
O ikisinde bir tuhaflık vardı.
Zehra'nın evine gitmemizin üzerinden iki gün geçmişti. Günlerden pazartesi, dördüncü dersteyiz. İngilizceydi.
Hocamız - en sevdiğim hocam - bize çözmemiz için B1 ile B2 arasında olan birkaç tane test çıktısı almıştı.
Sınıfta kimse konuşmuyordu. Sadece kalemlerin hareketlerinin zor duyulan sesleri ve dışarıdan gelen kuş sesleriyle birlikte rüzgarın hafif uğultu sesi duyuluyordu.
Ancak en sevdiğim ders olmasına rağmen kafamı veremiyordum.
Zehra ve Yiğit'in o hallerini gördükten sonra içime bir sıkıntı çökmüştü. Mutfakta ne konuştuklarını duyamamıştık ancak ne konuşmuşlarsa ikisini de boşluğa sürüklemiş gibi gözüküyordu.
Cuma gününden önce şimdi olduklarından daha samimiydiler.
Kafamı kaldırdığımda Zehra'nın sırtını kaplayan siyah saçları ile karşılaştım. Arkası dönük olduğu için yüzünü göremedim ama ellerinin hareketlerinden rahat olmadığı belliydi.
Önündeki çıktı kağıdının köşesini, uçlu kurşun kalemiyle ileri geri hareket ettirerek siyaha boyuyordu.
Açık, neredeyse beyaz olan teni daha solgun gibiydi. Uzun, ince parmakları baya hızlı hareket ediyordu. Sadece karalıyordu.
Sağıma baktım. Elif elindeki kalemi çevirip duruyor ama bir şeyler yazmıyordu. Onun yapabileceğini biliyordum. İngilizcesi o kadar da kötü değildi.
Ama ben neden odaklanamıyorsam o da o sebepten odaklanamıyordu. Diye düşünüyorum.
Birinin bakışlarının bana döndüğünü fark ettiğimde ona döndüm.
Mert.
Göz teması kurarak iletişim kurma gibi bir özelliğimiz vardı.
İkiside iyi değil. Ne yapmalıyız?
Dedim dudaklarımı sessizce oynatırken.
Rehberlik servisine götürsek... Gelmek istemezler. Hem zaten o hocayı da hiç sevmiyorum.
Hafifçe kaşlarımı çattım.
O da sesli konuşmadan, sadece göz temasıyla kendini anlatmaya başlamıştı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |