
Bir kaç dakika sıramda boşluğa baktıktan sonra sınıftan içeri Elif, Zehra ve Ceren girdiğinde üçüde bana boş boş baktı. Bende onlara baktım. Sonra hiç beklemediğim bir şekilde üçü birden bana doğru koşmaya başladılar ve bana sarıldılar.
Gerçekten bunu beklemiyordum. Benle küserler falan diye düşünmüştüm. Zehra ilk konuşan oldu. "Siena! Seni çok özledik." Sonra Elif konuştu. "İngiltere'ye gittiğinden beri çok sıkılıyorduk." Bir dakika ne?
Ama ben onlara böyle bir şeyi henüz söylememiştim ki. Bunu nasıl biliyorlardı? Kim söylemişti? "Durun bir dakika" dedikten sonra geri çekildim, onlarda bana sarılmayı bıraktılar.
Ceren çantasını benim sağ çarprazımdaki sıranın askısına taktı ve diğerlerinin yanına döndü. "Size bunu kim söyledi?" diye sorduğumda sırıtmayı bıraktılar. Bir kaç saniye kimse konuşmadı. Bu sessizliği Ceren bozdu. "Annen bize mesaj attı. Bir ay önce." Anne...
Of anne of. Ben senden böyle bir şey istememişken neden onlara söylemişti ki? Ela Sultan ve onun beklenmedik işleri! Bakışlarımı sol alt köşeye sabitledim ve "Aslında
bunu size ben söyleyecektim ama annem benden önce davranmış" diyebildim. Elif sağ alt köşeye bakarak "Evet biraz öyle olmuş" dedi.
"Ama sana hiç kızmadık biliyor musun? Aksine ben seni anladım. İnsan böyle şeyleri söylerken utanabilir."
Bunları duyduktan sonra gülümsedim ve ayağa kalkıp bu sefer onların beklemediği bir şekilde üçüne birden sarıldım. Derken ders zili çaldı.
Birbirimizden ayrıldıktan sonra, Zehra benim önümdeki sıraya, Elif ise sağdaki sıraya oturdu. Çantalarını çoktan sıralarına tak-
mışlardı. Herkes kendine bir sıra bulup oturdu ve tabiki Fatih, Murat, Emir ve Kaan birbirlerine yakın oturdular. Sınıfdaki diğer kızlar- Zeynep, Buse, Esra ve Kübra - arka arkaya oturdular. O sırada sınıftan içeri sınıf öğretmenimiz olan Rabia Hoca girdi.
Sınıf öğretmenimiz de mi değişmemişti? Her şey aynı mıydı? Akıllı tahtanın önünde durdu. "Günaydın gençler" dedi hafifçe gülümseyerek. "Bugün Siena aramıza geri döndü." Bir an da tüm gözler bana çevrildi. Üç arkadaşımla bakıştığımda birbirimize gülümsedik.
Ders bittiğinde dördümüz bahçeye inmek için sınıftan çıktık. Koridor da yürürken Zehra'dan "Ee, İngiltere güzel miydi?" diye bir soru gelince kafamı ona çevirdim. Bu soruya nasıl cevap vermeliydim? Eğer çok güzeldi dersem buradayken sıkıldığımı, oradayken çok eğlendiğimi düşüneceklerdi. Aslında oradayken eğlenmiştim ama kesinlikle buradakiyle yarışamazdı.
"Güzeldi ama burası kadar değil. Doğru düzgün arkadaşlık kurabileceğim çok fazla kişi yoktu. Çoğunlukla yalnız takıldım orada." Sesimde fark edilebilir bir hüzün vardı ama ona rağmen gülümsüyordum. Bir anda Ceren'in kollarını boynumda hissettim. "Merak etme. Artık buradasın. Yalnız değilsin" dedikten sonra beni bıraktı. Gülümsemem büyüdü.
Hava güneşliydi ama güzel bir havaydı. Ne yakıyordu ne bunaltıyordu. Arada da esiyordu. Oturmak için bahçenin bir köşesindeki kamelyayı seçtik. Buradan tüm bahçeyi görebiliyorduk. Bahçede bir basket sahası, bir halı saha, banklar, kamelyalar ve boş bir alan vardı. Sadece voleybol sahamız içerideydi.
Bahçeyi incelerken biri gözüme takıldı. Şu zamana kadar hiç görmediğim biri. Tahmin ediyorum ki boyu 1.78 idi. Yanında olan iki kişiden daha uzundu. Dalgalı siyah saçlar, çevik hareketler... Koşmalı bir şeyler oynuyorlardı.
Yanındakileri daha önce görmüştüm ama onlarında adlarını bilmiyordum. Gözlerimi bahçedeki şahıstan çekmeden "Bir baksanıza" deyip diğerlerinin bana bakmasını sağladım. "Şu..." Kafamla bah-çedeki elemanı işaret ettim. "Onu daha önce bu okulda görmedim. Yanındakiler tanıdık gibi ama bu elemanı ilk kez görüyorum."
Zehra konuya giriş yaptı. "Senle beraber onbirlere gelen tek kişi. İlk ders gelmemiş. Geç kalmış. Bak çantası da yanındaki bankta." Banka baktığımda kırmızı siyah çantasını gördüm.
"Sen geri döndün ama o burada yeni." Zehra lafını bitirir bitirmez Elif söze atladı. "Ben onun adını biliyorum." Bir anda tüm bakışlar ona dönünce hafif gülümsemesi içine kaçtı. Merakımdan "Neymiş?" diye sorunca gözlerini kısıp "Neden bu kadar merak ettin?" diye sordu. "Sadece merak işte. Neymiş hadi söyle" diye diretmeme daha fazla dayanamadı. Gözlerini utanmış gibi sağ alt köşeye sabitledi.
"Mert." Mert... "Yanındakileri de biliyorum" dedi heyecanla. "Mert'in yanındaki açık kahverengi saçlı olan Yiğit, onun yanındaki düz, sarı saçlı Batu" Elini ayağını öpeyim Elif! Beni yer çekimini bulmuş gibi aydınlat tın kızım. Civcivim benim.
***
Zehra dümdüz, neredeyse orta uzunlukta siyah saçlara, neredeyse beyaz bir tenle ve hafif çekik simsiyah gözlerle çok güzel duruyordu. Aslında hepimiz çok güzeldik. Elif'in açık bal köpüğü saçları ve ela gözleri vardı. Sarışın bile denebilirdi. Ceren kahverengi gözlü ve kahverengi saçlıydı. Zehra hepimizden uzundu. Belki 1.68 bile vardı. Hemde bu yaşta. Ben ise ondan sonraki en uzun olanımızdım. Elif hepimizden kısaydı.
Ders zili çalana kadar bir şeyler konuştuk. Benim yokluğumda neler yaptıklarını, gittikleri okul gezilerini anlattılar. Zil çaldığında kamelyadan ayrıldık ve okulun içine girdik. Biz koridorda yürürken iki metre arkamızdan Mert ve arkadaşlarının sesli konuşmaları geliyordu. "-orda
öyle bir vurdu ki! Ölçsen net doksan kilometreden fazla çıkar" diyen Batu'nun sesi duyuldu. Yani Batu'ydu heralde. Mert "Bağırma o kadar" dedikten sonra Batu'nun ensesine bir tokat yapıştırdı. "Burada tek sen yoksun."
Onların önündeki bizi fark etmiş olmalı. Sınıfımızın olduğu koridora geldiğimizde hâlâ arkamızda olduklarını hissettim. Önümüz boştu ama onlar bizim önümüzden gitmek istemediler diye düşünüyorum. Ne kadar da cömertler(!).
Sınıfımıza yaklaşıyorduk. Hâlâ arkalarımızdalardı. Sınıfımıza bizden sonra girdiklerinde neredeyse kalp krizi geçirecektim. Ne yani onlar bizim sınıfta mıydı? Artık ne kadar etrafıma bakmıyorsam. Ne kadar dikkatsi-zim. Gerçi ders boyunca sadece camdan dışarıyı izleyip ders kitabına resim çizersen böyle olur. Kendi sınıfımdakileri bile fark etmemişim.
Sınıf kapısından içeri girdikten sonra Zehra'ya yaklaşıp "Bunlar bizim sınıfta mıydı?" dediğimde şaşırarak "Bilmiyor musun? Batu ve Yiğit geçen sene B şubesindeydiler. Sonra bizim sınıfa geldiler. Sen hangi âlemdesin?" dedi. Keşke bende bu sorunun cevabını bilsem Zehra'm.
Sıralarımızın olduğu köşeye geldiğimizde hepimiz benim sıramın başına toplandık. Ben sıramın önünde ayakta, kollarımı göğsümde birleştirip sırama yaslandım. Zehra benim dibimde, benim yaptığımı yaparak sırtını cama dayadı. Ceren, Zehra'nın sırasının sandalyesine yaslandı. Elif ise benim sağımda, ayakta kaldı.
Camın yansımasından Mert'lerin sınıfın askılık kısmında bizim yaptığımız gibi bir sıranın etrafında toplandıklarını gördüm. Sonra
Mert bir sıraya oturdu. Oturduğu sıranın benim sıramın dört sıra sağındaki sıra olduğunu fark ettiğimde gözlerim istemsizce açıl-
dı. "Ne oldu?" diye Ceren'den bir soru aldığımda önüme döndüm. "Yok bir şey" dedim sadece.
İki, belki üç dakika geçtikten sonra sınıf kapısından içeri ellili yaşlarında, 1.70 boylu, gözlüklü, seyrek ve siyah saçlı Engin Hoca
girdi. Ne yani? Edebiyat hocası da mı değişmemişti? Cidden her şey aynı mıydı?
Zil çaldığında ben hâlâ, derste kitabın üzerine çizdiğim balerin resmini tamamlamakla
uğraşıyordum. Zehra'nın tepemde dikilmesiyle kafamı yavaşça yukarı doğru kaldırdım.
"Ne oldu Zehra?"
Kollarını göğsünde kavuşturan Zehra sorumu sırıtarak cevapladı. "Ee? Yeni üye kaydı yapmayacak mıyız?" Aklıma hemen Recep İvedik filmindeki o sahne geldi. Böyle bir cevap beklemediğimden kafamı hafifçe sağa eğdim. Ve şaşkınlıkla "Ne diyorsun Zehra? Ne üyesi?" diye sordum. Kafasıyla sol tarafını işaret edince bana jeton düştü.
Sınıfa yeni gelen şahsiyetlerin telefon numaralarını almaktan bahsediyordu.
Ceren ile Elif, her tuvalet dolu olduğundan voleybol sahasının yanındaki soyunma odalarına gitmişlerdi. "Biz gelince numaraları bizle paylaşırsınız" demişlerdi.
"İyi tamam" dedikten sonra kitabı kapattım ve yerimden kalktım. Kitabımın yanında duran küçük not defterinden bir sayfa koparttım. Az önce çizim yaptığım kalemi Zehra- 'ya verdim. Sırıtışı büyüdü. Aslında bunu tek başına da yapabilirdi. Niyeti belliydi. Mert ile yakından tanışmamı istiyordu.
Zehra'nın yanında; soğuk bir ifadeyle yerinde oturan, tepesinde koruma gibi bekleyen Batu ve Yiğit'in olduğu Mert'in sırasına doğru ilerledim. Üçü de aynı anda bana baktı. Neden bana baktılar ki? Yanımda Zehra da vardı ama üçü de bana bakmayı sürdürdüler.
Yanlarına ulaştığımızda Mert bir öksürükle boğazını temizledi ama konuşan ilk defa Yiğit oldu. Hemde ona yakıştığını düşündüğüm hafif bir gülümseme ile. "Buyurun kızlar. Ne istemiştiniz?" Tam konuşacaktım ki Zehra benden önce davrandı ve benim diyeceğim şeyden daha mantıklı bir şey söy- ledi. "Bizim sınıf grubuna sizi de dahil etmek istiyoruz." Bunun üzerine Mert ile göz göze gelmiş bulundum. Gözlerimi kaçırıp Zehra'nın uzattığı kaleme ve kâğıda baktım. Bu sefer konuşma fırsatı yakaladım.
Sıcakkanlı görünmeye çalışmak için hafiften gülümseyerek "Sıra sıra numaralarınızı bu kağıda yazın" dedim. Bu sefer Mert konuştu.
"İlk ben" diyip numarasını kâğıda yazmaya başladı. Ardından Batu mevzuya dahil oldu. "Sonra da ben?" dedi soru sorar gibi.
Üçü de numaralarını kâğıda bıraktığında onların yanından ayrılıp sıralarımızın olduğu yere doğru yöneldik. Arkamızı onlara döndüğü-
müzde birilerinin bakışlarını üzerimde hissettim. Nedense iğrenmedim ya da tuhaf bulmadım. Sanki bu bir ilgi bakışıydı.
Ben sırama oturduğumda Zehra da kendi sırasının sandalyesine oturdu. Bir elini sandalyenin üstüne koyup sallanmaya başladı. "Hadi yine iyisin. Kaptın çocuğun numarasını. Sayemde."
"Başlama Zehra." Gözlerimi devirip ona karşımda sallanan karapantere baktım. Zehra tam olarak karapanter vibe veriyordu. "Çocuk geleli daha bir kaç saat olmuş." Sıramın üzerinde sırasıyla Mert, Batu ve Yiğit'in telefon numarası olan kâğıda göz gezdirdim.
"Bende kalsın. Eve gidince sana fotoğraf atarım." Kağıdı ikiye katlayıp kalemliğimin içinde duran kalemlerin arasına sıkışırdım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |