16. Bölüm

16.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

"Arkadaşlar, sayfa otuz altıdan kırka kadar ödeviniz" dedi edebiyat hocası. Ve son zil de çalmış oldu. O efsanevi park buluşmasının önünde sadece voleybol antremanı kalmıştı. Bu derste alıştırma maçı yapacaklardı.

Eşyalarını toplayıp hızla soyunma kabinlerine indiler. Formalarını giydiler. Bu sefer saçlarını açık bıraktılar.

Spor salonunu geldiklerinde Mert duvarla paslaşıyordu, sınıftan bir kaç kız da kendi aralarında paslaştıklarını gördüler. Kapıdan onların girdiğini gören Mert topunu aldı ve kızlara yaklaştı. Diğer kızlarda geldi ve hepsi ortada buluştular.

Mert Siena'ya bakarak "Bugün alıştırma maçı yapacağız. Zehra, Elif, Siena, Eda. Siz benim takımımdasınız. Kübra, Esra, Buse, Zeynep. Siz de diğer takımdasınız. Ben fileyi kurana kadar bir ihtiyacınız varsa giderebilirsiniz."

Arkasını döndü ve dağınık duran filenin yanına gitti. Eğilirken arkasından ona doğru gelen adım sesleri duydu. Fileye uzanırken eli havada kaldı. "Müsade var mı kaptan?" Siena'nın sesini duyunca gülümseyip derin bir nefes verdi.

Arkasını döndüğünde onu kollarını göğsünde birleştirmiş ona bakarken buldu. Onun kollarını onun gibi yaptı. "Buyur."

"Pardon da kimin yetkisine dayanarak beni sizinle aynı takıma koyuyorsunuz Mert Bey?" Gülümsemesi büyüdü Mert'in. "Bey ha? Bu kulaklar bunu da mı duyacaktı?"

"Senin kulağını si-"

Mert işaret parmağını Siena'nın dudağına götürdü. Siena'nın gözleri kocaman oldu. "Şş. Gerginliğe gerek yok Sincap." Parmağını dudağından çekti.

Hemen toparlanıp kaşlarını çattı. "Sincap mı? Başka lakap mı kalmadı?" Fileyi aldı ve Siena'nın yanından yavaşça geçti. Siena onu takip etti.

"Ben sorularımın cevabını alamadım. Beni neden seninle aynı takıma koydun?" Orta alana doğru geldi ve eliyle sürülebilir fileyi itti. "Hadi oyun başlayacak birazdan. Arkadaşlarına söyle." Ofladı Siena.

"Bir kerede doğru düzgün cevap versen ne kaybedersin?" Buna cevap vermedi Mert.

Fileyi tamamen kurdu. Kızlarda gelmişti. Herkes yerini aldı. Mert arka ortada, Elif solda, Siena sağda, Eda pasörde, Zehra Mert'in yanındaydı. Mert bir tuhaflık fark etti.

"Bekleyin. Siena sen pasöre geç." Siena ilk başta şaşırdı. Hatta bir kaç saniye yerinden kıpırdamadı. Çünkü pasörde Mert'in direk karşısında oluyordu. Eda ile yerlerini değiştirdi.

Mert elindeki topu karşındaki Siena'ya attı. Ama o Zehra'ya attı. Zehra'da karşıya. Zeynep topu Buse'ye pasladı oda tekrar Zeynep'e.

O da karşıya attı. Bu sefer önceki
maçlar gibi aksiyonlu değildi. Ama amaç çalışmaktı. Öyle de yaptılar.

Mert beş tane top atmışsa üçünü Siena'ya atmıştı. Böyle böyle bu dersi de bitirdiler.

"Arkadaşlar antreman bitmiştir. Toparlanabilirsiniz" dedi Mert. Artık parkta eğlenebileceklerdi. Tabi önce markete uğrayarak.

Siena bunu hatırlayınca gülümsedi ve arkadaşlarına baktı. Onlarda ona bakıyorlardı. Üçü spor salonundan çıktı. Soyunma odasına giderlerken Siena mutluluktan seke seke gitti.

Tabi onların arkasından Mert'in geldiğini bilmiyorlardı. Mert Siena'nın ceylan gibi seke seke gittiğini görmüştü. Âdeta içinde bir ateş gürledi. Yüreği ısındı. Gülümsedi ve soyunma odasına girdi.

*** 

Marketin kapısından içeri girdiğimizde ilk gördüğüm şey alıştırmalık bölümü oldu.

Üçümüz farklı bölümlere ayrıldık. Ben jelibonların olduğu yere gidip iki paket şeftali halkası aldım. Yanında kolalı jelibonlar vardı. Ondanda bir tane aldım. Başka ne alabilirdim ki? Kafamı kaldırdığımda kuruyemişlerin olduğu yerde arkası dönük şekilde birini gördüm.

Bu Mert'ti!

Aynı siyah saçlar, aynı duruş... Burada ne işi vardı? Elimdeki jelibonlarla onun yanına gittim. "Senin burada ne işin var? Bizi mi takip ediyorsun?" Mert bana döndü. Ama döner dönmez ne kadar mal olduğumu anladım.

O Mert değildi. Hatta alakası bile yoktu. Bana döndü Mert sandığım kişi. Göz teması kurduk. Gözleri siyah değil kahverengiydi. Hatta saçları boyalı olmalıydı. Dipleri kahverengiydi.

"Afedersiniz, hanımefendi. Tanışıyor muyuz?" Günlük rezillik dozumuda almış olduğuma göre devam edebilirim.

"Çok pardon. Sizi başka biri sandım.
Tekrar çok özür dilerim." Hızla yanından uzaklaştım. Cipslerin olduğu yere, Zehra'nın yanına gittim. "Aldın mı cipsleri?" Bakışlarını elindeki cipsten çekip bana baktı. "Karar veremedim ya. Sence kırmızı baharatlı mı yoksa yoğurtlu ve mevsim yeşillikli mi? Ya da deniz tuzlu?" Mevsim yeşillikli olanı aldım.

"Bence bu. Sen krakerleri aldın mı?"
"Daha almadım. Elif ne yaptı acaba?"

"Hadi sen onları al. Bende Elif'in yanına gidiyorum. Orada buluşup çıkarız." Onaylayan bir mırıltı çıkardı ve yanımdan ayrıldı.

Bende içecek bölüme ilerledim. Elif buradaydı. Elinde Fanta ve Lipton limonlu vardı. Yanına gittim. "Elif dur. Şeftali daha güzel. Onu al."

"Peki." Elindeki şişeyi geri bırakıp söylediğimi aldı. İçecek reyonunun yanından geçerken Zehra'yı gördük.

Bize katıldı ve kasada paraları bölüşüp hesabı ödedik. Marketten çıkıp konuşa konuşa parkın yolunu tuttuk. Tabiki poşeti ben taşıdım.

Bir kaç dakikalık bir yürüyüşün ardından parkın ağaçlarını gördük. Adımlarımızı hızlandırıp parka girdik. Boş bir kamelya bulup kelimenin tam anlamıyla oraya çöktük.

O kamelyaya doğru gelen birileri vardı. Onlardan hızlı davrandık. Hatta koştuk. Çok güzel bir konumdaydı. Yan yana duran basketbol ve voleybol sahalarının dibindeydi. Yanında da geniş bir bisiklet yolu vardı. İçecekleri çıkardık ve aldığımız boş bardaklara doldurduk. Acil konuşacak konu bulmamız gerekiyordu.

İçeceğimden bir yudum daha aldım.
"Ya bişey soracağım sana Zehra. Senin Yiğit ile neden aran bu kadar bozuk? Hani ne yaşadınız ki? Bence ona bir şans verebilirsin. Yakışıklı aslında. Hem çalışkan, boş boş gezen tiplerden değil. Daha ne olsun."

Derin bir nefes alıp bakışlarını bana çevirdi.
"Bilmiyorum. Aslında hiç ihtiyacım yok biliyor musun? Ben böyle iyiyim. Hem sevip yarıda bırakırsa ne olacak? İçinde ne olduğunu bilemeyiz. Öyle yapacaksa hiç sevmesin daha iyi. Bir de bununla uğraşamam."

"Hadi hadi. Yeme bizi. Sende istiyorsun biliyorum. Neyse ilerde görürüz seni."

Cips paketinden bir tane cips alıp ağzıma attım.

Elif heyecanlı bir tonda muhabbete başladı. "Ay bir dakika. Size izlediğim dizide ne olduğunu anlatacağım."

Yine başladı.

"Zaten size birazını anlatmıştım geçen. Şimdi bunlar bir göreve gittiler. Ama bilin bakalım kim aralarında değil?"

"Austin mi?" dedi Zehra.

"Evet. Hainmiş o. Bunların tüm bilgilerini o empati yoksunlarına anlatıyormuş. Ben zaten ondan şüpheleniyordum. Gizli gizli ortadan kaybolmalar falan. Kendini ele verdi resmen. Sonra bunlar gemiye bindiler. Austin kılık değiştirip, korsan rolü yaptı. Bunlarda görevden dolayı onu fark etmediler. Tarihi değiştirecek bilgileri ellerinden aldı gitti para karşılığında Ramon Jose'a sattı. Tam bir..."

Elif anlatmaya devam ederken benim gözüm bisiklet yolundan geçen üç kişiye takıldı. Bunlar onlardı.

Allah kahretmesin ki bunlar onlardı. Biri siyah, biri kahverengi, biri sarışın olan üç bisikletli. Kesinlikle
onlardı.

Toplanmış bir şey konuşuyorlardı
Mert etrafa bakındı. Gözleri benimkini buldu. Ukalaca sırıttı. Onu yumruklayasım geliyor. Bakışlarımı kaçırdım.
"Bunların burada ne işi var?"

"Kimlerin?" dedi Elif. Sonra benim baktığım yere baktı. Zehra kaşları çatılmış bir şekilde oraya baktı. "Yiğit mi o?"
"Ta kendisi. Bu denk gelişler artık şüpheli gelmeye başladı."

Zehra iç çekti. "Yani biz hiç kız kıza vakit geçiremeyecek miyiz oğlum ya?"

Bisikletleri bisiklet park yerine bıraktılar ve bize doğru geldiler. Ellerimi başımın arasına koydum.
"Ananı satayım ya. Buraya geliyorlar." Ofladı Zehra. "Gelme üstüme katil. Başka yere gidin ne olur?"

Kamelyamızın içine girdiler.
"İyi akşamlar kızlar. Bizede yer ayırır mısınız?" dedi Batu. Batu ellerini Elif'in omzuna koydu. Birbirlerine gülümsediler. Sorgulayıcı bir şekilde Mert'e baktım. "Hayırdır. Ne işiniz var burada? Umarım bizi tesadüfi bulmuşsunuzdur. Çünkü biz ne zaman bir şey yapacak olsak orada siz varsınız. Ne yaptınız? Üzerimize takip cihazı falan mı taktınız?"

Soğuk çay içen Elif birden öksürmeye başladı. Batu onun sırtına vurdu. Gözlerimi kısarak ikiliye baktım. Acaba bunlar aralarında bir plan mı yapmıştı?

Diğerlerinden bağımsız Zehra ve Yiğit birbirlerine amaçsız bir şekilde bakıyordu. İkisininde yüzü ifadesizdi. Tekrar sarışınlara baktım. "Siz bir şeyler mi saklıyorsunuz bizden?" Elif'in öksürüğü geçmişti. Batu baharatlı cipslerden bir tane alıp yanında getirdikleri poşete uzandı.

Bir voleybol topu. "Hadi bacım." Mert ona sinirli bir bakış attı. Batu bunu umursamadı. "Oturmaya mı geldik? Kalkın biraz spor yapalım." Batu kamelyadan çıktı. Elif seke seke arkasından gitti. Yiğit Zehra'ya ciddi bir bakış daha attıktan sonra
sarışınların peşinden gitti. Zehra ayağa kalktı.

"Dur." Durdu. Bana döndü. Sesimi alçalttım ve ona yaklaştım. "Cidden onlarla voleybol mu oynayacağız? Kendi aramızda oynasak?"

