
Saat 11:18.
Okulda üçüncü ders bitmişti. Sıramda kafamı koymuştum. Uyumaya çalışıyordum ama uyuyamıyordum. Dün gece gözüme bir gram uyku girmemişti. Mert'i kaybetme ihtimali bile beni çok korkutuyordu.
Zehra önümdeki sırasının sandalyesini ters çevirmiş, bana bakıyordu. Elif'te sandalyesini yanıma kadar çekmiş, yanımda oturuyordu.
Ek olarak artık yanımızda Arza ve Elçin de vardı. Artık bizimle arkadaşlardı. Hem Yiğit ve Elif'e olan yakınlıkları düşünülecek olursa bizimle kalmaları daha iyiydi. Sorun etmiyordum.
Hatta iyiki gelmişlerdi. Arza'yı bir kaç kere okulda görmüştüm. Hastanede olan zamandan bu zamana kadar kafamızı dağıtmak için biraz sohbet ederek onları tanıdık. 9 - B deydi. Aslında çok tatlı kızdı. Gülümsemesi, çilleri, gözleri...
Gözleri sıradışıydı. Konuşurken öyle laf arasında ona gözlerini sormuştum. Doğuştan heterokromi göz hastalığına sahip olduğunu ve bu durumun görüşünde herhangi bir sorun oluşturmadığını ama gözlerini sevmediğini söylemişti.
Bence o kadar güzeldi ki. Ve saçlarının rengide doğuştan bakır kahveymiş. Her şeyiyle çok tatlı ve güzel bir kızdı. Ona aşık olmayan erkekte hani ne bileyim ya.
Ve benim ruhumdan bir parça taşıyordu. Henüz arkadaşı yoktu. Biz onun arkadaşları olduk.
Aynı Arza gibi Elçin'i de okulda bir kaç kere görmüştüm. O kendisine abla denmesine gerek olmadığını söylüyordu. Elif'ten bir yaş büyüktü ama neredeyse Elif'in kopyasıydı. Onunkinden biraz daha koyu renkte olan kumral saçları vardı. Ama Elif'in aksine, onun gözlerinde sarı yoktu. Yeşil ağırlıklı ela gözleri vardı.
Aslında onun arkadaşları varmış ama Elçin'e bir olaydan dolayı iftira attıkları için onlarla iletişimini kesmiş. Şimdi bizle mutlu
gözüküyordu.
Ve sohbet ederken Zehra'nın bana ettiği teklifi onlara da sundum. Keyifle kabul ettiler.
O günü iple çekiyordum. Ama Mert hayatta kalmazsa bunu yapamayacaktık.
Hayatta kalması lazımdı. Benim için bunu yapmak zorundaydı. Hâlâ orada yaşam mücadelesi veriyordu.
Doktoruyla konuştum. Eğer bir aksilik çıkmazsa bir ay sonra taburcu olup evine gidebilirmiş. Evinde de beş gün boyunca istirahat etmesi gerekiyormuş. Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Ama Mert'in
evde durmayacağını biliyordum. 'Ben iyiyim' der kalkardı. Onun iyi olduğunu görmek benim için en önemli şeydi.
Bunu yapanı bulacaktım. Ayfer Hanımla beraber uğraşıp bu işi çözecektik.
Biri koluma dokundu. Kafamı kaldırdım. Tatlış Arza'ymış. Onu görünce gülümsedim. Ama o bana hüzünlü ve birazda utanmış bir
şekilde bakıyordu.
"Siena tamam. Yeter kendini bu kadar kahrettiğin. Mert o hastaneden sapasağlam bir şekilde çıkacak. Sende biliyorsun."
Gülüşüm soldu. Kafamı birleştirdiğim kollarımın üstüne koydum.
"Biliyorum. Ama..."
"Ee?"
Ofladım.
"Onu kaybetme ihtimali beni deli ediyor."
Önüme baktım. "İlk başlarda ondan nefret ediyordum ama sonra... Sürekli onu düşünmeye başladım. Sonra da ona aşık oldum. Şimdi vicdan azabı çekiyorum. Neden ona daha önce söylemedim ki? Hâlâ ondan nefret ediyorum ama aynı zamanda onsuz yapamazmışım gibi hissediyorum. Kendime söz verdim. Bir iyileşsin ona asla soğuk yapmayacağım."
Kimse konuşmadı. Ortamda sadece bahçeden gelen sesler ve koridordaki öğrencilerin konuşmaları vardı.
Zehra duygusuz bir ses tonuyla sessizliği bozdu.
"Bizim erkeklerde yıkıldı ya. Ortalıkla yoklar. Kendi kabuklarına çekildiler."
Doğruldum ve sıramda oturur pozisyona geldim. Ellerimi birleştirip dizlerimin üstüne koydum ve Zehra'ya baktım. Siyah gözleri karanlığa boğulmuş gibiydi. İçinde hiç bir duygu yoktu.
"Bahçeye mi çıksak? Biraz hava alalım."
Sınıftan çıkıp koridorları geçtik ve bahçeye indik.
Bahçede bizim her zaman oturduğumuz kamelya doluydu. Gözlerimi kısıp oturanlara baktım.
Bu o kızdı. Mertle sevgili olduğunu iddia eden kız ve onun beş para etmez arkadaşları.
"Bizim kamelyamıza çökmüşler" diyerek kızların dikkatini oraya çektim.
"O kız" dedi Elif bıkkın bir sesle.
Onların biraz uzağından geçtik ve başka boş bir bank bulduk.
Ben ortaya, Elif soluma, Elçin Elif'in soluna, Zehra sağıma, Arza da onun sağına oturdu.
Oturduktan sonra onlar duymasın diye alçak bir sesle konuştum. "Bir şey diyeceğim. Bu kız Mertle sevgili olduğunu söylemişti. Madem onun sevgilisi neden hastanede yanında değildi o zaman?"
Elif nadir görülen normal ile ciddi bir ton arasında "Bak işte. Seni kıskandırmak için yapıyor. Mert'in ondan haberi bile yoktur kesin. Hatta bence Mert onun isminden başka bir şey bilmiyordur."
Bakışlarımı o kızdan Elif'e çevirirken "Haklı olabilirsin" dedim.
Karşıma baktım. Sol köşedeki bir bankta Batu ve Yiğit vardı. Boşluğa bakıyorlardı.
Solumdaki Elif'e baktım. "Elif, Batu'nun yanına gitmeyecek misin? Hadi git onu teselli et. Yıkıldı çocuk."
Elif bana döndü. "Emin misin? 'Siena'nın yanına git, onu sakinleştir' derse?"
Gülümsemeye çalıştım. Elimle onun omzunu sıvazladım. "Ben iyiyim Elif. Biraz beraber vakit geçirin."
Hafifçe gülümsedi ve "Tamam gidiyorum" diyerek yanımızdan ayrıldı. Erkeklerin olduğu banka yöneldi.
Onun gelişini gördüklerinde kafalarını kaldırıp Elif'e baktılar. Yiğit, Elif'e baktıktan sonra onun arkasına baktı. Bizim oturduğumuz yere... Zehra'ya baktığına eminim.
Zehra 'ya bakmak için kafamı sağa çevirdim ama o da ileride bir yere bakıyordu.
Yiğit'e bakıyordu. Birde 'ben sevgili aramıyorum' diyordu. Bunlar çoktan işi pişirmiş.
Yaklaşık beş saniyelik bir bakışmanın ardından Zehra Elçin'e döndü ve sanki az önce hiç bir şey yaşanmamış gibi "Siz ne olmayı düşünüyorsunuz? Arza? Elçin?" diye sordu.
Elçin ona döndü ve kısık gözleriyle hafifçe gülümseyerek konuşmaya başladı. "Ben dil bölümünü seçtim. Eğer başarılı olursam İngilizce öğretmeni olmak istiyorum. Birde dünyayı gezmek hayallerimden biri. Peki siz?"
Zehra ciddi bir tonda "Ben asker olmak istiyorum. Eskiden hukuk okumak isterdim ama artık asker olmayı kafaya koydum" dedi.
Hafif bir rüzgar esti. Gözümün önüne gelen saçımı omzumun üzerinden attım. "Ben cafe açıp işimin başına geçeceğim. Böyle küçük ama mütevazı bir kafe açmayı düşünüyorum. Tatlı yapıp kahve satacağım. Hatta Elif'te benim yanımda çalışmak istiyormuş."
Bunu duyunca Elçin sorgular bir şekilde kaşlarını çattı. "Bana neden söylemedi? Normalde böyle şeylerden haberim olurdu. Benden habersiz neler yapıyor bu kız? Sevgilisi olduğunu bile hastanede öğrendim."
Batu, Elif ve Yiğit'in oturduğu yere baktı. "Şuna bak sen! Biz kafamızı kitaplardan kaldıramıyoruz o gidiyor sevgili yapıyor. Hani anlamadığım şey de şu. Ben gelmişim şu yaşıma bir tane bile sevgilim olmadı..." Bıkkın bir nefes verdi. "Neyse."
Bu isyanına hafifçe kıkırdadım. Zehra dirseklerini dizlerinin üstüne koydu. Ama sanırım yere bakıyordu.
Arza'yı da merak ediyordum. Biraz öne gelip Arza'ya baktım. Sessiz sakin oturuyordu. "Arza senin için daha erken ama meslek hayalin var mı?"
Etraftaki insanlara bakarken sözüm üzerine bana baktı ve gülümseyerek "Ben keman kursuna gidiyorum. Belki ileride müzik öğretmeni falan olurum."
Başımı salladım. "Umarım olursun."
Zilin çalması üzerine yukarı çıktık.
Çıkışta Mert'in yanına gidecektim. Gözlerini açmış olmasını ümit ediyordum.
***
Son dersteydik. Matematik dersiydi ve ben hiç bir şey anlamıyordum. Aslında yapabiliyordum ama Mert'ten dolayı kendimi derse veremiyordum. Odağım dışarıdaydı.
Kafamı sağa çevirip Batu ve Yiğit'e baktım. Onlarında benden farkları yoktu. Batu elindeki kalemi çevirip duruyor, Yiğit de defterini karalıyordu.
Hoca da kendi halinde akıllı tahtadan soru çözüyordu ama ortamdan ses seda çıkmıyordu.
Çıkış zilinin çalmasına az kalmıştı. Hoca tahtayı kapatırken "Toparlanabilirsiniz" dedi ve sınıftaki herkes toparlanmaya başladı.
Beden hocamız Mert'in durumundan dolayı o aramıza dönene kadar voleybol kursu yapmayacağını söylemişti. O yüzden direkt hastaneye gidecektim.
Sınıftan çıktık. Bizi kapının önünde bekleyen Arza ve Elçin ile birlikte bahçeye indik.
Arza Yiğit'i bekleyeceğini söylediği için bizden ayrıldı ve bahçede abisini beklemeye başladı.
Biz ise kalanlarla birlikte okuldan ayrıldık. Onlar evlerine gitti ben ise yaralı kara kedime.
***
Hastanenin dezenfektan kokan koridorlarında onun odasına doğru yaklaşıyordum.
Acaba gözlerini açmış mıydı? Şu anda gözlerini açıp bana bakmasını o kadar istiyordum ki.
Onun odasının önüne geldiğimde açık olan penceresinden ona baktım. Yüzünde hâlâ oksijen maskesi vardı. Yanında bir doktor ve bir hemşire vardı.
Ve gözleri açıktı. Aa! Şu an ona sarılmak istiyordum. Onu görünce gerçekten içten bir şekilde gülümsedim. Günüm şenlenmişti âdeta.
Kafasını pencereye doğru çevirdi ve beni gördü. Beni görünce gözleri kısıldı ve gülümsedi.
Doktor odadan çıkarken onu kapıda yakaladım. Beni görünce duraksadı. "Doktor bey onu görebilir miyim?
"Tabiki hanımefendi." Yanımdan ayrıldı.
Kapının önündeki açık kapıdan birbirimize bakıyorduk. Gülümsemesi derinleşti. "İçeri girmeyecek misin?" Sesi kalınlaşmıştı. Bu yutkunmama neden oldu.
Yavaş adımlarla, bakışlarımı ondan çekmeden ona yaklaştım. Kapıyı kapatırken bile gözlerimi kaçırmadım.
Sağ yanındaki boş sandalyeye oturdum. Daha formalarımı bile çıkarmamıştım.
Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre boyunca sadece birbirimize baktık. O yüzünde bir gülümsemeyle, ben ise hafif bir hüzün ile.
Elini tuttum. "İyisin değil mi? Bir şeye ihtiyacın var mı? Hemen getiririm. Gerçekten bir soru yok değil mi?"
Bu sorularım üzerine daha da güldü.
"Ben iyiyim Sincap. Ufak bir sakatlık diyelim. Öyle hemen yıkılmak bana göre göre değil. İki üç haftaya ayağa kalkarım."
Kaşlarım çatıldı. En az bir ay kadar burada kalması gerekiyordu.
"Hayır. Ben doktorla konuştum. Bir ay boyunca burada kalman gerekiyor. Acele etme."
Elimi kavrayıp sıkıca tuttu ve her zaman ki alaycı gülümsemesiyle direkt yüzüme baktı.
"Şaka yapıyorum Siena. Hastaneden kaçacak değilim."
Gülümsemesi soldu ama elimi bırakmadı.
"Sen beni neden bu kadar merak ediyorsun? Hangi dağda kurt öldü?"
Bakışlarımı kaçırdım ve yanındaki ses çıkaran nabız cihazına baktım.
"Mert. Bunu sana daha önce söylemeyi planlıyordum ama... Fırsat olmadı. Veya üşendim. Ne dersen de. Söyleyemedim işte."
Bu sefer ona baktım.
Yüzünde sorgular bir ifadeyle benim ağzımdaki baklayı çıkarmamı bekliyordu.
"Ben aslında seni çok seviyorum Mert. Okulun başından beri. Ceren okuldan gittiğinde bile." Boğazıma bir taş oturdu sanki. Gözlerim dolmaya başladı.
"Hiç bir zaman senden vazgeçmedim. Ama hiç belli etmedim." Kafamı eğdim.
"Özür dilerim." Gözümden bir damla düştü.
Parmaklarını çenemde hissettim. Çenemden tuttu ve kafamı yukarı kaldırdı. Gözlerine baktım. Üzgün bakıyordu bana.
"Neden özür diliyorsun? Böyle şeyler olabilir. Geçti gitti. Biz artık ileriye bakalım. Bundan sonra önümüzde iki yol var. Aramızda hiç bir şey yaşanmamış gibi mi yapacağız yoksa-"
Devam etmesine izin vermeden "Ben seninle beraber devam etmek istiyorum."
Gözlerim hâlâ doluyken gülümsedim.
Çenemi bıraktı ve gözlerinin içi parlayarak bana gülümsedi.
"Seni seviyorum Sincap."
Bir damla daha aktı gözümden. Ama yüzümde güzel bir gülümseme vardı.
"Seni seviyorum Mert."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |