
Birinin evin kapısını vurarak çalmasından yerimden zorda olsa kalkıyorum. Görüşüm biraz bulanık. Sanki gerçek bir dünyada değilmişim gibi. Yürürken sendeliyorum. Evde bir tek ben vardım.
Bu saate kim benim kapımı çalacak? düşüncesiyle kapının önüne kadar geliyorum. Deliğe bakmak için parmak uçlarımda yükseliyorum.
Kapı hâlâ çalınıyor. Delikten baktığımda orada bir erkeğin durduğunu görebiliyor ancak kim olduğunu çıkartamıyorum. En son kapı öncekilerden daha sert vurulunca kapıyı açıyorum.
Karşımda siyah saçlı, siyah gözlü genç bir adam duruyor. Kim olduğunu görüşümün bulanıklığından anlayamıyorum.
"Siena..."
Sesinden sanki birinden kaçıyormuş gibi, korkmuş olduğunu hissediyorum. Bana yaklaşıp kolumdan kavrıyor ve beni odama
doğru sürükleyip kapıyı kapatıyor.
Aynı tüm gece içip sarhoş olan adamlar gibi yürüyorum. Ve elini kolumdan çekecek kuvveti
kendimde bulamıyorum. Sanki ruhum çekilmiş gibiyim.
Beni duvara yaslıyor ve
dudaklarını dudaklarıma bastırıyor. Zaten net göremeyen gözlerim bu hamle karşısında kapanıyor. Nefes almak imkansız hâle geliyor.
Bir elim saçlarına uzanıyor ve içine daldırıyor. O ise elleriyle belimi kavrıyor beni kendine daha çok çekiyor.
Sanki zaman akmayı bırakmış gibiydi. Etraftaki her şey birer boşluktan ibaretti. Kendimi dudaklarına biraz daha yaslayıp öpüşüne karşılık veriyorum.
Ardından kendimi tamamen ona bırakıyorum. Sanki ben bir kuklayım da o beni kontrol ediyormuş gibiydi. Ellerim ensesinde duruyor. Bir anda kendimi geri çekiyorum ve alnımı alnına yaslıyorum.
Bana bakıyor ben ise gözlerim kapalı bir şekilde "Kimsin sen?" diye soruyorum. Gülüyor.
"Ben mi? Ben..." Tam kim olduğunu söyleyecekken bir an da bir ses duyuyorum.
Beep - beep. Beep - beep. Beep - beep.
Duyduğum sesle aniden gözlerim açılıyor ve az öncekinden çok daha net görüyorum. Ama artık duvar dibinde biri ile iç içe değil. Kendimi yatağımda buluyorum.
Az önce ne yaşandığını hatırlamaya çalıştım. Siyah saçlı, siyah gözlü biri... Genç bir adam... Mert! Bu nasıl oldu?
Daha yeni tatıştığın kişiyi nasıl rüyanda öpebilirsin? Bunun anlamı neydi acaba? Sol elim ile ağzımı kapattım. Ama şaşkınlığımı gidermek için bu da yeterli olmamıştı. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Yüzümdeki elimi alnıma götürdüm.
Terlemişim. Telefondaki alarmı kapattım. Kilit ekranındaki mesajları gördüm. Doğru ya! Ben Ceren'e yazmıştım eve gelince de direk uyumuşum. Uyuduğumda da neler olduğu malûm... Buna başka bir zaman inanamamaya devam edecektim.
***
Ceren'in numarasına tıkladım. Bana cevap yazmıştı. Ve şu an çevrimiçiydi.
Ceren: Ne? Ne oldu?
Ceren: Ben iyiyim.
Ceren: Kimden bahsediyorsun?
Cevap yazdım.
Dün okul çıkışında sen tuvaletten çıkarken aniden önüne çıkan kişiyi hatırlamıyor mu-sun?
Bir kaç saniye bir şey yazmadı. Ardından oldukça yavaş bir şekilde yazdı.
Ceren: Sen... öğrenmişsin.
Ceren: Beni mi takip ettin?
Ceren: Özür dilerim.
Ne için?
Ceren: Sana sorular sorduğum günü hatırlıyorsun değil mi?
Evet.
Ceren: Hani şu sana 'En sevdiğin renk ne?'
'En çok hangi meyveyi seversin?' diye soru sorduğum gün.
Evet Ceren. Ne oldu?
Ceren: Ben sana onları merakından sormadım. O siyahlı elemanlar istedi bu bilgileri. Sen hakkında bilgi toplamak için beni üç gün boyunca her çıkışta sorguya çektiler.
Ceren: Birinci gün senin hakkında bildiğim her şeyi anlattım. Diğer gün bana verdiğin cevapları onlarla paylaştım. Başka çarem yoktu. Umarım beni affedebilirsin. Nasıl olduğunu anlamadan her seferinde kendimi orada, o sandalyede buluyordum. Zaten bugün sondu. Hem sorgunun sonu hemde
benim bu okuldaki sonum.
Ne?! Nasıl yani? Kesinleşti mi? Gidecek misin gerçekten?
Ceren: Evet. Yarın yokum. Ama merak etme. Başka sebeplerde var. Babam demişti. Ama şu an hatırlayamıyorum. Sınıfa da yeni biri gelecekmiş herhalde benim yerime. Annem Rabia Hoca'yla konuşmuş. Ben dörtlü gruba haberi veriyorum. Sonra da o gruptan çıkıyorum.
Gruptan niye çıkıyorsun ki?
Ceren: Siz okulla ilgili şeyler konuşursunuz. Ya da buluşma planları falan yaparsınız. Ben gelemeyeceğim zaten hiç birine. Boşu boşuna durmayayım grupta.
Sen bilirsin.
Dörtlü gruba girdim.
Ceren: Arkadaşlar ben okuldan ayrılıyorum. Endişelenmenize gerek yok. Kötü bir şey olmadı. Başka sebeplerim var. Gruptan çıkıyorum.
Elif: Çıkmana gerek yok ki.
Zehra: Evet.
Ceren:Yok ben çıkayım. Sizin planlarınız olur. Zaten ben hiç birine katılamayacağım. Boşu boşuna durmayayım.
Ceren gruptan ayrıldı.
Cidden çıktı. Çıkmasaydı keşke. Onca güzel anı... Hepsi Mert yüzünden. Ondan nefret ediyorum.
Eğer beni seviyorsa platonik kalacaktı.
Telefonumdaki saate baktım. 21.36. Formalarımı bile çıkarmamışım. Makyajımı da.
Önce banyoya gidip yüzümü temizledim. Sonra mutfağa gittim. Annem ve babam salonda korku filmi izliyorlardı. Buzdolabında annemin benim için hazırladığı akşam yemeğim duruyordu.
Tabağımı üçe bölmüştü. Birinde salata, birinde haşlanıp didiklenmiş tavuk, birinde ise bol soslu spaghetti vardı. Benim kırmızı et sevmediğimi unutmamış ve bana tavuk hazırlamış.
Yemeğimi alıp odama gittim. Çalışma masamda yiyecektim. Telefonumdan bir K- drama açtım.
Tabağımın önüne metal kalemliğimi koydum. Telefonu ona yasladım. Düştü. Tekrar yasladım. Yine düştü. Bu sefer kalemliğin arkasına çalışma masamın üstündeki kitaplardan bir dağ yaptım ve kalemlikle telefonu ona yasladım. Düşmedi.
On iki bölümlük K - dramanın üçüncü bölümünde kalmıştım.
Yemeği bitirip tabağımı bulaşık makinesine koyduktan sonra telefonumu aldım ve yatağıma uzandım. Bir bölüm daha izledim. Bir bölüm daha. Bir bölüm daha.
K - drama bitmişti. Ama ben dokuza kadar uyuduğum için daha uykum gelmemişti. Saatin 00:14 olmasına rağmen.
Pinterest 'e girip kara kalem çizimlerine baktım. Bir kaç tane ho-
şuma giden resim seçtim. Ama seçtiğim resimler öyle normal resimler değildi. Birbirleriyle alakaları yoktu.
Birinde elinde kanlı bir kılıç tutan arkası dönük bir suikastçi, birinde üniformasıyla yüzünü silen kaslı, sporcu bir delikanlı, birinde sarı saçlı suikastçi bir kadın ve yine o kadın gibi suikastçi olan ama yüzü görünmeyen bir adamla dip dibe ve alınları bir birine yaslı. Birinde bir sonbahar sabahı, yağmurlu bir havada pencerenin önüne koyulmuş dumanı üstünde bir çay fincanı vardı. Birinde kafası olmayan, dizine kadar yırtmaçlı, ip askılı bir elbise giyen kadın vardı. Birinde ise bir balina vardı.
Ve yine birinden alakasız bir iki tane resim daha. Masamın yanındaki dolaptan sarı ve çizgisiz sayfaları olan defteri çıkardım. Üç tane sayfa kopardım. Metal kalemlikten makas alıp sayfaları yarıya böldüm.
Dediklerimin hepsini çizmem zaman aldı ama uykumu aldığım için hepsini gece üç sularında bitirmiştim. Bir yandan da kulaklı-
ğımdan müzik dinliyordum. The Neigh bourhood, Chase Atlantic, Rihanna, Lana Del Rey gibi ünlü şarkıcılar ve müzik gruplarının tüm oynatma listelerini dinlemiştim.
Son resmi bitirdiğimde ellerimi masanın üzerine koyup kafamı ellerimin üstüne yasladım. Saat 03:19. Derin bir nefes verdim. Bir kaç saniye böyle bekledim. Ellerim kirlenmişti ama ortaya güzel resimler çıkmıştı.
Banyoya gidip ellerimi iki kere köpükleyerek yıkadım. Kulaklarım acımaya başlamıştı. Kulaklığımı çıkarıp masaya koydum. Çekmecemden bant çıkardım ve çizdiğim resimleri teker teker yatağımın hemen karşısındaki duvara yapıştırdım.
O duvar boş değildi. Bir kaç tane kara kalem çizimim vardı ama bir elin parmak sayısı kadar bile değillerdi. Sonrası ise yine uyku oldu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |