12. Bölüm

12.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Yaklaşık üç dakika kadar boşluğu izlemenin ardından ayağa kalktı ve salondan çıktı Mert.

Plan başlıyordu. Elifle bakıştı Siena. Anlamış olacaktı ki hızlı adımlarla kapıya doğru yöneldi. Mert Erkek Öğrenci Soyunma Odası'na girdi. Mert duymasın diye sessiz adımlarla soyunma odasına yaklaştı.

Açık kapının gerisinde durdu. Orada neler olup bittiğini görmek için kafasını ileri uzattı. Çantasının yanındaki küçük gözden telefonunu çıkardı ve en iyi iki arkadaşının olduğu gruba durum güncellemesi yaptı.

Şu anlık olağanüstü bir şey yok. Şoku atlattı sanırım.

Elif önemli bilgiyi kapmıştı. Oturma yerinde soldan üçüncü çanta. Yine sessiz adımlarla soyunma odasına girdi. Çünkü direk çıksaydı Mert onu görebilirdi.

Kapının yanındaki boşluğa dayadı sırtını ve adım seslerini daha iyi duyabilmek adına nefes almayı bile
bıraktı. Bir kaç uzaklaşan adım sesleri duydu.

Mert spor salonuna girmişti. Hemen yerinden çıktı ve salona girdi. Onun bu hallerini gören Mert, Elif'e şüpheli gözlerle baktı.

Elif Siena'yı, Zehra ile konuştukları köşeye çekti ve kulağına sadece şunları fısıldadı:
"Oturma yerinde soldan üçüncü çanta."

Siena başını aşağı yukarı salladı ve sinsice gülümsedi. Hızlı adımlarla salon çıkışına doğru ilerledi.

Bunu gören Mert göğsünde birleştirdiği ellerini serbest bıraktı ve Siena tam salondan çıkacakken bir eliyle onu kolundan tutarak durdurdu.

Sıkmıyordu. Bunu ikiside beklemiyordu. Mert tuttuğu kolu bırakmadan "Nereye?" diye sordu. Siena önce tutulan koluna sonra da tutan kişiye baktı. Kolunu salladı.

Mert de ısrar etmeden bıraktı kolu. Kafasını yukarı dikti Siena ve gururla konuştu.

"Hayırdır? Nedir bu merak? Nereye gideceğimizi de mi kaptana haber etmeliyiz?"

"Çok dolanıyorsunuz. Özellikle de sizin grup."

"Üf. Ne var bunda? Görende illegal bir şey yapıyoruz sanar. Daha ilk gündeyiz. Takma bu kadar."
Aynı podyumda yürüyen modeller gibi yanından geçip gitti.

Mert'i geçtikten sonra adımları âdeta koşmaya dönüştü. Hemen erkek soyunma odasına girdi. Elif'in dediği gibi soldan üçüncü çantayı açtı.

İçinde iki tane havlu, bir şişe soğuk su ve bir naneli deodorant vardı. Su şişesinin kapağını açtı ve hepsini çantasına döktü.

"Nereye? Hah. Ebene." Boş şişenin kapağını kapattı ve çantanın içine koydu. Deodorantı eline aldı. Yeni alınmıştı. Doluluğundan belliydi. Çalkalayıp sıktı. Kokudan soyunma odasına girilemeyecek kadar sıktı.

Deodorantı da içine koyduktan sonra çantayı kapattı ve hızlı ama sessiz adımlarla soyunma odasından çıktı. Yüzü gülüyordu. Artık tüm gün aklına bu geldikçe keyiflenebilirdi. Ama yetmezdi. Bu daha başlangıçtı. Siena bununla
yetinmeyecekti.

Salona girecekken yüzünü yeniden ifadesiz yaptı. Mert'in yanından güler yüzlü bir şekilde çıkarsa bu ona ödül olur ama aynı zamanda bir şeylerden şüphelenebilirdi.

Mert'in yanından geçerken adımları yavaşladı. Kafasını yana çevirdi ve bilerek onla bakıştı. Siyahlıklar ve yeşillikler birbirini buldu yeniden.

Mert arkasından gitti. Parmak pas çalışan takım arkadaşlarının
karşısına dikildi. Hepsi onu görünce sıra sıra dizildi. Sesli bir şekilde "Artık manşet çalışabilirsiniz. Sonra da biriniz servis atacak diğeriniz de manşet ile karşılayacak. Buse'nin eşleştiği kişi kimdi?" dedi.

Zeynep bir elini havaya kaldırdı. "Bendim."
"Onun yerine ben seninle olacağım. Ben servis atacağım sende manşet ile karşılayacaksın. Şimdi herkes eşleştiği kişiyle çalışmalara başlasın. Daha üçlü maç yapacağız." Herkes, dediği gibi eşleştiği kişiyle alıştırmalara başladı.

Zeynep'in karşısına geçti. O vurdu Zeynep karşılamaya çalıştı. Mert bunu fark etmemişti ama vuruşları çok sert olduğundan Zeynep zar zor karşılayabiliyor, o her vurduğunda kolları dahada kızarıyordu. Mert bir tane daha servis atacakken Zeynep ellerini yukarı kaldırdı teslim olmuş gibi.

Nefes nefese kalmıştı. "Bir dakika. Rolleri değişsek mi acaba? Ben biraz zorlanmaya başladım." Kıpkırmızı olan kollarını gördü. Topu ona savurdu. "Tamam. Bu arada fark etmemişim." Bir eli ile ensesini kaşıdı. Zeynep topu yakaladı ve tek kaşını kaldırdı. "Neyi?"
"Kollarını. Çok sert vurduysam kusura bakma."
"Yoo. Sıkıntı değil. Hem böyle iyice alışıyorum. Gerçek maçlara çıkacağımız zamana hazırlık olur." Zeynep servis attı -bazılarını
atamadı ve yeniden denedi- Mert karşıladı.

Bu sırada Zehra, Siena'nın yanına geldi. "Sen servis çalışmak mı istersin yoksa manşet mi atmak istersin? Baştan söyleyeyim senin servislerin benimkilere bin basar."

Doğru sayılırdı. Ne zaman bir voleybol yapsalar Zehra genellikle pasör olurdu. Tüm servisleri Siena'nın atmasını isterlerdi. Bu sayede servisleri gözle görülecek biçimde gelişmişti. Gülerek gözlerini devirdi Siena.

"Abartıyorsun yine. Alt tarafı yirmi ikiye on beş kaybedeceğimiz bir seti çevirmiştim. Ve yine böyle kaybedeceğimiz bir kaç seti daha. Ne var bunda?"
Gözleri açıldı Zehra'nın. Sesi yükseldi.

"Ne demek ne var bunda? Sen ne dediğini duyuyor musun? Yirmi ikiye on beş diyorsun. Çevirdim diyorsun. Ve bu daha ne ki. Senin
saymadığın daha ne maç çevirmelerin var sadece servislerle!" Sonu doğru sesi daha da yükselmişti.

Bunu duyan Mert âdeta olduğu yere kenetlenmişti. Zeynep'in ona attığı topu dahi tutamadı. Top yanından geçti. Siena ve Zehra'nın yanına doğru yürüdü. Özellikle Siena'ya daha da yaklaşmıştı. Aralarında yaklaşık iki adım vardı.

Mert direk olarak Siena'ya baktı. Bir kaç adım gerisinde olmasına rağmen kafasını yukarı kaldırdı Siena. Göz temasını kesmeden bir kaç saniye sessiz kaldılar. İkisininde yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu.

Zehra kollarını göğsünde birleştirdi ve bir eli ile ağzını kapattı. Film izler gibi izliyordu bu ikiliyi. Zehra inanıyordu. Bu ikisinin arasında bir şeyler olacağına inanıyordu. Okulun ilk gününde anlamıştı zaten. Derslerde birbirleri ile olan bakışmalarını oda gizliden gizliye takip ediyordu.


Mert yüzüne alaycı bir sırıtış ekleyip kollarını göğsünde birleştirdi ve o klasik pozunu yaptı.

"Madem bu kadar iyiymişsin o zaman senle bir maç yapalım. Ne dersin Sincap?" Yüzündeki sırıtış silindi.
"Yanına en iyi oynadığını düşündüğün iki kişiyi al."

Zehra bunu bilerek yapmıştı. Gururla gülümsedi. Siena ifadesizce ve hiç bir şey söylemeden Mert'in arka arkasını dönüp gitmesini izledi. Alıştırma yapan takım arkadaşlarına seslendi Mert.

"İki kişi istiyorum. Diğerleri alıştırmalara devam. Benim takımımda olacak. Alıştırma maçı değil bu." Birbirleri ile eşleşen Esra ve Kübra, Mert'in önüne geldi.

"Biz gelebilir miyiz?" diye sordu kıvırcık saçlı Esra. "Tamam. Bir köşede bekleyin. Fileyi kurayım."


Erzak odasına girdi. Zehra'ya döndü Siena. "Az daha sessiz konuşamaz mıydın?" Zehra bilmem dermiş gibi dudaklarını büzdü ve omuzlarını kaldırıp indirdi. "Ne gerek vardı şimdi buna?"

Sesinde belli hafif bir öfke vardı. Ancak Zehra bunu umursamadı. Hâlinden memnundu. "Gel Elif'i çağıralım. Sen pasöre geçersin o da libero olur."

Zaten onu çağıracaklarını bilen Elif salına salına yanlarına geldi. "Durun tahmin edeyim. Bu maçın sizinle alakası var."

Bir elini açıp bıkkınca Zehra'yı gösterdi Siena. "Zehra sağ olsun." Zehra genişçe gülümsedi. Bu çok sık yaşanmazdı. Ciddi durmayı severdi ama şu anki durum için en makûl tepkinin bu olduğuna kanaat getirdi. "Pişman değilim." Elif'in yanına yaklaştı ve sesini alçattı.
"Bence böylesi daha eğlenceli." Kafası ile yer ile bakışan Siena'yı işaret etti. Elif'e jeton düştü. "Haa" dedi harfleri uzatarak şaşkınlıkla. Elif, Siena'nın sağında Zehra ise onların karşısında fileye sırtını dönmüş bir şekilde yerlerini almışlardı. Karşı takımda ise Esra'yı pasör yapmışlardı. Zehra ile neredeyse sırt sırtalardı.

Kübra, Mert'in solunda duruyordu. Sağ eliyle topu tutuyordu. Aynı zamanda Siena ile göz temasını kesmiyordu. İkiside birbirine ifadesizce bakıyordu. Mert elindeki topu havaya attı ve sol eliyle sesli bir şekilde servisi bastı.

Bu sert hamleyi Siena manşet ile karşıladı. Zehra'ya attı. Zehra topu parmak pas ile yükseltti ve Siena sağ eliyle smaç aynı birine Osmanlı Tokadı atarmışcasına attı. Açıkçası hiç istifini bozmadan servislerini bu şekilde atmaya karar vermişti. Kin
doluydu. Öyle bir bakıyordu ki nefes verdiği zaman arkadaşları burnundan alev çıkacak sanıyorlardı.

Zehra bu kadarını beklemiyordu. Şu an da Elif ve Zehra, Siena'nın daha önce görmedikleri bir yüzünü görüyorlardı. İntikamcı ve kinli tarafını...

Artığı top direk Mert'e gitmişti. Mert kimsye pas atmadan, şu anda bakıştığı yeşilliklerin sahibinin attığı gibi attı. Gücünü azaltmıyordu.

Çünkü Siena biliyordu. Daha güçsüz oynasa sırf onun kazanması için yaptığını anlardı. Onun dilinden konuşuyordu. Artığı her top tıpkı onun attığı gibi sert gidiyordu. Ama ona zarar vermek, bu dünyada yapacağı son şey bile olmazdı. Ben ne yapıyorum? diye düşünmeye başladı. Bakışları artık bir miktar pişman, bir miktar hüzünlüydü. Ama atışlarını yumuşatmadı.

On beş dakika daha devam etti bu maç. Top çoğunlukla Mert ve Siena ikilisi arasında gidip geldi. Tek set yapmışlardı. Yirmi beşe yirmi üç Mertlerin grup kazanmıştı.
Takımın MVP'si o olmuştu âdeta. Siena'nın keyfi ise iyice kaçmıştı. Halbuki soyunma odasında yaptıklarından dolayı keyiflenecekti.

Bunu daha sonraya erteledi. Mert fileyi erzak dolabına sürüklüyor, Diğerleri ise -artık hepsi bireysel- topu duvara atıp manşet çalışıyorlardı.

Kapıya doğru ilerledi. Mert'in, kapının yanına koymuş olduğu şişelerden birini alıp salondan çıktı. Soyunma odalarına gitti. Kapı açıktı. Kapatmadı. Aynalı lavabonun önüne geldi. Musluğu açıp elleriyle yüzünü hafifçe ıslattı. Mert bir şeylerin ters gittiğini düşünüyordu.

Onun kapının yanına kadar gelişini, suyu alışını ve salondan çıkmasını izlemişti. Başı eğikti. Çok sevdiği iki yeşil dünyayı görememişti. Ama yürüyüşünden bile anlamıştı. Yaklaşanı yakarım diyordu resmen. Sürüklemekte olduğu fileyi olduğu gibi bıraktı ve salondan çıkıp gitti.

Bunu film izler gibi izleyen iki çift göz vardı. Mert kapıdan çıktıktan sonra Zehra ve Elif vantilatörle bakışan Aykut Elmas gibi birbirlerine baktılar. "Bunun sonu nereye dayanaçak acaba?" dedi Elif vah vah der gibi. Zehra ise yüzünde ufak bir gülümseme ekledi.

"Ben Siena'yı tanıyorsam..." Kapıya dikti bakışlarını. "Sonu kötü bitmez."

*** 

Islak dirseklerimi lavabonun kenarına dayayıp yüzümü avuçladım. Kafamı eğdim.

Kaybetmiştim. Dışarıdan drama yapıyormuşum gibi gözükebilirdi ama sorun kaybetmem değildi. İlk kez birine yenilmiyordum. Sorun Mert'e yenilmiş olmamdı. Hemde kıyasıya. Biri geliyordu. Kapının önüne durdu. Kafamı kaldırmış aynaya bakıyordum. Ama gelenin kim olduğu aurasından belliydi. Kaybettiğim kişi...

Bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra bir elini kapı çerçevesine dayadı. "Siena. Sen iyi misin? Çok sert oynadın. Kendini bu kadar zorlamana gerek yoktu. Teklifimde ciddi bile değildim. Kabul edeceğini düşünmüyordum."

Hafif ıslak ellerim ile saçımdaki tokayı tek hamlede çıkardım. Oturma yerindeki çantaların yanına savurdum. Kafamı hafifçe eğdim ve ellerimi saçlarıma geçirdim. Oturma yerinde çantaların konmadığı bir yere oturdum. Dirseklerimi dizlerime dayadım ve avuç içlerimi çeneme koydum. Mert içeri adımını attı. Evet. Kız öğrenci soyunma odasına. Ama ona dönüp bakmadım. Ona bile mecalim
kalmamıştı. Mecalden çok ona bakma zahmetine girmek bile istemiyordum.

İki adım attıktan sonra kapıyı kapattı ve kilitleyip bana doğru yürüdü. Sağımdaki boş yere oturdu.

Kollarını dizlerinin üstüne koyup derin bir nefes verdi. "Biliyorum" dedi. "Benden nefret ediyorsun. Uzaklaşmak istiyorsun. Birisi sana Mert'i üç kelime ile tanımla dese büyük ihtimalle şunları derdin. Acımasız. Vicdansız. Umursamaz. Peki ben senin hakkında ne düşünüyorum biliyor musun?"

Dolu dolu gözlerle ona baktım. Bakışlarını yerden çekmedi. Bir şey diyemedim. Ama bakışlarım soru sorar gibiydi. "Güçlü. İradeli. Cesur. Ama aynı zamanda..." Göz tema-
sını kesmedim. Kafasını bana çevirdi. Göz pınarımın birinden yaş süzüldü. Ama işaret parmağıyla yaşı yanağıma ulaşmadan yakaladı. Hiç bir şey diyemedim. Hiç hareket
edemedim.

"Kibar. Sıcakkanlı. Sevgi dolu." Göz yaşımı sildiği eliyle bir saç tutamımı geri ittirdi. Değişik hisler içindeydim. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.

Hayatım boyunca hiç bir yerde, kimsenin karşısında yanaklarım kızarmamıştı. İki durumda yanaklarım kızarırdı. Bir sinirlenince, iki ağlayınca.

Doğru ya. Ben kimsenin yanında ne yanaklarım kızaracak kadar sinirlenmiştim ne de ağlamıştım. Kan bağıyla bağlı olduklarımla bile.

Beş yıldır. Ya odama çekilmiştim ya da tuvalette sesimi kimse duymasın diye kedimi zorlamıştım. Ama şimdi ise bir erkeğin karşısında göz yaşı döküyordum. Cidden tuhaf bir histi. Kendime yakıştıramıyordum.

Derin bir nefes vermeye çalıştım. Yere bakıp kısık bir sesle konuşmaya başladım.

"Ortaokulda iki tane arkadaşım vardı gerçi onlara "arkadaş" demek, gerçek arkadaşlara haksızlık olurdu. Üç yıl boyunca onlara âdeta hizmet ettim. Sanki bir hizmetçiymişim gibi. Beni bırakmasınlar diye dedikleri her şeyi yapıyor, dediklerini ikiletmiyordum.

Buluşma planları yapıyorlardı. 'Bende gelebilir miyim?' dediğimde mutlaka bir bahane üretiyor, kendileri buluşuyorlardı. Ya da bana hiç söylemeden buluşuyorlardı. Konuşmalarını duymuştum bir keresinde. Duymadığımı düşünüyor belki de bilerek konuşuyorlardı. 'Keşke babam beni erken almasaydı. Kahve içerdik.'" Bu noktada durup nefeslendim bir kaç saniyeliğine. Sonra devam ettim. Beni ciddi ciddi dinlemesini beklemiyordum. Ama hiç bir şey demeden dinliyordu.

"Hatırlıyorum. Yedinci sınıfın başındayım. Sınavlarımız yaklaşıyordu. Kendileri çok çalışkan tipler değillerdi. Yetmiş beşten yüksek notları yoktu mesela. Ben ise -matematik dahil- hiç yetmişin altına inmemiştim. Beni yanlarına çağırmışlardı. Gülerek bir şeyler konuşuyorlardı. Onlar görmesin diye yumruk yaptığım ellerimi arkama saklamıştım. Dişlerimi sıkarak onların yanına gitmiştim. 'Efendim?' dedim gülümsemeye çalışarak. 'Bize sınavlarda kopya verirsin
artık. Malûm gece gündüz kitapların başındasın.'

Artık gına gelmişti. Sinirden sesimin titremesini zorlukla engellemiştim. Elimi masaya sertçe vurup onları işaret ettim. Gülüşmeyi kesmişlerdi. 'Gidin kendi emeğinizle çalışın. Buna hırsızlık denir. Emek hırsızlığı! Artık benden hiç bir şey beklemeyin. Sürekli birilerinin söylediklerini yapmak ne kadar küçük düşürücü haberiniz var mı? Elin kolunuz tutuyor. 'Siena uç versene, Siena su getirsene bize?, Paramı evde unutmuşum, bana tost alsana?' Gidin zıkkımınızı kendiniz alın! Hizmetçiniz mi var lan karşınızda?'

Sonrası ise yalnızlıktı. Koca bir yalnızlık. Ama haklı bir isyandı. Yine olsa yine yapardım. Duygularımı insanlarla paylaşmak beni 'deli, tuhaf ve sinirli' gösterdi. Daha sonra ise yalnızlaştırdı. Ben de derslerime
odaklandım. İyi bir puan aldım. Ve buraya geldim. İlk yılım mükemmel geçmişti. Kafadengi arkadaşlar bulmuştum kendime. Zehra, Elif ve Ceren. Sonraki yıl okuldan ayrılmak zorunda kaldım."

"Niye?" diyen sesi şaşkındı. Onunla ilk defa bu denli uzun bir konuşma yapmıştım.

"Babamın işi yüzünden bir yıl İngiltere'de okudum. Orada yine yalnız takılmıştım. Ders çalışmıştım. Annem 'Zaten geri döneceğiz' dediği için çok kafama takmamıştım yalnızlık olayını. Şimdi ise..." sona doğru sesimçıkmamıştı.

Moraran sağ bileğimi hafifçe okşadı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde onun direk bana
baktığını fark etttim. Şu anda fazla yakın bir konumdaydık. Benim açımdan fazla yakın. Siyah gözlerini gözlerimden ayırmadan kolumu okşamaya devam etti. İfadesi hayranlık ile hüzün arasında bir yerdeydi. Bakışlarımı ilk kaçıran ben olmuştum. Kolumu okşayan eline baktım.

"Birilerinin önünde ağlamak ve merhamet etmek benim için zayıflıktı. Ben hep güçlü durdum. Durmak zorundaydım. Yoksa sonunda kaybeden de yalnız kalan da ben olurum."

Gözümden bir yaş daha süzüldü. Kolumu okşayan elinin yakınına düşmüştü. Baş parmağıyla orayı sildi. "Ben dokunduğum her şeye zarar veriyorum. Şu zamana kadar Kimseye bir hayrım olmadı."

"Yanılıyorsun."

"Ama öyle!" diye yükseldim. Ayağa kalktım ve çantamdan telefonumu çıkarıp saate baktım. 18:03. Telefonu uzaktan Mert'e gösterdim. "Kurs bitmiş." Telefonumu cebime koyup çantamı sırtıma taktım. Ellerim ile gözlerimi silmeye çalıştım. Arkam Mert'e dönüktü ama onunda ayağa kalktığını hissedebiliyordum. Yanından geçip kapıya doğru ilerledim. Ona bakamıyordum. Başım hafifçe eğikdi. Bugün için yeterince rezil olmuştum.

Arkamdan geldiğini duydum. Kapıyı açıp dışarı çıktım. Salona girdim. O ise kız öğrenci soyunma odasının hemen yanındaki erkek öğrenci soyunma odasına girdi.

Aa! Şu anda kendimi tablet açılışı yapan ama sonra salatalıkla karşılaşan çocuk gibi hissediyordum. 'Bok da çıkabilir yani güvenmiyorum da. Aa!'

Ben onun çantasını ıslatmış, deorantını sıkmıştım. Ama olan oldu. Hem hak etmişti. Hak ettiği çok şey vardı ama. Neyse...
Takımdakilerin bazıları topları erzak dolbına götürüyor, bazıları yere çökmüş su içiyorlardı. Elif ve Zehra kapıya doğru geliyorlardı. Beni gördüklerinde yüzleri düştü. Ama adımları hızlandı. Birden dibimde bittiler. "Siena! Neredeydin? Bir şey mi oldu?" dedi panikle Elif. Zehra ise yine her zaman ki gibi ciddiydi. "Mert nerede? Yoksa senin
yanında mıydı?"

Benden çok onunla ilgileniyor gibiydi. Kaşlarım havaya kalktı. Sesimdeki paniği ve yakalanma korkusunu dizginlemeye çalıştım. "Ay ne alaka be? Ben tuvalete gitmiştim. Karnım ağrıyordu. Şu algıdan çıkar mısınız artık?"

Zehra bana, hiç inandırıcı gelmedi şeklinde bakarken Elif elini karnıma attı. "Şimdi iyi misin?"
"Evet evet iyiyim. Hadi eve gidelim artık. Yoruldum." Kapıdan çıktım. Peşimden geldiler. Onları soyunma odasının önünde bekledim. Hazır olduklarında yan yana ilerledik.
Kafamı hafifçe arkama çevirdim. Yaklaşık iki metre ötemizden Mert geliyordu. Yüzü az öncekine göre ifadesizdi.

Çıkış kapısından çıkıp bahçede ilerledik. Arkadan Mert, Batu ve Yiğit'in konuşmaları geliyordu. Futbol sahasından çıkıp Mert'in
yanına gelmişlerdi. Bizim kızlarla evlerimiz aynı sokaktaydı.

Annemlerle konuşmuştum. Artık
akşamleyin beni almayacaklardı. Ben Zehra ve Elif ile yürüyerek gidecektim. Kendim istemiştim bunu. Kızlarda ailelerinden izin almışlardı. Elif'in ailesi biraz zor izin vermişti aslında.

Bahçeden çıktık. Artık okulun dışındaydık. Bizim yolumuz solda kalıyordu. Mert, Yiğit ve Batu'nun da evleri yakın olsa gerek her gün okuldan beraber çıkıyorlardı. Ama bizim tam tersi yönümüze gidiyorlardı. Sağ yanımda Elif, sol yanımda Zehra vardı. Elif önüne bakıyor, Zehra ise kaşları çatık bir şekilde yerle bakışıyordu.

Okuldan daha tam uzaklaşmamıştık. Ama Mertgillerden uzaklaşmış mıydık? Evet.

Zehra adım atmayı bıraktı. O durunca biz de durduk. Kafasını kaldırdı ve az önceki halini bozmadan bir anda "Sen Mert'e aşıksın!" dedi.

Gözlerim kocaman oldu. Dilimin altında biriktirdiğim tükürük boğazıma kaçtı. Bir elini boğazımın altına koydum. Bir elim ise dizimde öksürmeye başlamıştım.

Elif'in, çantasının içinden bir şişe su çıkardığını gördüm. Bana uzattı.

"Al iç. Belki geçer." Suyu biraz içtikten sonra yine öksürmeye başladım. Bu seferde su boğazıma kaçmıştı. Elif yanıma geldi ve sırtıma vurdu. Faydası olmadı diyemezdim.

Zehra imalı imalı gülümsüyordu. Nesi komik bunun? Ölüyoruz şurada!
"Aşk çarpmıştır." Göz kırptı. La havle!

Bir iki dakika sonra kendime gelmiştim. Evlerimize yaklaşmıştık. Zehra benim üç apartman sağımızda dördüncü katta, Elif ise direk bizim evin çaprazında ikinci kattaydı. Kısa bir yarın görüşürüz faslı ve el sallamanın ardından evlerimize girmiştik.

Annem yemek hazırlıyordu. Menüde yeşil fasülye, mercimek çorbası ve sebzeli bulgur pilavı vardı. Gayet iyi bir menüydü. Odama geçip formalarımı çıkarttım. Sonra banyoya girip yüzümü temizledim. Annem akşam yemeğine çağırdı. Ben yemeğimin yarısına
geldiğimde babam geldi. Üstünü çıkarmadan direk sofraya oturdu.

Yemekten sonra yine bir film açıp izlediler ben ise odamda durmaya karar vermiştim.

Ama hiç bir şey yapmak istemiyordum. Telefonumu çıkardım ama Instagram'dan
çıkıp tekrar Instagram'a girince telefonu bir kenara bıraktım. Saatelerdir aklımda tek bir
cümle dönüyordu. Sen Mert'e aşıksın!

Kafamı yastığa gömdüm. Çığlık atmak istiyordum. Şu anda verebileceğim maksimum tepki buydu.

Bu düşüncelerimden kurtulmak için ayağa kalktım ve kulaklığımı taktım. Chase Atlantic'in bir oynatma
listesini indirmiştim. Bir yandan o çalarken sanki bu odayı ilk defa görüyormuşum gibi etrafa baktım. Odam bir anlığına gözüme dağınık geldi.

Masamdaki kalemliği düzenledim. Üzerindeki silgi çöplerini topladım. Kapının yanında duvara asılı iki raf duruyordu. Üst rafında Harry Potter serisi vardı. Altında Yüzüklerin Efendisi serisi vardı. Yanlarında kalan boşluklara ise çizgi romanlarımı koymuştum.

Orası düzenliydi aslında ama yinede tüm kitapları masama koyup bir ıslak mendille rafların tozunu aldım ve kitapları eski düzenine göre koydum.

Saat on olmasına rağmen can sıkıntısından yatağa girdim. Benim için erken bir saatti ama sıkılmıştım. Ve biraz da yorulmuştum. Yalan yoktu.

Kollarımın bazı yerleri hala kızarık ve morumsuydu. Yaklaşık bir saat kadar yatağın içinde kıvrandıktan sonra uyku bastırmıştı.

Bölüm : 16.01.2026 19:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...