25. Bölüm

~Bölüm:24~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
••••

*Bir yol var bildiğim; sonsuzluğa giden, senden geçiyor.
Bir ışık var gördüğüm; aydınlatan geceyi, senden geliyor...
(Ümit Yaşar Oğuzcan)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Sabah gözlerimi kocaman bir huzurla açmıştım. Zira annemin gitmesinden sonra geçen bu bir hafta da çok yoğun olmuştu işlerim, o yüzden yoruluyordum. Aynı şekilde Pamir de şirkette çalışıyordu diye, çok az görmüştük birbirimizi. Kazandıkları ihalenin yapım prosödürü başladığı için çok yoğun olmuştu şu bir hafta da. Aynı şekilde Gamze de çok çalışıyordu.

Bugünse benim sadece bir danışanım olacağı için, onu uğurladıktan sonra sevdiğim adama sürpriz yapmak için şirkete gitmeyi düşünüyordum. Ayrıca doğru düzgün bilmiyordum bile hem sevgilimin hem de en yakın arkadaşımın çalıştığı yeri, gidip görmek istiyordum haliyle.

Annemse bir hafta oluyordu artık İzmir'deydi. Sık sık arayarak halini soruyordum. Orada Betül halam, lise son sınıf öğrencileri olan ikiz kuzenlerim Arda ve Alya, halamın eşi Faruk amcalarla kalıyordu. İyi geliyordu oralar ona, her şeyden önce babama yakındı. O bile onun iyi hissetmesine yetiyordu. O yüzden onu sıkmıyor, ne zaman gelmek istiyorsa kendisinin belirtmesini istiyordum. Zaten halamlarda annemi çok severlerdi ve gitmesini de istemiyorlardı. Vakit bulunca ben de yanlarına uğramayı düşünüyordum zaten. Her şeyden önce babamı ziyaret etmeliydim...

Fazla vakit kaybetmeden düşüncelerimden arınarak yataktan kalktım ve artık alışık olduğum basitlikle yatağımı toparladım.

Banyoda kısa bir duşun ardından saçlarımı da düzleştirmiştim. Zira belime kadar uzun olan saçlarımı düzleştirince daha güzel ve daha uzun gözüküyordu.

Banyodan çıktıktan sonraysa kıyafet kombinlemek için dolabın önünde olan yerimi almıştım. Birkaç dakika bluzlarıma ve kot pantolonlarıma bakındıktan sonra seçimimi yapmıştım. Mavi kot pantolonumun üzerine, bebek mavisi tek omuz triko bluzumu kombinlemiştim. Siyah çanta ve yine siyah kalın topuklu ayakkabılarımı da giyinince hazırdım. Aynanın karşısına geçtiğimde hafif tonlar kullanarak abartıya kaçmadan makyajımı da yapmıştım.

Odadan çıktığım gibi mutfağa gelmiştim. Masada yalnız oturan Ayfer halayı görünce pek şaşırmamıştım. Zira Gamze gitmiş olmalıydı.

"Günaydın, halacığım" dedim neşeli sesimle. O da kocaman gülümsemişti.

"Günaydın güzelim" demişti bana güzel miydim değil miydim bilmiyorum ama Ayfer hala beni tanıdığı ilk günden güzelliğime övgüler yağdırırdı. Bazen hatta Gamze bile kıskançlık ederek halasına takılıyordu.

Ben de ona gülümseyince, çayımı doldurdum ve sabah kahvaltılarında vazgeçilmez olan vişne reçeli tabağını önüme çektim kabarık iştahımla. Sabahları yemek yemeyi sevmeyen ben, ev yapımı vişne reçeli görünce yelkenleri suya indiriyordum. Bunu da Ayfer hala yapmıştı ve çok lezzetliydi.

"Yavrum yavaş ye, boğulacaksın" diye bana takılan Ayfer halaya omuz silkerek yemeğe devam ettim. Sık sık lezizliğiyle ilgili iltifatlar ederek dilimi dudaklarım üzerinde gezdiriyordum.

"Deli kız, öyle iştahla yedin ki canım çekti ya" diyen Ayfer halanın bana doğru yaklaşmasıyla kıkırdayarak vişne reçeli olan tabağı ona doğru uzatmıştım.

"Marifet ben de değil hala, reçelde" abartılı söylediklerime gülerek, başını iki yana sallamıştı.

Kahvaltı faslı bitince fazla oyalanmadan çağırdığım taksiye binmek için evden çıkmıştım. Akıp giden yolu izlerken aklım sürekli Pamir'e kayıyordu. Bir haftadır doğru düzgün görememiştim onu, haliyle de çokça özlemiştim. Telefonuma bakarak arasam mı aramasam mı, ya da mesaj mı atsam acaba diye gelgitler yapıyordum. Off çok mu yoğundu acaba? Şirkete onu ziyaret edene kadar beklemeliydim belki de.

Derken gelen mesaj sesiyle anında telefonuma kaymıştı gözlerim, mesajın kimden geldiğini gördüğümdeyse deyim yerindeyse sırıtmıştım.

*Toplantıya girmeden önce cennetime yazmak istedim. Günaydın ;)

Yazdıklarını okuduğumda sırıtmam genişlenmişti. Seviyorum ben bu adamı. Çok fazla. Hele sonuna bıraktığı göz kırpan emojiler beni benden alıyordu ya.

* Günaydın sevgilim♡.

Ben onun gibi laf canbazlığı yapamadığım için sade cümlelerle takılıyordum işte. Yapabildiğim en romantik şey kalp emojisi kullanmaktı. Ne de romantiktim değil mi?(!)

* Ne yapıyorsun?

Yazan adama vereceğim cevap gecikmemişti.

*İşe gidiyorum:)

Yazdım sonunda da gülümseyen emoji kullanarak.

*Çok özledim bebeğim

Yazan adam şu an burnumda tütüyordu. Kesinlikle boynuna atlamıştım yanımda olsaydı.

*Ben de

Yazıp gönderdiğimde, okumuş bir şey dememişti. Bir süre çevrimiçi gözüktükten sonra hattan çıkmıştı. Herhalde toplantısı başlamıştır diye düşünerek ben de telefonumu kapatarak akıp giden yola odaklanmıştım... Tabii beynimi sürekli istila eden Pamir varken ne kadar başarmıştım orası muammaydı.

İş yerine geldiğimde bugünkü tek danışanım olan Nilay'la ilgilenmiştim. Çok zor dönemden geçiyordu, boncuk boncuk bakan elalarında kocaman keder dalgaları vardı. Fakat atlatacaktık birlikte, inanıyordum buna. Bugün olan seansımızı tek başına yaparak, annesini dışarda bekletmiştim. Nilay'la konuştukça, onun ne kadar özel bir çocuk olduğunu anlıyordum. Zira her çocuk özeldi, fakat Nilay tam farklıydı. Sakin, akıllı, beni hiç zorlamıyordu.
Konuştukça kendimi görür olmuştum yerinde. Babasını kaybetmişti Nilayda, tıpkı benim gibi. O da babasına çok düşkünmüş, babasından bahsederek buğulanan bakışları bana kendimi hatırlatıyordu.

Bir şeyi çok iyi anlamıştım. Kaç yaşında kaybediyorsan et, baba acısı çok ağır. Babanı kaybetmek çocukluğunu kaybederek, bir gece de olgunlaşmaktı. Babanı kaybetmek çocukluk kahramanının seni terk etmesiydi. Babanı kaybetmek içindeki çocuğun ölmesiydi.

Bir de babasını hiç göremeden kaybedenler oluyor ya, ya da babası tarafından atılan, terk edilen çocuklar... İşte onların dünyasında baba çok daha farklı bir kavram. Daha çok üstü kapanmayacak olan bir yara, hiç görmedikleri, yalnızca hayal ettikleri bir anı, ya da bazı hayata karşı daha dayanaklı olanlar için sadece hiçlikti, boşluktu.

Nilay gittikten sonra bugün olan işlerim de bitmişti, ve ben de kendime çeki düzen vererek makyajımı tazelemiştim. Nilay'la olan seansta kendimi sıktığım için o gider gitmez, gözyaşlarımı da serbest bırakmıştım. Haliyle makyajım da mahvolmuştu. Galiba Nilay'la geçecek seanslar beni baya bir zorlayacaktı...

Sonraysa, hazırlanarak çağırdığım taksiye binmiş ve sevdiğim adamın çalıştığı şirkete doğru yola koyulmuştum.

Şirketin önünde dayanan taksiden indiğimde oyalanmadan içeri girmiştim. Kapıda duran görevliden Eda Karabulut'un odasının olduğu katı öğrenerek asansöre binmiş ve doğruca görevlinin dediği kata gelmiştim. Açık ofis gibi kurulan bu katta Eda'nın odasını açık ofisten cam bir kapı ayırıyordu. Gamze, Cenk, Ferit ve onların ekibinden tanıdığım birkaç kişi buradaydı.

"Aaa canım neden geleceğini haber vermedin?" beni görerek hızla yanıma gelen Gamze şaşkın bakışlar atıyordu.

"Aslında ani oldu, Pamir'e sürpriz yapmak istedim. Öncesinde sizi görmek istedim." dediğimde muzipçe gülmüştü.

"Eda da çok sevinecek, gel gidelim yanına" diyerek beni camdan kapıyla çevrelenmiş ofise doğru çekiştirdiğinde Eda biz daha içeri girmeden bizi fark etmişti.

"Bu ne güzel sürpriz Lalin'ciğim" diyerek bana sarılan Eda her zamanki gibi çok sıcakkanlıydı.

"Kahve teklifin hala geçerliyse bir orta kahveni içerim" beni her zaman şirkete kahve içmeye çağırmasına gönderme yapmıştım.

"Tabii ki tatlım" diyerek gülümseyen Eda'yla Gamze söze girmişti.

"Ben gidip kahveleri alayım o zaman kahve" dediğinde onu onaylayınca Gamze odadan çıkmıştı.

"Ağabeyimle nasıl gidiyor?" diyen Eda'nın ses tonunda kullandığı muziplik elle tutulur cinstendi.

"İyi, asıl sen söyle evlilik nasıl gidiyor?" aynı muziplikle konuşmuştum ben de.

"Çok güzel gidiyor, hatta aramızda kalsın bugün bizim Barkın'la ilk kez sevgili olduğumuz tarih. Eve erken giderek bir şeyler hazırlamak istiyorum" dediğinde kafasında da yapacaklarını tartıyor gibiydi.

"Yaa ne güzel, tebrik ederim canım." Dediğimde gülümsemişti.

"Bu arada ağabeyimin odası bir üst katta, yani sonucu katta" diyen Eda'ya göz devirmemek elde değildi. Sürekli bizim ilişkiden konu açmak istiyor ya.

"Kahveler de geldi. Ne kaynattınız bensiz?" kısık gözlerle bizi süzen Gamze'ye takılmadan edemedim.

"Senin ne kadar tembel olmanı anlatıyordu Eda" alaylı çıkan sesimle kısık olan gözleri şaşkınlıktan açılmıştı. Kesinlikle kocaman bakan elalar çok tatlıydı şuan.

"Ben miyim tembel?" şaşkın bakışlar atan Gamze'ye Eda'yla aynı anda gülünce alay ettiğimi anlamıştı.

"Demek benimle alay ediyorsunuz ha, var ya alacağınız olsun" dudak bükmeyi de ihmal etmeyen Gamze'nin şu tatlı hallerine düşmemek elde değildi.

Bolca şakalaşarak, gülüşerek kızlarla keyifli vakit geçirmiştik. Sonrasında onlar işlerine dönünce ben de bir üst kata, sevgilime ulaşmak için hareketlenmiştim...

Odasından içeri girmeden önce sekreter beni durdursa da, sevgilisi olduğumu ve sürpriz yapmak istediğimi söyleyince bir şey dememişti. Derince nefes alarak kapıyı çalmadan açarak gülümsedim ve içeri girdim.

Fakat gördüğüm manzarayla yüzümü buruşturarak kaşlarımı çatmıştım. Merve giydiği sıfır kol siyah bluzu ve siyah mini eteği ile Pamir'le bir dosyayı inceliyordu. Fakat sorun şu ki fazla yakındılar ve kız Pamir'e resmen yiyecekmiş gibi bakıyordu. Benim sevgilime, vallah o gözleri oyar, o saçları yolardım. İnsanı iyice çirkefleştiriyorlar ya.

"Güzelim," Pamir kapıdan içeri giren beni görünce şaşırmış, ağzından şaşkın bir nidanın dökülmesine engel olamamıştı.

"Sevgilim," dedim ben de vurgu yaparak, şu yılışık kadın belki anlardı. Ne demişler yiğidi öldür fakat hakkını yeme. Allah var çok güzel kadın ama kendini küçük düşürüyor, ve ben böyle tiplerden nefret ediyorum.

Masadan kalkarak yanıma yaklaşan adam kolunu belime dolayarak Merve'ye dönmüştü.

"Sonra devam ederiz, Merve" dediğinde bozguna uğrayan kadın bana sinirli bakışlar atmıştı.

"Peki, hoş geldin Lalin" yapmacık olduğu her halinden belli olan gülüşüne sinir olmamak elde değildi.

"Hoş buldum Merve " aslında hiç hoş bulmamıştım.

"Ben sizi yalnız bırakayım o zaman" e bir zahmet artık, dememek için dudaklarıma dişlerimi geçirmiştim.

Merve denilen kadın çıktıktan sonra sinirle Pamir'in kolunu belimden çektim ve aramızda mesafe açtım. Anında kaşlarını çatmış, ne olduğunu anlamak istiyordu.

"Bir şey mi oldu güzelim? Neden gelmiştin sen?" diye soran adamla tepemde olan sinirlerim biraz daha yükselmişti.

"İlla bir şey mi olması lazım buraya gelmem için. Galiba çok önemli toplantınızı böldüm Merve hanımla, gideyim de devam edin siz" sinirle tıslayarak ve Merve kısmına vurgu yaparak söylemiştim sözlerimi. O ise kıskandığımı anlamış olacak ki dudak kıvırmıştı. Deli ediyordu beni.

Sinirle arkamı dönerek gitmek için hareketlendiğimde kolumdan nazikçe kavrayarak beni kendine doğru hızla çekmiş, bedenlerimizi bütünleştirmişti.

"Birileri baya baya kıskanmış anlaşılan." Alaylı çıkan sesiyle çatık kaşlarım daha da çatılmıştı.
Sinirle kıskacından kurtulmak istedim, fakat tabii ki izin vermemişti.

"Ya bıraksana beni," diyerek cırladığımda gülmüştü.
Ayrıca bırakmak yerine yaptığı şeyle gözlerim kocaman açılmıştı. Elinin birini belimden birini bacaklarımdan geçirerek beni sanki bir bebekmişim gibi kucağına alan adamla şaşkınlıktan dumura uğramıştım. Zira kendime geldiğimde odasının içinde olan başka bir odaya açılan kapıya doğru ilerlediğini anlamıştım.

"Ne yapıyorsun sen? İndirir misin beni?" desem de kale almayarak odadan içeri girmişti.

"Farkında mısın yürümeyi öğreneli yıllar oluyor" dedim alaylı sesimle, fakat o yine tepki vermeyerek ilerlemiş ve dinlenme odası olduğunu tahmin ettiğim odanın içinde olan geniş koltuğa oturmuştu. Haliyle ben de kucağında olunca, oturmuştum tabii.

"Ya amacın ne senin?" demiştim ayaklarımı sallayarak, fakat sıkı tutuşu yüzünden kalkamayacağımı anladığımda vazgeçmiştim debelenmekten.

"Amacım tatlı sevgilimi sevmek" diyerek boynuma ıslak bir öpücük bırakan adamla içim titremişti. Bu adam sonum olacaktı. Ama çatık kaşlarım düzelmemişti. Çok sinirliydim. Bu kez öyle kolay kandıramayacaktı beni.

"Çok mu sinirlenmiş birileri" alayla konuşan adama döndürdüm kısık bakışlarımı.

"O kadın neden burnunun dibindeydi senin?" sinirle tıslamıştım resmen. Bir kere kıskançlık denilen illet bulaşmıştı kanıma. Yapacak bir şey yoktu.

"Dosya inceliyorduk, ayrıca yakınlığının farkında bile değildim ki" dediğinde haklı olduğunu biliyordum, çünkü Pamir dosyaya odaklanmıştı, Merve Pamir'e, bak aklıma geldikçe kanım kaynıyordu resmen.

"Ya haber vermeden gelerek sürpriz yapmak istemiştim, karşılaştığım manzaraya bak. Şahane," dedim sinir ve kıskançlık kırıntıları geçen ses tonumla, zira Pamir'i bir kadının bakışıyla bile paylaşmaya tahammülüm yoktu.

"Abartmıyor musun sence de?" bıkkın çıkmıştı ses tonu. Galiba yine fazla tepki vererek onu bunaltmıştım. Ne yapayım ama elimde değildi. Ayrıca onun yerine ben olsaydım, şimdi yumrukla konuşuyordu o.

"Abartıyorum demek, peki öyle olsun." Dedim alıngan ses tonumla, hayır reglim de yeni bitmişti, bu alınganlık, duygusallık, fevrilik nedendi anlayamıyordum.

Ona bakmamak için yüzümü çevirince iki parmağıyla çenemden kavradı ve ona bakmamı sağladı.
Açıkta kalan omuzuma bir öpücük bıraktı daha sonra.

"Bana bak," dedim hırsla iki yakasından kavrayarak yerimde hafif doğrulmuştum, içimde yanan kıskanç kadın sönmüyordu bir türlü.

"Bu gözlerin var ya, yalnız bana bakacak, ve yalnız ben o gözlere uzunca ve anlamlı bakabilirim" dedim dudaklarımı kapanan göz kapaklarına bastırarak.

"Bu dudakların var ya bana gülebilir yalnız, ben öpebilirim ancak" dedim büyük bir hırsla dudaklarımı dudaklarına bastırarak. Şaşırmıştı yaptıklarıma, fakat karşılık vermeyi de ihmal etmemişti. Zaten sert başlayan öpüşmemiz Pamir'in yönlendirmesiyle daha da sertleşmişti. Hırsla alt dudağını çekiştirerek dişlerimi geçirdiğimde zevkten inlemişti. Kıskanç bir kadının yapacağı şeylerin sınırı olmaz derlerdi de inanmazdım, çok doğruymuş gerçekten de.

Nefes nefese ondan ayrıldığımda, adrenalin yüksekliğinden dolayı düzensiz nefeslerimi kontrol altına almaya çalışıyordum. Onun da benden farkı yoktu.

"Güzelim, bu ne hırs dağıttın beni resmen." Şaşkın şaşkın bakan adamın üzerinde olan etkimden dolayı kocaman gülümsedim.

"Zaten ben dağıtabilirim seni yalnız, başkası asla olamaz, asla. İzin vermem" dedim hala aynı hırsla. Ben bir kadının şehvetli bakan bakışından bile bu hale geldiysem, başka şeyler olsa kesin kıskançlıktan çıldırırdım.

Dudakları kıvrılan adamın yanaklarımı kavrayarak tekrar dudaklarımızı birleştirmeden önce söylediği sözler onun da benden farksız olduğunun kanıtıydı.

"Yalnızca sen, senin için de yalnız ben varım" öptüğü dudaklarım kıvrılınca gülüşümden öpmüştü bu kez de. Seviyordum bu adamı çokça. Hangi ara bu kadar tutulmuştum bilmiyorum ama iyi ki de karşılaşmıştı yollarımız, kesişmişti kaderimiz.

"Seni çokça seviyorum " dedim ayrılan dudaklarımızın arasından, başımı da boyun girintisine sokmuştum. O da anında daha sıkı sarılarak, burnunu saçlarıma daldırmıştı.

"Pamir," dedim soru soru gibi ses tonumla.

"Güzelim," diyerek cevap vermişti, aynı benim gibi ses tonuyla.

"O kadın senden hoşlanıyor, hatta belki de daha fazlası. Biliyor musun?" Dedim rahatsızlığımı belli eden ses tonumda.

