15. Bölüm

15.Bölüm

Zeynep Aydın
gokcenhayranibiri

 

Hafta sonu bitmiş o kutsal gün gelmişti. Cumartesi günü annemle bir AVM'ye gidip vakit geçirmiştik. Önce D&R 'a girip iki tane fantastik kitap almıştım. Tabik yetişkin okurlar içindi. Ama annem ne okuduğuma bakmıyordu.

O da kendine üç tane Hasan
Âli Yücel Klasikler Dizisi kitabı almıştı.

Ne zaman bir AVM'ye gitsek en az bir tane alırdı. Kendisi bu serinin hastasıydı. Evde sekiz raflı, 1.80 boyunda kocaman bir kitaplığı vardı. Seriyi tamamlamaya çalışıyordu.

Neredeyse her rafı doluydu. Babam da evi bizim için temizlemişti. Zaten öyle AVM'lere gitmeyi çok tercih etmezdi.

Pazar günüm ise evde annemle yeni aldığımız kitaplara başlayarak geçmişti. Aslında benim okuduğum kitap şimdilik iyi gidiyordu. Annemin kitaplarının sıkıcılığını düşünemiyordum.

Babam biz AVM'deyken önce evi temizlemiş, sonra bize sürpriz olarak tiramisu yapmıştı. Annemin yaptığı şeftali turtasından sonra en sevdiğim tatlı oydu.


Proje ise bugün verilecekti. Bugün okula erken gitmeye karar vermiştim. Mertle beraber yaptığım sarı proje kağıdı rulo yapıp lastikle bağladım. Şunu öğrenmiştim.

Mert solaktı. O proje yaptığımız gün sadece ders çalışmamıştık. Başka şeylerde olmuştu. Mesela kollarıma krem sürmesi gibi şeyler... Birde benimle duygusal bir konuşma yapmıştı. "Benim yanımda güçlü olmana gerek yok."

Bu söz beni cidden etkilemişti. Hatta o an gözlerim hafiften dolmuş bile olabilirdi. Bilemiyordum.

Birde o gittikten yaklaşık yarım saat sonra Elif, -artık- üçlü grubu aramıştı. Yarın bizim sokaktaki parka gidelim mi diye sormuştu. Bende dün akşam yatmadan önce annemlerle bu konuyu konuşmuş ve onlardan para almıştım.

Konuşmada parka gitmeden önce zincir marketlerin birine uğrayıp atıştırmalık alma teklifi de geçmişti. Hâliyle bizde kabul etmiştik. Hatta abur cubur dağılımı bile yapmıştık.


Ben şekerlemeleri ve jelibonları alacaktım. Zehra o çok sevdiğimiz ve eskiden haftada bir kez yiyip paketini bomba gibi patlattığımız Eti Crax 'tan iki paket, birde baharatlı cips falan alacaktı. Kısacası tuzlu ve baharatlı atıştırmalıklar ondaydı. Bu parka gitme fikrini ortaya atan organizatörümüz, içeceklerden sorumluydu.

O park cidden güzeldi. Spor aletleri, futbol sahası, voleybol sahası ve kamelyaları vardı. Belki voleybolda oynayabilirdik.

Kendimize bir kamelya bulup projeleri nasıl yaptık, eşleştiğimiz kişiler bize ne kadar yardım
etti bunların hepsini konuşacaktık.

Çantam sırtımda kapıya doğru ilerledim. Diğer elimdeki anahtarı kapıya takıp kilitledim. Sabah kahvaltı olarak annemin dün akşam benim için hazırladığı orman meyveli yulaf kasesini yemiştim. Çok güzeldi.

Birde sabah makyajımı yaptıktan sonra saçlarıma biraz dalga vermiştim. Ve bugün diğer günlerden farklı olarak kirpiklerime ekstradan özen göstermek istedim.

Kirpik kıvırıcımla kıvırmış, şeffaf maskara sürmüştüm. Bana göre şeffaf maskara daha iyi normal maskaradan.

Annemler çoktan evden çıkmışlardı. Son günlerde evden kendim çıkıyordum. Ama sorun değildi. Alışmıştım. Hatta böylesini
daha çok seviyordum.

Ayakkabılarımı giyip merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Asansörümüz vardı ama ben yürümeye bile mecalimin kalmadığı zamanlar hariç onu kullanmıyordum. Bana sabah sporu gibi oluyordu işte.

Saat 08.37 idi. Daha vaktim vardı. Belki bahçede kızları bekleyebilirdim. Ya da sosyal medyada gezinebilirdim.

Bugün ki voleybol dersinde daha aktif olacağıma karşı kendimce bir söz vermiştim. Diğer derslerde Mert'e olan hırsımdan dolayı sert oynamıştım. Haliyle bu kollarımın daha kötü olmasına sebep olmuştu.

Ama bu sefer az ve hırçın değil, normal ve daha uzun oynayacaktım. Altı kişilik yapılan antreman maçlarına da katılacaktım.

Apartmandan uzaklaşmıştım. Birazdan sokağı geçecektim. Hava her zamanki gibi açık ve güneşliydi. Ama yakmıyordu.

Bir kedi benim üzerime doğru yürüyordu. Aynı modeller gibiydi. Simsiyah ve pofuduk bir kediydi. Çok asil duruyordu. Birine benziyordu. Mert'in kedi hali gibiydi.

Pardon da şuan o ne alakaydı? Ne zaman siyah bir canlı görsem aklıma hep o geliyordu.

Bu düşünceleri aklımdan çıkarmak için kafamı sağa sola salladım. Kedi bana yaklaşırken durdum. Yanına doğru ilerlerken o da beni gördü ve bana yaklaştı. Çömelip bacaklarıma sürtünen kedinin başını okşadım. Mırladı. "Sen ne güzelsin öyle. Yerim seni."

Yaklaşık beş dakika boyunca dibimden ayrılmadı. En sonunda okula yetişmek için ben ondan ayrılmak zorunda kalmıştım. Aslında okulum olmasaydı saatlerce sevebilirdim onu. Anneme daha önce evde kedi bakma fikrini sunmuştum.

O da kedileri çok seviyordu ama
sahipleneceksek illa yavru olması hatta süt emme dönemini geçmiş olması gerektiğini söylemişti. Aslında doğru söylüyordu.

Okulun bahçesinden içeri girdiğimde telefonum bir bildirim sesiyle titredi. İnternetim
açık mı kalmıştı?

Bahçede yürümeye devam ederken telefonumu cebimden çıkardım. Instagram'dan gelmişti. Takip isteğini kabul etttiğim kişilerden biri bana mesaj atmıştı. Ayıp olmasın, üzülmesin diye kabul etmiştim isteğini.

Normalde bana günde en az bir veya iki tane kişi bana Tanışalım mı? diye mesaj atıyordu. Ama bu sefer farklıydı. Hesabına girdim.

@ber_kaay07 idi kullanıcı adı. Profilinde aynanın karşısında telefonla poz veren yarı çıplak kaslı bir erkek vardı. Büyük ihtimalle 12'ydi. Yada geç başlamış, hormonlu bir onuncu sınıf da olabilirdi. Biosunda kaslı omuz ve boks eldiveni emojisi vardı.

Öne çıkanlarının biri gözüme çarptı. İsteği kabul ederken öne çıkanlarına bakmamıştım. Kendisi spor salonunda, bir ağırlığın altındaydı. Ve yine üstünde hiç bir şey yoktu. Bana yazdığı mesaja açtığımda durdum. Kaşlarım çatıldı.

Slm 

Tanışalım mı güzellik?

Sonra birinin bana doğru yaklaştığını hissettim. Kafamı kaldırıp gelene baktım.

Kahverengi saçlı, uzun boylu biri bana doğru yüzünde alaycı bir gülümsemeyle geliyordu. Daha da yaklaştı. En sonunda yanımdaydı.
Yemin ederim şu an ona tokatlayabilirdim.Yüzümü ekşittim. Sanki biri daha buraya geliyordu.

"Selam tatlım. İsteğimi kabul etmişsin." Gelen kişinin adım sesleri daha da yaklaştı. Boştaki elimi elinin içine alıp öptü. "Sanırım benden hoşlanıyorsun. O zaman bende sana uyum sağlayacağım. Ben Berkay."

İğrençti. Şimdi anladım. Bu kişi on ikilerden olmalıydı. Rahat yirmisi vardı. Elimi sertçe çektim.

"Ne saçmalıyorsun sen be? Ben herkesin isteğini kabul ediyorum." Aslında bu o kadar da doğru değildi. Ama başka seçeneğim de yoktu. Bazı yaşlı amcalarda bana yazıyordu. Onlarınkini kabul etmiyordum mesela.

Gelen dahada yaklaştı. Heralde şu an bir metre arkamdaydı. Şu an kim olsa onun arkasına geçerdim. O kişi arkamdan gelip bir anda iki eliyle belimi kavradı. Biraz kendine çekti.

Bir adım geriye geldim. Buda mı benim sapık takipçilerimden biriydi? Arkamdan gelen sesle gözlerim kocaman oldu. "Sincap'ım. Kim bu?"

O kişi Mert'miş. Şansıma tüküreyim. Kim olsa arkasına saklanırım dedim sen bana bunu mu gönderdin ya Rabbim?

Ama şu an içinde bulunduğum durum gerekçesiyle ona sanki sevgiliymişiz gibi davranmam gerekecekti. Yoksa bu işin içinden
çıkamazdım.

Bir gülüş takınıp arkamı döndüm. "Zeytin gözlüm. Hoşgeldin. Bende seni bekliyordum." İnandırıcı olsun diye ona sarıldım. Gözleri açıldı. Ama hemen uyum sağladı ve kollarını belimden sırtıma doğru
kaldırdı.

Kafamı geri çektim ve Mert'e öldürücü bir bakış attım. Bu bakışımı yarım ağız bir gülümsemeyle tepki verdi.

Sonra bir anda ciddileşip arkamdaki elemana baktı. Beni nazikçe arkasına doğru geçirdi. Yüzü harektlerini tutmuyordu. Berkay Mert'e baktı. Mert Berkay'a baktı. Kovboy şarkısı çalsa şaşırmazdım.

Benim bakışlarım ise bir Mert'in omzunda bir Berkaydaydı.

Biri boksör biri voleybolcuydu. Bir kaç saniye hiç bir şey demeden sadece birbirlerine ölümcül bakışlar attılar. En sonunda Berkay konuştu. "Canım kim bu?" Mert sinirden
kafasını sola eğdi ve ensesini kaşıdı.

"Bende aynı soruyu soracaktım." Kafasını sağa çevirdi ve omzunun üzerinden bana "Sevgilim kim bu arkadaş?" dedi. Bunu duyunca gözlerim kocaman oldu. Ağzım hafif açık kaldı.

Yanaklarım mı kızarmıştı benim? Cidden bana sevgilim mi demişti yoksa rol mü yapıyordu? Umarım rol yapıyordur. Lütfen rol yapıyor olsun.

Berkay boş boş göz kırpıştırdı. "Birader ben bu kıza istek attım. O da kabul etti. Yani benden hoşlanıyor." Mert ellerini beline attı ve derin bir nefes verdi. Omuzları kalkıp indi. "Birincisi bir hanımefendiye bu şu o diye hitap edilmez. İkincisi belkide sadece senin değil herkesin isteğini kabul etmiştir. Hem hayat sosyal medyadan ibaret değil. Keşke üzerine alınmasaydın kardeşim. Yazık olacak o suratına." Yazık olacak o suratına derken?
Ne demek istiyordu bu?

Sonrasında olanlar çok hızlı bir şekilde cereyan etti. Mert hızla adımlarla Berkay'ın üzerine doğru yürüdü ve suratına bir yumruk indirdi. Berkay sendeledi ve elini yanağına koydu.

"Ne yapıyorsun lan sen?" diye
bağırdı. Kesinlikle şu an bahçedeki herkes bize bakıyordu. Berkay, Mert'e yaklaştı ve karnına vurdu. Mert geriye doğru sendeledi. Elini karnına attı.

Harika. Allah'ım sen beni neyle sınıyorsun? Bu duruma hocalar müdahele etmeden ve mesele uzamadan benim müdahale etmem gerekiyordu. Çünkü etrafımıza toplanmaya başlamıştı.

Mert yumruğunu tekrar kaldırmıştı. Hemen koşup onun önüne geçtim. "Tamam. Yeter" dedim ciddi bir yüz ifadesi ve ses tonu ile. "Kavga etmeniz bir şeyi çözmeyecek." Berkay'a döndüm. "Sen de git artık. Senin kadar cahil, beyinsiz bir pislik daha önce tanımamıştım." Sesimi biraz alaycı hâle getirdim. "Tanımış oldum." Tekrar baştaki ciddi halime büründüm. "Uza."

Ardından uzaklardan birinin sesini duydum.
"Ne oluyor orada? Ayrılın!" Aslı Hocaydı.

*** 

"Şimdi. Anlatın bakalım. Nasıl oldu bu?"

Müdür yardımcısı Aslı Hoca'nın odasındaydık. Ben, Mert ve on ikilerden hormonlu Berkay. Yan yana dizilmiştik. Mert benim solumda, Berkay sağımdaydı. Elimi kaldırdım. "Ben anlatabilir miyim?" Masasında oturmuş ciddi bir şekilde bize bakıyordu.

"Buyur." Ellerimi arkamda birleştirdim. "Ben Berkay'ın isteğini önceden kabul etmişim. Bu sabah yanıma geldi ve ondan hoşlandığımı söyledi. Halbuki ben herkesin isteğini kabul ediyorum. Kişisel algılamış yani arkadaş."

Arkadaş kelimesini dişlerimi bastırarak söylemiştim. Çok samimiyetsiz bir deyişti. Ellerini masanın üzerinde birleştirdi.

"Peki sana ne demeli Mert? O anda ne yaptığını tahmin edemeyeceğimi mi sanıyorsun?"

Berkay işaret parmağıyla Mert'i gösterdi. "Hocam bu psikopat bana saldırdı." Mert kafasını ya sabır dercesine sağa eğdi. Sanki canı sıkıldı da saldırdı Berkay malı. Sanırım kendisini masum sanıyordu. Kanayan burnuna Aslı Hoca'nın uzattığı peçeteyi tıktı.

Kafamı hafif sağa çevirip Mert'e baktım. Bir kaç saniye zemine baktıktan sonra siyah gözlerini bana çevirdi. Yüzü ifadesizdi. Ta ki ben ona bakana kadar. Bakışlarını kaçırdı. Sağ eliyle ensesini kaşıdı.

Her ne kadar ondan haz etmesemde bu olayda Berkay
suçluydu ve Mert beni korumak için sevgili rolü yapmıştı. Şu anlık ona düşman olamazdım. Sadece şu anlık.

Kaşlarımı çatıldı. Aslı Hoca'ya bakıp Berkay'ı işaret ettim. "Hocam yalnız şimdi oda kendini suçsuz göstermeye çalışıyor. Asıl kabahat bunda. Mert canı istediği için yapmadı."

Aslı Hoca elleriyle şakaklarını ovuşturdu. "Bakın. Bu seferlik sesimi çıkarmıyorum. Siena'nın hatrına. Ama bir daha böyle bir şey yüzünden benim odama gelmeyin."

Eliyle kapıyı gösterdi. "Hadi dersinize. Ben sınıf hocanızla konuşacağım. Sizi yok yazmayacak."

Mert kapıya doğru ilerledi. Arkasından yürüdüm. Berkay bir kaç adım arkamdan geliyordu. Son anda Aslı Hoca'nın ona seslenişiyle durdu.

Mert kapıyı açtı ve onun yanına gittim. Kapıda durup içeriye baktık. "Berkay. Seni bir daha Siena'nın iki metre yakınında bile görmeyeceğim.

Yoksa bu sefer ailene anlatırım." Sesini yükseltti. "Hadi. Sınıfına." Hızlıca kapıya doğru geldi.

Yanımdan geçerken önce bana sonra Mert'e sinirli bir bakış atmayı da unutmadı.

Şu anda içimden anıra anıra gülmek geliyordu. Ama gülümsemedim bile. Ortam müsait değildi.

Ama nedense içimden bir ses Mert'e teşekkür etmem gerektiğini söylüyordu. Bir seste sessiz kalmamı söylüyordu. Arada kalmıştım.

Yanımızdan geçip gitti. Koridorun solundan döndü ve gözden kayboldu. "Hadi yürü Mert." Bir kaç adım attım. Durup arkamı döndüm. "Sakın havalara girme. Yapmak zorundaydım."

Önüme dönüp ilerlemeye başladım. Bir şey söylemeden peşimden geldi. Ben önde o arkamda sınıfa gidene kadar sesizce yürüdük. Sınıfa girdiğimizde bize dönen bakışlar...

Ders boyunca kitabı karalamaktan başka bir şey yapmadım. Kızlara veya hocaya asla bakamıyordum.

Hiç söz hakkı almadım. Hatta dışarıya bile bakmadım. Normalde derslerde böyle küçük, basit çizimler yapardım. Ama bu ders farklıydı. Bu dönem başdığından beri ilk defa bir derste resim değil karalama yapmıştım.

Aklıma çizmelik hiç bir şey gelmiyordu. Sadece o anı düşünüyordum. Mert'in bir anda arkamda belirmesi ve belimi kavraması. Benimde ona sarılmam...

***

Birinin kolumu dürtmesiyle uyandım. Derste uyuyakalmışım. Kafamı kaldırdım.

Zehra ve Elif tepemdeydi. Zehra ifadesizlikle, Elif ise üzgün bakıyordu. Uyku sersemi halimle elimle gözümün birini ovarken "Mert nerede?" diye sordum. Elim olduğu yerde durdu. Ben bunu cidden sormuş muydum? Kızlara baktım. Zehra yarım ağız gülümsüyordu.

Elif ise şok içinde elini ağzına koymuştu. Zehra bir adım yaklaştı ve kolumu tutup beni yavaşa yukarı kaldırdı. "Gel tuvalete gidelim. Orada anlat her şeyi."

Beni kaldırırken sınıfa bir göz gezdirdim. Mert yoktu. Batu ve Yiğit de yoktu. Sadece sınıftaki kızlardan bir kaç tane vardı. Bir şeyler konuşuyorlardı.

Zehra koluma girmiş, Elif arkamızda sınıftan çıktık. Etraf hafif bulanıktı.

Uyanmanın etkisiydi. Koridorda ilerlerken Zehra'ya döndüm. "Kaç dakika uyudum ben? Hoca hiç mi bakmadı bana?" İleride birini aradıktan sonra bana cevap verdi.
"On dakika falan. Bir şey demedi Rabia Hoca. Hatta bırakın uyusun dedi."

Elif "Sen ders başlamadan önce neredeydin? Bir anlatsana bize. Yirmi dakika gelmedin" dediğinde kafamı sola çevirdim.

"Tuvalete gidelim anlatacağım. Çok değişik şeyler oldu ya." Zehra birden kaşlarını çattı ve bana baktı. "Ne gibi?" Kolundan ayrıldım. "Of. Anlatacağım. Sabırlı olun."

Hızlı adımlarla tuvalete doğru ilerledim. Kapıyı tutup diğerleri girdikten sonra kapıyı kapattım. Lavabonun yanındaki boş duvara dayandılar. Zehra ellerini birbirine sürttü.
"Evet. Seni dinliyoruz." Önce Elif'e baktım. Meraklı, içi parlayan ela gözleriyle bana bakıyordu. Bal rengi saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. "Bende merak etmeye başladım artık. Hadi Siena." Bakışlarımı yere çevirdim. "Biz... Yani ben ve Mert. Sevgili rolü yapmak zorunda kaldık."

"Ne?!" dedi ikisi yüksek bir sesle. Onlara baktım. "Bakın. En baştan anlatıyorum. Şimdi ben İnstagram'dan birinin isteğini kabul etmiştim. Özellikle değildi bu arada. Ben herkesin isteğini kabul ediyorum. Sonra bu sabah ben okula geldiğimde bahçede bana mesaj attı. Tanışalım mı? diye. Nereden geldiğini anlamadım ama bir anda karşımda belirdi. Geldi. Elimi öptü. Adım Berkay falan dedi işte. Onun isteğini kabul ettiğim için ondan hoşlanıyormuşum. Geri zekalı."

Zehra ve Elif kocaman olmuş gözleriyle bana bakıp aynı anda "Elini mi öptü?" diye sordular. Ellerimi belime attım ve derin bir nefes verdim.

"Sonra Mert geldi. Belimden kavradı ve bana Sincap'ım dedi. Bende inandırıcı olsun diye ona sarıldım. Bundan sonrası ise kavga dövüş falan. Anladınız siz. Berkay'ın burnu kanadı ama Mert sıyrık bile almadan kurtuldu."

Elif elini ağzının üstüne koyarak "Kesin sana aşık" dedi. Kaşları çatılmış bir şekilde Zehra bana baktı. "Sen değil misin?"
"Ne değil miyim?"
"Ona aşık değil misin?" Gözlerim kocaman oldu. Aklıma bir anı geldi.

Ceren sandalyede bağlı, Mert onun önünde... "Hem sorgunun sonu hemde benim bu okuldaki sonum."

Zehra'nın parmak şıklatmasıyla boşluğa bakmayı bıraktım. Boğazımı temizleyip sesimi ciddi bir tona büründürdüm.

"Değilim. Neyse bu konuları bırakalım. Aklıma şey geldi. Siz hangi bölümü okuyayacaksınız? Yani ne olmak istiyorsunuz?" Zehra kollarını göğsünde birleştirdi. "Ben hukuk okumayı düşünüyorum. Önce avukat, sonra da hakim olmak istiyorum. Çok asil ve ciddi bir meslek. Tam benlik. Belkide asker olurum. Kararsızım. Ee Elif? Sen ne olmak isterdin?"

Elif dudaklarını büzdü ve yere baktı. "Bilmem. Kararsızım." Bana baktı. "Sen ne olmak istersin Siena?"
"Aslında şöyle tatlış küçük bir cafem olsa çok güzel olurdu. Böyle sonbahar temalı falan. Tatlılar yapardım, kahveler hazırlardım. Sizce nasıl fikir?"

Elif saçını arkaya attı ve bana gülümsedi. "Bence çok tatlı bir fikir. Ben iş bulamazsam beni yanına alırsın değil mi?" Yaklaşıp elimle elini tuttum.

"O nasıl söz? Başım gözüm üzerinesiniz. İkinizde. Kapım size sonuna kadar açık." İkisine birden sarıldım. Bu güzel anımızı bölecek bir şey olmayacağını düşünürken oldu. Zil çaldı.

*** 

Beşinci dersin bitiş ziliyle sandalyesinden ayağa kalktı Mert. Onunla beraber Batu ve Yiğit de ayaklandı.

Önceki derslerde ve teneffüslerde sıradışı bir şey olmamıştı. Siena derslerde çoğunlukla kafasını koyup dışarıya bakmıştı. Bugün ki olaydan sonra bir kere bile göz göze gelmemişlerdi.

Sanki Siena ondan kaçıyordu. O olaydan sonra Mert'ten özellikle uzak duruyordu. Sanki yasak bir şey yapmış gibi. Onu karşında görünce başka yere bakıyor, bazende yönünü değiştiriyordu. Aslında Mert biraz olsun kendine kızıyordu. Fazla mı ileri gittim diye düşünüp duruyordu.

Kafasını sola çevirdi. Siena yavaş hareketlerle sandalyesinden kalktı. Yanında duran Zehra ve Elif ise sıraya doğru ilerliyorlardı. Zehra hafifçe kafasını sağa çevirdi. Mert ile bakıştılar. Çapkınca gülümsedi Zehra. Bakışlarını kaçırıp sıraya doğru ilerledi Mert.

Zehra en önde, Siena onun arkasında, Elif 'de onun arkasındaydı. Elif'in arkasında
Batu vardı. Onun arkasında sırayla Yiğit ve Mert vardı. Arkada ise sınıfın geri kalanı.

Elif ve Batu dışında onların grubunda kimse ağzını bıçak açmıyordu. Zaten Siena özellikle konuşmuyordu.

Ve bugün parka gideceklerini hepsi biliyordu. Ama Siena ile Zehra sadece kızlar olarak parkta eğleneklerini düşünüyorlardı. Oysa Mert ve Yiğit'in bundan haberi vardı. Dile getirmiyorlardı.

Elif ve Batu'nun birbirinden bağımsız konuları içeren konuşmalarıyla birlikte yemekhaneden yemeklerini alıp masalarına geçmişlerdi. Elif çorbasını yuttuktan sonra karşısında duran kızlara baktı. "Ee? Konuşacak konu mu kalmadı? Konuşun artık. Valla sıkıldım."

Kaşıkla bir patatesi ağzına attı. Siena derin bir nefes aldı. "Aslında varda..." Elif'in arkasındaki masada oturan üçlü arasından Mert'e göz ucuyla bakıp kızlara geri döndü. "Yeri değil."

Zehra sessiz kalıp mercimek çorbasından bir kaşık aldı. Bir tane daha. Gözleri açılmış bir şekilde Mertlerin masasının ayağına bakıyordu.

Bedeni burada, ruhu başka bir yerdeydi. Aklında bir sahne sürekli tekrar edip duruyordu.

Yiğitle proje ödevi yaptıkları gün. Yiğit'i darlamıştı. Sonra o Zehra'ya patlamıştı. Yüzleri birbirine yakındı. Ve o an Yiğit, kahverengi gözlerini bir saniye bile Zehra'nın siyah gözlerinden ayırmamıştı.

Bunu bilerek yapmıştı. Aslında Zehra'nın gözlerini daha önce bu kadar yakından görmemişti. Çok fazla kahverengi ve siyah gözlü insanla karşılaşmıştı. Ama böylesini daha önce görmemişti.

Yiğit ciddi ve herşeyini içinde yaşayan, çok fazla konuşmayan, edebiyat seven, çalışkan ve sevda işlerine bulaşmayan biriydi. Ama o gün içinde bir şeyler cız etmişti.


Onu gördüğü zaman yüzünde mimik oynamacak fakat içinde bir yerlerde onu gördüğü için sevinç çığlıkları atan tatlı bir çocuk olacaktı. Artık kalabalık bir yerde olsalar bile onu seçip bulabilecekti. Buna rağmen kimseye bir şey söylememiş, çaktırmamıştı.

Arkadaşları dahil şu an onu bahtsız bir bedevî olarak görüyorlardı. Ama yinede Mert ve Batu kadar değildi hoşlantısı. Çeyreği kadardı. Yani şu anlık Zehra olmasada olurdu. Ama olsa daha iyi olurdu.

Zehra ise diğerleri gibi bundan habersizdi. Ama karşısına okuldan birini ve Yiğit'i getirip ikisi arasında bir seçim yapmasını isteselerdi istemeyede olsa Yiğit'i seçerdi. Oda aynı sınıfta olmalarından kaynaklıydı.

Çorbasını bitirmişti. Yarısını yediği mantıya geri döndü. Daha boşluktan yeni çıkmışken tekrar boşluğa daldı.

Zehra sekizinci sınıftan beri tekvando kursuna gidiyordu. Kırmızı-siyah kuşaktı. Siyah kuşaktan bir kademe alttaydı.

Perşembe ve pazar günleri akşam yedi ile sekiz buçuk arası antremanları vardı.

Tekvando antrenmanından her zaman tek başına yürüyerek gelirdi. Eve çokta yakın sayılmazdı ama gece yürüyüşlerini seviyordu. Bir keresinde -Zehra onuncu sınıfken- bir yaz gecesinde sokakta yürürken onu siyah kapşonlu, otuz beş yaşında, alkollü bir adam takip etmişti.

Zehra sırtında çantasıyla adımlarını hızlandırıyor adamdan kurtulmaya çalışıyordu. Ama o kararlıydı. Zehra adamdan kurtulmak için bilmediği bir yola girdi. Çıkmaz sokaktı.

Taşmış çöp konteynerleri vardı ve kötü kokuyordu. Duvarlara grafiti yapılmıştı. Yerde içilmiş içki tenekeleri vardı. Sokaklar, burası kadar kirli değildi. Sadece bu çıkmaz sokak kirliydi. Mahallenin tüm, çöpleri burada toplanıyordu.

Adam üzerine doğru geliyor, Zehra geri çekiliyordu. En sonunda adam bıçağını çekip ona yürüdü.

Önce adamı kollarından tuttu. Adam daha büyük olduğu için Zehra onu zor tutuyordu. Bıçağı Zehra'nın tenine değdirdi. Uzun, ince bir kesik attı. Dikiş atılmayacak kadar hafif ama izi kalacak kadar derin.

Kesilen yerden kan aktı. Zehra dişlerini sıktı ama sesini çıkarmadı. Şanslıydı ki kan adamın üzerine damlamıştı. Tam üç damla kan...

Adamın yüzünde serseri bir gülümseme oluştu. Zehra tekvandoda yeniydi ve adam ondan daha büyük ve güçlüydü. Hem onda bıçak vardı.

Adam bir anda Zehra'nın karnına tekme attı. Zehra bir adım geriye sendeledi. Elini karnına koydu. Adam hızlı adımlarla onun üzerine geldi ve boştaki eliyle Zehra'nın kolundan tutup onu sertçe duvara yasladı. Kafasını Zehra'ya yaklaştırdı. Bıçak tutan elinin serçe ve yüzük parmaklarıyla Zehra'nı yanağını okşadı.

"Sen ne güzel kızmışsın öyle." Nefesi ekşi bira gibi kokuyordu. Bakışlarını Zehra'nın göğüslerine indirdi ve sapıkça sırıttı. Bıçak
tuttuğu eliyle kolunu tuttu ve diğer eliyle Zehra'nın sağ göğsünü sıkınca Zehra deliye döndü.

Adamın daha da ileri gideceğini düşündü. Sonrasında olanlar çok hızlı bir şekilde gerçekleşti. Aynı filmlerdeki gibi.

Adamın bacak arasına diziyle şiddetli bir şekilde vurdu. Adam tekmenin şiddetinden bir kaç adım sendeledi ve bıçağını yere düşürdü. Zehra fırsat bu fırsat der gibi adamın düşürdüğü bıçağı aldı. Bacak arasını tutan adama sert bir tekme daha vurdu.

Adam dengesini kaybedip yere düştü. Nefes nefese adama uzaktan bir kaç saniye baktıktan sonra sağ elinde tuttuğu kanlı bıçağı adama fırlattı. Adam, karnına giren bıçağın etkisiyle kıvranmayı kesti.

Zehra birini öldürmüştü. Hemen
çantasındaki siyah oversize hırkayı çıkardı ve giydi. Evinin yolunu tutarken mental olarak çok kötü hissediyordu. Ama aynı zamanda daha önce çok kez adam öldürmüş gibi bir şey hissetmiyordu.

O birini öldürmüştü! Ama bu saldırıdan yara almadan kurtulamamıştı. Acilen eve gidip kolunu sarması gerekiyordu.

O annesine hiç bir şey söylemezdi. Sınav sonuçlarını, okulda yaşadığı zorbalıkları... Sanki kendi içinde bir anne vardı. Her şeyini ona söylüyor, onunla dertleşiyordu. Kolundaki yarayı ömrü boyunca saklayacak ve bu yaranın nasıl meydana geldiğini kendisinden başka hiç kimse bilmeyecekti.

"Dünyadan Zehra'ya? Zehra dinlemede misin?" Siena'nın sesiyle şimdiki ana döndü. Gözünün önüne gelen saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Dalmışım öyle."

Elif ve Siena yemeklerini bitirmiş, tepsileriyle Zehra'nın başında bekliyorlardı. Tepsileri beraber götüreceklerdi.

Tepsisini alıp ayağa kalktı. Mertler yemeklerini bitirmiş oturuyorlardı. Siena ve Elif önde, Zehra arkalarında ilerlediler.

Mertlerin masasının yanından geçerken Zehra onlara baktı. Daha doğrusu ona. Yiğit'e. Yiğit birinin ona baktığını hissedince bakışlarını kaldırdı. Kahverengi ve siyahın en güzel tonu birbirni buldu.

Ama birbirlerinden hâlâ haz etmiyorlardı. İki saniye bile sürmeyen bu göz temasını ilk bırakan Zehra oldu. Tepsisiyle hemen oradan uzaklaştı.

Bölüm : 19.01.2026 16:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...