32. Bölüm

~Bölüm:31~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
•••••
*Aşk, iki kişinin birbirine bakması değil, iki kişinin birlikte aynı yöne bakmasıdır....
(Antoine de Saint-Exupéry)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Her sabah yaptığım gibi bu sabah da güne odamın penceresini açarak Aralık ayının soğuk havasını ciğerlerime çekerek başlamıştım. Henüz kar az olsa da Aralık kendini gösteriyordu. Havalar iyice soğumuş, karanlık erken düşmeye başlamıştı.

Geçen aylarda havaların değiştiği gibi bizim de hayatımızda değişiklikler olmuştu. Mesela Eda hamileydi. Artık hamileliğin dördüncü ayına geçmişti. Daha geçen hafta ultrasona giderek bebeğin cinsiyetini öğrenmişlerdi. Evet, Eda ve Barkın'ın oğlu olacaktı. İkisi de bu dönemleri o kadar tatlı o kadar heyecanlı yaşıyorlar ki insanın anne olası geliyor. İşte birlikte, evde birlikte olduklarından dolayı Barkın bazen Eda'yı aşırı ilgi yüzünden bunaltıyor, sonunda Eda ya işe gitmiyor ya da eve erken dönüyordu. İkisi de şimdiden bebeklerini o kadar güzel sahiplenmişler ki anlatacak kelime bulmakta zorlanıyorum...

Daha sonra Gamze ve Cenk evlenmişti geçen ay, yani Kasımın sonlarında. Tabii bu durumda Ayfer halanın ve Cenk'in ailesinin de sıkıştırmaları büyük etki etmişti. Yoksa Gamze aceleye getirmek istemiyordu en özel günlerini.
Şimdiyse ikisi de yıllık izinlerine çıkarak Rusya'ya gitmişlerdi tatil için. Cenk'in ağabeyi Rusya'da yaşadığı için, onlar da hem balayı geçirmek, hem Rusya'yı gezmek, hem de yılbaşını orada karşılamak için oraya gitmişlerdi.

Annem İzmir'den dönmezden önce Pamir'le geldiğimi öğrenmişti. Çokça yaptığı ısrarlar sonucu onu o gün akşam yemeğine çağırmıştık. Ben gelmek istemeyeceğini düşündüğüm halde, Pamir sanki bekliyormuş gibi soluğu halamlarda almıştı. Dolayısıyla sevgili olduğumuz gerçeğini de herkes öğrenmişti. Açıkçası halam da sevmişti Pamir'i. Zaten babamın tazısında arkadaşım sıfatıyla yaptıklarıyla herkesin gözüne girdiği için. Şimdi sevgilim gibi kabullenmeleri pekte zor olmuyordu.

Yaklaşık altı aydır Pamir'le sevgiliyiz biz. Geçen sürede birkaç kez kavgalarımız olsa da bir şekilde üzerinden gelmeyi başarmıştık hep. Tabii kavgalarımızın çoğu ikimizin de aşırı kıskanç olmasından kaynaklanıyordu ya. Ha bir de Pamir efendinin kıyafetlerime olan takıntısı da vardı. Genelde giyimimden taviz vermesem de, bazen surat asmasını istemediğim için biraz daha onun istediği gibi giyinmeye çalışıyordum. Fakat beyefendi hep kulp buluyordu ya. Allahtan kış olduğu için bu sorunumuz kısmen de olsa ortadan kalkmıştı.

Geçen süre zarfında Fatih'te de çok iyi gelişmeler vardı. Eda'nın kaçırılması, benim vurulmam derken iyice psikoloji bozulan çocuğu toparlamak zor olsa da bunu hep birlikte başarmıştık. Hatta birkaç kez kendi isteğiyle ailesinin mezarını ziyaret bile etmiştik. Çok eğlenen, sürekli hareketli bir çocuk olmasa da, eskiye göre çok değişmişti. Zira olgunluk onun karakterinde de olduğu için bu kadarı normaldi. Üstelik geçen ay ben ve Pamir'in durumumuzu da öğrenmişti. Daha doğrusu anladığını belirterek ikimize aynı anda sorunca yalan dememiştik. Her ne kadar benimle arası bozuşacak diye korksam da çok şükür öyle olmamıştı. Zira Fatih sevinmiş, hatta nihayet istediğim oldu diyerek ikimize de sarılınca çok sevinmiştik açıkçası...

Biraz daha pencere önünde dikilirsem işe geç kalacağımı anladığımda pencereyi kapatarak soluğu banyoda almıştım. Rutin ihtiyaçlarımı hallettikten sonra kısa bir duş almış, bornozumu üzerime geçirerek tekrar odama dönmüştüm.

İlk önce kıyafet dolabımın önünde kurulmuş, siyah iç çamaşırı takımımı alarak üzerime geçirmiştim. Daha sonraysa iki gün önce aldığım beyaz, siyah desenli triko kazak ve siyah dizlerimin tam üzerinde biten etekten oluşan takımımı giyinmeye karar vermiştim. İçime ten rengi uzun çorap giymeyi de ihmal etmemiştim. Siyah kısa botlarımı ve beyaz omuzdan askılı çantamla da kombinimi tamamlamıştım. Saçlarımı ise kurutarak salık bırakmıştım. Kızıl zincirli kolyemi takarak koyu tonlarda makyaj da yaptıktan sonra kısa kahverengi montumu alarak odadan çıkmıştım.

Soluğu mutfakta aldığım gibi hazır olan kahvaltı masasına vardığımda annem yalnızdı. Zira Ayfer halanın Ankara'da olan en yakın arkadaşı hastalandığı için oraya gitmişti. Ayrıca Gamze'ler döndüğünde de onlarla yaşayacaktı. Sonunda Gamze'nin ısrarlarına dayanamamış, onlarla yaşamayı kabul etmişti. Hoş ben çok kalacağını da beklemiyorum. Ne eder Ankara'ya döner o.

"Günaydın güzel annem" diyerek yanağına öpücük kondurduktan sonra karşısında olan masaya kurulmuştum. Yardımcımız Sema hanım ortalıkta gözükmediğine göre işi olmalıydı.

"Günaydın güzel kızım" dediğinde annem, ben bardağımı çayla dolduruyordum. Kesinlikle reçelden başka bir şey yemeyi sevmediğim için birkaç lokma ekmeye reçel sürerek yemiş, çayımı da içmiştim.

"Şu peynirden, zeytinden yesene kızım. Sağlıklı beslenmiyorsun sabahlar" annemin artık alıştığım sitemine karşı tatlı tatlı gülümsedim. Aslında yiyorum onlardan da fakat çok nadiren, çünkü sevmiyordum.

"Yetiyor bunlar annem, hem sen beni merak etme" dediğimde annem gözlerini kısmıştı.

"Tansiyonun düşünce çok kötü oluyorsun sonra" ne yazık ki haklıydı.

"Tamam aklın kalmasın işte de bir şeyler yerim" dediğimde gözlerini devirmişti. Çünkü yemeyeceğimi ikimiz de çok iyi biliyorduk.

"Ben çıkıyorum artık, taksi de gelmiştir" ağzımı peçeteyle temizledikten sonra annemi tekrar öpmüş, sonraysa montumu üzerime geçirerek fermuarını çekme gereği duymadan evden çıkmıştım...

Sessiz sakin geçen yolculuğum sonrası araba tanıdık binanın önünde durmuş, ben ücreti ödeyerek arabadan inmiştim. Fakat aklım Pamir'deydi, genelde erkenden toplantısı, ya da gitmesi gerektiği araziler olduğu için beni almaya gelemiyor, o yüzden ya arar ya da mesaj atardı. Bugün onu bile yapmamıştı. Bazen çok yoğun olunca oluyordu böyle. Umarım yine öyleydi...

İçeri girdiğimde masasında oturan Melis ve birkaç veli ve çocuk vardı her zaman olduğu gibi koridorda olan bekleme koltuklarında.

"Günaydın Lalin Hanım" her zamanki saygılı yaklaşımıyla yaklaşan Melis'e dönerek gülümsemiştim.

"Günaydın Melis, nasılsın?" diye sorduğumda o da gülümsemişti.

"İyiyim teşekkürler, siz nasılsınız?" dediğinde istem dışı başımı aşağı yukarı sallamıştım.

"İyiyim ben de, bugün ilk danışan kaçta geliyor?" diyerek sorduğumda hemen bilgisayara dönerek bir kaç işlem yapmıştı.

"İlk danışan Selin Kaya yarım saat sonra gelecek. Ve ilk seansı olacak." dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak bana orta şekerli Türk kahvesi getirmesini istemiş, doğruca odama geçmiştim.

Odama geçtiğimde montumu çıkararak yerleştikten sonra Pamir'i arasam mı aramasam mı diye ikileme düşmüş, fakat işlerinin yoğun olabileceğini, hatta toplantıda olabileceği gerçekleri aklıma gelince vazgeçmiş, sürekli takip ettiğim dünyaca ünlü çocuk psikolojisi dergilerine bakınmaya karar vermiştim. En azından danışanlar gelinceye kadar...

Selin ve Annesi Bahar hanımla gerçekleştirdiğimiz ilk seansta daha okula bu yıl giden Selin'e teşhis koymakta zorlanmamıştım. Bu yaş döneminde olan çocuklarda sık sık rastladığım Sosyal Kaygı Bozukluğu vardı Selin'de de. Annesine ve kendisine verdiğim soruların cevapları, Selin'in tedirgin ve çekingen halleri de teşhis koymamda yardımcı olmuştu. Şöyle ki bu rahatsızlığı olan çocuklar endişeleri nedeniyle arkadaş edinmekte zorlanmakta, derslerde kendini gösterememekte ve bunlarla ilişkili olarak sosyal ve akademik alanda zorlanmaktadır. Bir nevi böyle çocuklar yeni sosyal ortamlara girdiklerine beğenilmeme, başarısızlık gibi endişeleri yüzünden epey zorlanırlar. Bir de Selin'de geç teşhis konulduğu için uzun bir psikoterapi süreci bizi bekliyordu...

Selin'le olan seanstan sonra da günüm epey yoğun geçmişti. Sonrasında yanıma gelen beş danışanımla zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Zira o kadar yoğun olmuştum ki.. Fakat içimde olan endişeleri giderecek olan beklediğim telefonda nihayet gelmişti. Pamir'le konuşmuştuk ve tam beklediğim gibi çok yoğun olduğunu belirtmişti. Genelde iş çıkışları buluşarak eve birlikte dönüyorduk, hatta bazen akşam yemeğini bile birlikte yiyorduk ya da ben onlara gidiyordum. Böylelikle de Fatih'i de görmüş oluyordum. Fakat bugün eve taksiyle dönecektim, çok yoğun olduğu için gelemeyecekti...

Masamda olan dosyalarımı belli bir düzenle dizdiğim rafa tekrar koyduktan sonra, montumu ve çantamı alarak çıkışa doğru ilerlemeye başlamıştım. Taksi de bu zamana kadar gelmiş olmalıydı.

Fakat dışarı adımımı attığım anda karşımda gördüğüm Pamir'le şaşırmadan edememiştim. Hani gelemeyecekti bu adam?

Şaşkınlığın etkisinden kurtulmaya çalışarak yanına doğru ilerlediğimde ben daha ne olduğunu anlamadan o beni kendine çekmiş, sıkıca sarılmıştı. Tabii ben de hemen kendimi toparlayarak kollarımı boynuna dolamış, burnumun parfüm karışmış kendi kokusuyla bayram etmesine izin vermiştim.

"Çok özledim" burnunu salık bıraktığım saçlarıma daldıran adamın sesi boğuk çıkıyordu.

"Hani gelemeyecektin sen?" dedim çok az mesafe açarak aramızda.

"Sürpriz yapmak istedim," havalı havalı göz kırpmayı da ihmal etmeyen adam beni bir kez daha afallatmıştı. Hangi dağda kurt öldü mü acaba? Pamir sürpriz yaptığına göre...

"Sen ve sürpriz öyle mi? İlginç" diyerek güldüğümde onun da dudakları kıvrılmıştı.

"Yakıştıramadın mı sevgilim?" alaylı çıkan sesiyle gülümsemem genişlenmişti. Ona yakışmayan bir şey düşünemiyorum bile.

"Çook yakıştı" gülerek dediğimde, dudaklarımı da yanağına bastırmıştım. Kirli sakallı yanağına kısa bir öpücük kondurduğumda gülümsemesi genişlenmişti.

"Gidelim mi?" geri çekilerek verdiğim soruyla başını olumlu anlamda sallamakla yetinmiş, arabanın kapısını benim için açmıştı. Gülümseyerek açtığı kapıdan içeri girmiş, kemerimi takmıştım. Bu esnada Pamir de sürücü koltuğuna kurulunca eve doğru yola çıkmıştık...

Sessiz geçen yolculuğumuzda arabada oluşan sessizliği ben bölmüştüm. Çünkü araba eve giden yolu geçince nereye gidiyoruz diye meraklanmıştım.

"Sevgilim eve gitmiyor muyuz?" diye sorduğumda bakışlarımı Pamir'e çevirdim.

"Hayır" dediği şey beni şaşırtmıştı. Nereye gidiyorduk peki?

"Nereye gidiyoruz ki?" şaşkın şaşkın sorduğum soruyla gülümser gibi olmuş, bakışlarını kısa bir an bana çevirmişti.

"Çiftlik evine " ne? Ne alaka şimdi çiftlik evi ya. İyice artan merakım içimi kemirmeye başlamıştı bile.

"Neden gidiyoruz peki?" dediğimde kısa bir an duraksa da tekrar konuşmuştu.

"Şimdi Şah ve Sultan bana seni özlediklerini dediler, ben de seni onlara götürüyorum." pür dikkat ve büyük bir merakla dinlediklerim kaşlarımın çatılmasına neden olmuştu. Dalga geçiyordu benimle pis adam(!) Ben de ciddi bir şey diyecek diye bekliyorum(!)

"Yaa dalga geçmeden söyle, neden oraya gidiyoruz ki?" dediğimde kocaman gülümsemişti. Ne de çok gülüyordu ya, bir haller vardı ama neyse.

"Sürpriz?" dediğinde iyice şaşkınca dönmüştüm. Bu neydi şimdi Allah aşkına. Ne oluyordu bu adama, bir sürprizdir dönüp duruyor.

"Ne sürprizi ki" saf saf sorduğum soruyla kendime küfretmiştim. Sürpriz değil mi? Adı üstünde.

"Gidince görürsün" dediğinde gözlerimi devirerek, yola bakmaya başlamıştım. Pamir'se hala gülüyordu. Beni meraklandırıyordu işte ne olacak...

Yolun geri kalanı benim meraktan delirmemle geçmişti. Acaba neden gidiyorduk şimdi oraya? Ayrıca sürpriz derken dalga mı geçiyordu. Yoksa cidden bir şeyler mi yapmıştı diye de düşünmeden de edemiyordum.

İki saatten fazla süren yolculuğumuz bittiğinde araba tanıdık yerde durmuş, biz arabadan inmiştik. Yanıma yaklaştığı gibi parmaklarını parmaklarıma geçiren adama gülümseyerek eve doğru ilerlemiştik.
Şehir merkezine göre çiftlik evinde kar daha fazlaydı.

Evden içeri girdiğimiz gibi montumuzu çıkarmış, salona doğru geçmiştik Pamir'in yönlendirmesiyle.

Salondan içeri adımımı attığım anda gördüğüm manzarayla nutkum tutulmuştu. Zira karanlık dışarıya karşı yanan mumların ve şöminenin ışığı loş ortam yaratmıştı. Koltuğa, yerlere, sehpaya, birkaç atıştırmalık ve içki olan masaya dizilmiş kırmızı gül yaprakları güzel, romantik ve zarif gözüküyordu. Üstelik yerde olan kalp şeklinde balonlar da çok tatlıydı.

"Pamir" diyerek hayranlıkla sevdiğim adama döndüğümde o gülümseyerek önceden hazırladığı belli olan düzene birkaç dokunuş yaparak, müzik açmıştı.

Yanıma yaklaştığında elini bana uzatmıştı.

"Bu dansı bana lütfeder misin güzel sevgilim?" diyen adamın avucunun arasına elimi bıraktığımda ellerimizi yukarı kaldırarak, yerimde dönerek ona doğru çekilmemi sağlamıştı. Ben de hemen ona ayak uydurduğumda güzel bir İngilizce şarkının sesiyle dansa başlamıştık.

Kenetli olan ellerimizle yanı sıra, havada kalan elim onun omuzunu bulmuştu. O ise elini belime yerleştirerek iyice beni kendine çekmişti.

Bakışlarımız bir birine kenetli, dışarının beyazlığı ve ortamın loşluğuyla şarkının ritmine ayak uydurarak dans ediyorduk. Bir an olsun gözlerimden ayrılmayan gözleri aynı şekilde karşılık alıyordu. Çok seviyordum ben bu adamı.

"Çok güzel olmuş sevgilim" kulağına doğru fısıldadığımda güldüğünü hissetmiştim.

"Senin kadar değil" içimi sıcacık eden türdendi ağzından dökülen her kelime...

Bir süre öylece şarkının eşliğinde birbirimizin bakışlarında kaybolarak dans etmiştik. Bu Pamir'le yaptığım ikinci danstı. İlki Eda'nın düğünündeydi ve biz sevgili olmuştuk. Her iki dansımız benim için çok özeldi.

Şarkı bittiğinde elimden kavrayarak beni kanepeye oturtmuş, kendisi de müziğin sesini iyice kısarak yanıma gelmişti. Hazırladığı atıştırmalıklardan tabağıma bırakan adamı büyük bir aşkla izliyordum.

"Ne ara yaptın tüm bunları onca işin arasında?" gülerek dediğimde kadehlerimize kırmızı şarap döküyordu. Benim az içtiğimi bildiğinden olsa gerek az doldurmuştu. Yarım kadehten fazla asla içmezdim..

"Biraz yardım almış olabilirim" masum çıkan sesine karşı gülümsemiştim.

"Kesinlikle Eda değil mi?" dediğimde o da gülerek, başını olumlu anlamda sallamıştı.

"Hadi ye, bu gece buradayız, aç kalma" dediğinde şaşırmıştım.

"E Fatih yalnız mı kalacak?" diyerek ilk aklıma takılan şeyi sormuştum. Bana hayranlıkla bakan adam yüzüme doğru yaklaşmış, alnıma sevgi dolu bir öpücük kondurmuştu.

"Benim düşünceli sevgilim, Fatih halasında kalacak bu gece, merak etme" dediğinde her şeyi planlayan ağabey ve kardeşe şaşırmamam gerektiğini hatırlatmıştım kendime...

Pamir'in genellikle benim tabağımı doldurmasıyla geçen yemek faslımız bittiğinde ben ayağa kalkarak ortamda olan güllere ve balonlara bakıyordum. Çok hoşuma gitmişti benim için bir şeyler yapmaya çalışması.

Pamir'se pür dikkat hareketlerimi izliyordu. Aniden iki elimden kavrayarak karşıma geçtiğinde ne yapmak istediğini anlamamıştım. O ise tam karşımda durarak, ellerimi daha sıkı kavramış, gözlerini gözlerime kenetlemişti.

"Biliyor musun bugün buraya neden geldik?" diyerek sorduğunda

"Neden?" diye karşılık vermiştim hevesli bir şekilde.

"Çünkü seninle aramızda ilk yakınlaşmalar burada olmuştu. Seni Şah'la tanıştırmış, at binmene yardımcı olmuştum ya. O gün heyecanlı ve titrek sesinle Pamir tut beni demiştin ya, işte ben sana karşı boş olmadığımı anlamıştım. Çünkü her düştüğünde seni tutanın da, düşmene izin vermeyenin de yalnız ben olmamı istediğimi anlamıştım o gün. Seni ilk ofisinde gördüğüm andan etkilenmiştim zaten ben. Hiçbir zaman tatmadığım duyguları tattım seninle. Kendi karanlığına çekilmiş benliğimi aydınlattın sen güzelim. Yaralı kalbime uzun süre sonra yalnız sen iyi geldin." kadife gibi çıkan sesiyle pür dikkat dediklerini dinliyordum. Ve onu haklı buluyordum. Çünkü aynı etkilenmeyi, aynı duyguları ben de ona karşı hissediyordum.

"Hiç ummadığım anda gelerek hayatıma kendi güzelliğini katan kadın ömrünü de ömrüme katar mısın? İlk aşkımsın son aşkım da olacaksın. Yuvanı yuvam, derdini derdim, sevincini sevincim yapar mısın? Bir ömür benimle yaşar, benimle yaşlanır mısın? Evimizin kadını, çocuklarımızın annesi olur, benimle evlenir misin?" soluksuz konuşması bittiğinde ellerimi bırakarak cebinden küçük kırmızı kadife kutuyu çıkarmıştı.

Bense nutkum tutulmuş gibi onu izliyor, söylediklerinin etkisiyle dolan gözlerimi kırpıştırıyordum. Ne de güzel konuşmuştu.

Beklentiyle kutuyu açtığında kutuda parlayan tektaş yüzüğe bakmış, sonra tekrar bana beklentiyle bakan menevişlerine odaklanmıştım.

"Evet sevgilim, ömrümü ömrün, yuvamı yuvan yapar, evimizin kadını, çocuklarımızın annesi olurum. Evet seninle evlenirim" dediğimde gözlerimden bir kaç damlanın süzülmesine engel olamamıştım.

Gülümseyerek kutudan çıkardığı yüzüğü parmağıma geçirmiş, sonraysa dudaklarını parmağıma bastırarak küçük bir öpücük bırakmıştı.

"Seni çok seviyorum" diyen adam cevap vermeme izin vermeyerek dudaklarıma gömülmüştü.

Büyük bir açlıkla başlayan öpüşü benim de karşılık vermemle daha alevlenmiş, tutkuyla, şehvetle harmanlanmıştı. Alt dudağımı emerek araladığında dilini de hafif aralanmış ağzımdan içeri sızdırarak dillerimizi kavuşturmuştu... Dudak darbelerinde birçok duygu vardı. Sevgi, tutku, arzu. Tutkuyla dans eden dudaklarımız nefessiz kalmamla durmuştu. Alnını alnıma yaslayan adam da tıpkı benim gibi nefesini düzenlemeye çalışıyordu.

"Ben de seni çok seviyorum" dediğimde gülümsemiş, alnımızın temasını keserek dudaklarını anlıma bastırmıştı. Uzun ve sevgi dolu öpücüğüyle anında gözlerim kapanmıştı.

Yaklaşık yarım saattir şöminenin karşısında olan koltukta oturmuştuk. Başım onun göğsüne yaslı artık alevi hafif azalmış şömineyi izliyordum. İkimizin de sessizliği yüzünden odada duyulan tek ses şöminenin közlerinin oluşturduğu cızırtılardı.

"Mutlu musun?" saçlarımla oynayan adam sonunda sessizliği bölmüştü.

Gülümseyerek başımı hafif kaldırmış dudaklarımı çenesine bastırmıştım
"Mutlu olmak sönük kalır hislerimin yanında sevgilim. Çok mutluyum, musmutluyum" demiştim sona doğru kıkırdamama engel olamayarak.

O da gülerek dudaklarını alnıma bastırmıştı. Başımı tekrar omuzuna yasladığımda bakışlarım yüzük takılı parmağıma kaymıştı istem dışı. Anında kocaman gülümsemiştim.
Yüzük takılı parmağıma baktığımı anlayan Pamir elimi kavrayarak ilk önce parmağıma, sonra avuç içime, daha sonraysa bileğime, nabzımın attığı yere içimi yakan türden olan öpücükleriyle sevgisini mühürlemişti.

Gülümseyerek kanepede uzattığım ayaklarımı kendime doğru çektim ve Pamir'e iyice sokuldum. O da beni daha çok sarmalamıştı anında.
Bir süre sonraysa saçlarımın uçlarıyla oynayan eline, tepeme kondurduğu peş peşe öpücükler de eşlik edince iyice mayışmaya başlamıştım. Kokusunun da etkisiyle gözlerim kapanmış, bedenim kendini uykuya teslim etmeye hazır kıvama gelmişti. Aniden havalanan bedenimle gözlerimi hafif aralayarak beni kucağına alan sevdiğim adama bakmıştım uyku mahmuru bakışlarla...

"Pamir" diye sorar gibi dudaklarımdan dökülen ismiyle hafif eğilmiş alnıma öpücük bırakmıştı.

"Uyu güzelim" bedenim sanki bu komutu bekliyormuş gibi anında kollarım boyuna dolamış, başımı boyun girintisine yaslayarak beni odaya taşımasının keyfini çıkarmıştım. Bu süre de iyice uykuya yenik düşmüştüm zaten.

Son hatırladığım şeyse sırtımın yatakla buluşması, yanımda olan boşluğun Pamir'in kokusuyla dolması ve Pamir'in beni göğsüne çekerek üzerimize örtüyü örtmesi olmuştu. Gerisi sevdiğim adamın göğsünde, çok sevdiğim kokusuyla olan huzurlu bir uykunun getirdiği tatlı karanlıktı...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

31.ci bölümün de sonuna geldik değerli okurlar.

01.11.2020.

Umarım keyif alarak okuduğunuz bir bölüm olur.

Lütfen oylarınızı ve naçizane yorumlarınızı eksik etmeyin.

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın💜

 

Bölüm : 01.03.2026 00:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...