım söyler misin?"
Ona cevap vermedi. Bu gerçekle yüzleşmekle meşguldü. Yiğit onun sağ yanına çömeldi.
"Kabullenmesi zor biliyorum ama bir şans veremez misin bize?"
Bunu duyduğu anda kafasını ona çevirdi.
Gözleri dolmuştu.
Yiğit onu bu halde görünce içten içe kendine sövdü. Gözlerini silip ona sarılmak istedi. Ama yapamadı. Tek yapabildiği ona pişman gözlerle bakmaktı.
Ve "Özür dilerim. İyi misin? Çok mu sert konuştum?" diyebilmekti. Bunu söyleyebildi en azından.
Bir kaç saniye bir şey demeden birbirlerine baktılar.
Zehra göz yaşının yanağına düşmesine izin vermeden hemen sildi.
"Sen buna kendin inanıyor musun cidden? Onlar gibi olamayız. Mert ve Siena gibi sadık, Elif ve Batu gibi masum olamayız. Ama sen olabilirsin. Başka biriyle..."
Sona doğru sesi kısıldı ve devam edemedi. Kafasını çevirip önüne baktı.
"Başka biri yok Zehra. Olmayacak."
"Olsun çünkü ben sana göre değilim. Ben önemsediğim kimseyi kurtaramadım. Aynısının sana da olmasını istemiyorum. Birini daha kaybetmek istemiyorum."
O son dediği söz içinde bir sıkıntı oluşturdu Yiğit'in.
"Birini daha kaybetmek istemiyorum."
"'Birini daha' derken ne demek istiyorsun?"
Derin bir nefes aldı.
"Babamı ve dedemi kaybettiğimde beşinci doğum günümü yeni kutlamıştım."
Yiğit bunu duyunca kafasını ondan çevirdi ve tek eliyle yüzünü ovuşturdu.
Bu kabullenmesi çok ağır bir yüktü. Yapayalnız kalmış gibi hissediyordu.
Geceleri uyuyamıyor, kafasındaki sesleri susturmak için ya askeri dizi izliyor ya da sadece müzik dinleyip tavana bakıyordu.
"2003 Kars. Lunapark eylemi."
Yiğit bu eylemi biliyordu. Birkaç ay önce internette önüne çıkmıştı. Ama Zehra'nın orada olduğunu bilmiyordu.
Böyle masum ve güzel bir kız, nasıl olur da böyle insanlık dışı bir olayla yetim kalabilirdi? Aklı almıyordu.
Yiğit bunları duyduğunda bile gözlerinin dolmaya başladığını hissetti. O ise yıllardır bu gerçekle sınanıyordu.
Zehra'nın neden böyle karanlık bir enerjiye sahip olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu.
Kendini toparladı ve ona döndü.
"Peki ya annen? Ona ne oldu?"
"Bana onların ölümünden ben sorumluymuşum gibi muamele yaptı. Benim ihtiyaçlarımı umursamadı. Beni görmezden geldi. Sanki o eylemde eşini ve babasını kaybeden tek kişi oymuş gibi."
Bir an duraksadı. Sonra devam etti.
"Onun yapamadığı anneliği bana anneannem yaptı. Son bir haftadır da eve gelmiyor. Arada bir anneannem geliyor eve. Onun gelmediği günlerde ben kendi kendime geçindim."
Kafasını çevirdi ve Yiğit'e baktı.
"Ben çocukluğumu yaşayamadım Yiğit. Beni sevenleri kaybettim. Sanki lanetlenmişim. Senden nefret etmiyorum. Ama lütfen benden uzak dur."
"Beni kaybetmeyeceksin. Söz veriyorum."
Zehra siniri bozulmuş gibi kıkırdadı.
"Bunu nereden bilebilirsin ki? Nereden bileceğim benimle konuşurken başka birini düşünmeyeceğini?"
Birkaç saniye sessiz kaldılar. Aslında haklıydı. Nereden bilecekti? Ona bu yüzden ısınamıyordu işte.
Sessizliği bozan Yiğit oldu. Bakışlarını kaçırdı.
"Doğru. Bilemezsin."
"Bak. Kendin bile kendine güvenmiyorsun."
Tekrar sessizlik oluştu.
Bir dakika bile sürmeyen bu sessizlikten sonra Zehra kafasını geriye yasladı ve gözlerini kapattı. Derin bir nefes verdi.
"İkimizin de yalnız kalmaya ihtiyacı var."
Yiğit yavaşça yerinden kalktı. Kapıya doğru yöneldi. Kapının kilidini çevirdi ve omzunun üstünden hâlâ yerde oturan Kül Çiçeği'ne baktı.
Yanmış, harap olmuş bir çiçekti Zehra. Kökleriyle toprağa tutunan ama yaprakları ateşe verilmiş bir çiçek...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |