6. Bölüm

6.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Telefonunu bulamadı Ceren. Hiçbir cebinde yoktu. Okulun içinde bir yerde bıraktığını düşündü. Çantasını sırtına aldı ve içeri geri girdi.

Okulda en fazla yirmi kişi kalmıştı. Hepside dışarıdaydı. Yani o öyle düşünüyordu. Önce sınıfına bakmaya karar verdi. Adımlrı sert ve gürültüydü. Duyulmamak adına
yavaşladı.

Ailesi ona dün gece 'Geç geleceğiz biz gelene kadar ayrılma. Yarım saate yanında oluruz' demişlerdi. Kendileri taşınma konusunda birilerinden yardım istemeye gitmişlerdi.

Henüz hiç bir şey kesin değildi. Her şey yarına bağlıydı. Bir tüy gibi hafif adımlarla sınıfına girdi. Her şey yerli yerindeydi. Kendi sınıfının sevdiği özelliklerinden biri de buydu. Gün içinde ikinci dünya savaşı çıksa dahi gün sonunda her yer derli toplu olurdu.

Bu sefer şansına koridorda ilerler- ken adım sesleri duymamıştı. Ama yinede yürürken sürekli arkasına, sağına, soluna bakıyordu. İzleniyormuş hissine kapılıp duruyordu.

Sırasına ilerledi. Kafasını eğip sırasının altına baktı. Bir kaç defter ve kitaptan başka bir şey göremedi. Okulda telefonunu hiç çıkarmış mıydı? Hatırlayamadı. Sınıftan çıktı ve sınıfının hemen yanında olan kişiye özel -Amerika'daki okullardakinden- olan dolaplardan kendisinin olduğu dolaba ilerledi. Çantasını tekrar önüne aldı ve içinden dolabının anahtarını aldı. Çantası sağ omzunda, anahtarla dolabını açtı.

İçinde bir kaç ders kitabı, bir kaç tane postit ve metal bir kalemlik vardı. Ama telefonu yoktu. Tam dolabı kapatmak için sağ elini dolabın kapısına uzatıyorken arkasında birinin varlığını hissetti.

Sanki kafasından aşağı doğru basınç uygulanıyormuş gibi
donup kaldı. Kahverengi gözleri kocaman olmuştu. Arkasını dönmeye çekindi. Ama kim olduğunu da merak ediyordu.

Düşündüğü kişi olmaması için içinden dua ediyordu resmen. "Kimsin sen? Onlardan mısın?" diye sordu korkudan dili döndüğü kadar.

Arkasındaki kişiden bir kıkırtı duyduğunda artık sabredemedi. Arkasını döndüğünde siyahlar içinde, kendisinden uzun boyda, bir
erkek gördü.

Pelerininin kapşonunu yüzüne kadar çekmişti. Sadece ağzı görünüyordu. Yabancı gülmeyi bıraktı ve sol elini kaldırdı.
"Bunu mu arıyordun?" dedi. Elinde ise bir şey vardı. Lacivert kılıflı bir telefon. Ceren'in telefonuydu o. Arkadaşlarıyla beraber okuldan çıkarken almıştı. Tabi Ceren'in ruhu bile duymadan. Şaşkınlıkla gözleri büyüdü. Sonra ise sinirden elleri yumruk oldu.

"Telefonumu mu çaldın sen?" dedi çatık kaşlarla. Sinirliydi ama bir o kadar da korkuyordu. Buna rağmen belli etmemeye çalışıyordu. "O kadar da düşmedik. Sende bizi iyice hırsız yaptın." Sağ elini öne uzattı.
"Telefonumu ver."
"Şimdi değil."

Telefonu tuttuğu eli yukarı kaldırdı. Bunu gören Ceren ise yukarı zıplayıp telefonu almaya çalıştı. Ama nafileydi.

Arka taraftan ona doğru yaklaşan adım sesleri duyduğunda direnmeyi bıraktı. Kafasını hafifçe aşağıya eğdi ve bakışlarını yere kitledi.

Biliyordu geleni. Bunu daha önce de deneyimlemişti. Ona yaklaşan adımlar tam arkasında durdu. Önünde duran kişi ile aynı
giyinmişti. Ve boyu yine Ceren'den uzundu. Kerem'di o. Önündeki ise Serdar. Kerem hiç konuşmadan ellerini kızın gözlerine kapattı.
Ve ondan sonra Ceren'in gördüğü tek şey Serdar'ın - artık yarısına kadar açılmış - yüzüydü.

Eller gözlerine indiği andan yaklaşık
beş dakika sonra Ceren, kendini okulun arka tarafında buldu. Kurumuş ağaç dalları, kasvetli bir hava vardı.

Oraya gelene kadar hiç birşey duymadı ve hatırlamadı. Gözlerini açtı. Bir sandalyede sadece elleri bantlanmış bir şekilde duruyordu. Ve bir metre karşısında dikilen, ona bakan siyah pelerinli üç adam. Adamlardan ortada olan - Serdar - ona doğru üç adım attı ve onun boyuna yaklaşabilmek için çömeldi.

"Nasıl gidiyor bakalım? Ha?"
Öfke ile baktı Ceren. Bakışları âdeta onu öldürmek istiyormuş gibi kinliydi. Ama şu an yapabileceği tek şey buydu. Onlara gücünün yetmeyeceğini çok önceden anlamıştı.

Kerem ona yaklaştı ve sandalyesinin tam önünde durdu. Ayaklarının arasında bir
santimden az vardı. Artık yüzünü tam anlamıyla görebiliyordu. Parmaklarına dokundu.
Ona bakmadan " Yeni bilgiler öğrendin mi?" dedi.

Ceren ellerini yumruk yaptığında parmaklarını okşayan elleri havada kaldı. Sonra ellerini geri çekerken gözlerine odaklandı. Bir eli, çenesini kavradı. Parmaklarını bilinçlice çenesinde moraran yerlerin üzerine yerleştirdi. Hafifçe sıktı.

"Yoksa elin boş mu geldin?"
Yerde çömelmiş olan Serdar ayağa kalktı. Kerem'in koluna dokundu.
"Biraz sakin ol oğlum." Eli Kerem'in kolunda, gözlerini Ceren'nin kilerle buluşturdu.
"Eli boş geldiğini sanmıyorum. Hatta bence bizle dünden daha çok şey paylaşacak gibi." Kerem elini kızın yüzünden çekti. Serdar'da elini Kerem'in kolundan çekti. Biraz
uzaklaştılar ondan. Kollarını göğüslerinde bağladılar. "Ee? Bu sefer ne anlatacak acaba? Elde tutulur şeyler olsa iyi olur."

Kabullenmekten başka bir şey yapamadı o an. Eğer bu şehirden gidecekse bile en azından bunlardan kurtulacaktı. Derin bir
nefes vererek söze başladı.
"En sevdiği renkler kahverengi ve bej. En sevdiği meyve şeftali. En sevdiği ders beden ondan hemen sonra ise İngilizce geliyor."
Burada durup bir nefes daha verdi. Serdar kafasını arkaya attı. "Dinle burayı. Senin için anlatıyor. Lazım olur sonra."

Arkalarında bir tek Mert kalmıştı. Kafası aşağıda, kolları göğsünde, bakışları yerdeydi. "Duyuyorum sizi. Mal." Kaldığı yerden devam etti Ceren. "En çok sonbahar mevsimini seviyor. Derslerde sürekli camı izleyip resim çiziyor çünkü hayatı ve dersleri sıkıcı buluyormuş. Böylece kendi dünyasında huzur buluyormuş. Hoşlandığı biri yok. Aramıyormuşta." Bu son dediğinden sonra Mert kafasını kaldırıp onla bakıştı. "Altın bilgi " diye mırıldandı. "Bir şey daha var." Bu sefer kafasını aşağıya eğen o oldu. Hepsinin bakışları onda kitlendi. "Kendisi yarı İtalyan. İtalyanlar gibi akışkan bir şekilde konuşamıyor. Sadece aşırı sinirlendiği zaman konuşabiliyor." Arada bir ölüm sessizliği oldu.
"Bende diyorum bu kızın adı niye böyle değişik" dedi Serdar.

Kafasını sağa eğdi Mert. Yandaki ağacın yanında duran çantayı aldı. Pelerininin altında kalan siyah pan- tolonun cebinden Ceren'in telefonunu çıkardı. Üç arama vardı. Biri babası ikisi annesindendi.

Telefonu sessize aldı ve çantanın küçük cebine koydu. Çantasını alıp onlara doğru yaklaştı. "Bugünlük bu kadar. Çözün onu."


Serdar ve Kerem ileri atıldı biri birini, biri birini çözdü. Elleri çözüldüğünde ayağa kalkmak için acele etmedi. Mert çantayı ona fırlattı. Hepsi arkasını döndü ve ilerlemeye başladı. Ceren geride kalmıştı.
"Peki ya telefonum?" Sadece Mert durdu. Diğerleri devam etti. Kafası aşağıda iken sadece "Çantanda" dedi ve hareketlendi. Kaşları çatıldı Ceren'in.

"Sağolun ya. Ne kadar kibarsınız. Kocaman insanlar olmuşsunuz hâ..." gerisini getiremedi. Mert'in yürürken söylediği "Ailen seni merak etmiş. Onlar daha fazla endişelen- meden gitsen iyi olur" sözleri lafını kesmişti.

Bölüm : 10.01.2026 15:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...