1. Bölüm

1.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

 

2015 Eylül - İstanbul

İnsanın en çok istediği şey, bir zaman sonra en istemediği şey olabilir miydi? Asla ayrılmak istemediği bir yer, terk etmek için canını verebileceği bir yere dönüşebilir miydi?

Sanırım olabiliyormuş. En korktuğum şeylerden biriydi diyebilirdim. Onca zaman sonra İstanbul'a geri dönmek...

Sadece bir yıl olmuştu buralardan gideli ama bana sonsuzluk gibi gelmişti . Ne çok eğlenmiştim bir yıl içerisinde. Şimdi ise babamın ait olduğumuz yer burası dediği yere geri dönmüştük.

Yeni-eski penceremin camını açmış, dirseğimi camın çerçevesinin gerisine dayamış, elimle çenemi tutmuş, yanında; etrafı ağaçlarla çevrili, küçük bir park olan sokağa bakıyordum. Kafamı yavaşça yukarı kaldırdım Güneş batmak üzereydi. Etrafta kuş sesleri, gökyüzünde ise kırlangıçlar vardı. Büyük ihtimalle saat sekize geliyordu. "Siena! Hadi kızım yemek hazır" diye mutfaktan bana bağıran annemin sesiyle arkamı döndüm.

Evet ben Siena Asya Yücel. Bende ona cevaben, "Birazdan geliyorum" dedim. Pencerenin kenarından ayrılıp şifonyerime doğru yöneldim ve aynadan kendime baktım.

Doğuştan turuncu rengindeki saçlar, turuncu kaşlar ve kirpikler, koyu yeşil gözler, beyaz bir ten, bir gözümün altından diğerine kadar uzanan çiller, küçük bir burun, altı üstünden daha dolgun olan dudaklar.

İnsanlar bana peri masalından çıkmış gibi diyorlar ama ben kendimi o kadar da güzel bulmuyordum. İnsanların bu söylemlerine abartmaya gerek yok diyerek geçiştiriyordum.

Şifonyerimin üstünde duran kiremit rengindeki tarağı alıp saçımı taramaya başladım. Tarakla işim bitince kıskaç tokamla topuz yapmak için tarağımı bırakıp tokamı aldım. Saçımı topladıktan sonra odamdan çıktım ve mutfağa doğru ilerledim.

Mutfağa adımımı attığımda ilk gözüme çarpan başından sonuna kadar en sevdiğim yemeklerle donatılmış masa oldu. Annem yine döktürmüş. Bugün bize misafir de gelmeyecekti. Acaba neden bu kadar çeşit yemek yapmıştı?

Sonra da annem gözüme takıldı. Neredeyse benim kopyamdı. Aynı saçlar, aynı gözler. Hiç bir şey söylemeden sandalyeye oturdum. Annem de benim önüme boş bir tabak koydu. Sonra da kendi önüne koydu ve sandalyeye oturdu.

Birkaç saniye ona baktıktan sonra sordum. "Anne neden bu kadar çok yemek yaptın bugün?" Kafasını şimdilik boş olan tabaktan kaldırdı ve yüzünde hafif bir gülümsemeyle sorumu cevapladı. "Yarın tekrar okulun ilk günü. Onun için biraz neşelen diye yaptım."

Harika. Tamamen aklımdan çıkmış. Yarın okulun ilk günü. Yeniden... Elimde olsa o okula hiç dönmek istemezdim. Lise ilk sınıfı İstanbul'da okumuştum. Sonra babamın işi için bir yıl İngiltere'ye yerleşmek zorunda kalmıştık. Bir yılı da orada okumuştum.

Ama beni asıl korkutan şey ise yakın arkadaşlarım olan Elif, Zehra ve Ceren'e telefon numaralarına sahip olmama rağmen gittimi söylememedi. Ama o haberi bana bile taşıdığındığımız gün vermişlerdi. Haberi aldığım zaman ise onlara söyleyecek bir durumda değildim. Aslında bir ara bir yılı İngiltere'de okuyacağımı, ondan sonra geri döneceğimi yazmak için telefonumu elime almıştım.

Ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Çok ani gerçekleşmişti her şey. O yüzden bana çok kızabilirler hatta beni tanımıyormuş gibi bile yapabilirlerdi.

Bu düşüncelerimden kurtulmak için bir elime tabak bir elime de bir kaşık alıp tavuk salatasından tabağıma koymaya başladım. Sıra sıra masadaki tüm yemeklerden azar azar tabağıma koydum.

O sırada ise babam sofraya geldi. "Oo, şenlik var galiba" diyerek bir sandalyeye oturdu. Annem ise ona da bir tabak uzattıktan sonra "Öyle. Yarın yeniden okulun ilk günü. Tüm bunlar Siena'ya" dedi hızlı bir şekilde. "Heyecanlı mısın kızım?" diye babamdan bir soru yöneltilince boşluğa baktığım için bir anlığına afalladım.

Kafamı ağırca onların tarafına çevirdim. Afallamanın etkisiyle " Ha... Evet. Baya" diyebildim. Ve onlara sahte bir gülüş attıktan sonra gülümsemem yerini duygusuz bir ifadeye bıraktı.

Çatalımla tabağımmdaki patatesi ileri geri hareket ettirirken annem bir anda boşta duran elimi tuttuğunda Ha?dermiş gibi ona baktım.

Babama baktıktan sonra "Bak kızım." diyerek konuşmaya başladı. "Seni gayet iyi anlıyoruz. Bir yıl sonra tekrar aynı yere geri dönmek biraz tuhaf gibi görünebilir ama insanlar bir kaç gün sonra bunu umursamayacaklar. Sanki hiç gitmemişsin gibi senle arkadaşlık kurmaya devam edecekler. Dert etme bu kadar." dedikten sonra elimi bıraktı ve yemeğini yemeğe devam etti. Bense hiç bir şey söylemeden onların yaptığını yaptım

Yaklaşık on beş dakika boyunca hiç birimiz konuşmadık. Yemeğimi bitirdikten sonra tabağımı tezgahın üstüne koydum ve "İyi akşamlar" dedikten sonra mutfaktan çıktım. Koridorda ilerlerken duvarda küçüklük fotoğraflarımı gördüm ama yakından bakmak için durmadım.

 

Odama ulaştığımda kapımı kapattım ve makyaj aynamın önünden kulaklığımı alıp çalışma masama oturdum. Kulaklığı taktıktan sonra en sevdiğim şarkıcılardan olan Rihanna'nın şarkılarından oluşan oynatma listemi açtım. Masamın yanında, içinde kimseye göstermediğim resimler olan defterimi almak için çekmecemi açtım. Defterimi açıp masama koydum.

En son takım elbiseli bir beyefendi çiziyordum. Annemin hadi kızım bana yardım et çağrısı yüzünden yarım kalmıştı. Masamın bir ucunda duran kalemliğimden çizim yapmak için kullandığım kalemimi aldım. Bir yandan çizim yaparken bir yandan da şarkının en sevdiğim yerini mırıldanıyordum.

I'm breakin' dishes up in here, all night

I ain't gon' stop until I see police lights

I'ma fight a man tonight, I'ma fight a man tonight

I'ma fight a man, a man, a ma-e-a-a-an

A man, a man, a ma-e-a-a-an, oh

 

Çizimi bitirdiğimde saat on ikiye geliyordu. Normalde daha geç saatlerde de uyuduğum olmuştu. Ama yarın erken kalkacağım için defterimi kapatıp çekmeceye koydum. Kilidini deliğe geçirdim ve kilitleyip anahtarı şifonyerimin ilk çekmecesine koyup çekmeceyi kapattım. Kulaklığımı kulağımdan çektim ve şifonyerimin üstüne koydum. Telefonumu şarja koyduktan sonra masa lambamı kapatıp yatağıma doğru yöneldim. Kafamı yastığa koyduğumda ellerimi karnımın üzerine koydum.

Acaba yarın neler olacaktı? Elif, Zehra ve Ceren beni affedebilecekler miydi?

Okulumuzun voleybol kursuna yazılmıştım.

Hafta içi kursu olmayanlar dört de çıkardı. Kursu olanlar ise iki saat daha okulda kalırdı. Umarım hiç bir şey değişmemiştir. Umarım sınıfımdan kimse gitmemiştir.

*** 

Sabah yataktan kalktıktan sonra yaptığım ilk iş banyoya gidip yüzümü yıkamak oldu. Ondan hemen sonra ise odama geri döndüm ve tekrar o formaları giydim. Şifonyerimin önündeki tarağımı alıp makyaj masa-ma oturdum ve turuncu saçlarımı taramaya başladım.

Dersin başlamasına daha bir saat vardı ama ben sabahları zar zor uyanabilmeme rağmen alarmmımı bir saat öncesine kurmuştum. Neden? Çünkü artık okula hazırlıksız gidemezdim. Geçen sene diğer okuldayken hazırlık yapmaz, yüzümü yıkar, saçımı tarar öyle giderdim.

Orada zaten forma zorunluluğu yoktu. Herkes istediğini giyip geliyordu. Pijamayla bile gelen vardı! Ama burası İngiltere değildi ve artık üstünkörü hazırlanmamam gerekiyordu.

Şifonyerimin üçüncü çekmecesinden saç düzleştiricimi aldım ve makyaj masamın yanındaki prize takıp düzlestiricimi masaya bıraktım. Makyaj masamın altında olan çekmecemi açtım. İçinden tint, maskara, dudak kalemi ve lip oil aldıktan sonra sanki çekmeceyle bir alacak verecek meselem varmış gibi sertçe kapattım. Aslında bu sinirim kendimeydi. Neden imkan varken onlara gerçeği önceden açıklamamamıştım ki.

Şimdi bunları düşünemezdim. Daha zamanın olmasına rağmen hareketlerim aceleciydi. Makyajımı yapmaya maskara ile başladım. Normalde makyaj yapmazdım. Yap- sam bile maskara sürmezdim. Doğru düzgün süremezdim bile. Ama bu gidişle maskara kardeşle her gün görüşeceğiz gibi duruyordu. Bende her gün görüşeceğimize hiç görüşmeyelim dedim ve maskarayı aldığım yere geri koydum. Diğer günlerde süreceğimi bilmeme rağmen.

Sürmeye üşenmiştim. Hemen tinti aldım, elmacık kemiklerimin üstüne ve dudağıma bir kere dokunurdum. Beyaz tenli olduğum için herşeyden aşırı az sürmem gerekiyordu. Yoksa palyaçodan farkım kalmıyordu.

İşaret ve orta parmaklarımla tinti yaymayı bitirdiğimde bir koku aldım. Düzleştiricimin yeterince ısındığının göstergesiydi bu. Hatta fazla bile ısınmıştı. Makyajıma sonra devam etmek adına malzemeleri bir köşeye ittim. Düzleştiriciyi bir elime alıp diğer elimle de saçımı tutarak saçımı düzleştirmeye başladım.

 

Bundan hiç hoşlanmıyordum. Yapılması zaman alan şeyleri beklemekten. Ben hep sabırsız biri olarak büyümüştüm. Hem sabırsız hem de üşengeçtim. Sabır gerektiren şeyler özellikle benim katlanamadığım şeyler listemdeydi.

Allahtan saçımı bir kere düzleştirmem yeterli oluyordu. Bir hafta boyunca saçım düz kalıyordu. Saçımı bitirdikten sonra makyajıma kaldığım yerden devam etmek için elime dudak kalemimi aldım. İki dudağımı da bitirdikten sonra lip oili de sürüp makyajımı tamamladım. Hazırlığım bitmişti ama ben kendimi hâlâ eksik hissediyordum.

"Siena! Kahvaltı hazır" diyen annemin sesini duyunca neden eksik hissettiğimi anladım. Daha kahvaltı yapmamıştım.

Düzleştiricimin fişini çekmek için uzandığımda kolumdaki morluğu fark ettim. Kimbilir yine nereye vurmuştum. Küçükken de böyleydim. Kolumu nereye çarpsam hemen morarırdı.

 

Fişi prizden çıkarıp mutfağa doğru ilerledim. Babam sofrada telefonuna bakarken annem de haşlanmış yumurtayı kesiyordu. "Günaydın" diyerek kendimi belli ettim. Babam gözlerini telefondan çekmeden "Günaydın kızım" diyerek bana cevap verdikten sonra çayından bir yudum aldı.

Annem masaya, üstünde haşlanmış yumurta olan tabağı koyduktan sonra önümde duran boş bardağıma çay koydu. Kendine de çay koyduktan sonra yerine oturdu.

 

Kahvaltı boyunca kimse konuşmadı ve on dakika sonra kendimi arabanın arka koltuğunda buldum. Babam sürücü koltuğunda annem ise yanında, çantasını kucaklamış bir şekilde dışarıya bakıyordu. Bende onun yaptığını yaptım. Dışarıya baktığımda gördüğüm her bir dükkan, market ve işletme adını içimden tekrar ettim.

Erdem Market, Mustafa Terzi, Ecrin Emlak...Tuhaf bir özelliğim daha. Araba yolculuklarında yapabileceğim eğlenceli maksimum şey buydu. Telefonuma da bakabilirdim. Ama bu bana daha sıkıcı geliyordu. Beş dakika sonra o ismi gördüm. Özel Büyük Başarı Koleji...

 

Araba, okulun kapısının önünde durduğunda annemin derin nefes verişini duydum.

"İşte geldik" diyerek söze başladı. Babam "Unutma" dediğinde kafamı ona çevirdim. "Gülümse ve korkma. Burada yabancı dedeğilsin. "

Bu konuşmalardan sıkılmıştım. Bıkkın bir nefes verip arabanın kapısını açtım. Adımımı dışarı attığımda annemin "Güle güle kızım" sesi kulağıma geldi. Kapıyı kapatırken okula sanki orta çağdan kalma bir şato görmüşüm gibi baktım. Dev demir kapının işlemesi çok detaylı ve büyüleyiciydi.

Arkadan arabanın uzaklaşma sesini duyduğumda arkama bakma ihtiyacı duymadım. Geriye sadece sanki bu okula yeni gelen bir mülteciye bakarmış gibi olan bakışları umursamadan ilerlemek kaldı.

Okulun içine girdiğimde bana dönen bakışları gördüm ve yapmam gerekeni yaptım. Hiç birine aldırış etmeden müdür yardımcısının odasını bulmak. Böylece sınıfım de-ğişmiş mi, değişmişse yeni sınıfım hangisi onu öğrenebilecektim.

Koridorda yürürken sol köşeyi döndüm ve müdür yardımcısının odasını gördüm. Odaya doğru ilerlerken koridorun diğer ucunda birbirleriyle konuşarak yürüyen Elif ve Zehra'yı gördüm. Ceren henüz gelmemişti sanırım.

Onları görünce bakışlarımı müdür yar-dımcısının odasına diktim. Adımlarımı hızlandırdım ve odanın kapısının önüne geldim. Umarım beni görmemişlerdir.

Kapıyı iki kere tıklattım. İçeriden Aslı Hoca'nın uza- tarak söylediği "Girin" sesini duyduğumda istemsizce yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. Kapıyı açıp içeri girdim ve o güzel kadını gördüm.

 

Beline kadar uzanan kahverengi saçlar, 0.75 gözlükler, uzun bir boy. Her zamanki gibi masasının başında bir dosyayı inceliyordu Aslı Hoca. Soğukkanlı ama nazik biriydi. Şu zamana kadar onun kahkaha attığını bile duymamıştım. Genellikle gülümserdi.

Buraya ilk geldiğimde alışmakta zorlanmıştım. Görünüşüm ile ilgili zorbalıklara uğramıştım. O zaman benden bir kaç adım geride, elleri arkasında bana kötü şeyler söyleyen-lere ciddi bir şekilde bakardı.Onlarda hemen uzaklaşırdı. Bu okuldaki kimse onunla tartışmak istemezdi.

Kimseye haksızlık yapılmasını istemezdi. Gözlerini incelediği dosyadan kaldırmadan "Hoşgeldin Siena" diyerek söze başlayan ilk o oldu. "Hoş buldum hocam" diyerek karşılık verdim. "Hocam ben size bir şey sormak istiyorum" dediğimde elindeki dosyayı bir kenara bırakıp ellerini masanın üstünde birleştirdi ve "Dinliyorum" dedi. "Benim şubem değişti mi acaba?" Az önce incelediği dosyayı tekrar eline aldı. "Hayır değişmedi. 11-A olarak devam edeceksin" dediğinde rahat bir nefes verdim. "Teşekkürler hocam" dedim ve kapıya yöneldim.

 

Odadan dışarı çıktığımda koridorda bir kaç tane öğrenci vardı ama Elif, Zehra ve Ceren yoktu. Fırsat bu fırsat diyerek koridorda ilerledim. Üst katın koridorunun sonuna geldiğimde sınıfımı gördüm.

Derin bir nefes verdim ve kararlı bir şekilde ilerlemeye başladım. Sınıfın kapısından içeri girdiğimde cam kenarında onları birbirleriyle konuşurken gördüm. Fatih, Murat, Emir ve Kaan. Beni fark ettiklerinde hepsi aynı anda bana baktı.

Bir anlığına yüzümde tuhaf bir şey mi var acaba diye şüphe ettim ama beklemediğim bir şekilde hepsi bana gülümsedi. Murat "Tekrar hoşgeldin Siena" dedikten sonra sıra sıra hepsi onu tekrar etti. Müdür yardımcısına söylediğimin aynısını onlara da söyledikten sonra boş bir sıra bulup oturdum.

 

Çoğu özel okulda olduğu gibi sıralarımız tekliydi. Böylece yanıma kim oturacak, onunla anlaşabilecek miyim derdim yoktu.

Çantamı sıramın yanındaki askıya taktım ve sırama oturdum. Cam kenarında bir yer seçmiştim. Böylece fizik dersinde bir şey anlayamaz duruma geldiğimde dışarı bakabilecektim.

Bölüm : 07.01.2026 19:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...