8. Bölüm

8. Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Artık her şeyin çözülme noktasına gelmiştik. Çıkış zili çalmıştı. Kimseye haber etmeden Ceren'i takip edecektim. Anneme arkadaşlarımla vakit geçireceğiz demiştim ama annem ve benden başka kimsenin bundan haberi yoktu.

Diğerleri eve gidecekti bende
köşeden sıyrılıp onu takip edecektim. Hazırlanmış, koridorda çıkışa doğru ilerliyorduk. Çıkışa geldiğimizde Elif ve Zehra yanımızdan ayrıldı. Bize dönüp aynı anda "Görüşürüz" dediler. Hızlı adımlarla bahçede ilerlediler ve okuldan çıktılar. Çoğunlukla
okuldan beraber çıkıyorlardı. Elif annesiyle beraber arabayla giderdi. Zehra'da tek başına yürüyerek.

İşime gelirdi.
Ceren bana döndü. "Sen gitmiyor musun?"

"Annem bugün geç gelecekmiş. Onu bekleyeceğim."

Boş bir bank bulma amacıyla önce sola sonra sağa baktım. Bizim sağımızda, her zaman oturduğumuz kamelyanın yanındaki bank boştu. Kafamla yapabildiğim kadarıyla bankı işaret etmeye çalıştım.

"Bak şuradaki bank boş. Ailelerimizi orada bekleyelim." Aynı anda kendimizi banka bıraktık.
Çantalarımızdan telefonlarımızı çıkardık. Instagram'a girdim. Şu anki gerginliğimi atmak için konuşan kedi videolarından fazlasına ihtiyacım vardı. Keşfetimde sıkılınca yapabileceğiniz kolay çizimler, Autumn Vibe
videoları, The Neighbourhood'un bir konser videosu ve bir adamın bir kızı tek koluyla kucağına alması falan vardı. Biraz keşfette gezindikten sonra Ceren ayağa kalktı.

"Ben tuvalete gidiyorum. Merak etme beni."
Tabiki merak edecektim. Ve o görmeden peşinden gelecektim.
"Tamam. Çok geç kalırsan eğer merak etmeyeceğim konusunda söz veremem."
Tebessüm etti bu cevabıma. Sonra arkasını dönüp ilerledi.

Okuldan içeri girdiği zaman harekete geçecektim. Bir dakika daha beklemenin ardından ayağa kalktım. İçeri girdim. Okulun içinde kimse yoktu. Bu kattaki tuvalete gir- miş olabilirdi. Tabiki tuvalete girmeyecektim. Bir köşeye yerleştim.

Buradan tuvaletin kapısını görebiliyordum. Görünen o ki Ceren içerideydi. Kafamı geri çektim ve bu
şekilde yaklaşık üç dakika bekledim. Sonra tuvalete doğru yaklaşan adım sesleri duydum. Kafamı hafifçe ileri uzattım. O anda anladım ki bu gün Ceren'i son görüşümdü.

Tuvaletin kapısının önünde siyah pelerinli biri vardı. Arkası bana dönüktü. Kız ya da erkek olduğunu buradan anlayamıyordum.
Ceren daha tuvaletten çıkmamıştı ama çıktığında hiç iyi şeylere şahit olacağını düşünmüyordum.

Belki de Ceren bu kişiyi daha önce görmüştü. Belki de Ceren bu kişi yüzünden böyle birine dönüşmüştü. Belki de onu bu hale getiren kişi tam da önümdeydi.

Ya da Ceren bu kişiyi ilk defa görecekti. Bilemezdim. Peki ya bu kişi bela üçlemesinden biriyse? Ya da bu pelerinli şahsiyet Mert'se? Ya da bu kişi Ceren'in bu halde olmasıyla doğrudan ilişkiliyse? Ben bu düşüncelerime yenisini daha ekleyecekken siyahlar içinde biri daha geldi. İlk gelen elemandan biraz daha uzundu. Yine onun kim olduğunu görememiştim. Yeni gelen eleman tuvaletin arkasında bir yere gitti ve kendini duvara yasladı. Kollarını göğsünde birleştirdi.
Pelerininin kapşonunu yüzlerine kadar çekmişlerdi.

Sonunda Ceren tuvaletten çıktı. Çıkar çıkmaz yerinde sıçraması bir oldu. Bir elini kalbinin üstüne yerleştirdi. Sonra da başını yere eğdi. Ellerini yumruk yaptı. Sonra tüm okulun içinde yankılanacak şekilde öfkeyle bağırdı.
"Daha ne anlatayım size? Bildiklerim bunlar. Bari bugün yapmayın son günüm olacak yoksa."

Ne? Bu kişileri daha önceden görmüşmüydü? Bildiklerim derken? Ona ne yapmışlardı ki? Yoksa boynundaki morlukları bunlar mı
yapmıştı? İlk gelen kişi konuştu.
"Her zaman daha fazlası vardır. Sen onun en yakınlarından birisin."

Bu kişinin sesini daha önce duymamıştım. Ayrıca kimin? Yoksa bahsettikleri ben miydim? Ama neden benden bahsetsinlerdi ki?

Duyduklarımı sindirmek için kafamı geri çektim ve kendimi duvara yasladım. Bir kaç saniye oraya bakmadım.

Sanki kilometrelerce koşmuş da nefes nefese kalmış gibiydim. Derin derin nefes aldım. Elimi kalbimin olduğu yere koydum. Kalbim artık daha hızlı atıyordu.

Ceren cidden gidecek miydi? Aslında gitse onun açısından daha iyi olabilirdi. Eğer bu kişiler ona daha önceki günlerde de bir şey yapmışsa sonraki günlerde de yapmayacaklarının garantisi yoktu. En azından kendini kurtarabilirdi.

Belki yeni okulunda bizden daha iyi arkadaşlıklar kurabilirdi. Tekrar ka-
famı oraya çevirdiğimde gördüğüm manzara karşısında nefesim kesilmiş gibi hissetmiştim.

Ceren'in gözleri kapalıydı ve tuvale-
tin arkasındaki eleman artık onun arkasındaydı. Ceren'in karşında duran kişi onu düşmesin diye kollarından tutuyordu. Sonra
onu okulun çıkış kapısına doğru sürüklediler. Okuldan tamamen çıktıklarında yerimden ayrıldım. Hızlı adımlarla çıkışa ilerledim.

*** 

Bahçede kimse yoktu. Siyah pelerinliler arka çıkışa doğru ilerliyorlardı. O kapıdan çıktıkları zaman okuldan çıkmış sayılıyolardı. Okulun tam arkasında olduğu için okula önden bakan biri göremezdi.

Ve o kapı kurumuş ağaçların olduğu pek az kişinin gitmek isteyeceği bir yere açılıyordu. Kapıdan geçtiler ve ilerlemeye devam ettiler. Arkala- rından sessizce takip ettim. İleride bir sandalye vardı.

Durdular. Ben kendime oldukça kalın bir ağaç bulup arkasına yerleştim. Kafamı uzattığımda bana ikinci bir şok daha geldi. Ceren gözleri kapalı bir şekilde sandalyede oturuyor, onu taşıyan kişiler nereden bul- duklarını bilmediğim hâlde bir koli bandıyla Ceren'in bileklerini sandalyeye bantlıyorlardı. Ve artık üç kişiydiler. Onları yandan gö-rebiliyordum. Kapşonları artık sadece yüzlerinin yarısını kaplıyordu. Yeni elemanları onları burada beklemiş olmalıydı.

Üçüncüleri Ceren'e yaklaştı. Ben Ceren'in sırtını görebiliyordum. Ama sonra ona yaklaşan, başını yerden kaldırdı. Bakışlarımız kesişti.

O kişi Mert'ti. Ve o an anladım ki kimse masum değildi. Sakladığım yerden çıktım. Dizlerim titriyordu. Ona yapılanlardan sonra Ceren'in bu şehirden taşınması onun hayrınaydı.

Arkama bile bakmadan okulun içine doğru koştum. Biraz koştuktan sonra arkamdan birinin bana doğru koştuğunu duydum.

Mert olduğunu düşünüyorum. Ceren'e bu yaptıklarından sonra onla olmamın ihtimali dahi yoktu. İstediği kadar peşimden koşsun. Okulun içine girdikten sonra soluklanmak adına durdum.

Arkamdan gelen koşma sesi de durmuştu. Arkamı dönmedim. Ellerim yumruk şeklini aldı. Mert kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
"Siena..."

Bu sefer arkamı döndüm. Mert kafasını sağa eğmiş çaresizce yere bakıyordu. Genzim sızlıyordu. Sanki boğazıma bir taş yerleştirilmiş gibiydi. Görüşüm hafiften bulanıklaşmaya başlamıştı. Ona doğru bir adım attım.

Hayatım boyunca bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyordum. Sanki yeşil gözlerim öfkeden koyu yeşile dönmüş gibi hissediyordum. İşaret parmağımı ona doğru uzat- tım onu işaret eder gibi. Bundan sonra dediklerimi ben bile beklemiyordum.

"È impossibile per te e per me stare insieme in ogni mondo e universo che ti viene in mente."

Seninle benim, düşünebileceğin her dünyada ve evrende birlikte olmamız imkânsız.

İmkansız yollar vardı bizim aramızda. Ucu bucağı gözükmeyen, git git bitmeyen.

Ben bile bu kadarını beklemediğimden ileri uzattığım elim titredi. Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı.

Kafasını hızlı bir şekilde kaldırdı. Yüzü korkma ve şaşırma arasında bir yerdeydi. Siyah gözleri küçülmüş gibiydi. Şaşkınlığımın yerini öfkeye bıraktım. İleri uzattığım elimi indirdim, diğer elimi yumruk yaptım. Ve hiç düşünmeden Mert'in omzuna bir yumruk çaktım. Yerinden bile kıpırdamadı.

"Sen bunu bana nasıl yaparsın?! Sen bunu o kıza nasıl yaparsın? Senin yüzünden Ceren'i bir daha göremeyeceğim. Gidecek
buralardan. Tam da diyordum ki 'Belki ona bir şans verebilirim' ama o şansı yok ettin. Bundan sonra bizim birlikte olmamız imkansız."

"Zaten gidecekti. Sen benden daha iyi biliyorsun."

"Hayır! Sen karışmasaydın belki de gitmeyecekti. Gerçi tek başına değildin. Batu ve Yiğit'i de mi planlarına ortak ettin? Neden şöyle masum bir kıza eziyet ettiniz? Neden? Neden söyle?!"

Kafasını eğdi ve bir kaç saniye sessiz kaldı. Sonra kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı.
"Senin için."
"Ne?"
"İzin ver açıklayayım. Onlar Batu ve Yiğit değil. Seni ilk gördüğümde dedim ki 'Ben bu kızı sevmeliyim. Ben bu kız olmadan yapamam'. Sonra da etraftan adam topladım. Senin hakkında bilgi toplamak için. Aslında kimseye zarar vermek istemezdim ama Serdar ve Kerem bunu bu şekilde yapacaklarını söylediler. Kaç kere söyledim onlara başka türlü yapamaz mıyız diye onlarda ya bunu bu şekilde yaparız ya da yapmayız dediler. Başka çarem yoktu." Bana doğru bir adım attı.

"Siena... Konuş. Bir şeyler söyle. Sessiz kalma. Kız, bağır çağır ama susma. Lütfen." Sesi çaresiz gibiydi. İstediği kadar çaresiz olsun yine de onu şans vermiyecektim. Gözlerimi kapatıp kafamı sağa eğdim. Derin bir nefes verdim. Bir adım daha yaklaştı.

Artık aramızda tek adımlık mesafe bile kalmamıştı.

"Ben..." Bir saniyeliğine duraksadım. "Ne diyeceğimi bilemiyorum." Gözlerimi açtım. Kaşlarımı çatıp öfkeyle "Ama bu yanına kalmayacak" dedim gözlerimi siyah gözleriyle buluşturarak. Yanından geçip gittim. Geçerkende omzumu omzuna çarpmayı ihmâl et-memiştim.

Hızlı adımlarla bahçeye çıktım. Çantamı alıp sırtıma taktığımda annemin arabasının korna sesini duydum. Adımlarımı hızlandırarak arabaya yaklaştım. Kapıyı açıp içeri girdim. Annem bu sefer bir şey demedi. Arabayı çalıştırdı ve yola koyuldu. Annemin görmeyeceğinden emin olduğum bir an ellerimi yüzüme kapattım ve dirseklerimi dizlerimin üstüne koydum. Bir kaç saniye boyunca böyle bekledim. Sonra telefonumu çıkardım. WhatsApp'a girip Ceren'e bir kaç mesaj yazdım. İnternetimi açmamıştımbzaten bir kaç dakika sonra eve ulaşacaktık.

O zaman Wi-Fİ ile iletilirdi.

CEREN 

CEREN

Sen iyi misin lütfen bir şey yaz bana.

Bir şey yaptılar mı sana?

Ne olur cevap yaz.

Mesajları yazdığımda araba evin önünde durdu. Hiç beklemeden dışarı çıktım. Anahtarım vardı. Annem de arkamdan geliyordu.
Asansöre binip ikinci kata bastım.

Dairemizin önüne geldiğimde anahtarla kapıyı ikinci denememde açtım. Ellerim titriyordu. Tabi
ki annem bunu görmemişti. Ayakkabılarını çıkarmakla meşguldü.

*** 

Kapıyı açtığımda ayakkabılarımı birbirine sürterek çıkardım. İlk ben girdim içeri sonra da annem. Kapıda asılı olan anahtarı çı-karırken "Anne bu akşam ki yemeğimi hazırlayıp bir köşeye koyar mısın? Biraz uyuyacağım" dedim.

Odama doğru ilerledim ve kapımı kapattım. Çantamı dolabımın altına âdeta fırlattım. Yatağıma oturup telefonumdan saat dokuza alarm kurdum. Telefonumu baş ucumdaki komidine koyduktan sonra kafamı direk yastığa gömdüm.

Yaklaşık yirmi dakika boyunca yerimde kıvranmanın ardından uyku beni kendine çekti.

Bölüm : 12.01.2026 21:50 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...