37. Bölüm
Parvin Ağardan / Güz Çiçeği (Tamamlandı🦋) / ~Bölüm:36~

~Bölüm:36~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Medya: Lalin'in elbisesi

🦋
••••

*Seni bana yazdı mevlam, şükürler olsun...
Leyla ile Mecnun ikimizi kıskansın...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Ben hamileydim... karnımda Pamir'le bir parçamızı taşıyordum. Allah'ım bu ne güzel bir mucizeydi böyle... Bizim küçük mucizemiz... Pamir'le benim minik bebeğim...

"Güzelim iyi misin?" endişeyle gözlerimin önünden elini sallayan adama çevirdim bakışlarımı dalgın dalgın. Doktor diyeceklerini diyerek, bize kadın doğum uzmanı önermiş, sonraysa odadan çıkmıştı. Doktor gittikten sonra kaç dakikadır Pamir'le şoktaydık. Anlaşılan şoktan ilk ayılan Pamir olmuştu.

"Ben hamileyim Pamir, karnımda ikimizden bir parça taşıyorum. Bizim mucizemiz şu an benim karnımda" sanki Pamir bilmiyormuş gibi elimi karnıma bastırarak çocuksu bir heyecanla söylediklerime gülümsemişti. Benimse gözlerim dolu doluydu.

"Evet, güzel karım benim. Sen hamilesin, bizim çocuğumuzu taşıyorsun" aynı benim gibi tek tek söylemişti laflarını, sonraysa dudaklarını alnıma bastırarak uzun soluklu bir öpücükle sevgisini mühürlemişti.

"İyi hissediyorsan, gidip bebeğimize bakalım mı?" dediğinde hevesli bir şekilde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

"Gidelim, ama önce Fatih'i görmem gerek. Önce onun kaldığı odaya uğrayalım olur mu?" her ne kadar sevinsem de, aklımın bir köşesi Fatih'in yanındaydı. Dediklerimle Pamir parlayan gözlerle bana bakarken, bu kez de elimi kavrayarak, nabzımın üzerine peş peşe öpücüklerini dizmişti.

"Kurban olurum senin güzel yüreğine, olur tabii. İlk Fatih'imizi görelim" dediğinde nereden geldiğini bile bilmediğim duygusallıkla birkaç damlanın gözlerimden süzülmesine engel olamamıştım. Ama yaşlı gözlerime inat yüzümde kocaman bir gülümsemeyle onu onayladığımda kalkmama yardımcı olmuştu...

Ondan sonra ilk önce Fatih'in durumuyla ilgilenmiştik. Genel olarak iyiydi, hatta doktor uyandığı zaman eve bile gidebileceğimizi söylemişti. Ama tedbir amaçlı bu gece burada kalmasının iyi olacağını belirttiğinde hemen kabul etmiştik. Zira zedelenme olmasa da başını çarpmıştı ve doktor nezareti altında kalsa çok daha iyi olacaktı...

Daha sonraysa heyecandan elim ayağıma dolaşan bir şekilde doktorun bize önerdiği kadın doğum uzmanı Rabia hanımın odasında almıştık soluğu. Kocaman kahverengi gözleriyle, kapalı baş örtüsüyle çok güzel ve tatlı gözüküyordu doktorum.

Kapıyı çalarak içeri girdiğimizde güler yüzle bizi karşılayan kadına kısaca durumu açıklamış, hamile olduğumu daha bugün öğrendiğimi belirtmiştim.

"İnanın bu konuda ilk değilsiniz, hamile olduğunu anlayamayan nice kadın geliyor yanıma, kan tahlilleriniz zaten yapıldığı için tekrar yapmaya gerek yok, ultrasonda da baktıktan sonra bebeğimizin kaç haftalık olduğunu daha net öğreneceğiz" hamile olduğumu bilmememden can sıkıntısıyla bahsettiğimden dolayı gülümseyerek beni sakinleştirmeye çalışmış, ardından ultrasona yönlendirmişti.

Pamir'in de yardımlarıyla ultrason cihazının yanında olan sedyeye uzandığımda, bluzumu da yavaş yavaş yukarı doğru sıyırmıştım.
İlk önce doktor bana bebeğin kaç haftalık olduğunu öğrenmek için sorular sormaya başlamıştı. Tabii ki ilk sorusu son regl olma tarihimdi ve ben bu soruyu cevaplarken kendime kızmıştım. İki hafta gecikmiştim ve ben hamile olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Allah beni ne etmeye.

"Evet, bebeğimiz daha çok küçük. Yaklaşık altı haftalık. Gelişimi şimdilik normal. Fakat annemizin değerleri çok düşük. Birazda bebek sizi yoracak, bu dönemi zor geçirmemeniz için bol bol vitamin takviyesi yapmamız gerekecek" ultrason aletine bakarak konuşan doktoru dinliyorduk Pamir'le pür dikkat.

"Şimdi de bebeğimizin kalp atışlarını dinleyelim" diyerek birkaç düğmeyi tuşlayan doktoru Pamir heyecanlı ses tonuyla bölmüştü.

"Bu kadar erken duyuluyor mu ki?" gözleri şaşkınlıktan dolayı açılan kocama gülmeden edemedim. Şu an tatlı bir çocuktan farksızdı.

"Evet, beş, altı haftalık olduğunda bebekler kalp atışları gelişir" doktorunda gülümseyerek söyledikleriyle Pamir olumlu anlamda başını sallamış, yeniden gözlerini ekrana kilitlemişti.

Birkaç dakika sonra odayı dolduran miniğimizin kalp atışlarının sesini dinlemek o kadar güzel bir histi ki kelimelerle anlatmak yetmiyor. Canımızdan, kanımızdan olan bebeğimizin varlığının ispatıydı ritimle vuran kalbin sesi...

Dinledikçe gözlerimden yanaklarım boyunca yaşlar süzülmüştü. O kadar duygu yüklüydüm ki....

"Gördüğünüz gibi şu anlık her şey yolunda gözüküyor, şimdi birkaç tavsiye vermek ve ilaç yazmak için sizi içerde bekliyorum" karnımı silmek için peçete uzatan doktor, söylediklerini bitirdikten sonra oturduğu sandalyeden kalkarak içeri odaya gitmişti.

Peçeteyi elimden alan Pamir'se karnımı temizledikten sonra bluzumu indirmiş, sonraysa elleriyle yanaklarımı kavrayarak kurumaya başlamış ıslaklıkları temizlemişti.

"Çok güzeldi değil mi?" tekrar dolu dolu olan gözlerimle sorduğum soruyla hafifçe gülümsemiş, dudaklarını alnıma bastırmıştı. Uzun bir süre alnımda oyalanan dudaklarıyla gözlerim benden bağımsız kapanmıştı.

"Evet sevgilim, çok güzeldi ve bizimdi. İkimizin bebeği"... sona doğru fısıldar gibi çıkan ses tonu onunda aşırı duygu yüklü olduğunun habercisiydi....

*****

(İki ay sonra ):
•••••••••••••••••••

"Sence de bu takım çok şık değil mi?" şu an uykudan yeni uyanmış halimle yatakta oturur pozisyondaydım ve çatılı kaşlarımın altından huysuzca homurdanmakla meşguldüm.

"Canımın içi her zaman giydiğim takımlar işte," umursamaz ses tonuyla konuşarak yatağa gelmiş, dudaklarını alnıma bastırmıştı Pamir.
Fakat dediklerine tabii ki de ikna olmamıştım.

"Ama bugün daha özenlisin, baksana" hala somurtmak ve kıskanmakla meşguldüm. Pamir'se artık benim bu hallerime alışmıştı. Ya da alışmak zorunda kalmıştı. Zaten çok kıskanç bir kadındım ben, üzerine karnımda uyuyan kızımın da varlığı eklenince baya çekilmez olmuştum.

"Evet, çünkü akşam olacak kurul yıldönümü davetinden önceki toplantıya katılmalıyım" dediğinde huzursuzca yerimde kıpırdanmış, sert bit soluğun dudaklarım arasından çıkmasına izin vermiştim. Şimdi orada birçok kadın da olacaktı kesin. Akşam sekiz gibi şirketin yıldönümü için düzenlenen davet vardı ve biz oraya katılacaktık. Üstelik Eda yeni doğum yaptığı için katılamayacaktı ve Gamze'lerde burada yoktu ve ben kendimi yalnız hissedecektim.
Ben de olan huzursuzluğu anlamış olacak ki, elleri tekrar yanaklarımı kavramıştı.

"Güzelim boşuna kafanda kurup hem kendini hem bebeğimizi yorma, gözlerimde, kalbimde, bedenimde senden başkasını istemiyor. Yorma kendini ve keyifle hazırlan akşam ki kutlamaya. Ben de erkenden gelmeye çalışacağım" dedikleri içimi azıcık rahatlasa da, kuruntularım bitmiyordu. Onay bekler gibi gözlerimin içine bakınca nihayet dudaklarımı araladım.

"Tamam" gülümsemeye çalışarak verdiğim cevapla o da gülümsemişti.

"Ayrıca kahvaltını vişne reçeliyle geçiştirme de doğru düzgün beslen" gözlerimi devirmiştim dediklerine. Ama haklıydı. Doktor tatlıyı çok yememem ve daha sağlıklı beslenmemi söylediği halde ben doğru düzgün bir şey yiyemiyordum. Hoş tatlı da yemiyordum, sadece vişne reçeli ve kurabiye yiyordum ama Pamir'e göre onlar da tatlıydı.

"Tamam sevgilim" şirince gülümsediğimde gözlerini kısarak bana bakmıştı. Kesinlikle ikimiz de biliyorduk ki, sabah olmasa bile o reçeli gün içinde yiyip, sonra da kusacaktım. Ne ironiydi ama...

"Akşam görüşürüz o zaman" sıcak dudaklarını bu kez dudaklarıma bastırmış, kısa ve şefkatli öpücüğünden sonra telefonunu da alarak odadan çıkmıştı...

Bebeğimizin varlığını öğrendiğimiz süreden iki ay geçmişti. Ve bu sürede çok şey değişmişti. En önemli değişiklik ise iki hafta önce aramıza katılan Barın bebekti. Evet Eda ve Barkın'ın bebekleri doğmuş, hepimiz çok mutlu olmuştuk.

Ondan başka Fatih benim hamile olduğumu öğrendiğinde çok sevinmişti. Bana onu ağabey yapacağım için çok teşekkür etmişti. Meğerse Fatih asla ağabey olamayacağını, hiçbir zaman kardeşinin olamayacağını düşünüyormuş. Fakat ben ona uygun bir dille Barın bebeğin de, bizim yeni doğacak bebeğimizin de onun kardeşi olduğunu ona anlatınca, sorun kısmen ortadan kalkmıştı.

Benim hamile olduğumu öğrendikten sonra annem de bize taşınmıştı. Bunda bir başka etkende Gamze'lerin temelli olarak Rusya'ya taşınması sonucu, Ayfer halanın da onlarla gitmiş olmasıydı. Ev arkadaşını kaybeden annemi bizde kalmaya ikna etmek o kadar da zor olmamıştı.

Ve çok sevindiğimiz bir olayda iki gün önce bebeğimizin cinsiyetini öğrenmemiz olmamıştı. Öncesinde Pamir'le geçen konuşmamızda, Pamir ısrarla kızımızın olacağını söylediğini deyip dursa da, ben hiçbir şey hissetmiyordum. Ama Pamir haklı çıkmıştı. Bebeğimizin cinsiyeti kızdı. Ve bu ikimizi de çok sevindirmişti. Aslında cinsiyete ikimiz de önem vermiyorduk, sağlıklı olması daha önemliydi tabii ki. Fakat kız olmasına Pamir daha fazla sevinmişti ve bunu anlamamak elde değildi.

Düşüncelerime son vererek yataktan kalktım ve kahvaltı yapmak için aşağı inmezden önce banyoya doğru ilerledim. Hamile olduğumu öğrendikten sonra yeni danışan çok acil durum olmadıkça kabul etmiyordum. Yalnızca yarım kalmasın diye önceden gelen bir kaç çocukla ilgileniyordum. Zira her yeni çocuğun durumu benim allak bullak olan duygularıma daha ağır geliyordu. Hamilelik hormonlarımın etkisiyle sağlıklı düşünemediğim için böylesinin hem çocuklara, hem de bana iyi geleceğine karar vermiştik..
Tabii ki de bu duruma en çok Pamir seviniyordu...

Mutfağa indiğimde kahvaltı masasında annem tekti. Anlaşılan Fatih okula gitmişti. Onu uğurlamak için hep kalkmaya çalışsam da, bazen böyle oluyor işte. Uykuya yenik düşüyordum.

"Günaydın annem" diyerek yanına yaklaşmış, yanağına sulu bir öpücük kondurmuştum. O da gülümseyerek elini yanağıma okşar gibi dokundurmuştu.

"Günaydın güzel kızım" dedikten sonra yerinden kalkmıştı. Ben anlamsız bakışlar atarken o içinde peynir, zeytin, taze sıkılmış portakal suyu, salatalık ve bunun gibi şeyler olan, fakat asla vişne reçeli olmayan tepsiyi önüme bıraktığında çatılı kaşlarımın altından homurdanmıştım.

"Hiçte öyle bakma küçük hanım, bu tabak yenecek. Bıraksak tüm gün ya reçel ya da kurabiye yiyeceksin" haklıydı, sonunda çoğu zaman kussam da o ikisini yemekten vaz geçmiyordum.

"Allah aşkına Pamir mi yaptırdı bunu?" sanki olağanüstü bir şeymiş gibi abartıyla tepsiyi işaret ettiğimde gülerek başını onaylar biçimde sallamıştı. Ve ben gözlerimi devirmeden edememiştim. Kendisi yokken bile yemeğime müdahale etmeyi başaran kocamı ayakta alkışlamak gerekiyordu.

"Ya siz şu an bana karşı birleştiniz ama. Adil değil ki bu" belki duygu sömürüsü beni peynir ve zeytin işkencesinden kurtarırdı. Portakal suyu ve diğerleri neyse de, peynir ve zeytini hiç sevmiyordum ki ben...

"Hiçte duygu sömürüsü yapma, o tabak bitecek" dediğinde yanaklarımı şişirerek çatalı elime almış, isteksizce tabağımla ilgilenmeye başlamıştım. Ah be kızım bunların hepsi senin için biliyorsun değil mi?...

Yaklaşık yarım saat işkencenin sonunda bir iki lokmadan fazla yiyemeyince, çatalı elimden yere bırakmıştım. Elimi karnıma bastırarak karnıma üzgün bakışlar atıyordum.

"İyi mi şimdi bebeğim, anneannen ve baban sağlıklı besleneceğiz diye bizi aç bırakıyorlar" ağlamaklı çıkan sesimle mutfakta kendisine kahve yapan annem derince ah çekmişti.

"Sen iflah olmayacaksın Lalin, al ye şunları ama Pamir bilmesin. Yoksa benimle yaptığı sabah sağlıklı beslenme konuşması boşa gidecek" annemin önüme bıraktığı üç parça kurabiye, bir kase vişne reçeline ışıltılı gözlerle bakıyordum şu an. Hevesli bir şekilde kurabiyeyi reçele daldırdım ve kocaman bir ısırık aldım.

"Ayy söylemem tabii ki," ağzım dolu dolu önümdekilerle ilgilenerek konuşunca, annem hala onaylamaz bakışlar atıyordu. Bense omuz silkmekle yetinmiştim. Herhalde söylemeyecektim. Zira Pamir'in sağlıklı yemek konuşmasını hiç çekemezdim.

"Geçen de kahveyi söylemeyecektin ama, kocan geldiğinde uçtu laflar ağzından tek tek. Neymiş kocasından saklayamazmış, arkasından iş çeviremezmiş," annemin dedikleriyle gözlerimi kaçırmıştım. Evet doktor fazla kahve içmemi yasakladığı için, Pamir en çok iki üç günde bir izin veriyordu içmeme. Ben de mal gibi ne yasak onu aşeriyordum. Hal böyle olunca aynı gün ikinci bardak kahveyi annemi psikolojik taciz etmekle içmiştim. Ama sonra hormonlarında etkisiyle sanki kocamın arkasından iş çeviriyormuş gibi his edince, gözlerim sulanmış ve laflar bir bir ağzımdan uçmuştu işte. Gerçekten de hamilelik beni çok çekilmez bir kadın yapmıştı.

"Ne yapayım anneciğim, benden bağımsız dökülmüştü kelimeler," dudaklarımı bükerek dediklerimle annem de gülümsemişti.

"Ay tamam bükme dudaklarını demiyorum bir şey, yedikten sonra folik asiti içmeyi unutma" dedikten sonra ilacı masaya bırakmış, yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra kahvesini de alarak mutfağı terk etmişti...

*****

Her sabah kahvaltıdan sonra en az yarım saat bahçeye çıkıyor, geziyor çiçeklere bakınıyor ve ağaçlık alanlara giderek temiz hava alıyordum. Bu hem mide bulantıma iyi geliyordu, hem de doktorum Rabia hanım bebeğin gelişimi için iyi olacağını söylemişti...

Zaman ilerledikçe ben akşam için duş almış, elbisemi hazırlamıştım.
Bu zaman kısmında da Fatih gelmiş, onunla ilgilenmiştim biraz. Sonraysa akşama az kalmış ben hazırlanmak için odama çıkınca annemde Fatih'i alarak Eda'lara gitmişlerdi.

Odama geldiğimde ev eşofman tişört takımımı çıkararak, ilk önce beyaz külot ve beyaz, askısız sütyenden oluşan iç çamaşırı takımımı giyinmiştim. Bedenimin açıkta kalan kısımlarına gül kokulu beden spreyimden beni rahatsız etmeyecek şekilde sıkmıştım.

Sonraysa internetten sipariş ettiğim ve dün gelen askılı kol, çok hafif göğüs dekoltesi ve yırtmacı olan koyu yeşil abiyemi büyük bir özenle giyinmiştim. Çok kilo almadığım içim elbise üzerime tam oturmuştu. Karnımda olan hafif belirgin yuvarlak çıkıntıyı görmek ise içimi sıcacık etmişti. Ayakkabı ve çanta olarak ise siyah stilettolarımı ve siyah portföy çantamı tercih etmiştim.

Daha sonraysa aynanın karşısına geçerek saçlarımı aşağıdan topuz şeklinde toplamış, iki tutam saçı ise dalgalandırarak önüme dökmüştüm. Gözlerime elbisemle uygun makyaj yaptıktan sonra, dudaklarıma da ruj sürünce hazırdım.

Yeşil safir taşlı küçük küpelerimi takmakla uğraşırken kapı açılınca bakışlarım içeri giren kocama kaymıştı.
Bakışları beni bulduğunda kocaman açılmış gözleriyle duraksamış, baştan aşağı beni süzünce şaşkın bakışlarının yerini büyük bir hayranlık almıştı.

Adımlarını hızlandırarak yanıma yaklaştığında aniden beni belimden kavrayarak dudaklarıma gömülünce feleğim şaşmış, elimde tek tayını takamadığım küpe yeri boylamıştı.

Hoyratça dudaklarımda hüküm süren dudak darbeleri aklımı başımdan alıyor, daha çok istememe sebep oluyordu.

Sert öpüşmeden sonra nefes nefese kalmış bir şekilde ayrıldığımızda çokça dağıldığımdan emindim.

"Bu ne güzellik karıcığım, fazla abartmamış mısın?" homurdanarak söylediklerine gülümsemiştim. Hayır şirket başkanının karısıydım sonuçta ve hamilelik iç güdüleri de eklenince orada olan tüm kadınlardan daha güzel gözükmek istiyordum.

"Hayır hiç abartı falan değil, ayrıca ne diye öyle öpüyorsun rujumu silip süpürdün yaa" cırlayarak dediklerime yüzünü buruşturmuştu haklı olarak.

"Elbiseyi üzerinde parçalamayıp, seni yatağa atmadığıma şükür et. Gerçi hala yapabilirim" diyerek koyulaşmış harelerini göğüslerimde, karnımda, bacaklarımda gezdirmiş, daha sonra ağır ağır bakışlarını dudaklarıma kaldırmıştı. Orada da bir süre oyalanan bakışları nihayet en son yaptığı imadan dolayı kocaman açılmış gözlerimde durmuştu.

"Şu yüz kızartan imalarını kaldırsan iyi olur. Aklın fikrin hep orda, hamile bir kadınım ben." diyerek kaşlarımı çattığımda dudakları alayla kıvrılmıştı. Ah kesinlikle beni alt edecek kapak bir laf geliyordu. Biliyordum ben bu bakışı çünkü.

"Bunu geçen gece kocamı aşerdim diyerek beni tahrik eden ve gece boyunca belimde türlü çizikler atan kadın mı söylüyor?" dedikleriyle ilk önce gözlerim büyümüş, ardından yanaklarım utançtan kızarmıştı. Gözlerimi kaçırmamsa kaçınılmaz son olmuştu benim için. Adam iki dakika da dumura uğratmıştı beni yaa. Allah kahretsin ki ben o geceyi unutmuştum. Evet, ucundan biraz Pamir'i aşerdiğim olmuştu da.

"Yaa niye pislik yapıyorsun, pis adam. Hamileyim ben, benden bağımsız oluyor onlar" anında dolan gözlerime lanet edesim vardı. Bu nasıl dengesizlikti yahu. Pamir'se içler acısı olan halimi görünce gülümsemişti.

"Tamam güzelim, bunları gece konuşuruz, inan o elbise sağ kurtulmayacak elimden" diyerek havalı bir şekilde göz kırpmış, ardından banyoya doğru ıslık çalarak ilerleyince beni darmaduman ettiğinin de gayet farkındaydı, pis adam işte ne olacak...

*****

Sinirden kuduruyordum desem yeridir şu an. Davette bile nasıl sinirlendin dediğinizi duyar gibiyim.
Ne mi olmuştu?

Sinirden kudurmamın sebebi tamamen kıskançlıktı. Evet, beynimin içini kemiren ses şuan Pamir'lerin yeni ortağı olan Selin hanımı parçalamam için beni tahrik ediyordu. Davet artık neredeyse bitmek üzereydi, ve kadın beni hiç aldırmadan alıcı bakışlarıyla kocamı süzüyordu. Kocamı, benim kocamı yaaa. Valla hamile olmasam ne güzel yolardım ben bu paçozu.

Sinirden buz kesen ellerimle öldürücü bakışlarla koyu bir sohbete dalan grubu dinliyordum. Yeni kazandıkları ihaleydi konu...

"Güzelim, sıkılmıyorsun değil mi? Sıkılıyorsan eve gidebiliriz, Zaten benim konuşma kısmım bitti, gerisini hallederler" Pamir sohbetinden kısa bir an ayrılarak bana döndüğünde dişlerimi kıracak kadar sıkmıştım.

"Hayır canım, keyfine bak sen" yapmacık bir şekilde gülerek dediklerimde olan ironiyi anlamayarak başını olumlu anlamda sallayarak, tekrar sohbet eden gruba katılmıştı.

"Bu çok büyük bir ihale ve bunu kutlamamız gerekiyor, bir akşam toplaşalım diyorum ben arkadaşlar, ne dersiniz?" herhalde tahmin etmişsinizdir bunu diyenin kimliğini? Ah ben bu kadını giydiği bisiklet yaka mini kızıl renk elbisesiyle boğardım yaa.

Masadan onaylar sesler geldiğinde, en son bakışları Pamir'e kaymıştı demek isterdim ama demiyorum. Çünkü gece boyunca bakışlarını kocamdan hiç çekmedi ki(!)

"Sana da uygun olur değil mi Pamir?" dediğinde gözlerim şokla açılmıştı. Bu laubaliliği nereden cesaret ediyordu bu kadın. Sinirlerime hakim olamayacağımı anladığımda çantamı hırsla elime almıştım. Tabii ki Pamir cevap veremeyerek anında bana dönmüştü.

"Ben bir lavaboya gideyim" sinirimi zar zor bastırarak dediklerime kocam anında kaş çatmıştı.

"Miden mi bulanıyor yoksa? Ya da ağrın mı var? Ben de geleyim en iyisi seninle" peş peşe endişeyle sıraladıkları başka zaman olsa çok hoşuma giderdi, fakat şu an benliğimi zehirleyen öfkem buna engeldi.

"Hayır, gerek yok midem bulanmıyor, dönerim birazdan " dediğimde hala kararsız kalsa da bir şey dememişti. Ben de masada duran çantamı kavrayarak lavaboya taraf ilerlemiştim...

"Ay şu Selen hanım ne yılışık değil mi? Evli bir adama yılışıyor resmen. Ayrıyeten Lalin hanım çok çok daha güzel ve Pamir bey onu çok seviyor, baksana gece boyunca bakışları hep karısındaydı" lavaboya geldiğimde tuvaletler tarafta sohbet eden Pamir'lerin ekibinden olan kadınların anlattıkları nevrimi döndürmüştü resmen.

"Ay o hep öyle, ofiste de sulanmaya adam arıyor hep" diye diğer kız cevap verdiğinde sesli bir şeklide boğazımı temizlemiştim. Anında bana dönen kızlar donuk bakışlar atarak, hızla lavaboyu terk etmişlerdi.

Tabii sinirden deliye dönen beni arkalarında bırakarak.
Sinirden bir kaç tur volta attıktan sonra derince nefes almış, hafifçe elimi yüzümü yıkayarak kendime gelmeye çalışmıştım. Fakat hiç başarılı olmamıştım.

Bir süre daha lavaboda oyalandıktan sonra yeniden salona döndüğümde Selen hanımın gülerek bir şeyler anlattığını gördüğümde gözlerimi devirmiştim. Fakat Pamir'in bakışları beni arıyormuş gibi hızla bana takıldığında yanlarına yaklaşıncaya kadar gözlerini üzerimden çekmemişti.

"İyi misin güzelim?" diyerek ilgiyle beni süzdüğünde başımı olumsuz anlamda iki yana sallamıştım.

"Kendimi pek iyi hissetmiyorum, eve gidelim mi?" dediğimde anında telaşlanarak ellerimi kavramıştı.

"Neyin var bir tanem, ne oldu?" yumuşak ve şefkatli çıkan sesi bile sinirimi alamadıysa, vay benim halime.

"Hiçbir şey, sanırım yoruldum" ya da Selin ağırlık yaptı hamile bünyeme.

"Tamam, gidelim hemen" dedikten sonra ellerime öpücük kondurmuştu...

Sonraysa ekibi ile vedalaşmış, yardımcısına birkaç talimat verdikten sonra mekanı terk etmiştik. Yol boyunca benim huzursuz kıpırdanışlarım hiç bitmemişti. Zira beynimde sürekli Selin ve Pamir'in birlikte çalışmasını falan kurarak içime kurtları düşürmüştüm. Aslında Pamir'in ona hiç bir ilgisi yoktu ve gece boyu bunu çok iyi anlamıştım. Fakat içimde oturan ve beynime hükmeden kıskançlık rüzgarları beni yerle bir ediyordu.

"Aklına ne takıldı senin?" sonunda hallerimden sıkılmış olacak ki, sabırsızca sormuştu sorusunu.

"Yok bir şey" sert çıkmıştı sesim istem dışı.

"Var işte, ne oldu anlat hadi" dediğinde daha fazla dayanamayacağımı anlamıştım.

"O kadın neden seninle öyle yakınmış gibi davranıyordu" dediğimde yolda olan bakışları anlık bana dönmüştü.

"Hangi kadın?" diye sorduğunda gözlerimi devirmiştim.

"Selin hanım" imayla ve tıslayarak dediklerime kaşlarını çatmıştı.

"Yine aklında kurarak canımızı sıkma, kadınla bir iş yapıyoruz ve nasıl davranıyorsa kendi bilir" evet, böyle kıskançlık konuşmaları sık sık yaşadığımız için bıkkın çıkmıştı sesi.
Zira sürdüğü parfüm bile fazla olunca tepki gösteriyordum ve çoğu istem dışı oluyordu.

"Aklımda kuracak kadar bir şey mi var aranızda?" istem dışı ağzımdan dökülenlerle kaşları mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı.

"Güzelim, boş bir şeyden ötürü tadımızı bozma lütfen" istekten yoksun emir gibi çıkan ses tonuna aldırmamıştım.

"O kadın sana bu kadar yakın davranacak cesareti nereden buluyor?" dediğimde gözlerini kapatarak derince nefesler almıştı.

"Bak sinirleniyorum ve hamile halinle tartışmak en son isteyeceğim şey bile değil. Kadın sadece yeni proje ortağımız o kadar." dedikleriyle gözlerimi devirmiştim. İstediğim cevap kesinlikle bu değildi.

"Konuyu dağıtarak cevaptan kaçıyorsun. Yoksa senden mi alıyor o cesareti?" dediğim an pişman olmuştum. Ah dilimin gerçekten de kemiği yoktu.

"Ne saçmaladığının farkında mısın sen? Sana senden başka kimse yok dedikçe kıskançlıkların artıyor. Anlıyorum hamilesin ama bu kadar da olmaz ki, hiç mi güvenmiyorsun sen kocana?" yüksek çıkan sesiyle konuştuğunda, sabrını taşırdığımı anlamıştım. Yüzüme bile bakmadan bağırarak tekrar yola dönünce gözlerim dolmuştu. İstem dışı yaptıklarım aramızı açıyordu.

"Pamir" dediğimde devam etmeme izin vermemişti.

"Sus Lalin, daha fazla sinirlendirme beni. Seni kırmak istemiyorum," sertçe demiş ve yüzüme bile bakmamıştı. Bana nadiren adımla sesleniyordu ve bu onu kırdığım gerçeğini yüzüme vurmuştu.

Omuzlarımı düşürerek bakışlarımı camdan kenara çevirdiğimde gözlerimden birkaç damla kaymıştı. Ama haklıydı da, geçenlerde de telefonunu arayan kadın çalışanın yüzünden olay çıkarmıştım. Ve o zaman bu kadar tepki vermemişti. Alttan almıştı ve sanırım bu kez onu çok zorlamıştım...

Yolculuğun geri kalanı da Pamir'in yüzüme bile bakmaması ve sert soluklarıyla geçmişti.
Arabadan indiğimizde de, eve girdiğimizde de yüzüme bakmamış, tek kelime bile etmemişti.

Yukarı odamıza çıktığımızda ise odaya girmeyerek çalışma odasına girmiş, kapısını sertçe çarpmıştı. Bense gözyaşlarımı daha fazla tutamayarak kendimi banyoya atmıştım.

Dengesizliğim, kıskançlığımla sonunda adamı kırmış, kendimden soğutmuştum. Usul usul akan gözyaşlarımla bir süre aynada bakıştıktan sonra, yüzümü yıkamış, makyajımı çıkarmıştım.

Sonraysa odaya dönerek ayakkabılarımdan ve saçlarımı sıkan tokalardan kurtulmuştum. Üzerimde olan elbiseyi değişmeden yatağa oturduğumda neredeyse kırk dakika geçmişti, ama Pamir hala gelmemişti.

Kesinlikle bıkmıştı artık benim dengesiz hallerimden diye düşünürken, suçlu olmanın ağırlığıyla eziliyordu omuzlarım. Genelde kavgalarımızda hep Pamir gelir, bir şeyler yapar ve gönlümü alırdı ve bu kez öyle olmayacağı netti.

Derince bir nefes alarak yataktan kalktım ve odadan çıkarak çalışma odasına taraf ilerlemeye başladım. Ne yapıp edip Pamir'in gönlünü almalıydım. Zira evden çıkan zaman ki tatlı atışmalarımızı, benimle uğraşmalarını özlemiştim.

Çalışma odasının önünde durduğumda derince bir nefes alarak kapının kulpunu indirmiş ve içeri girmiştim. Odada olan koltukta oturarak içki içen adam ceketini ve kravatını çıkarmıştı. İçeri benim girdiğimi anlasa da ısrarla bana bakmamıştı.

Bu biraz beni incitse de, gönlünü alma fikrinden vazgeçmeyecektim.
Yavaş adımlarla tam karşısında duruncaya kadar ilerledikten sonra hafifçe elinde olan içki bardağına uzanarak elinden almıştım. Bana bakmasa da karşı koymaması mutlu etmişti beni. Bardağı alarak komodinin üzerine bıraktıktan sonra yeniden ona dönmüş ve cesaretim kırılmadan bir çırpıda bacaklarının üzerine oturmuştum.

Kaşları refleksle havalansa da yine bakmamış ve bir şey dememişti. Bense iyice kucağına yerleştikten sonra bacaklarımı koltuğa uzatarak, küçük bebek gibi kucağına kıvrılmıştım. Onunsa bakışları anında yırtmaçtan dolayı açılan bacağıma kaymıştı.

"Pamir, ben çok üzgünüm sevgilim. Biliyorum dengesizce davrandım ve inan istem dışı döküldü o kelimeler ağzımdan, yoksa sana olan güvenim tam" dediğimde nihayet gözlerini gözlerime çıkarmıştı. Ama hala konuşmaması, tepki dahi vermemesi canımı sıkıyordu.

"Özür dilerim sevgilim" üzgün çıkan sesimle bakışlarında oluşan yumuşama beni cesaretlendirince hiç beklemeden dudaklarımı dudaklarına bastırmıştım. Anında kaskatı kesilse de, karşılık verince öpüşü üzerinden gülümseyerek alt dudağını çekiştirmiştim. Onunsa elinin biri bel oyuğuma diğeri ise bacaklarıma ulaşarak beni bir çırpıda kucağına almasıyla hızla kollarım boynuna dolanmıştı.

Öpüşünü kesmeden bizi odadan çıkarak kendi odamıza geldiğinde beni yatağa uzatmış, ardından büyük bir hırsla gömleğini ve pantolonunu çıkararak odanın bir kenarlarına fırlatarak tekrar üzerimdeki yerini almıştı. Ağırlığını asla bana vermiyordu.

Elleri elbisemin göğüs dekoltesine ulaşarak hırsla iki yere parçalayınca gözlerim fal taşı misali açılmıştı. O ise keyifle elbisemi yırtmış, bir çırpıda üzerimden çıkarak odanın bir taraflarına fırlatmıştı. Karşısında külot ve südyenle kalmanın verdiği karışık duyguların üzerine bir de sözleri eklenmişti.

"Seni bu kadar çok severken, sana bu kadar yanarken başka kadının ihtimali bile yasak bana. Bir daha böyle şeylerle keyfimizi sakın bozma" diyerek dudaklarıma kısa ama sert bir öpücük bıraktıktan sonra yeniden bana bakmıştı. Bakışlarında tutku, aşk ve bir çok şeyler vardı.

"Ayrıca hiçte şaşkın tavşan bakışları atma, o elbisenin üzerinden selamet kurtulmayacağını söylemiştim" şehvet barındıran sesle dedikten sonra gülerek burnumun ucuna öpücük kondurmuş, sonraysa yeniden dudaklarımla buluşturmuştu dudaklarını.

Boşta durmayan elleri, hoyrat dudakları bunun sadece fragman olduğunu ve esas filmin daha başlamadığını gösteriyordu. İkimizin de çok sevdiği film ise kesinlikle sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecekti...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••



🦋
•••••

36.cı bölümümüzün de sonuna geldik değerli okurlarım.

25.11.2020

Tam tamına 3500 söz yazarak kendi rekorumu kırdım ve yazdığım en uzun bölüm oldu. Umarım sıkılmadan okursunuz.

Ayrıca bir açıklama yapmak istiyorum. Yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz ve her an final gelebilir. Bu bir sonraki bölüm de olabilir.

Fakat bir şey daha söylemek istiyorum ki, Güz Çiçeği final olduktan sonra hemen bitmeyecek ve bir kaç özel bölüm de gelecek.

Sonrasındaysa sizin de desteğiniz olursa Fatih'in büyüklüğünden yola çıkarak yeni bir kurgu yazmak fikrim var. Değerli fikirlerinizi bekliyorum.

Sağlıcakla kalın ve oylarınızı, yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen ❤💜❤💜

 

Bölüm : 01.03.2026 00:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...