19. Bölüm

~Bölüm:18~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
••••

* Meğer hiç yaşamadığı bir şeye bile özlem duyabiliyormuş insan...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

"Lalin, bu elbise sana çok yakışacak. Hadi bir dene," Eda'nın sesiyle elbiselerin arasında mekik dokuyan bakışlarım yönünü değiştirdi.
Havada salladığı kırmızı, uzun bacak yırtmaçlı ve derin göğüs dekolteli elbise fazla cüretkardı ve ben onun bu elbiseyi bana önermesinde olan amacı çok iyi biliyordum. Pamir'in kıskançlığına şahit olacaktı güya.
Peki ne mi olmuştu?

Eda ve Barkın'ın düğününe az kaldığı için alışverişe çıkmıştık. Barkın, Eda Pamir ve ben. Aslında Pamir hiç gelmek istememişti. Fakat söz konusu Eda ve ısrarları olunca hayır demek pek mümkün olmuyordu.

Eda ve Barkın şimdiki evin çok uzağında olmayan yani Karabulutlar'ın evine çok yakın yerde bir ev tutarak düğünden sonra orada yaşayacaktılar. Alışverişe çıkmakta amaç hem düğün için eksikleri, hem de yeni ev için eksikleri tamamlamaktı. Fakat kendine elbise de almayı ihmal etmeyen Eda aklına gelen şeyle beni de oyununa alet etmişti. Yok efendim ağabeyi aşıkmış da bana, hoşlanıyormuş da benden, kıskanıyormuş da beni, tabii böyle bir şeyin olmadığını söylesem de dinleyen kimdi?

O yüzden düğünde giymem için bana da sürekli cüretkar elbiseler seçiyordu. Ama ben elbisemi çoktan almıştım. Fakat garip bir şekilde bu oyununun sonunu merak ediyordum. Tabii fazla aşırıya kaçmayarak.

"Eda'cığım, fazla cüretkar değil mi?" zaten ben açık giyiniyordum normalde de ve bunu sorun etmiyordum. Fakat bu elbise çok fazla ilgi çekiciydi, ayrıca açıkta bir yere kadar, bu elbiseye kumaş yetmemişti yahu, bacak yırtmacı kalçaya kadar çıkıyordu neredeyse. Üstelik üstündeki aşırı iddialı taşlar...

"Yoo, sana çok yakışacak. Ayrıca bir denesene. Almak zorunda değilsin ki" dediğinde bakışlarımı çaktırmamaya çalışarak Pamir'e çevirdim. Çatılı olan kaşlarıyla bir elbiseye bir de Eda'ya ters bakışlar atıyordu. Gülümseme isteğimi bastırmak için dudağımı dişlerimle ezmeye başladım. Şu an Pamir çok tatlı gözüküyordu yav.

"Peki, deneyelim bakalım" dediğimde aniden bana dönen Pamir'in ters bakışlarına aldırmayarak Eda'nın elindeki elbiseyi aldım ve boş olan kabinlerden birine girdim.

"Ben de sana yardım edeyim canım." Diyerek beni sabırsızca içeri itekleyen Eda'ya gözlerimi devirdim. Fazla abartıyordu. Sonunda Pamir'i katil edecekti.

"Ayy, deli olacak ağabeyim," diye heyecanla şakıdığında ters ters baktım.
"Fazla abartmıyor musun?" dediğimde sinsice sırıttı. Yav bu kız iflah olmayacaktı.
"Senden hoşlanıyor, neden anlamıyorsun ki? Ben sadece duygularını anlamasında yardımcı oluyorum," dediğinde bir kez daha gözlerimi devirdim. Benden hoşlanmıyordu ki. Tamam aramızda çekim vardı, ilgisini de çekebilirdim. Ama hoşlanma, aşk pek inanasım gelmiyor.

"Güzel Eda ağabeyin benden hoşlanmıyor," cümlemi tamamlama izin vermeyerek kurduğu cümle beni dumura uğratmıştı.

"Haklısın, hoşlanmıyor, sana aşık aşık," dediğinde şokla açılan gözlerime ağzım da eşlik etmişti.

"Edaaa" diye cırladım sonunda. Kaç gündür her konuştuğumuzda konu bir şekilde Pamir'e dokunuyordu ve ben artık sıkılıyordum.

"Ne cırlıyorsun bee, kulaklarıma acı bari" diye sitem ettiğinde gardım hemen inmişti. Fazla tatlıydı karşımda duran kıvırcık afet.

"Sen de cırlatma o zaman kıvırcık," diyerek saçlarını çekiştirdiğimde kaşlarını çatmıştı.

"Peki, sen ağabeyime karşı ne hissediyorsun?" Aniden konuyu bana çekince afallamıştım. Ben bile hislerimin adını koyamazken sana ne diyeyim be Eda? Seviyordum onu, onun yanında güvende hissediyor, mutlu oluyordum. Kokusunu seviyordum, bakışını seviyordum. Fakat bunları Eda'ya söyleyemezdim.

"Ben bilmiyorum ne hissettiğimi. Karmakarışık diyelim," geçiştirir gibi cevabıma elbette tatmin olmamıştı.

"Peki, diyelim ki ağabeyim sana açıldı? Ne cevap verirsin?" işte bu soruyu hiç düşünmemiştim. Ama kesinlikle olumlu olacaktı kalbim.

"Bilmiyorum, konuyu kapatalım. Sen de çek şu fermuarı çıkalım artık. Dalacaklar yoksa içeri" dediğimde kıkırdamıştı. Konuşurken giyinmeyi ihmal etmediğim için sadece fermuar kısmı kalmıştı.

Kabinden ilk Eda ardından ben çıktım. Elim ayağım birbirine dolaşsa da düzgün yürümeğe çalışıyordum. Bakışlarımı Pamir 'e değdirdiğimde bana hayran hayran baktığını gördüm. Tabii kıskançlık da vardı o kuzguni harelerde.

Aynanın önüne geçerek kendime baktığımda içimden küfrettim. Elbisenin göğüs dekoltesi çok fazlaydı yav. Ama çok güzel gözüküyordum orası ayrıydı.

"Vay, vay, vay bu ne güzellik Lalin. Tanıyamadım seni" ıslak çalmayı da ihmal etmeyen Barkın da Eda'nın direktifleriyle hareket ediyordu. Amaç Pamir'i delirtmekti.

"Teşekkür ederim," dedim kocaman gülümsememle. Aslında Pamir de tepki verse çok güzel olacaktı ama odungillerden kereste olduğu için susuyordu beyefendi(!)

"Ee, alıyor musun bu güzelim elbiseyi?" Diye soran Eda'yla, Pamir küfür mırıldanmıştı. Her ne kadar sessiz çıkmasına özen gösterse de duymuştum işte.

"Yok ya, giyemem ben bunu, fazla dikkat çekiyor," dediğimde bariz rahatlama vardı Pamir'in suratında. Aslında düğüne aldığım elbise de fazla kapalı değildi ama bu elbise kesinlikle seksi bir elbiseydi ve çok dikkat çekiyordu.

"Ama, çok güzel oldun ki, neden almıyorsun?" şansını fazla zorluyordu Eda.

"İstemiyorum dedi ya kıvırcığım, neden uzatıyorsun?" Pamir'in dişlerinin arasından konuşmasıyla içimden kelebek sürüsü geçmiş gibi olmuştu.

"Ağabey ya, görmüyor musun nasıl güzel oldu?" Dediğinde Eda, Pamir ağzını bile açamadan başka bir ses duyuldu.

"Kesinlikle çok güzel oldu" diyen sesin sahibi mağaza da olan müşterilerden birisiydi. O da kız kardeşiyle alış veriş yapıyordu. Ayrıca sabahtan gözleri ara sıra bana kayıyordu.

Yanıma yaklaşarak bana hayran hayran bakan adam beni dumura uğratmıştı.
"Şey, teşekkür ederim " dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. Pamir öyle bakışlar atıyordu ki, adamı cehenneme göndermek ister gibi. Açıkçası korkmuyordum desem yalan olurdu.

"Bu arada ben Emir" diyerek elini uzatan adamın elini tam sıkacaktım ki yapamadım.

"Ben de Pamir" diyerek aramıza bodoslama dalan Pamir beni bozguna uğratmıştı. Adamın elini öyle sıkıyordu ki, yüzü kızarmıştı yav.

"Ben hanımefendiye söylemiştim" dediğinde Pamir elini sıkıyordu. Yumruk atmak istediğini anladığımda hemen elimle elini tuttum. Anında şaşkın bakışları beni bulmuştu.

"Tanışmak istemiyorum," dediğimde adının Emir olduğunu söyleyen adam tam ağzını açacaktı ki izin vermedim.

"Uzatmayın lütfen" zira hemen göndermeliydim şu adamı. Pamir'in kızgın boğaya dönüşmesi an meselesiydi.

Başını sallayarak hayal kırıklığı barından bakışlar atan adamın gitmesine aldırmadan Pamir'e baktım. Elini hala tuttuğumu anladığımda ateşe değmiş gibi çektim elimi. O da anlamış olacak ki kaşlarını çattı.

"Ne diye dikkatimi dağıtıyorsun," diye tısladığında ben de kaşlarımı çatmıştım.

"Bıraksaydım yumruk atacaktın adama. AVM'deyiz farkında mısın?" sinirlendiriyordu beni de. Kıskanmasına bile mutlu olamamıştım.

"Ee ne olacak yani. Yanında ben ola ola yavşıyor sana lavuk. Ne yapaydım? Teşekkür mü edeydim?" sinirliydi. Çok hem de. Saçmalıyordu bu nedenle.

"Fazla, tepki vermiyor musun sence de" sitem ettiğimde sanki mümkünmüş gibi daha da çattı biçimli kaşlarını. Erken yaşlanacak yahu kaş çatmaktan(!)

"Fazla tepki öyle mi? Fazla tepkiymiş. Ayrıca sana yavşayan adama teşekkür ediyorsun," dediğinde bu konuşmanın sonunda kalbimi kıracağını anlamıştım. Bu yüzden müdahale etmeliydim.

"Adam sadece güzel olmuş dedi, ben de teşekkür ettim. Nezaket bunu gerektiriyor çünkü" dediğimde bana öyle bir bakış attı ki, bakışı mağazayı bile yakacak türdendi.

"Başlatma lan nezaketine, hoşuna gitmedi sanki. Bıraksam tanışacaktın bir de," dediğinde zaman durdu anlık olarak. Ne diyordu bu adam böyle? Kesinlikle kafayı yemiş olmalıydı. Bana yakışmayan laflar ediyordu ve bu artık ikinci kezdi. Gözlerimin dolmasına lanet ettim. Kırılmıştım işte. Değer verdiğin birinin seni kırması baş edilmesi çok zor bir duygu.

"İnanamıyorum sana ya, gerçekten inanamıyorum. Bana yakıştırdığın konum bu mu? Her gördüğü erkekle tanışan basit bir kadın. Çok sağ ol ya. Bu artık ikinci kez oldu Pamir Karabulut. Hak etmediğim lafları bana söylüyorsun," başımı iki yana sallayarak konuşmasına fırsat vermedim ve hızlı adımlarla kabine geçtim. Pişman bakışlar atsa da umursamadım. Benim neyime onun duygularını öğrenmek, duygusuz ayının tekiydi. Odun işte, odun.

Sinirle gözümden akan yaşı sildiğimde Eda içeri girmişti." Lalin ben çok üzgünüm, keşke ısrar etmeseydim sana" üzgün bakışlar atan Eda'ya gülümsemeye çalıştım. Onun bir suçu yoktu ki. Öküz olan Pamir'di. Duygusuz herif ne olacak.

"Senin suçun yok ki güzelim. O adam zaten sabahtan bakıyordu bana. Er ya da geç yaklaşacaktı. Ayrıca ağabeyinin ruhsuz bir öküz olması da senin suçun değil" son dediğime gülmüştü.

"Haklısın, ağabeyim bazen gerçekten çok sinir bozucu oluyor," dediğinde onu onaylayarak üzerimi değiştirmeye başladım. Eda'ysa fermuarı açarak kabinden çıkmıştı...

Benim neyime yakışıyor Pamir'in duygularını anlamak? Akılsız olan bendim ki onu da kendim gibi sanmıştım. Belki o da kapılırdı bana. Fakat büyük yanılmışım.
Kabinden çıktığımda ısrarla bana bakan adama bakmıyordum. Ne hali varsa görsündü bundan sonra.

Ortamda süren gergin havayı dağıtmak görevini Barkın üstlendi bu kez." Bir şeyler yiyelim mi? Zaten ufak tefek şeyler kaldı almağa, onu da biz sonra hallederiz" Barkın'ın söylediği fikri her kes onaylayınca, aldıklarımızın poşetlerini de kavrayarak mağazadan çıktık. Tabi ki poşetleri dışarda bekleyen Cesur'a vererek arabaya götürmesini istemişti Pamir.

Sessizce restorana doğru yürürken Pamir'in bakışları üzerimdeydi. Bunu hissediyordum fakat ısrarla ona bakmıyordum. Sürekli bir yerlerden kırmayı başarıyordu. Tamam kıskanıyorsun anladık. Neden tadımızı bozuyorsun ki?

"Lalin" diyerek beni çağırdığında yine bakmamıştım. Sinirlenirse sinirlensin bana ne?
"Lalin," bir kez daha hafif yüksek ses tonu kullanınca bıkkın bir nefes koy verdim.

"Ne var?" ters verdiğim cevap hoşuna gitmemişti. Ee beni kırman da benim hoşuma gitmiyor, Pamir efendi.

"Ben öyle demek" diyerek klasik cümleyi kurmasına izin vermedim.

"Sen öyle demek istemedin, ama dedin," diyerek bakışlarımı ondan çekerek adımlarımı hızlandırdım. Geçen para konusunda da canımı sıktığında beni daha tanımıyor, diyerek bir şekilde kendimi avundurmuştum. Fakat bu kez çok farklıydı. Üç aya yakındır hayatımdaydı ve iyi kötü bir sürü anımız vardı. Onlara rağmen beni böyle kolay kırabiliyorsa, yapacak bir şey yok...

AVM' de olan restoranlardan birine yerleştiğimizde Pamir'le karşı karşıya oturmuştuk. Zira yanımda oturan Eda'nın karşısında da ona aşkla bakan Barkın oturmuştu.

Yemeklerimizi sipariş ettiğimizde Eda ve ben bolonez soslu makarna ve tavuklu sezar salata tercih etmiştik. Barkın tavuk sote ve pilav sipariş ettiği halde, Pamir beyse et sote ve mantar salatasıyla yetinmişti.

Pamir'in hiç konuşmadığı benimse ara ara konuştuğum yemekte genel konu olacak düğündü...

Pamir'in bakışları sürekli beni tarasa da hiç oralı olmuyor, yüzüne bile bakmıyordum. Öyle kolay değildi çünkü bu kez.

Yemeğimiz böyle devam ederken, aniden masaya yaklaşan kadın ortama bomba gibi düşmüştü. "Aaaa, siz de mi buradaydınız?" diyen kadına baktığımda gözlerimi kırpıştırdım. Biçimli fiziği, simsiyah saçları ve yemyeşil gözleriyle güzel bir kadındı. Tamam düzeltiyorum çok güzel bir kadındı.

"Evet, Merveciğim, çok hoş bir tesadüf oldu. Buyurmaz mısın?" Eda'nın ses tonundan bu kızdan hoşlanmadığını anlamıştım. Ama neden acaba?

Yanımızda boş olan iki sandalyeden Pamir'in yanında olanı çekip oturmasıyla kaşlarımı çattım. Acaba aralarında bir şey olabilir miydi? Ama Pamir kadını hiç umursamıyordu ki.

"Bizi tanıştırmayacak mısın Edacığım?" diyen kadının sesi fazla iticiydi. Ayrıca ben hoşuna gitmemiştim. Bakışlarının sevecen olmadığını anlamak için psikoloji mezunu olmaya gerek yoktu.

"Ah, tabii. Lalinciğim bu bizim şirkette bir çok projemizde ortaklık yaptığımız Haldun amcanın kızı, aynı zamanda da yardımcısı. Merveciğim bu da Lalin, ailevi arkadaşımız" nedense beni psikolog gibi tanıtmamıştı. Bunun nedenini sormayı aklımın bir köşesine not ederek adının Merve olduğunu öğrendiğim afeti devrana çevirdim bakışlarımı.

"Memnun oldum Merve" dediğimde sahte olduğu aşırı belli olan gülümseme takındı yüzüne.

"Ben de Lalin. İsmin farklı geliyor kulağa anlamı ne?" sorusu beni şaşırtmıştı. Ayrıca ismim farklı değildi ki, sadece çok kullanılmıyordu o kadar.

"Kırmızı yakut taşı anlamına geliyor. Lâl taşından yapılmış gibi," diye açıkladığımda başını sallamıştı anladım der gibi.

"Güzelmiş," dediğinde gülümseyerek cevap verdim. Fakat o beni bırakarak Pamir'e çevirmişti yeşillerini.

"Sen nasılsın Pamir?" Sana ne diye bağırmak istesem de, yapamadım. Galiba Eda'nın neden bu kızı sevmediğini anlamıştım.

Pamir benim üzerimde olan bakışlarını çekmeyerek cevap verdiğinde kocaman sırıtmak istesem de kendimi tuttum. Sonuçta Pamir'e kızgın ve kırgındım.

"İyiyim Merve" ona sormadığında bariz bozulmuştu kadın, fakat belli etmek istemiyordu. İlk kez Pamir'in umursamaz davranışını sevmiştim.

"Son ihaleyi de aldık sayılır artık. Birkaç küçük işlem kaldı," dediğinde duraksayarak Pamir'in elinin üzerine elini koyarak devam etti sözlerine. Anında tüm bedenim kaskatı olmuştu.

"Ve ihaleyi almamızda Pamir'in etkisi büyük. Kutlamalıyız bu başarıyı. Ne dersin Pamir?" dediğinde dişlerimi sıkıyordum. O elini çekmeliydi oradan.

"Kutlarız bir ara," geçiştirir gibi cevap vererek elini çekmesiyle rahatlamıştım. Fakat aklıma takılan kurtlar vardı. Bu kadın çok mu geliyordu acaba şirkete? Ayrıca hep böyle asılıyor muydu Pamir'e. Bir de kutlayacaktılar. Hay ben o kutlamanın...
Başımı iki yana sallayarak beni ilgilendirmeyen konuları aklımdan çıkarmak istesem de olmuyordu işte.

Merve denilen yılışık Pamir'den yüz bulamayınca sinirle saçlarını savurarak ayağa kalktı.

"Ben gideyim artık. Şirkette görüşürüz," mümkünse hiç görüşmeyin dememek için üstün çaba sarf etmiştim.

"Görüşürüz," diyerek ayağa kalkan Eda Merve'yi geçirdikten sonra, tekrar masaya oturmuştu...

Böylelikle de yemek faslı bitince eve doğru yola çıkmıştık. Eda ve Barkın davetiye seçimi için bizden ayrıldıklarında, bir şey demeyerek Pamir'in arabasına binmiştim. Zira beni asla taksiyle göndermeyecekti. O yüzden uzatmamıştım. Ayrıca muhattap olmak istemiyordum şu an ona. Çünkü beni gerçekten de kırmıştı.

Sessiz geçen yolculuğumuzda arabanın aniden sağa çekilmesiyle şaşırarak cama yasladığım bakışlarımı Pamir'e çevirdim.

"Neden durduk?" dedim anlamamazlıktan gelerek. Aslında konuşmak için durduğunu gayet de biliyordum.

"Kırıldın mı bana?" sesi üzgün ve pişman çıkıyordu. Ve bu durum beni biraz zorluyordu.

"Önemi yok. Lütfen yolumuza devam edelim" diyerek geçiştirdiğimde gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalıştı. Fakat sinirlenmesi umurumda değildi. Beyefendi sinirlenecek diye kendimi görmezden gelemezdim.

"Hayır, önemi var. Bak ben sinirden ne dediğimi idrak edemedim. Gerçek düşüncem öyle değil tabii ki," dediğinde sinirlenen ben olmuştum. Neymiş sinirlenmişmiş. Hıh. Bana ne ? Beni ne ilgilendirir senin sinirin. Beni ilgilendiren kısım haksızlığa uğramamdı.

"Pamir, ilk zamanlarda benim dediklerimi yanlış yere çekerek para konusunda , saçma salak imalarda bulunmuştun, o zaman yeni tanışıyorduk diye fazla önemsemedim. Kırılsam da beni tanımadığını düşünerek seni de anlamaya çalışmıştım. Fakat bunca zaman, yaşadığımız iyi kötü onca olaydan sonra benden ucuz ve yılışık bir kadın gibi bahsetmen gerçekten çok kırıcı" dedim tek nefeste, içimde oluşan zehri akıtmak ister gibi. Son sözlerime sinirlenerek kaşlarını çatmıştı.

"Sen asla, yılışık ve ucuz biri değilsin. O an oluşan sinirden ve kıskançlıktan saçmaladım işte. Affet beni" onca dediği içerisinde tek bir cümleye takılı kalmıştım. Kıskandığını itiraf etmişti. Aman tanrım. Pamir beni kıskandığını kendi ağzıyla söylemişti. Fakat istem dışı söylediğinden emindim. Çünkü basit bir şeymiş gibi demişti.

"Cevap vermeyecek misin?" Sessizleşmemle soru dolu bakışlar atıyordu yüzüme. Derince nefesler aldıktan sonra kahvelerimi tekrar kavuşturdum kahveleriyle.

"Artık arabayı çalıştırsan mı?" diyerek cevap vermemiştim. Belki de fazla abartıyordum, ama onu süründürmek istiyordum.

Küfür mırıldandıktan sonra sinirden şimşekler çakan kuzguni harelerini harelerime dikti.

"Önce cevap ver, affettin mi beni?" aman ne de inatçıydı bu adam.

"Çocuk musun be adam. Çalıştır arabayı ya da ben bir taksi bulayım," dediğimde dişlerini sıkıyordu sinirden. Galiba fazla zorluyordum şansımı. Ama yapacak bir şey de yoktu. Kolay olmayacaktı bu kez onu affetmem. Ayrıca doğru düzgün özür bile dilemiyordu ki, affedeyim.

"Sence seni taksiyle gönderir miyim?" dediğinde sinirle anında arabanın kapısını açmak istedim, fakat atik bir hareketle arabayı kilitlemişti. Sinirden kudurmuştum desem yeridir, benim üzerime araba kilitliyordu ya. Hem suçlu hem güçlü.

"Aç kapıyı, ya da çalıştır şu lanet arabayı" sesim istem dışı yükselmişti. Gerçekten sinirlenmiştim çünkü, onu şu an boğmak, saçlarını yolmak istiyordum.

"Affettin mi affetmedin mi? Önce onu söyle" hayda çattık iyi mi? Adam takılmıştı affetmeme. Sanki çokta umurundaydı. Sinirle kemerimi çözerek saçlarımı çekiştirdim. Gerçekten sabrımı zorluyordu.

"Son kez diyorum aç şu lanet kapıyı" dediğimde başını iki yana sallamasıyla sinirden bağırarak canımı yakmak ister gibi saçlarıma asıldım.

O kadar sert çekmiştim ki saçımı gözlerim sulanmıştı. Aniden Pamir'in eli saçlarımda olan ellerime tutundu.
"Canını neden yakıyorsun? " Ellerimden saçlarımı kurtarmıştı. Fakat yaptığı sinirimi azaltmağa yetmemişti. Şurada ne kapıyı açıyor, ne de arabayı çalıştırıyordu.

"Haklısın, senin canını yakmam lazım" diyerek sinirle yerimde doğruldum ve ona doğru eğilerek saçlarına asıldım. O kadar sert çekmiştim ki ah diye inlemişti. Fakat hırsla çekiştirdiğimden dolayı hızımı alamayarak daha da öne doğru kayınca Pamir atik bir hareketle beni belimden kavrayarak kucağına oturtmuştu.

Aman Allah'ım şu an ellerim saçlarında, resmen Pamir'in kucağında oturuyordum. Allah kahretmesin. Zaten dizlerimin üzerinde biten elbisemin daha da açılması hiç yardımcı olmuyordu bana.

Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışıyordum, yaşadığım adrenalin patlaması nefes nefese kalmama yetmişti. Ellerimi saçlarından çekerek kalmak istediğimde belimde olan kolu sıkılaşmıştı. Yok artık. Şaşkınca ona döndüğümde dudakları kıvrılmıştı.

"Bırakır mısın?" diye tıslamıştım resmen. Deli ediyordu bu adam beni. Ayrıca saçlarını epey bozmuştum. Sinirli olmasam gülerdim saçlarına.

"Önce affettiğini söyle" gözlerimi devirdim. Bıkmıyor muydu aynı şeyi tekrar etmekten.

"Sana bırak dedim" diyerek yerimde hareket edince altımda hissettiğim sertlikten dolayı debelenmeyi kesmiştim. Çok uygunsuz pozisyondaydık şu an. Onu zorlamasam iyi olurdu.

"Ben de bırakmıyorum dedim" diyerek beni taklit ettiğinde göğsüne yumruk indirdim.

"Deli ediyorsun beni. Ya doğru düzgün özür bile dilemedin. Neyini affedeyim senin. Kır, dök sonra da affet beni Lalin. Yok öyle dünya" diyerek içimdekileri kustuktan sonra kalkmaya çalışmayarak bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.
Belimi hala sımsıkı tutuyordu, o yüzden yerimde debelenmemeyi tercih ediyordum.

İki parmağıyla çenemden kavrayarak başımı ona taraf çevirmişti.

"Haklısın güzelim, sinirden çok fazla saçmaladım biliyorum. Sinirlenince kendimi ben bile tanıyamıyorum. Ama onlar gerçek düşüncelerim değildi. Asla sen öyle biri değilsin. Özür dilerim. " dediğinde sesindeki samimiyeti duymuştum. Ayrıca sık sık güzelim demesi de gözümden kaçmıyordu, fakat duymazlıktan geliyordum.

Dudaklarımla gözlerim arasında mekik dokuyan bakışlarına seslice yutkunması da eklenince beni öpmek istediğini anlamıştım. Fakat buna izin veremezdim. Hele onu tam affetmemişken.

"Tamam Pamir, affediyorum, bırak artık beni" dediğim de kaşlarını çatmıştı. Ama elini de gevşetmişti.

"Bırakmam için söyledin değil mi?" sesi üzgün çıkıyordu. Elini daha da gevşetince silkelenerek kokusunun mayıştırdığı bedenimi silkeledim ve hızlıca yerime geçtim. Eteğimi falan düzelttikten sonra pür dikkat bana bakan adama çevirdim bakışlarımı.

"Bak affediyorum ama bir şartla, bir daha benimle ilgili böyle şeyler demeyeceksin. Zira bir kez de tekrarlanırsa asla affetmem" onu asla affetmemem ne kadar umurunda olurdu bilmiyorum. Fakat bana değer veriyordu orası netti. Ama arkadaş gibi mi? Yoksa daha farklı mı kestiremiyordum bir türlü. Ayrıca ne kadar asla desem de dayanamayacaktım ki.

"Tamam tamam sinirlerime hakim olmaya çalışacağım." Dediğinde gülümseyerek başımı sağa sola salladım. Aslında tamam dese de çok iyi biliyordum ki illa kıracaktı beni. Çünkü sinirliyken çok başka adam oluyordu.

Gülerek ellerimi uzattım ve bozduğum saçlarını düzeltmeye çalıştım. Şaşırdığı her halinden belli oluyordu. Umursamayarak saçlarını düzelttikten sonra geri çekildim.

"Ne de dişli çıktın. İki dakika da saçlarımı mahvettin," dedi gülerek. Kaşlarım çatılmıştı. Şansını fazla mı zorluyordu bu adam?

"İstersen şansını fazla zorlama, seni boğmam an meselesi" diye tek kaşımı kaldırarak tısladığımda kocaman gülümsedi. Ben de dayanamayarak gardımı indirdim ve gülmeye başladım.

Bir süre güldükten sonra bakışlarımı ona çevirdim." Beni deli ediyorsun ne yapayım." dedim savunur gibi kendimi. Gerçekten kendimi tutamamıştım.

"Sen de beni deli ediyorsun" diye karşılık verince bakışlarımı kaçırmıştım. Çünkü sesi o kadar anlam yüklüydü ki, kesinlikle sinirden deli etmekten bahsetmiyordu. Bir süre sessizlik olduğunda benim bir şey söylemeyeceğimi anlayarak nihayet arabayı çalıştırmıştı. İçimden şükür çekerek bakışlarımı yola çevirdim ve akıp giden yolu izlemeye koyuldum. Beynimi istila eden Pamir'li düşüncelerle beraber...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••


🦋
••••

Uzun denilecek bir bölümle geldim. 02.10.2020

Umarım sıkılmadan okursunuz.

Pamir ve Lalin'in hallerini nasıl buldunuz?

Kurgunun gidişatı nasıl peki? Gönlünüzce mi yani?

Keyifli okumalar dilerim 💛

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen 💜💜💜💜

Sağlıcakla kalın 🌺

 

Bölüm : 27.02.2026 00:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...