Gözlerini devirdi. "Bende onlarla oynamaya çok bayılmıyorum. Ama voleybol iyidir. Çalışmış oluruz. Hem Elif onlarla oynamaya baya hevesli gibi. Onu tek bırakamayalım."

"Yalnız bende buradayım." Mert kollarını göğsünde birleştirmiş, kamelyanın girişinde dikiliyordu.

Zehra arkasını dönüp kamelyadan ayrıldı. Mert ellerini bıraktı ve bana doğru yürüdü. Yerimden kalkma gereğini duymadım. Önüme kadar geldi. Kafamı kaldırıp ona baktım. "Ne istiyorsun Mert?" Kafasını yaklaştırdı. "Bir maç yapalım mı? Bu sefer farklı olacak. Birbirimize karşı sert oynamayalım. Ayrıca..."

Daha da yaklaştı. Yüzlerimizin arasında bir kaç santim kalmıştı.

"Seviyorum. Yüreğimi titretmeni, yüzümü güldürmeni, gözlerinle konuşmanı, sözlerinle uçuşan kelebeklerimi, her şeyini..."

Gözlerim açıldı. Doğruldu ve yüzünde derin bir gülümsemeyle gözlerini benden ayırmadan geri geri yürüdü. Kamelyanın girişinden
çıkarken önüne döndü.

Bir kaç saniye sadece boşluğa baktım. Başımı falan mı vurmuştum ben? Ben yine bir rüyada mıydım? Söyledikleri kafamda tekrarlanıp duruyordu.

"Seviyorum. Yüreğimi titretmeni, yüzümü güldürmeni, gözlerinle konuşmanı, sözlerinle uçuşan kelebeklerimi, her şeyini..."

Aniden ayağa kalktım. Hafif bir başım döndü. Bir elimi masaya dayadım. Voleybol sahasında beni bekliyordu. Ama Zehra ve Elif, Yiğit, Batu ve Mert kendi aralarında konuşarak. Mert bana baktı ve konuşmaya geri döndü.

Gidecektim. İnadına gidecektim. Hem onlar orada oynarken ben burada şizofren gibi tek başıma ne yapacaktım?

Yavaş adımlarla ilerledim. Erkekler bana döndü. Batu bir şey söyledi ama anlamadım. Sahaya girdiğimde Mert bana doğru yaklaştı.

Bu cüreti nereden buluyordu? Bana ne isterse yapabileceğini düşünüyordu sanırım. Rüyasında bile göremez!

"Zehra, Elif ve Batu karşıda olacak. Pasörlüğü Zehra'ya verdik. Sizin takımda da Yiğit pasör olacak."

"Yani yine senin yanında olacağım ha? Ben karşıya geçsem ne olacak? Her zaman yanında olamam. Biz kızlarla size karşı oynasak?"

Daha da yaklaştı. Hareket etmedim. Sadece onu gözlerimle takip ettim. "Ne yapıyorsun?" Arkama geçti. Ellerini omuzlarımda hissettim. Sonra kulağımın çok yakınından alçak bir ses duydum. "Neden? İnsanlarla sosyalleşmek güzeldir. Yalan mı? Unutmadan..." Durakladı. Bir kaç saniye ses gelmedi. Tek ses kuşların sesleri, yaprakların hışırtısı oldu.

Sonra sesi kulağıma daha
yakın bir yerden geldi. "Yağmur olsan binlerce damla arasında bulup tutardım seni."

Gözlerim açıldı. Vücudumda bir farklılık hissediyordum. Kolumu hafifçe kaldırıp baktım. Tüplerim diken diken olmuştu. Normalde böyle şeylere tepki bile vermezken bu malın yanında ne oluyordu bana?

Kafamı sağa çevirip Mert'e baktım. Yüzlerimizin arasında çok az bir mesafe kalmıştı. Bundan rahatsız olmalı mıydım? Bence olmalıydım.

Hayatım boyunca hiç bir erkekle bu
kadar yakın bir mesafede bulunmamıştım.

Zehra'nınkiler kadar siyah gözlerini, benim yakından bakınca daha koyu olduğu fark edilen, sadece sağ gözümün birbirinden bağımsız beş noktasında küçük koyu kahverengi nokta olan yeşil gözlerimden ayırmadı.

Yalan değildi. Ben ömrüm boyunca kendimden nefret etmiştim. Fiziksel de ruhsal da. Ailemden dolayı değildi. Onları seviyordum. Şu zamana kadar bana bir zararlarını görmemiştim. Ben kendi kendime nefret salgılıyordum âdeta.

Anaokulunda iken çocuklar beni oyunlarda istemezlerdi.

"Git buradan cadı!" Aslında küçükken çok tatlıymışım. Yani annem ne zaman bana küçüklük fotoğraflarımı gösterse hep çok sevimli ve tatlı olduğumu söylerdi.

Bende ona kanmıştım. Onun beni sevdiği gibi diğer çocuklarında beni seveceklerini, benimle oyun oynayacaklarını sanmıştım. O zamanlar gerçek hayattan birhabermişim.

İlkokula gidincede bir bok değişmemişti. Yine yalnızdım. Ortaokulun farklı olacağını düşündüm. Ama daha beter olmuştu. Beni köleleri yapmışlardı.

Anaokul ve ilkokulda görünüşümden, ortaokuldaysa kişiliğimden nefret etmiştim. Her sınavda sınıf birincisi, okul üçüncüsü olmama rağmen ben kendimi yeterli hissetmiyordum.

Bu özelliğimden ayrı nefret ediyordum zaten. Bu yüzden yıllarca yalnızlıkla cezalandırıldım. Lise başlayana kadar.

Birilerinin beni önemsemesi bana garip geliyor. Birilerinin benimle ilgilenmesi bana garip geliyor. Birilerinin beni sevmesi bana garip geliyor.

Ben kendimden bu kadar nefret ediyorken çevremde nasıl hala beni seven ve önemseyen insanlar vardı? Hatta bana aşık olduğunu söyleyen biri?

Cidden şaşırıyordum. Benden daha iyiler vardı. Neden onlarda değilde bendim?

Bu anı bir kaç metre uzakta duran Batu'nun bilinçli öksürüğü bozdu. "Kaptan'ım artık başlasak mı acaba?"

Yerlerini almışlardı. Hepsi bize bakıyordu. Rezil olmuştum.

Ne diyecektim? Arkamdan geçip sağ yanıma geldi. Aynı anda yürümeye başladık. İkimizinde beraber olduğu tarafa geçtik. Zehra fileye sırtını dönmüş bize bakıyordu.

Elleri her zamanki gibi bileğinden başlayan, kolunun yarısına kadar uzanan ve parmaklarının uçlarını kapsamayan siyah eldivenliydi.

Onları neden her voleybol oynadığımızda ve beden derslerinde tişört giydiği zaman taktığını sormuştum bir keresinde "Hoşuma gidiyor" demişti. Bişey diyemezdim. Zevkler ve renkler tarışılmazdı.

Hem kötü göründüğünü ve ona yakışmadığını söylemek yalan olurdu. Saçları ve gözleriyle uyumluydu.

Onun arkasında Yiğit vardı. Savaşta sırt sırta duran askerler gibi duruyorlardı. Yiğit ona arkasını dönmeden, alçak bir ses tonuyla konuştu.

"Selam. Projeden sonra pek görüşememiştik." Zehra gözlerini devirdi. Cevap vermedi.

"Anlıyorum. Sıkıntı değil. Bu arada neden eldiven takıyorsun?"
Zehra'nın gözleri kocaman oldu. Yiğit'in bu sorusuna cevap olarak sadece "Önüne bak" dedi.

Karşı takımdaki Elif topu iki kere yere vurdu. Ve havalandırıp servisle başladı. Top direk bana geldi.

Manşetle Zehra'ya attım. Bana parmak pasla karşılık verdi. Kuvvetli bir parmak pasla karşıya attım. Batu'ya geldi. Elif'e pasladı. Elif'te karşıya attı.

Bölüm : 20.01.2026 19:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...