30. Bölüm
Parvin Ağardan / Güz Çiçeği (Tamamlandı🦋) / ~Bölüm:29~

~Bölüm:29~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Medya: Lalin'in kombini
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
•••••

*Bazen yağmur olmak ister insan;
Yağmak ister sevdiğinin yüreğine.....

(Cahit Zarifoğlu)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Pamir'den:
•••••••••••••••

Sinirden ve üzüntüden dolayı sıktığım parmak boğumlarım bembeyaz olmuştu. Nasıl Lalin'le konuşabilirdi o sürtük kadın hiç aklım almıyordu. Nereden bulmuştu kendinde bu cesareti düşünmeden edemiyordum doğrusu.

Arabadan inip beni bir kez daha çaresizce bırakan kadının arkasınca gitmek istesem de yapamamıştım.
Az da olsa ona zaman tanımalıydım...

Hırsla arabamı çalıştırarak Alev'in her zaman olduğu daha doğrusu müşteri aradığı mekana doğru yola koyulmuştum. Bunun hesabını soracaktım ona...

Arabamı mekanın önünde gelişi güzel durdurarak, park etme gereği bile duymadan arabadan indim ve hızla mekanın içine girdim.

"Pamir, hoş geldin kardeşim nice vakittir yoktun" gözlerim her yerde Alev'i ararken duyduğum sesle duraksamıştım.

"Hiç hoş gelmedim Metin, Alev nerede?" diye tısladığımda gözlerini şaşkınlıktan kocaman açmıştı.

"İçerde de, ne oldu? Bir şey mi yaptı Alev seni kızdıracak?" dediğinde elimi alelacele omuzuna vurdum.

"Sonra anlatırım" dediğimde hızla tanıdık yollardan geçerek Alev'in çoğu zaman takıldığı içeri odaya doğru ilerlemiştim.

Odanın kapısını hırsla açarak içeri girmiş ardından da neredeyse kıracak kadar sertlikle çarparak kapatmıştım. Ayna karşısında oturarak makyaj yapan Alev beni görünce yerinde sıçrayarak ayağa kalkmıştı hemen.

"Sen nasıl onunla konuşmaya cesaret edersin?" bağırdığımda irkilerek gözlerini açmıştı. Anlaşılan böyle tepkiyi beklemiyordu.

"Ben şey.." diyerek kekelemeye başlayan kadının kolundan tutarak savurunca sendelese de yere düşmemişti?

"Sen ne? Sen kendini ne zannediyorsun? Benim özel hayatıma müdahale etmek de ne demek? Sana seninle işimin bittiğini söylemiştim," diyerek bağırdığımda onu dövmemek için zor tutuyordum kendimi, asla bir kadına el kaldıramazdım, bu Alev olsa bile.

"Ben onun da benim gibi" dediği anda nevrim dönmüş, yumruğumu arkasında olan duvara geçirmiştim.

"Sakın o cümleyi tamamlama. Seni uyarıyorum, bir daha benimle ilgili bir şeyle ilgilenirsen bu kadar nazik olmayacağım. Anladın mı?" tıslayarak konuştuğumda başını olumlu anlamda sallaması beni tatmin etmemişti.

"Anladın mı?" diyerek sesimi yükselttiğimde sinirlerime hakim olamayarak yumruğumu duvara bir kez daha geçirmiştim.

"Anladım" titrek bir nefes koy vererek dediği şeyle derince nefes almış, geri çekilmiştim.

Son kez gözlerine uyarıcı bakışlarla baktıktan sonra kapıya doğru ilerlemeye başlamıştım.

"Onu çok seviyorsun" inanamayan ses tonuyla daha çok kendine ispat eder gibi kurduğu cümleyle duraksamış, başımı çevirerek ona bakmıştım...

Fakat hiçbir tepki vermeden tekrar önüme dönmüş ve hızlıca mekanı terk etmiştim...

Şu an aklımda sadece Lalin vardı, istemesem de onu yine üzmüştüm. Düşüncelerimle boğuşurken bir yandan da arabayı çalıştırarak eve doğru yola koyulmuştum.

Aramıza mesafe koymak istiyordu, zamana ihtiyacı vardı öğrendiklerini hazmetmesi için, ama benim onu yalnız bırakmaya hiç niyetim yoktu. Varsın kızsın, yüzüme bile bakmasın, hatta konuşmasın benimle ama yanımda olsun. Bana küfür gibi gelen uzak kalmak lafı benim kitabımda mevzu bahis bile olamaz. Hele ona böylesine bağlanmışken, onu ölesiye severken asla uzak kalamazdım. Biraz zaman tanırdım ama uzun sürmesine izin veremezdim...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den: (2 gün sonra)
•••••••••••••••••••••••••••••••

Çalar saatin tiz sesini duymaya gerek kalmadan yatağımdan kalkmıştım. Neden mi? Uyuyamadığım için. Bir insanın uyanması için ilk önce uyuması gerek değil mi?

Hah işte ben iki gecedir yatağımda sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor, sırt üstü uzanıyorum yine olmuyor. Bir türlü uyuyamıyorum. Nedeniyse çok basit. Pamir özlemi. Kesinlikle tıp dünyasına bile belli olmayan yeni bir sendroma yakalanmıştım: Pamir özlemi(!).

O gece arabasından ayrıldıktan sonra Pamir'i görmemiştim. Zaten istediğim de buydu fakat bu kadar özleyeceğimi düşünememiştim ki(!)

Geçen iki günlük sürede iki kez arayan Pamir'in telefonunu açmayınca, birkaç kez de mesaj yazmıştı. Fakat kıskançlık ve gurur ağır bastığı için onlarda cevapsız kalmıştı. Hal böyle olunca da o da bir yerden sonra yazmamıştı. Aslında istediğim buydu, fakat rahatsız olduğumda buydu. Dengesizdim işte. Bir de Pamir'i dengesizlikle yargılıyordum.

Düşüncelerime son vererek banyoya doğru geçmiştim. Beni erkenden yataktan kaldıran sebep yetişmeli olduğum uçaktı. Evet, İzmir için bileti bugüne ayarlamıştım. Sadece biraz toparlanarak gitmemin daha iyi olacağını düşünmüştüm. Yoksa Nevin Sultan anında bir şeylerin ters gittiğini anlayacaktı. Sonra ayıkla pirincin taşını. Daha ilişkimizi bile yeni öğrenmişken kavga ettiğimizi diyemezdim ki. Hoş pek kavga da değildi ya, sinirlenen, bağıran ben olmuştum. Alttan alansa Pamir. Tabii ki de alacaktı. Suçluydu çünkü.

Kendi kendime konuşmaktan gına gelince duşa kabine girerek bedenimi ılık suyun altına bıraktım. Akıp giden su belki beni de hafifletirdi...

Duştan çıktıktan sonra kurulanmış, daha sonraysa tıka basa dolu olan dolabımın önünde kurulmuştum. Bir süre bakındıktan sonra beyaz, hafif kısa pantolonumun üzerine kalın askılı, göbeğimi hafif açıkta bırakan kahverengi bluz kombinlemiştim. Kahverengi kemerimi ve taba renk yüksek topuk yazlık ayakkabılarımı alınca da kombin hazırdı.
Saçlarıma fön çektikten sonra siyah sırt çantamın içine gerekli eşyalarımı doldurmuştum. Bir gece kalacağım için fazla şey almama gerek yoktu.

(Lalin'in kombini)

Ayfer hala ve Gamze'yle güzelce kahvaltı yaparak, daha doğrusu onlar yemiş, ben de sofrada oyalanmıştım, vedalaştıktan sonra çağırdığım taksiye binmiş, havaalanına doğru yola koyulmuştum...

Sessiz, beynimi istila eden yorucu düşüncelerim eşliğinde geçen yolculuğum bitmiş, havaalanına varmıştım. Genel yoklama ve prosedürleri geçtikten sonraysa cam kenarında olan yerime geçmiştim.

Camdan taraf bakarken düşüncelerim yine Pamir'e ya da yalancı pisliğe mi demeliyim? Her neyse işte oraya kaymıştı. Acaba ne yapıyor? Bugün gideceğimi biliyor mu? Hoş bilmese şaşarım ya. Pamir bu sonuçta. Ayrıca sağır sultan bile biliyor bugün gideceğimi. O neden bilmesindi ki?

Aslında derince düşününce olanlardan dolayı ona da hak veriyordum. Bana söylemekten çekinmiş olmalı. Aramızın bozulacağı için. Ama unuttuğu bir şey vardı ki, aramız bu kadar açılmayacaktı. Hoş ben yine olay çıkartırdım. Fakat sadece kıskançlığım yüzünden, bana yalan söylemesi en çok inciten şeydi beni.

Yanımda oluşan hareketlilikle beynimi istila eden düşüncelerimden arınmaya çalışarak, ağır ağır başımı çevirdim ve yanıma kim oturdu diye baktım.
Fakat gördüğüm kişiyle ağzım bir karış açılmış, gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu. Şu an kesinlikle far görmüş tavşan misali kalakalmıştım.

"Pamir" ağzımdan dökülen şaşkın nidayla yanımda tüm yakışıklılığıyla oturan adamın dudakları kıvrılır gibi olmuştu.

"Güzelim?" diyerek beni yanıtladığında göz devirmek istesem de yapmamıştım.

"Ne işin var burada?" ses tonumun sinirli çıkmasını istesem de, benim gibi sesim de hala şaşkınlığını koruyordu. Tabii gelmesine sevinmişte olabilirdim. Fakat onun bilmesine hiç gerek yoktu.

"Seni yalnız bırakacağımı düşünmemiştin değil mi?" diyen adamın sesi duygu yüklüydü.

"Aynen öyle düşünmüştüm" bu kez gözlerimi devirmiştim işte.

"Güzelim, seni yalnız bırakmam. Bunu biliyor olmalıydın" dediğinde itiraz kabul etmeyen türdendi ses tonu.

"İyi" sinirle söylenerek bakışlarımı ondan çekmiş, karşıya odaklanmıştım. Aslında içimde yaramazlık yapan kız çocuğu seviniyordu ya onu görmesine.

Hafif moraran göz altları onun da benim gibi uyuyamadığını ispat ediyordu. Oh olsundu zaten. Bir de rahatça uyuyacak mıydı beyefendi?

Buram buram burnuma dolan erkeksi kokusu isteğimin dışında beni rahatlatıyor, huzurla dolmamı sağlıyor ve iki gündür bir türlü gelmeyen uykumu getiriyordu.

Uçak havaya kalktıktan bir süre sonra bakışları sürekli üzerimde olan adamın etkisinden kurtulmak için başımı geriye yaslayarak gözlerimi kapatmıştım. Hem uykum da geliyordu. Bir süre uykuya direnerek uyumasam da gözlerimi açmıyor, düzenli nefes alıp veriyordum.
Pamir'se uyuduğumu zannetmiş olacak ki, omuzumdan kavrayarak başımı göğsüne yaslamıştı. Mis gibi kokusu böyle daha iyi geliyordu. Uyumuş taklidi yaptığımı anlamaması için gözlerimi açmamıştım. Zaten bir süre sonra özlediğim koku ve omuz beni uykuya teslim etmişti.

Saçlarımda gezinen bir el ve duyduğum sesler sonucu beni sarmalayan tatlı uykumdan uyanmıştım.

"Güzelim" kadife gibi çıkan sesi ve saçlarımın arasında hissettiğim nefesiyle başımı göğsünden kaldırmadan yüzüne baktım. Hâlâ uykum açılmadığı için gözlerimi kırpıştırıyordum.

"Ne oldu?" dedim uyku mahmuru çıkan sesimle. Tebessüm etmişti soruma. Ama sen biraz daha böyle gülersen ben nasıl tavır alacağım? Yelkenler hemen iner ki.

"Az kaldı, birazdan uçak inecek" dedikleriyle uçakta olduğumuz gerçeği aklıma gelince hızla başımı kaldırdım göğsünden. Aniden hareket ettiğim için başım dönmüş, gözlerim kararmıştı. Gözlerimi sıkıca kapatmış, parmak uçlarımı alnıma dokunduruyordum. Tabii bunların sebebi de iki gündür uykusuz kalmam ve doğru düzgün gıda tüketmemem. Ayrıyyetten şimdi de doğru düzgün kahvaltı bile yapmamıştım ki.

"İyi misin? Başın mı dönüyor?" endişeli sesiyle yanaklarımı kavrayan adamla sıkıca kapattığım gözlerimi açmış, kendime gelmeye çalışıyordum. Şimdi kesinlikle daha iyiydim. En azından uçak dönmüyordu.

"İyiyim, aniden kalktım ya ondan oldu herhalde" dediğimde sıkıntılı bir nefes koy vermişti. Ben de hâlâ yanağımda duran elinin üzerine elimi koyarak tenimle olan temasını kesmiş, ellerini de bırakmıştım. Yaptığıma kaşlarını çatsa da bir şey dememişti...

Uçaktan indiğimizde ben etrafa bakınarak taksi arıyordum.

"Taksiye gerek yok" diyen erkeksi sesi duyduğumda işaret ettiği yere bakmıştım. Gördüğüm şeyle şaşırmadım desem yeridir. Pamir araba ayarlamıştı. Ne ara yapmıştı ki bunları. Aslında uçakta yanımda yer ayırtmayı yapabilen adamın araba ayarlamasına şaşırmamam gerekti ya. Orası da ayrı bir konu.

"Senin mi bu araba?" şaşkınlığın etkisiyle sorduğum saçma sapan soru yüzünden kendime küfür etmiştim.

"Hayır, kiraladım" dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak hiç uzatmadan arabaya taraf adımladım. Zira seninle gelmiyorum tartışması yapacak gücü bulamıyordum kendimde. Pamir'le kavgamız, babamı ziyarete gidiyor oluşum moralimi yeterince alt üst etmişti.

"Önce nereye gitmek istiyorsun?" kemerlerimizi taktıktan sonra sessizliği bozmuştu Pamir.

"Babama" dedim kısaca, başımı yasladığım camdan kaldırmadan ve ondan tarafa bakmadan.

Sıkıntıyla verdiği nefesleri duysam da yine de dönüp bakmamıştım.
Pamir'de bir şey dememeyi tercih etmiş olacak ki, arabaya çalıştırarak tanıdığı yollarda ilerlemeye başlamıştı...

Mezarlığa vardığımızda babama doğru ilerlerken biraz mesafe kalmış Pamir duraksamıştı. Yalnız kalmak istediğimi anlamıştı.

Cemal Yılmaz yazılan taşın önünde durmuştu attığım adımlar. Dolu dolu olan gözlerimle bakıyordum taşa. Elimi kaldırarak dokundum, soğuktu babam, fazla soğuk. Hep sıcacık olan kollarına sığındığım babam, şimdi soğukluğuyla içimi parçalamıştı.

Ah be babam, nasıl özlediğimi bir bilsen... Bir kez yüzünü görmek, kollarında güven bulmak için neler vermezdim ki.

Yarın doğum günün kahramanım, hep bir gün önceden başlardım ya tebriklerime, işte şimdi de öyle yapıyorum.

Eğilerek dudaklarımı dokundurdum soğuk taşa. Tebrik ettim babamı.
Hep sakallarıyla kaplı yanaklarına öpücük kondurarak kutlardım ya doğum gününü. Ve bir gün böyle kutlayacağımı asla düşünmezdim. Ama şimdi buradayız, buradayım. Buz gibi, toprak kokan mezarının başında.
Sana hiç yakışmadı be babam toprak kokusu. Hani o çok sevdiğim orman kokulu parfüm vardı ya. Onun kokusuna karışmış kendi kokunu soluyan burnum, şimdi toprak kokusu soluyor. O toprak ki babamı benden almıştı. Hiç acımayarak...

Gözyaşlarım artık benden bağımsız dökülüyor, yine benden bağımsız dudaklarım arasından firar eden hıçkırıklarıma karışıyordu. İlk kez geliyordum cenazeden sonra buraya...
İlk kez bu kadar güçsüz hissediyordum kendimi...

Bedenimi ayaklarım taşıyamayınca ağlayarak yere çökmüştüm. Avuç içimi toprağa daldırarak sımsıkı sıkıyordum gözyaşlarım arasından...

"Lalin" benim gibi yere çöken adamımın çaresizlik kokan sesine taraf çevirdim buğulu gözlerimi.

"Pamir" dedim kollarımı boynuna doladığımda o da bana sarılarak ikimizi de ayağa kaldırmıştı. Başımı omuzuna yaslayarak usul usul akıttım gözyaşlarımı, kalbimdeki acıları akıtmak ister gibi.

Başımı daha sıkı omuzuna bastırdığımda belimde olan kolları sıkılaşmıştı. Daha sonra tutuşunun sıkılığını bozmadan bir elimi saçlarıma götürerek okşamaya başlamıştı.

"Güzelim, yapma ama böyle, dayanamıyorum senin gözyaşlarına" dediğinde umursamazca ağlamaya devam etmiştim. Bir şeyi fark etmiştim ki bu omuzda bu kolların arasında ağlamakta en az gülmek kadar güzeldi.

Bir süre öylece beni dokunuşlarıyla rahatlattıktan sonra hıçkırıklarım iç çekişlerine dönmüştü. İstemeye istemeye ondan ayrıldığımda bu kez yanaklarımı kavrayarak gözyaşlarımı kurulamıştı.

"Gidelim mi?" dediğinde konuşma gereği duymadan başımı olumlu anlamda sallamakla yetinmiştim.
İlk önce ben dönerek adımımı attığımda yine dönen başım yüzünden yerimde sendelemiştim. Tansiyonum kesinlikle düşmüş olmalıydı.

"İyi olduğuna emin misin? Hastaneye gidelim mi?" anında elini belime atarak bedenimi bedenine yaslayan adam düşmeme izin vermemişti. Endişe kokan sesiyle konuşuncaysa içimden yok artık demiştim. Alt tarafı tansiyonum düşmüştü ki sebebini biliyordum.

"Merak etme, iyiyim ben. Tansiyonum düşmüştür," dediğimde pek ikna olmasa da susmayı tercih etmişti.

Arabanın yanına kadar ona yaslanarak gelmiştim. Aslında artık başım dönmüyordu fakat ne o beni bırakıyordu, ne de ben ayrılıyordum.

Benim için açtığı kapıdan içeri girdiğim gibi de kemerimi takmıştım, o da sürücü koltuğuna kurulduğunda arabayı çalıştırmış, böylelikle de yola koyulmuştuk...

Sessiz geçen yolculuğumuzda aniden hızını azaltarak arabayı durduran Pamir'e bakmıştım şaşkınca.

"Barışmadık mı hâlâ?" masum çıkan ses tonuyla gülmek istesem de gülmemiştim.

"Küs müydük?" diye sorarak oynadığı söz oyununa katılmıştım ben de.

"Ben değildim" dediğinde, ellerini teslim olur gibi havaya kaldırmasına dayanamamış, gülümsemiştim.

"Güzelim biliyorum haklısın, kendim söylemeliydim sana ama inan ne olduysa senden önceydi. Sen hayatıma girdiğinden sonra senden başka hiç bir kadın düşünmedim bile" dedikleriyle sinirlenerek kemerimi çıkarmış ona doğru eğilmiştim.

"Düşünemezsin de, aklının ucundan bile geçiremezsin başka kadın" hayali bile sinirlerimi tepeme çıkarıyordu yahu. Dediklerimden sonra az da olsa rahatlamıştı.

"Asla, gönlüm senin esirin, kalbim sen olmuşken başka bir kadını nasıl düşünürüm?" dediğinde içimi sıcacık eden sözlerine karşı gülümsemiştim. Onunsa bakışları anında gülüşme takılmıştı. Beni öpmek istiyordu, fakat dokunma dediğim için cesaret etmeyeceğini de çok iyi biliyordum.

"Affettin mi?" diye sorduğunda gülmemek için dişlerimi alt dudağıma geçirmiştim. Onun bakışları ise yutkunarak gözlerim ve dudaklarım arasında mekik dokunuyordu.

"Benden bir şey saklama, kızacağımı bilsen bile söyle lütfen, inan öyle daha az hasar alırız" dediğimde hızla başımı sallamıştı. Ben de kendi içimde söz vermiştim eğer bir şey olursa onunla paylaşmam gerektiğini.

Hızlı verdiği yanıta kocaman gülümsediğimde onun bakışları hala dudaklarımdaydı.

"Hadi öp artık" dediğimde hâlâ gülüyordum, dengesizdim işte onun gibi. Az önce ağlayan, iki gün önceyse bana dokunma diye yeri göğü inleten ben değildim sanki. Aşk insanın dengesini bozuyor dedikleri buymuş demek ki.

Dediklerimi idrak ettiğinde sanki bunu bekliyormuş hızla dudaklarıma yapışmıştı. Elini belime atarak beni kucağına çektiğinde hızına yetişmekte zorlandığımı anlamıştım. Dudaklarımda can buluyormuş gibi olan öpüşüne aynı şekilde karşılık alıyordu. Özlemiştim işte ne yapayım yani.

Bir süre sonra benim elim onun saçlarına asılmış, onun eliyse bel oyuğumu okşamaya başlamıştı. Dillerimizin dansının da eşlik ettiği öpüşmemiz nefes nefese kaldığımızda bitmişti.

Ve yine nasıl becermiştikse onun kucağında oturuyordum. Bir süre bozulan nefeslerimi düzenlemek adına derince nefesler almıştım. Pamir'e döndüğümde hayran bakışlarla beni süzdüğünü görmüştüm.

"Çok mu seviyorsun beni?" gülerek dediğim şeyle o da gülmüştü.

"Çook" diye yanıtladığında tatmin olmayarak oyunu devam ettirmiştim.

"Ne kadar çok?" dediğimde sesimin işveli çıkmasına engel olamamıştım.

"Mahkumun özgürlüğü sevdiği kadar çok," bir süre düşündükten sonra verdiği cevapla içim sıcacık olmuştu. O ise saçlarımın uçlarıyla oynuyor, burnuna dayayarak kokluyor, bazense öpücük konduruyordu saç uçlarıma.

"Şairin şiirlerini sevdiği kadar çok" dediğinde bu adam beni kendine daha ne kadar hayran bırakabilir diye sorgularken bulmuştum kendimi.

"Şeytanın günahları sevdiği kadar çok," dediğinde dudaklarını yanaklarıma bastırmıştı.

"Körlerin karanlığı sevdiği kadar çok" dediğinde bu kez dudaklarının rotası dudaklarım olmuştu. Kısa ama etkili öpücüğü, sözleri beni benden alıyordu. Pamir'in ruhunda yatan şair gibi adam yalnız benim yanımda gün yüzüne çıkıyordu ve bu beni çok mutlu ediyordu.

"Sabahın gün doğumunu, gecenin ise günbatımını sevdiği kadar çok," iki eli yanağımı kavramış, gözkapaklarım üzerine birer öpücük kondurmuştu.

"Toprağın cesetleri sevdiği gibi çok," dediğinde dudakları alnıma doğru yol almıştı. Uzunca bir süre orada kalan dudaklarıyla gözlerim kapanmıştı.

"Ve güzelim, öleceğini bilen bir adamın son gününü sevdiği kadar çok seviyorum seni," dudaklarını alnımdan hafif uzaklaştırarak ruhumu eritecek cinsten olan sözlerini savurduktan sonra tekrar dudaklarını alnıma yaslamıştı.

"Kendimi çok özel hissettiriyorsun sevgilim," diye mırıldanarak ben de dudaklarımı çenesine bastırmıştım.

"Özel olduğun içindir" dediğinde bu kez benim dudaklarım kavramıştı onun dudaklarını büyük bir ihtiyaçla. Nasıl o beni istiyor, benim dudaklarımda can buluyorsa, aynı hisleri ben de ona karşı hissediyordum. Yine tutku, şehvet, bir o kadar sevgi kırıntıları esiyordu aramızda. Yine sevgisini öpücüğüne katarak öpüyor, aynı şekilde de karşılık alıyordu.

Ne ara bağlanmıştım ona bu kadar, ne ara sevmişti beni bu kadar hiç anlamamıştım. Zaten onun da dediği gibi, sevgimizi anlamamış, bilmemiş direk hissetmeyi, yaşamağı tercih etmiştik biz Pamir'le.

Çölde susuz kalan bedevinin suyu içtiği gibi içmiştik dudaklarımızı. Yine istemesem de ayrılmıştım ondan.

Bir süre nefesimi düzene soktuktan sonra gülümseyerek yanağına öpücük kondurmuştum.

"Ben de seni çok ama çok seviyorum" dediğinde yerime geçmek için hareket ettiğimde hiç engel olmadan geçeme yardım etmişti. Ben kemerimi taktığımda o hala duygu yüklü bakışlarla bana bakıyordu. Gülümsememe engel olmadan ona döndüm.

"Sevgilim, annem beni bekliyor, gitsek ya artık" sanki buraya gelme nedenimizi unutmuş gibi irkildiğinde kıkırdamıştım. O da güldükten sonra arabayı çalıştırmış, halamlara doğru yola koyulmuştuk...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

29.cu bölümün de sonuna geldik.

24.10.2020.

Umarım beğenirsiniz

Keyifli okumalar dilerim.

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.

Sağlıcakla kalın ❤💜

 

Bölüm : 27.02.2026 23:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...