
"Siena ne durumdasınız?"
Zehra'nın sesiyle sola baktım. Mutfağın kapısında durmuş bize bakıyordu.
Mert ve Batu yemek masasında pizza malzemelerini hazırlıyorlardı. Batu kaşar peynirini rendeliyor, Mert de sucukları bitirmiş, sosisleri doğuruyordu. Zeytin ve mısırları çoktan halletmişlerdi.
Ben ocakta tiramisunun muhallebisini hazırlarken Elçin hamuru çoktan halletmiş, köşede dinleniyordu. Baya yorulmuştu yoğururken.
Elif tiramisunun kahvesini hazırlanırken Zehra yanımdaki çekmeceye çömeldi ve üçüncü çekmeceden kedi dillerini çıkardı.
Elif elindeki labnenin kapağını açarken Zehra da mutfak robotunu çıkardı.
"Niye hiç konuşmuyorsunuz? O zaman müzik açalım."
Elimdeki tencereyi tezgaha bıraktıktan sonra tezgahın köşesindeki telefonumun yanına gittim. Tam müzik açacağım sırada Zehra mutfak robotunu çalıştırdı.
Müzik açmak için onun kremayı hazırlamasını beklemem gerekli şimdi.
Arza ve Yiğit mutfağa girdi. Yiğit direkt masaya yöneldi. Elif ve Zehra tiramisuyu hallettikten sonra makarnayı yapmak için Zehra tavuk göğsünü dilimlemeye başladı.
Onlar makarnayı hallettikten sonra bende müzik açtım.
Şebnem Ferah'ın Yağmurlar şarkısı çalıyordu.
Sokaklar sakin, geceler karabasan
Ellerim titrer
Kim bu ben, kim bu susan?
Ne soran var, ne bilen
Sebebim yok bana kıyan
Erkeğim sendin, vazgeçtim rüyalardan
Beni sevmezsen
Yağmurları sev
Bulutlar ağlasın
Sen gül, güneş doğsun yeniden
Şarkı devam ederken makarnayı da halletmiştik. Yani Zehra onu yaparken bir yandan Elif ve Arza da tiramisuyu yapmış dolaba atmıştık.
Sadece pizza kalmıştı. Pizzaları sıkıcı yuvarlak değilde kalp şeklinde yapacaktık. Üç pizza yeterdi.
Yorulduğumuz için ara verme kararı aldık. Saat 21:12. Ve daha pizzaları yapmamıştık. Onlar salonda otururken ben mutfakta tek başıma pizzanın sosunu hazırlıyordum.
Sosu karıştırırken gözlerimle etrafa bakındım. Kuru nane lazımdı. Sesimin duyulması için yüksek sesle bağırdım.
"Zehra kuru nane nerede?!"
Sonra adım sesleri duydum. Mutfağın kapısında durdu.
"Heh. Zehra kuru naneyi verebilir misin?"
Yavaş adımlarla yaklaştı. Ama birden kollarını belimde hissetim. Sonra başını boynuma gömdü. Kafamı sağa çevirdiğimde burnum siyah saçlarına değdi.
Kara kedim gelmiş.
"Aniden gelme. Korktuğumu biliyorsun."
Kafası hâlâ boynumdayken kafasını salladı ve boğuk bir sesle "Biliyorum. Özür dilerim" dedi.
Kafasını kaldırdı ve çenesini boynuma koydu. "Kuru nane ikinci çekmecedeymiş. Zehra söyledi."
"Tamam o zaman. Şimdi çekilirsen sosu hazırlayacağım sonra da pizzaları yapmaya başlayacağız."
Hiç duruşunu bozmadı. "Daha erken değil mi? Gece iki gibi acıkacağız."
Arkamı döndüm ama onun elleri hala belimdeydi. "Bir sürü yemek var Mert. Acıkan olursa kalkıp yiyebilir."
Gözlerimin içine bakarak gülümsedi. "Tabi canım. Hadi içeriye git çağır onları."
İçerideki herkes mutfağa geldi. Mert ile ben, Batu ile Elif, Arza ile Elçin beraber pizza yaptık.
Zehra ve Yiğit gerek olmadığını, makarnayla doyabileceklerini söyledikleri için biz şu anda pizzaları yaparken onlar içeride sofrayı hazırlıyordu.
Pizzaları fırına verdik ve pişmesini bekliyorduk. Yarım saat pişmesi yeterliydi.
On beş dakika kalmıştı. Salonda öylece oturuyorduk. Ortam çok sessiz olduğu için acil konuşacak konu bulmamız gerekiyordu.
Mesela hangi filmi izleyeceğimizi konuşabiliriz.
"Film önerisi olan var mı?" diyerek sessizliği bozdum. Batu oturduğu tekli koltukta doğruldu.
"Bence Dabbe 5'i izleyelim." Mert kaşlarını çattı.
"O çok korkunç değil mi?" Bakışları kızlar arasında gezindi.
"Kızlar sizin için sorun olmasın?"
"Yok ya. Neden sorun olsun? Sonuçta gerçek değiller" dedim Mert'e bakarak.
Elif "Ben hayatımda ilk kez korku filmi izleyeceğim. Nasıl bir his olduğunu bilmiyorum" dediğinde kaşlarım havaya kalktı.
Elif'e baktığımda bana olamaz mı dermiş gibi baktı.
"Benim için ne izlediğimizin önemi yok. Ne korkunç olursa olsun bende tık olmuyor." Zehra baya iddialı konuşuyordu.
Elindeki siyah Monster'dan bir yudum alarak önüne döndü.
"Sizin ortaokul anılarınız yok mu böyle birbirinize anlatacağınız? Biz bir dakika boş durmazdık."
Elçin'in bu konuşmasına sol yanında oturan Elif gözlerini devirerek baktı.
"Abla biz her saniye konuşmak zorunda değiliz. Birazdan pizzalar olacak. Yemekten sonra oyun oynarken bol bol konuşacağız zaten."
"Ne oynayacağız Elif?" Sorum üzerine bakışlarını bana çevirdi ve muzipçe sırıttı. "Vampir köylü, doğruluk ve cesaretlik."
Zehra'nın direkt Yiğit'e baktığını fark ettim. O da direkt ona bakıyordu. Gözleri kocaman olmuştu. Bunlar niye birbirlerine böyle bakıyorlar?
Zehra boğazını temizlerken Elif'e baktı. "Elifciğim doğruluk ve cesaretlik oynamasak. Başka oyunlar oynasak?"
"Bencede Elif. Başka zaman oynarız" dedi Yiğit elleri ağzındayken.
"Neden oynamak istemiyorsunuz? Böyle bir gecede oynanması gereken en önemli oyun. Valla oynamazsak çatlarım. Hadi çok eğlenceli olacak. Hem her gün böyle buluşmuyoruz. Hadi lütfen."
Zehra elindeki enerji içeceğini yanındaki sehpaya bıraktı ve oflayarak ayağa kalktı.
"Tamam Elif. Senin hatırına oynayalım bakalım. Benim yüzünden oyundan mahrum kalmayın. Ben olmazsam oynamayacağınızı biliyorum. Kızlar gelin. Pizzaları çıkaralım."
O önden biz arkasından mutfağa girdik. Ben pizzaları dilimlerken Arza daha önce böldüğüm dilimleri tabaklara koyuyor, Elif tabakları çıkarıyor, Elçin Elif'in çıkardığı tabaklara körili tavuklu makarnayı koyuyordu.
Zehra ise buzdolabındaki teneke enerji içeceklerini mutfak masasına koydu sonra tiramisuyu çıkardı ve tezgaha koydu.
Biraz durgun ve yorgun gibiydi. Büyük ihtimalle gece üç gibi mayışacaktı. Karaoke yapacağını sanmıyordum.
"Elif al sen şunları içeriye götür." Dolaptan sekiz tane küçük tatlı tabağı çıkarıp tiramisuyu tabaklara dilim dilim koydu.
Üç tabak makarnayı, pizzayı, içecekleri ve tiramisuyu içeri götürdük.
Yere oturup hafiften başladık.
Yemekleri yerken hiç konuşmadık çünkü yemekler aşırı lezzetliydi. Yemek bittikten sonra bulaşıkları erkekler halletti.
Ama ev sahibi olarak onların ne yaptığını kontrol etmek için Zehra kapının çerçevesinde duruyordu.
Bir kaç kez Yiğit ile bakıştığına o kadar eminim ki. Şimdi doğruluk cesaretlik oynama zamanıydı.
Yuvarlak oluşturmuştuk. Yönler olarak düşünürsek Mert batıda, ben güneybatıda, Arza da güneybatıda, Zehra güneyde, Yiğit kuzeyde, Batu kuzeydoğu, Elif de güneydoğudaydı.
Şişe olarak Redbull tenekesini kullanacaktık. Elif şişeyi eline aldı.
"Bakın şimdi. Alt kısmı soruyu soran, içilen kısmı da cevap veren olacak. Tek soru hakkı olacak ve itiraz yok. Ne söylenirse söylensin yapılacak ve söylenecek. Cevaplayan sonraki tur için çevirecek. Anlaşılmayan bir şey?"
Herkes onaylayan mırıltılar çıkarırken Elif şişeyi yere koydu ve çevirdi. Şişe döndü döndü en sonunda durdu. Elif bana soracaktı.
"Doğruluk mu? Cesaret mi?"
Cesaret desem çok sıkıntılı şeyler isteyebilirdi benden. O yüzden doğruluk diyeceğim. "Doğruluk."
"Şimdiye kadar yediğin ya da içtiğin en garip şey neydi?" Bir anlığına düşündüm.
İngilterede bir keresinde sütlü çay denemiştim. Tadı aşırı kötüydü.
"Sütlü çay içmiştim bir kere. İngilterede baya popüler ama tadı aşırı kötüydü. Tavsiye etmiyorum." Şişeye uzandım.
"Çeviriyorum." Şişe döndü ve saatlerdir beklediğim an geldi çattı.
Yiğit, Zehra'ya soruyordu. Muzipçe sırıtan Elif'e bakıp onun gibi gülmeye başladım.
"Doğruluk mu? Cesaret mi?"
Zehra Yiğit'in gözlerinin içine bakarak her zaman ki ciddi tonda ona cevap verdi.
"Doğruluk."
"Neden sürekli eldiven takıyorsun?"
Zehra'nın gözleri kocaman oldu.
"Bunu ne zaman soracağınızı merak ediyordum." Birden ellerindeki siyah eldivenleri çıkardı.
Sağ elinin üstünden bileğini geçen uzunca bir kesik izi vardı. Demek bunu saklıyordu. Ama neden saklıyordu?
Yiğit onun elini görünce yerinde doğruldu ve yutkundu. "Anlatıyorum. Ben tekvandoya gidiyorum dokuzuncu sınıftan beri. Geçen sene oldu bu olay. Gecenin karanlığında tek başıma eve dönüyordum. Peşime bir adam takıldı. Adamda alkollüymüş. Ben ondan kaçmaya çalışırken yanlışlıkla çıkmaz bir sokağa girdim. Sonra beni orada bir sıkıştırdı. Elindeki bıçakla..."
Ne?! Bu nasıl bir şey? Kim neden böyle bir şey yapsın ki? Zehra'nın annesinin bundan haberi var mıydı? Elinin tersini havaya kaldırdı.
"Sonrasında olanları tahmin edebiliyorsunuzdur heralde."
"Oyun dışında bir soru soracağım. O adama ne oldu? Yanına kâr kalmamıştır değil mi?" Yiğit bunları söylerken Zehra'ya öyle bir bakıyordu ki... Sanki içi gidiyordu.
Yiğit ile bakışları kesişti. "Kâr kalmadı. Elindeki bıçakla meşru müdafaa yaptım."
"Ne?" Herkesin aynı anda sorduğu soru yüzünden kız yerinden sıçradı. "Yani sen..." Bana baktı.
"Evet Siena. Ben adam öldürdüm." Bakışlarını herkeste gezdirdi.
"Evet. Sırrımı öğrendiğinize göre artık saklamama gerek yok diye düşünüyorum. Ee? Devam etmiyor muyuz?"
Ortama bir kasvet çöktü âdeta. Yiğit'in bakışlarını görünce yüzünü ekşiterek ona baktı.
"Bana katilmişim gibi bakmayın. Ne yapsaydım? O adamın beni öldürmesine izin mi verseydim? Bu konuyu bir daha açmayın."
Önüne döndü ve şişeyi çevirdi. Batu Arza'ya soracaktı.
"Doğruluk mu? Cesaret mi?"
"Doğruluk."
"Abinin sevmediğin bir özelliğini söyle."
Biraz düşündü. "Bir tane mi?"
"Arza!" Yiğit'in dişlerini sıkıp gülümseyerek söylediği bu sözü hiç kendi üstüne almadı.
"Bana sürekli cüce diyor." Bunu demesi üzerine Zehra dahil hepimiz güldük. Ama Yiğit hiç gülmüyordu.
Evet kızlar olarak aramızdaki en kısa oydu.
Arza şişeyi aldı ve çevirdi. Harika. Yiğit tekrar Zehra'ya soracak. Of. Bu gece harika oluyor.
"Doğruluk mu? Cesaret mi?" Zehra ona meydan okurmuş gibi baktı.
"Cesaret."
"Yirmi şınav çek."
Zehra buna tek taraflı gülümsedi ve ayağa kalkıp biraz geriye gitti. Sonra şınava başladı. Ama bir dakika? O tek eliyle şınav çekiyor! Hemde kesik izi olan eliyle!
Yiğit'in tepkisine bakmak için önüme döndüğümde Yiğit'in ona büyülenmiş gibi baktığını gördüm. Vay. Bir aşk doğuyor.
İçimden yirmiye kadar saydım ama o yirmi beş yaptı. Hemde tek eliyle. Ben bile bu kadar etkilenmişsem Yiğit'i düşünemiyordum. Şınavını bitirdikten sonra nefes nefese kalmış bir şekilde bağdaş kurdu.
"Mekik te ister misiniz arkadaşlar?"
"Zehra sen ne yaptın az önce? Artık sana daha farklı bir gözle bakacağım" dedi Elif.
Hâlâ nefes nefeseyken eski yerine oturdu ve Elif'e bakıp gülümsedi. Zehra tekrar şişeyi çevirdi. Bu sefer Elçin Mert'e soracaktı.
"Doğruluk mu? Cesaret mi?"
"Cesaret."
"Telefonunu beş dakikalığına Siena'ya ver. İstediği her şeye bakabilir." Dibimdeki Mert bana gülümseyip ayağa kalktı.
"Hiç sorun değil benim için." Koltuğun kenarına koyduğu telefonunu bana uzattı. "Göreceğiz bakalım" dedikten sonra ilk olarak Whatsapp'a girdim.
Annesiyle olan konuşmaları, benimle olan konuşmaları, Yiğit ve Batu ile olan konuşmaları dışında konuştuğu başka biri yoktu.
Sonra Instagram'a girdim. Benim dışımda kimseyi takip etmiyordu.
Ben telefonunu incelemeye devam ederken bir kaç tur daha oynamanın ardından oyunu bitirdik.
Oyunun sonraki turlarındaki sorular şöyleydi:
"Hiç bir şey çaldın mı?"
"Herhangi bir platformda attığın son mesajı göster."
"Galerindeki son fotoğrafını göster."
"Ayağa kalkıp başın dönene kadar dön."
"Hiç bir sınavda kopya çektin mi?"
"En sevdiğin şarkının bir kısmını söyle."
Sonuncu Zehra'ya gelmişti.
"Nasıl inanırım sana
Bu yürek ağır bana
Sevgin öyle uzaklarda
Nefes alsan da yanımda
Nasıl inanırım sana
Bu yürek ağır bana
Sevgin öyle uzaklarda
Nefes alsan da yanımda
Bu aşk fazla sana"
Gözleri kapalı söylediği için Yiğit'in ona olan bakışlarını görmemişti ama ben görmüştüm.
Sanki dünyanın en güzel sesini dinliyormuş gibiydi. Ama cidden sesi çok güzeldi kızın.
Mert'in telefonu temizdi. Bizim kızlarla bile konuşmuyordu. Sadece benimle.
Şimdi vampir köylü sırasıydı. Yerimizi hiç bozmadan oyuna başladık. Elif moderatör olmak üzere ayağa kalktı.
***
"İki vampir bir doktor olacak. Doktor isterse kendisini ya da kendini koruyabilir. Bu arada bir tane vampir kazanınca direkt vampirler kazanıyor. Sonra aramız bozulmasın. Herkes gözlerini kapatsın."
Elif daire çizerek onların etrafında dolandı. Sonra inat olsun diye önce Zehra'nın sırtına ardından Yiğit'in omzuna hafifçe dokundu.
Yiğit omzuna dokunulunca aklında tek bir soru vardı.
"Diğer vampir Zehra mıydı?"
Ve evet. O diğer vampir Zehra idi.
"Vampirler gözlerini açıp tanışsınlar."
İkiside aynı anda yavaşça gözlerini açtı. Açar açmaz ikiside donakaldı.
Zehra arkasındaki Elif'e dönüp ciddi misin tarzında baktı. Elif ise ellerini açıp omuzlarını kaldırıp indirdi.
"Vampirler gözlerini kapatsın. Doktoru seçiyorum."
Doktor olarak da Arza'yı seçti.
"Gözlerinizi açın. Bir tahmin edin bakalım."
Herkes bir süre boyunca sadece birbirlerine baktı. Sonra Zehra konuşma kararı aldı.
"Arza neden öyle bakıyorsun bana?"
"Bilmem. Belki bir şeyler saklıyorsundur."
"Belki de sen bir şeyler saklıyorsundur."
"Abi Mert bana suçluymuşum gibi bakıyor. Korkuyorum."
Mert teslim olmuş gibi ellerini havaya kaldırdı. "Kuru iftira."
Yiğit Arza'ya baktı. "Abicim. Sende öyle bakıyorsun millete."
"Tahminleriniz nedir arkadaşlar?" Arza elini kaldırdı.
"Ben Mertten şüpheleniyorum."
Elif ve Elçin ellerini kaldırdılar.
"Biz Arza'dan şüpheleniyoruz. Rastgele insanları suçluyor."
"Herkes gözlerini kapatsın."
Diğerleri gözlerini kapatırken Zehra ve Yiğit gözlerini kapatmadan önce bakıştılar ardından gözlerini kapattılar.
"Vampirler gözlerini açsın."
Gözlerini açıp birbirleri baktılar. İkiside hâlâ inanamıyordu. Bu gece onların gecesi miydi? Sanki herkes bilerek onların beraber olması için yapıyordu.
"Vampirler kimi seçiyorsunuz?"
İkiside sanki anlaşmış gibi Siena'yı seçtiler.
"Vampirler gözlerinizi kapatın. Doktor gözünü aç."
Arza gözünü açtı ve az önceki tavrının aksine koruma hakkını Mert'ten yana kullandı.
"Doktor gözünü kapat. Herkes gözünü açsın."
Zehra anlaşılmamak için sağ yanında yarısı içilmiş Monster'ını eline aldı ve bir yudum alırken üstten Yiğit'e battı.
Bu beraber yaptıkları ilk şeydi. Tuhaf hissetiyordu.
Yiğit gülümsemek istiyordu ama anlaşılmasından korkuyordu.
"Arkadaşlar öldürülen Siena'ydı. Korunanda Mert'ti. Siena seni köşeye alalım."
Siena sol yanındaki Redbull 'u alıp arkasındaki koltuğa oturdu.
"Merak etme sevgilim. Bunu yapanı bulacağım" dedi Mert Siena'nın koltuğa yerleşmesini izlerken.
Zehra içecek elindeyken gözlerini devirdi. "Ne kadar mıçmıçsınız."
İçeceğin içine bakıp ondan bir yudum aldı. Ama Yiğit'in onun bu hâline gülerek baktığını görmemişti diğer herkes gibi.
"Zehra sen neden bu kadar durgunsun bugün?" dedi Arza.
İçeceği yerine bıraktı.
"Her zamanki halim. Peki sen neden bugün bu kadar soru soruyorsun?"
Sırıtarak "Her zamanki halim" dedi Zehra'yı taklit ederek.
Elçin elini havaya kaldırarak onları durdurdu. "Bir dakika. Eğer doktor Mert'i koruduysa o Arza olamaz."
"Bencede olamaz" dedi Batu.
"Açıkçası ben öyle düşünmüyorum" dedi Zehra ellerini çıtlatırken.
"Ters psikoloji uyguluyor olabilir. Ben daha çok şüphelendim yani."
"Ha öylede olabilir ama ben ona inanıyorum" dedi Elçin.
"Katil olduğunu düşündüğünüz kişi kim?"
"Ben Elçin diyorum. Çok fazla konuşuyor"
Zehra elini kaldırdı. "Bende öyle düşünüyorum. Oyum Elçin'den yana" dedi Yiğit elini kaldırırken.
"Ne?" Elçin baya şaşırmış gibiydi.
"Bende." Arza elini kaldırdı.
"Bende." Mert ve Batu'da oylarını ondan yana kullandı.
"Oy birliğiyle Elçin oyundan atıldı. Ve... Elçin köylüydü."
"Bakın. Boşuna suçladınız. Ben başka bir şey demiyorum." Mert gibi o da içeceğini alıp köşeye çekildi.
"Herkes gözünü kapatsın."
Gözler yine kapandı.
"Vampirler gözlerini açsın."
Artık alışmışlardı. İlk Zehra gözlerini açtı sonra da Yiğit.
"Vampirler kimi seçiyorsunuz?"
Bu sefer Batu'yu seçtiler. "Vampirler gözlerini kapatsın."
Kapattılar.
"Doktor gözlerini aç." Arza gözlerini açıp kendini korumayı seçti.
"Doktor gözlerini kapat."
Arza keyfi yerinde bir şekilde gözlerini kapattı.
"Herkes gözlerini açsın. Yeni gün başladı. Konuşabilirsiniz. Batu vampirler tarafından öldürüldü. Doktor kendisini korudu."
Batu’nun elendiği açıklanınca salonda ağır bir sessizlik çöktü.
Artık sadece dört kişi kalmıştı.
Mert artık yalnızdı. Etrafındaki herkes tehdit gibi görünüyordu.
Arza doktor olduğunu saklıyordu ama artık koruyacak kimse kalmamış gibiydi.
Mert hafif tedirgin bir sesle konuştu.
"Bir dakika. Siena öldü, Elçin atıldı, Batu gitti… Hep yanlış kararlar verdik. Vampirler hâlâ aramızda."
Kimse gülmüyordu.
Mert etrafına baktı. Bir an durdu, sonra konuştu.
"Garip değil mi? Hep köylüler gidiyor. Vampirleri bir türlü yakalayamıyoruz."
Bakışlarıyla tek tek herkesi süzdü.
Yiğit hemen söze girdi.
"Oylamalar hep yanlış yapıldı. Elçin boşuna gitti mesela."
Zehra başını salladı onaylar gibi.
"Aynen. Batu da sessizdi ama gitti. Bence vampirler konuşmayı iyi bilenler."
Bu sözler masumdu ama yönlendiriciydi.
Arza sessizliğini bozdu. "Ama bazı geceler… Bazı kişilerin hedef olmadığını fark ettim."
Yiğit kaşlarını çatarak sordu. "Bu nasıl bir yorum? Sen nereden biliyorsun kimin hedef alındığını?”
Arza bir an duraksadı. "Tahmin. Davranışlardan."
Ama sesi eskisi kadar emin değildi.
Zehra hafifçe öne eğildi. "Bence Arza çok şey biliyor gibi konuşuyor. Ya gerçekten çok iyi bir köylü… ya da bizi yanlış yola sürüklüyor."
Bu söz Mert’in kafasını karıştırdı. "Ben de aynı şeyi düşündüm aslında."
Arza’nın kalbi hızlandı ama belli etmedi.
Arza dikkat çekici bir hamle yaptı.
"O zaman şunu sorayım. Neden Yiğit ve Zehra hiç hedef olmuyor?"
Oda bir an buz kesti.
Yiğit hafif bir sinirle "Hedef olmamak suç mu? Sen kendini temize çıkarmaya çalışıyorsun" dedi.
Zehra ise sakinliğini korudu. "Bence bu suçlama. Ve suçlayan genelde suçludur."
Elif tarafsız bir sesle konuştu.
"Oylamaya geçiyoruz."
Sonuç açıklandı.
"Arza oy çokluğuyla elendi."
Arza kimseye bakmadı. Sadece derin bir nefes aldı.
Elif kısa bir duraksamadan sonra devam etti
"Arza’nın rolü… Doktor."
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra…
Mert bir anlığına düşündü.
"Ne? O zaman Batu…"
Cümlesini tamamlayamadı.
Yiğit istemsizce yerinde kıpırdandı. Zehra gözlerini kaçırdı.
Salonda herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Yanlış kişiyi elemişlerdi.
Arza konuşmadı.
Zaten konuşmasına gerek yoktu.
Elif geceyi başlattı.
Oyun sessizdi ama gerilim çok yüksekti. Mert başına gelecek şeyi bildiği için pişman bir şekilde gözlerini kapattı.
Sabah olduğunda Elif tek cümle söyledi. "Mert öldürüldü."
Artık ortada kimse kalmamıştı.
"Oyun bitti. Hadi kalkın karaoke zamanı."
Siena alkışlamaya başladı. "Vay vay vay. İki aşığın iş birliğini gördük. Düğün ne zaman?"
Zehra ve Yiğit'in gözleri kocaman oldu. Zehra kalkıp Siena'nın koluna vurdu.
"Ne diyorsun sen?"
Siena kahkahalarının arasında "Tamam ya bişey demedik. Düğününüz yakınmış demek ki!" diyerek onu daha da hırslandırdı.
Bir daha vurdu. "Bak hâlâ konuşuyor! Kalk şarkı söyleyeceksen söyle. Oturacağım ben."
İçecegini alıp Siena'nın yanına çöktü. Siena ayağa kalktığı için ona bakan Yiğit ile göz göze geldi.
Gülmemek için kendini zor tutuyormuş gibi bakıyordu ona.
Bakışlarını kaçırıp içeceğini yudumladı. Şimdi kızların zamanıydı.
Arza, Elif, Siena ayağa kalktı ve televizyondan açtıkları şarkıyı ellerindeki eşyalarla dans ederek söylediler.
"Yüzüm gözüm şişene kadar, ağlamak istiyorum
İçip sabaha kadar, bayılmak istiyorum
Caddelerde dolanıp, bağırmak istiyorum
Müsaadenle bu gece, dağılmak istiyorum
İçimden bir masalın
Külleri uçtu bu gece
Yorgun, kırgın kahramanı
Gel gör ki yalnız tek hece
Çok değil kısa zaman önce
Bir masal yeşerdi içimde
Sen her gün yalanlar söyledikçe
Can verdi kalbimde sessizce"
Onlar şarkıyı söylerken Mert ve Batu kendi aralarında konuşuyor, Yiğit ile Zehra arada sırada birbirlerine bakıyorlardı.
Başka şarkıya geçtiler.
"Hâlim ortada yine, ellerimde kan
Hiç derinlere inen kalmadı yaram
Ben ki kalbine gömüp içer'de ağlayan
Şimdi aksine çıkıp, zincirlerini kıran
Sözüme güven, dönmem ben kahpelik etmem
Bu yola bir baş koydum, seni kimseye yedirmem
İçini rahat tut, başını hep dik tut
Sabret bu duvarları bir gün yıkacağız elbet
Ben senden vazgeçmem
Işıkları söndürseler bile
Korkuma yenilmem
Ellerim kollarım tutmasın isterse
Ben sensiz pes etmem"
Sonra marketten aldıkları cipsleri ve jelibonlari kendi aralarında bölüştürüp filmin başına geçtiler.
Dabbe 5 cidden korkunçtu ama Zehra'da dediği gibi tık olmuyordu.
***
Filmi bitirmelerinin ardından yatakları hazırladılar.
Saat gecenin üçüy buçuğuydu. Kızlar yoruldukları için uyuma kararı almışlardı.
Elif ve Batu, Zehra'nın anne ve babasının yatak odasında yatacaklardı. Arza Zehra'nın odasında, Siena ve Mert salonda yere serdikleri döşekte, Elçin sağdaki koltukta - kroki olarak düşünüldüğünde - Yiğit'te soldaki koltukta yatacaktı. Zehra, Elçin'in ayak ucundaki sandalyede uyuyakalmıştı.
Saat 05:43 idi ve şu anda herkes uyuyordu.
Diğerleri uyurken Yiğit su içmek için uyandı. Mutfakta su içtikten sonra geri döndüğünde aklında sadece tek bir kişi vardı.
Zehra sandalyede uyuduğu için ağrıyan boynu yüzünden çatık kaşlarıyla köşede uyukluyordu.
Yiğit önce yattığı yere sonra ona baktı ve kararını verdi.
Koltuğu öne doğru çekti ve tek kişilk koltuğu iki kişilik yaptı. Fazla uzun olan çarşafıda düzeltti ardından tekli koltuklardaki yastıklardan birini aldı. Kendi yastığının yanına koydu.
Yavaş adımlarla Zehra'ya doğru ilerledi. Önünde durdu. "Üzgünüm. Bunu yapmak zorundayım. Arkadaşın olarak."
Onu sarsmamaya çalışarak bir kolu bacaklarının altında, bir kolu kollarının arasında onu taşıdı ve ona özel hazırladığı yere yan olarak yerleştirdi.
Sonra kendisi yatağa geçti. Kendi sağına döndü ve dirseği üstünde durdu.
Nazikçe açık olan omuzlarını örttü.
Şu anda ona öyle bir şekilde bakıyordu ki...
Sanki o bu acımasız dünyada olmamalıydı. Gözlerinin içi parlıyordu bakarken.
Sağ eli, gözünün öne gelen saçı, dokunsa kırılacakmış gibi yavaşça kulağının arkasına koydu.
Ve elini geri çekti. Sonra fısıldadı.
"Çok güzelsin Zehra."
Sanki yasaklı bir şey söylemiş gibi bir anlığına durdu sonra devam etti.
"Kara panter kadar vahşi, kuğu gibi zarif, solmuş bir çiçek kadar kırılgan. Kül Çiçeğim..."
Yutkundu.
"Neden bu kadar güzelsin Zehra?"
Keşke bunları o uyanıkken de söyleyebilsem diye geçirdi içinden.
"Ve ben neden seni her gördüğümde böyle bir güzelliğin bu dünyaya ait olmaması gerektiğini düşünüyorum?"
Cevap olarak sadece odadakilerin uyurken alıp verdiği nefesler duyuldu.
Yiğit ondan biraz uzaklaştı. Tam gözünü kapattığı anda Zehra elini onun beline koyduğu için hızlıca gözlerini açtı.
Zehra kaşlarını çatarak mırıldandı.
"Yiğit... Gitme..."
Çok büyük ihtimalle yarın sabah böyle bir eylem gerçekleştirdiği için yanındaki kızdan azar işitecekti ama şu anda onun yanında olması gerekiyordu.
Yiğit ona az öncekinden daha çok yaklaştı ve sanki tutmasa elinden gidecekmiş gibi sıkı sıkı sarıldı.
"Buradayım güzelim. Gitmiyorum. Hadi uyuyalım."
Sabah olacaklardan habersiz bir şekilde uyudular. Ama ikiside biliyordu ki şu zamana kadar uyudukları en huzurlu uyku bu olacaktı. Şimdilik...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |