28. Bölüm

~Bölüm: 27~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Medya: Fasıl-ı Jazz - Sen bir aysın🌙
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
•••••

*Tanışmak tesadüftür, arkadaşlık seçim ama aşk tamamen kaderdir......
(Mevlana)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Zaman o kadar hızlı akıp gidiyor ki, bazen insan kendini sorgularken buluyor. Hangi ara oldu bu olay? Ya da sanki dün gibiydi başıma gelen şu olay, fakat üzerinden ne kadar çok zaman geçmiş...

İnsan oğlu var oldukça maalesef ki iyiliklerin olduğu kadar kötülükler de olacak... Hayatım boyunca bir çok iyiliğe şahit olduğum kadar da kötülüğe şahit olmuştum. Bazıları intikam perdesi altında, bazıları kıskançlık adıyla, bazıları bilmediğimiz, kontrol edemediği birçok duygusu yüzünden kötülükler yapıyordu.

Mesela yaşadığımız olayda bize yapılan kötülük intikam perdesi altında saklansa da, tamamen yaptığı kötülük kendisine dönmüş, oğlunun canına mal olmuştu...

Evet o acı olaylardan tam on gün geçmişti. Uyandığımdan birkaç saat sonra haberi duyan Gamze soluğu hastanede almıştı..
Allahtan annem burada değildi, yoksa kesinlikle kalpten gidecekti kadın.

Geçen on günlük bu süreçte tamamen kendimi toparlamıştım. Tabii ki bunda en büyük etken Pamir, Eda ve Gamze'nin sürekli benimle ilgilenmesi olmuştu.

Bu süreci Pamir'lerde kalmış, Fatih'in de dağılan psikolojisinin toparlanmasına yardımcı olmuştum. Elbette çok zor olmuştu ve olmaya da devam ediyordu. Fakat beni yeniden sağlam görmek Fatih'in toparlanmasına çok etki etmişti.

İlk başlarda sol omuzuma takılan koruyucu korseyi iki gün önce çıkarınca tamamen iyileşmiştim, fakat dağılan psikolojim ne zaman iyileşirdi hiçbir fikrim yoktu.

Bugün sabahsa hem Fatih'e hem de hepimize moral olsun diye çiftlik evine gelmiştik. Yorucu geçen yolculuk sonrası herkes duş falan almak için odasına çekildiği halde ben çiftlik evinin bahçesinde olan büyük ahşap salıncağa oturmuş, hafif hafif sallanarak düşünüyordum...

Babamın bir haftaya kadar sonra doğum günüydü, onsuz kutlayacağım ilk doğum günü olacaktı ve son da olmayacaktı, bundan sonra doğum günlerini babam olmadan kutlayacaktım. Ve bu düşünce aklıma her takıldığında boğazımda kocaman bir yumru oluşuyordu. Her yıl babamın doğum gününe az kalmış izin alarak İngiltere'ye gider, orada birlikte kutlardık.

Şimdiyse yanına giderek ona aldığım hediyeyi verecek, yanaklarına öpücük kondurarak tebrik edebileceğim bir babam yok benim...

Dolu dolu olan gözlerimden süzülen yaşlar eşliğinde istem dışı babamı hatırlayarak, babamın en sevdiği türküyü içli içli söylemeye başlamıştım.

*Sen bir aysın ben kara gece
Gel derim gel derim gel derim...

Bu can senin sersebil ettim
Al derim al derim al derim...

Sorsan bağın yaresini de
Gül derim gül derim gül derim
Şerbet diye zehir de versen bal derim...

Ben bozkırım sen yağmursun
Gel hadi gel hadi gel hadi...

Kuru dalım bana da çiçek
Ol hadi ol hadi ol hadi...

Ben ağlayım yeter ki sen gül
Gül hadi gül hadi gül hadi..
Gitme sakın kal orda biraz kal derim...

Kilim gibi ser beni yola
Ser beni ser beni ser beni...

Garip çiğdem gibi de dağdan
Der beni der beni der beni...

Bir keremden bir köroğlundan
Sor beni sor beni sor beni
Anlatsınlar şu keloğlanı bil derim...

"Güzelim" Pamir'in ani çıkan sesiyle irkilerek kapattığım gözlerimi açmış, mırıldandığım türküyü durdurmuştum.

"Ne zaman geldin sen?" diye sordum merakla, o kadar uzaklara dalmışım ki, geldiğini hiç anlamamıştım.

"Sen türküyü söylemeye başlayandan" dedi yanımda olan boşluğa bırakarak kendini. Başımı aşağı eğerek dudaklarımı ısırdığımda gözlerimde asılı kalan yaşlar da süzülmeye başlamıştı.

"Ne oldu? Neden böylesin?" dediğinde hiç düşünmeden göğsüne sinmiştim, anında kolları beni kabul etmişti zaten. Başımı biraz daha yukarı kaldırarak boyun girintisine gömdüm.

"Bilmiyorum, birkaç güne babamın doğum günü sanırım o yüzden " diye mırıldandığımda usul usul akan gözyaşlarımla, kolları daha sıkı sarmalamıştı bedenimi. Saçlarıma öpücükler kondurmayı ihmal etmiyordu.

"Şşh, ağlama" demişti çaresizlik kokan sesiyle.

"Annemi almaya ben gideceğim İzmir'e, babamı da ziyaret ederim," sesim sanki küçük bir çocuğun babasını bekliyormuş gibi yakarmasına benzemişti. Pamir'inse tüm bedeni gerilmişti anında, ne yani gitmemi istemiyor muydu?

"Tamam, birlikte gideriz" dediğinde şaşkınlıktan açılan gözlerimle başımı kucağından kaldırdım.

"Gerçekten mi?" diye sordum. Beni yalnız bırakmaması elbette çok güzel olurdu.

"Gerçekten, seni yalnız bırakmam" diyen adama gülümsedim dolu dolu olan gözlerime inat olarak. Sonraysa kollarımı boynuna dolayarak tüm içtenliğimle sarıldım.

"Teşekkür ederim" diye fısıldamıştım kulağına doğru. O ise cevap olarak saçlarımı okşamaya başlamıştı.

"Sultan ve Şah'ın yanına gidelim mi?" dedim daha çok ister gibi.

Gülümseyerek iki eliyle yanaklarımı kavradı ve parmaklarıyla gözyaşlarımı sildi, okşar gibi.

"Gidelim" diyerek ayağa kalkan adamın bana uzattığı elinin içine bıraktım elimi ve ayağa kalktım.

Birbirine kenetlenince parmaklarımız, atların ahırına doğru yola koyulmuştuk.
Şah ve Sultan aynı yerde kaldığı için ikisini aynı görmüştüm.

Sultan'ın yanına yaklaşarak koyu kahverengi ve siyah tüylerini sevdim. Dudaklarımı hafifçe tüylerine dokundurduğumda kıkırdamama engel olamamıştım.

"Kızım, Sultan, özledin mi beni? Ben seni çok özledim" dediğimde Pamir hayran bakışlarla bana bakıyordu.

"Binelim mi?" diye sordum masum bakışlar atarak. Bir kez binmiş olsam da ata, çok özlemiştim.

"Ağrın falan yok değil mi?" diye sordu endişeli sesiyle. Bakışları istem dışı sol tarafıma kaymıştı.

"Hayır sevgilim, yok ağrım," dedim güven vermek ister gibi gülümseyerek.

"Peki, öyleyse binelim," dediğinde ona kocaman gülümsemiştim.

Yaklaşık on beş dakika kadar sonra artık at biniyorduk. İlk önce Pamir bana yardım etmiş, Sultan'a binmiştim.

"Yanımızda dur tamam mı?" Dedim asla gitmeyeceğini bilsem de, ben atı binmiş yavaşca hareket ediyordum, Pamir de yanımızda yürüyordu.

"Merak etme bebeğim" demişti o da güven veren ses tonuyla.

Birkaç tur Sultan'la tur attıktan sonra Pamir inmemi istemişti.
İndiğimde elimden tutarak Şah'a taraf götürmüş, binmeme yardımcı olmuştu, şaşırsamda belli etmeyerek binmiştim ata. Daha sonra önüme kendi de oturunca iyice şaşırmıştım.

"Sar kollarını belime, seni çok güzel bir yere götüreceğim" dediğinde hiç ikiletmeden ona taraf iyice sokulmuş, kollarımı beline sarmıştım.

Atı harekete geçiren Pamir'in hareketleri at binmeyi çok iyi bildiğinin kanıtıydı.

Etrafı saran ağaçların kokusunu hafif esen rüzgar burnuma doldurunca, derince nefesler alarak tertemiz yeşillik havasını soluyordum. Çiftlikten uzaklaşmıştık artık.
Hafif esen rüzgarın uçurduğu saçlarım, atın üzerinde özgürce uçuyormuş gibi hissetmek, sevdiğim adamdan aldığım güven duygusu. şuan o kadar hoş duygular yaşıyordum ki, hiç bitsin istemiyordum.

"Bu çok güzel" diyerek bağırdığımda Pamir kahkaha atmıştı dediklerime...

Rüzgara karşı giden atın üzerinde dans eden saçlarım, gözlerimi kapatarak anda kalmam.
Tarifsiz duygular eşiğindeydim şu an.

Hiç bitmesini istemediğim yolculuğun bitmesini at durunca anlamıştım.
Gözlerimi hafif hafif açtığımda gördüğüm manzaraya karşı nutkum tutulmuştu. Pamir'in yardımıyla attan indiğimde bile manzaraya bakıyordum.

Etrafı saran yemyeşil kırlar, bazı bölgelerde olan rengarenk yaz çiçekleri, etrafı sanki koruyormuş gibi dizilen yüksek yüksek, yemyeşil ağaçlar, karşımızda olan küçük suni göl... Tek kelimeyle muhteşemdi. Üstelik o kadar temiz ve ferah gözüküyordu ki, insanın kırlığa uzanası geliyordu.

"Burası çoook güzel" dedim nutkum tutulmuş gibi. Hâlâ gözlerim büyük bir açlıkla etrafı inceliyordu.

"Sen daha güzelsin" diyen adamsa manzara umurunda değilmiş gibi pür dikkat beni izliyordu. Dediği şeyle kıkırdamıştım. Onunsa gözleri dudaklarıma, gülüşüme kaymıştı anında.

Beni öpeceğini anladığımda kocaman gülerek yere eğildim ve yapmak istediğim şeyi yaparak tertemiz kırların üzerine uzandım. Hâlâ güldüğümden dolayı oyun oynadığımı anlayan Pamir de aniden üzerime uzanmıştı. Anında kapanan gözlerim burnuma kondurduğu kaçamak öpücük sonucu açılmıştı, tabii gülmeyi de ihmal etmemiştim...

"Demek küçük hanımın canı oyun istiyormuş" diyen adam da gülüyordu. Çokta güzel gülüyordu.

"Hıhı" diyerek kıkırdadığımda bu kez hiç oyalanmadan kapanmıştı dudaklarıma.

Alt dudağımı kavrayarak başlayan öpüşüne üst dudağını kavramakla karşılık vermeye başlamıştım. Bir süre sonra öpüşmemize dillerimizin dansı da eşlik etmişti. Ellerim istem dışı saçları arasına daldığı gibi, onun da eli kalçamdan başlayarak bacaklarıma doğru okşuyordu.
Tutku, aşk, şehvet kırıntıları hakimdi aramızda. Tutkuyla harmanlanmış dudak darbeleri beni yükseklere çıkararak çok başka diyarlara götürüyordu. Her darbesi beni ne kadar çok istediğini bas bas bağırıyordu sanki...

Büyük bir açlıkla emdiği alt dudağımı çekiştirerek ayırmıştı dudaklarımızın temasını istemeye istemeye. Zira biraz daha böyle devam edersek nefessiz kalacaktım.

Nefes nefese kalmıştık ikimiz de, çokça dağılmıştık. Fakat ikimizin de dudaklarında sanki yaramazlık yapmış bir çocuğun gülüşü vardı.

Yanıma uzanan ve sağ kolunu kulağının altına dayayarak dirseğinden güç alan adam gözlerini bir dakika bile olsa benden ayırmıyordu. Ben de aynı şekilde derince ona bakmaya başladığımda yüzüme doğru gelmiş asi saç tutamlarımı parmak uçlarıyla yüzümden çekiyordu.

"Pamir" dedim aramızda olan büyülü sessizliği bölerek. Zira sesini özlemiştim...

"Efendim" diye karşılık vermişti kadife gibi çıkan sesiyle.

"Burayı ne zaman keşfettin?" diye sordum gözlerimi bana bakan kahvelerinden alarak etrafa göz attığımda. Çünkü buraya gelmek için yirmi dakika kadar yol kat etmiştik.

"Annemi kaybettikten sonra" dediğinde içim parçalanmıştı. Anında gözlerimin önüne annesini kaybetmiş küçük Pamir gelmişti.

"Annemi kaybettikten kısa süre sonra buraya gelmiştik. O zaman Şah yoktu tabii. Annemin atını alarak akşama doğru sürmüş, tesadüf eseri burayı bulmuştum. Ondan sonra her geldiğimde gelirdim buraya. Ta ki ağabeyimin ölümüne kadar. Ağabeyimi kaybettikten sonra hiç çiftliğe gelmemiştim, geçen hep birlikte gelmemize kadar" anlattıklarıyla gözümden birkaç damlanın süzülerek kırlara doğru akmasına engel olamamıştım.

"Çok üzgünüm sevgilim" dedim kollarımı boyuna dolayarak, o da beni sarmalayarak arkası üste kırlara uzanmış, başımı göğsüne yaslamıştı. Ben tek babamın ölümüne bile dayanamıyorken, Pamir art arda en yakınlarını - annesini, babasını, ağabeyini, yengesini vermişti kara, bir o kadar da soğuk olan toprağın altına.

"Üzülme güzelim, geçti artık" beni teskin etmek istiyordu, fakat sesi geçmediğini bas bas bağırıyordu.

"Keşke seni çok önce tanısaydım, tüm acılarında yanında olabilseydim" dedim burnumu bir kez daha boyun girintisine gömerek kokusunu içime çekerken. Bu kokuyu solmaktan asla bıkmazdım.

"Önemli olan hayatıma gelmen, ne zaman olduğunun hiçbir önemi yok ki." diyen adam bir kez daha içimi sıcacık etmişti sözleriyle.

Gülümseyerek başımı kaldırdım ve dudaklarımı çenesine bastırarak uzunca bir öpücük kondurdum.
Daha sonraysa yeniden yuvama gömmüştüm başımı.

Bir süre öylece doğanın sesini dinleyerek, kokumuzu soluduk. Onun burnu benim saçlarımda benim burnum onun boyun girintisinde.

"Gidelim mi artık?" hava hafiften kararmaya başlayınca aramızda oluşan sessizliği bölmüştü Pamir.

"Gidelim" dedim ben de doğrularak. Hiç gitmek istemiyordum aslında.

Bana uzattığı eline tutunarak ayağa kalktığımda çimlerin üzerinde duran kocaman ve çok güzel gözüken papatyaya takıldı gözlerim. Çiçekleri dalından koparmayı sevmesem de dayanamayarak eğildim ve papatyayı kopardım.

Burnuma yasladığım çiçeğin kokusunu içime aldıktan sonra gülümseyerek Pamir'e baktım.

"Çok güzel değil mi?" dedim çiçeği hafif ona doğru yaklaştırarak.

Güldü ve başını iki yana sallayarak papatyayı elimden aldı. Sanki çok mühim bir iş yapıyormuş gibi papatyayı saçımdan geçirerek kulağımın arkasına taktıktan sonra gülümseyerek yaptığına baktı.

"İşte şimdi çok çok daha güzel" hayran hayran beni izleyen adamın yaptıkları beni benden alıyordu. Her geçen dakika ona olan aşkımın büyümesi ve sürekli çoğalması normal miydi acaba?

"Seni çok seviyorum " dedim gülümseyerek.

"Ben daha çok" diyerek elimi kavrayarak öpücük kondurmuş, daha sonra parmaklarımızı kenetleyince ilerde ağaca bağlamış olduğu Şah'a doğru ilerlemeye başlamıştık.

Yine çok farklı hislerin bedenimi harmanladığı yolculuğa bırakmıştım kendimi. Çok güzel histi at binmek gerçekten de. Zira insan kendini bir kuş gibi özgür ve hafiflemiş hissediyordu. Hele sevdiğim adamın güven veren bedenine yaslanmıştım. İşte bu çok çok daha farklı hissettiriyordu.

Çiftliğe vardığımızda atik bir hareketle attan inen Pamir, benim de inmeme yardımcı olmuştu.
Gülümseyerek Şah'ı ahırına doğru götürdüğümüzde Eda, Barkın ve Fatih'in de burada olduğunu görmüştük.

"Lalin abla neredeydiniz?" beni fark ettiği gibi yanıma koşan çocuğa gülümseyerek eğildim ve kollarımı açtım.

"At sürüyorduk bebeğim, Sen ne yaptın?" dedim saçlarını okşarken.

"Ben de Balca'yla ilgileniyordum. Özlemişim onu" sevecen sesine karşı gülümsemiştim.

Ondan sonra biraz daha atlarla vakit geçirmiştik. Biz Fatih'le ilgilenirken Eda ve Barkın da Armağanla ilgileniyorlardı. Atlar çok özel hayvanlardı gerçekten de, onları sevsen onlarda sana olan sevgisini hissettiriyorlardı. Ve ben geç de olsa bu özel hayvanları yakından tanıdığım için çok mutluydum.

Eve geçtiğimizde burada çalışanların bizim için hazırladığı akşam yemeği masasına kurulmuştuk. Genel olarak sessiz geçen yemek faslında ara sıra Fatih'in atlarla ilgili amcasına sorduğu sorular bölüyordu sessizliği. Pamir'se atları çok iyi tanıdığı için büyük bir özenle cevaplıyordu sorularını. Konuştukça hevesli çıkan seslerini, ışıldayan gözleri amca yeğen ikisinin de at düşkünü olduğu belli ediyordu. Biz de kenardan yemeğimizi yerken, konuşan ikiliyi dinliyorduk.

Yemek bittikten sonra Fatih biraz daha bizimle zaman geçirdikten sonra odasına geçmişti. Yeni evli çiftimiz zaten birbirleriyle vakit geçiriyorlar, şimdi de dışarı çıkmışlardı. Pamir'se çalan telefonu yüzünden çalışma odasına kapanmış, hala aşağı inmemişti.

Biraz oyalandıktan sonra bende Fatih'le konuşmak için yanına gitmeye karar vermiştim. Kaldığı odanın kapısını iki kere tıklattıktan sonra içeriden duyduğum çocuksu sesle gülümseyerek kapının kulpunu indirdim ve odaya geçtim.

Yatağının üzerinde oturarak ipad'le ilgilenen çocuk beni görünce doğrularak oturur pozisyona geçmiş ve ipadi komodinin üzerine bırakmıştı. Ben de ona taraf yaklaşarak yatakta oluşan boşluğa kurulmuştum.

"Ne yapıyordun Fatihciğim?" diye sordum gülümseyerek.

"Oyun oynuyordum Lalin abla" zaten tahmin ettiğim cevabı veren çocuğa hiç şaşırmamıştım.

"Anladım, nasılsın peki?" diye sordum seans günlerini anımsatarak, o da anlamıştı zaten.

"İyiyim," demişti kısaca, biliyorum ki iyi değilsin ama bebeğim.

"Anlatmak ister misin?" dediğimde neyi kastettiğimi ikimizde çok iyi biliyorduk. Açıkçası, Fatih çok akıllı ve olgun bir çocuktu.

"Çok korktum biliyor musun Lalin abla?" dediğinde titreyen sesiyle, gözlerim dolmaya başlamıştı bile.

"Neden bebeğim?" diye sordum saçlarını okşayarak.

"Seni de kaybedeceğim sandım" dediğinde artık onunda gözleri dolmuştu.

"Ama bir şey olmadı, bak" dedim gülümsemeye çalışarak, fakat onun kaşları çatılmıştı.

"Ayrıca sana da kızgındım, fakat canın acıyordu diye bir şey demiyordum," diye çocuk beni çokça şaşırtmıştı. Bana kızgın mıydı? Ayrıca çocuk haliyle bile bu kadar ayrıntılı düşünmesi gerçekten çok özeldi.

"Neden bana kızgınsın?" dedim yumuşacık çıkan sesimle.

"Bana bir şey olmasın diye önüme geçtin. Anlamadım sanmıştın değil mi? Ben beni öyle korumanı istemiyorum, yanımda olmanı istiyorum. Çünkü annemden sonra halamı seviyordum en çok sonra sen geldin ve seni de sevdim çok" diyen çocuğun dudakları titriyordu, ağladı ağlayacak kıvama gelmişti.

"Canımın içi, biz büyüklerin görevi siz küçükleri her tür kötülükten korumak, ben o an yapmam gerekeni yaptım. Bana kızma tamam mı? Ayrıca ben de seni çok seviyorum" dediğimde dayanamamış, kollarını boynuma dolamıştı, ben de hemen onu sarmalamıştım zaten.

"O zaman bir daha yapman gerekeni yapma" ters ters konuşan çocuk beni gülümsetmişti. Şu an üstüne daha fazla gitmemek için alttan aldım. Çünkü onunla psikoloğu gibi değil, Lalin ablası gibi sohbet ediyordum.

"Tamam, bir daha yapmam" dedim gülümsemem genişlenirken, benden ayrılan Fatih benim güldüğümü görerek dayanamamış, o da gülmüştü.

"Bana kitap okur musun?" masum bakışlar atan çocuğa gülümsedim.

"Tabii bebeğim, hangi kitabını okumamı istersin?" diye sordum komodinin üzerinde duran kitaplarına bakarak.

"Yeni aldığım ve henüz hiç okumadığım Beyaz Diş kitabını oku" dediğinde başımı onaylar biçimde sallayarak ünlü çocuk edebiyatı numunesi olan İngiliz yazarı Jack London'un Beyaz diş kitabını elime aldım. Fatih yatakta yana kayarak uzanınca yanına uzanmamı istediğini anlamıştım.

Yatakta açtığı boşluğa oturarak sırtımı yatak başlığına dayadım ve örtüyü Fatih'in üzerine çekerek kitabı okumaya başladım:

"Donmuş ırmağın iki yakası karanlık ladin ağaçlarıyla kaplıydı. Rüzgar dalların üzerindeki kar örtüsünü az önce sıyırmıştı, gitgide silinen gün ışığı altında ağaçlar kopkoyu, korkunç karaltılar halinde birbirlerinin üzerine doğru abanıyorlarmış gibi görünüyordu. Cansız, kımıltısız, acı bile duyulamayacak kadar ıssız ve soğuk olan bu yabani ülke üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü"...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Kitabın ilk bölümünü bitirmiş, ikinci bölümünün yarılamıştık Fatih uyuyana kadar. Uyuduğunu anladığımda kitap ayracını kaldığımız yere sıkıştırarak kitabı tekrar komodinin üzerine bıraktıktan sonra yataktan sessizce kalkmıştım. Sonraysa Fatih'in saçlarına öpücük kondurarak ışığı kapattım ve kendi odama geçtim.

Saat epey geç olduğu için oyalanmadan banyoya geçtim. Dişlerimi fırçalayarak ihtiyaçlarımı giderdikten sonra yeniden odaya dönmüş eşofman ve kısa kollu takımdan oluşan ipeksi pijamamı üzerime geçirerek yatağıma girmiştim. Temmuz ayında olsak etraf çokça ağaç ve yeşillik olduğu için geceleri hafif soğuk oluyordu.

Yarım saat kadar yatakta sağa döndüm, sola döndüm fakat uyuyamıyordum bir türlü...
Acaba Pamir uyumuş muydu? Ya da uyumamışsa ne yapıyordu acaba... gibisinden olan düşüncelerim bir türlü uyumama izin vermiyordu. Bir kaç saatin içinde bile onu özlemiştim. Son günler günün çoğu hissesini birlikte geçirdiğimiz için iyice alışmıştım varlığına.

Daha fazla dayanamayarak odamdan çıktım ve sessiz olmasına özen gösterdiğim adımlarla soluğu Pamir'in odasının önünde aldım. Fakat bir türlü cesaret edip içeri giremiyordum.

Elimi kapıyı çalmak için kaldırıyor, fakat sonra hemen de vaz geçerek indiriyordum. Bu ne kararsızlıktı Allah aşkına(!)
Sonunda yapamayacağımı anladığımda tam arkamı dönerek gidecektim ki, aniden kapı açılmış, sevdiğim adam tüm yakışıklılığıyla karşımda belirmişti.

"Güzelim?" soru sorar gibi çıkan sesiyle yanaklarımın allandığını hissediyordum. Gece gece adamın kapısına dayanmıştım resmen. Allah beni ne etmesin.(!)

"Şey ben uyudun mu diye bakmaya gelmiştim, zaten gidiyordum," sıçmış, üstüne de sıvadıktan sonra hızla arkamı dönerek gitmek istediğimde atik bir hareketle kolumdan kavrayarak beni odanın içine sokan Pamir eş zamanda bedenimi duvarla arasına sıkıştırmıştı. Gözlerimin içine baka baka kapıyı da kapatınca gözlerim şokla açılmıştı.

"Ne yapıyorsun Pamir?" diye şaşkınca sorduğumda omuz silkmişti.

"Bunu" dediğinde hiç vakit kaybetmeden baş parmağıyla alt çenemi kavrayarak dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı.

Gülümsediğimde dudaklarını çekmeyince, ben de hemen karşılık vermeye başlamıştım zaten.

Öpüşmemiz derinleştiğinde ağzımın içine sızan diliyle eş zamanda elleriyle kalçamdan kavrayarak beni kucağına alan adamın düşmemek için bacaklarımı beline dolamıştım.

Öpüşünü kesmeden bizi yatağa kadar taşıyan adam yatakta oturunca ben de doğal olarak oturmuştum. Kucağında ama(!)

Nefessiz kaldığımı anladığında hiç istemesek de dudaklarımızın temasını kesmiştik. Allah'ım heyecandan kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.

Bir süre nefesimizi düzene soktuktan sonra aramızda oluşan sessizliği Pamir bozmuştu.

"Anlaşılan birileri benimle uyumak istiyormuş" dediğinde yanaklarımın kırmızı pancara dönüştüğünden adım kadar emindim.

"Şeyy" diye mırıldandığımda kocaman gülümsemişti.

"Ve o biri yalnız değil, çünkü ben de seninle uyumak istiyordum." diyerek gülen adamla ben de kıkırdamıştım. Demek o da benimle uyumak istiyormuş.

"O zaman uyuyalım mı?" diye sorduğumda bir an önce kucağından kalkmak istiyordum. Aramızda geçen tutkulu öpüşmeden sonra bu pozisyon hiç ama hiç uygun değildi.

"Uyuyalım" dediğinde burnumun üzerine öpücük kondurmuştu.

İkimiz de yatağa uzandığımızda kolunu kaldırarak göğsüne uzanmamı isteyen adamla anında göğsünün sıcaklığına sokularak, burnumu boyun girintisine yaslamıştım. Gülümseyerek elimi karnının üzerinden atarak omuzuna sarılınca gözlerim huzurla kapanmıştı.

"İyi geceler sevgilim" diye mırıldanmıştım, kokusunun huzuru, kollarının güveni ve bedeninin sıcaklığından dolayı mayışmış sesimle.

"İyi geceler bir tanem" diyerek alnıma derince bir öpücük konduran adamla ben de kendimi uykunun tatlı ve huzurlu kollarına bırakmıştım...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
•••••

27.ci bölümün de sonuna geldik baldan tatlı okurlarım.

19.10.2020.

Biraz beklettim sizi, umarım beklediğinize değecek bir bölüm olur.

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Keyifli okumalar dilerim

Sağlıcakla kalın 💛

 

Bölüm : 27.02.2026 22:48 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...