"Biliyorum, ama bunun bir önemi yok ki. O sadece bizim eski ailevi dostumuzun kızı ve şirketin çok önemli ihalelerinde birlikte çalıştığımız insan." diye yanıtlamıştı beni, elleri boş durmayarak saçlarımı okşuyordu. Tamam bunları biliyordum, fakat içimde dans eden kurtlar vardı artık. Hiçbir açıklama kadınsı kıskançlığıma yeterli olmayacaktı.

"Anladım" dedim sadece, başka ne diyebilirdim ki. Ayrıca hâlâ kucağında oturuyordum ve bundan hiçbirimiz rahatsız değildik.

"Ama bunu böyle kafana takarsan benim içim rahat etmez ki " diyen adam başımı hafif doğrultarak, alnıma öpücük kondurmuştu.
Bense cevap vermemiştim. Daha çok ne diyeceğimi bilmiyordum.

Kucağından kalkarak ayağa kalktığımda bu kez izin vermiş, ardımdan hemen kendisi de kalkmıştı. Pür dikkat vereceğim tepkileri izliyordu. Bense hızla üzerimi düzeltmiştim. Malum az önceki şehvet esintileri onun kadar beni de etkilemişti. Ara ara açıkta kalan omuzuma ters bakışlar atsa da bir şey dememişti.

"Ben artık gideyim canım" dedim zoraki bir gülümseme takınarak, yanağına da bir öpücük kondurmayı ihmal etmemiştim. Ayrılacağım sırada eliyle belimden sararak izin vermemişti. Zaten verse şaşıracaktım ya.

"Bekle, birazdan birlikte çıkarız. Fatih'te seni özlemiş, bize gelmeni istiyordu. Gideriz bize" dediğinde oyunbaz bir tavır takınmıştım.

"Hmmm, yalnız Fatih mi istiyor peki size gelmemi?" burnumu burnuna sürterek dediğim şeyle, sırıtmıştı.

"Tamam, bir de ben varım tabii" burnuma öpücük konduran adama, deyim yerindeyse otuz iki diş sırıtmıştım.

"Ben yakışıklılarımı geri çeviremem ki, gidelim tabii" dediğimde hayran hayran bana bakan adamla gülümsemem büyümüştü.

"Her geçen gün biraz daha çoğalıyor sana olan duygularım. Nasıl başarıyorsun bunu?" ah tam da aklımda olan soruyu sormuştu.
Kesinlikle ben de ondan farksızdım.

"Güzel sevdiğin için öyle oluyor sevgilim" dedim yanaklarını okşayarak.

"Yine başarı sen de, çünkü güzel kadını sevdiğim için güzel seviyorum" diyen adama hayran olmamak elde değildi. Dediklerine verecek cevabım olmadığı için yanağına bir öpücük daha kondurmakla yetinmiştim.

Sonraysa kenetli olan parmaklarımızla odadan çıkmıştık. Zira Pamir önemli işlerini halledince ben beklemiş, bol bol onu izleme fırsatı yakalamıştım. Gür, siyah ipek gibi yumuşacık saçları, acı kahve gibi bakan gözleri, sert ve çekici yüz hatları, boyu, kasları, tek kelimeyle her şeyiyle çok yakışıklı bir adamdı Pamir. Yakışıklıydı ve benimdi...

Eve geldiğimizde Fatih'i salonda otururken bulmuştuk. Daha beni fark etmeden hızla yanına yaklaşarak boşluğa oturmuştum. Anında bakışları bana dönen çocuk kocaman gülümsedi.

"Lalin abla" diyerek kollarını boynuma dolayan çocuk gerçekten de beni özlemişti. Ben de hemen ellerimle belini sarmıştım.

"Nasılsın yakışıklım" diyerek gülümsediğimde saçlarını okşamayı ihmal etmemiştim.

"İyiyim, sen nasılsın?" karşımda oturan tatlı çocuğun yanaklarını ısırmak istiyordum şuan.

"Seni gördüm ya, çok çok daha iyiyim" dediğimde gözlerinden geçen parıltılar elle tutulur cinstendi.

"Amca," diyerek kapıya taraf bakınan çocukla Pamir'in geldiğini anlamam uzun sürmemişti.

"Aslanım," diyerek saçlarını okşamıştı Fatih'in.

"Yemek vaktine kadar animasyon izleyelim mi?" diyen Fatih çok şaşırtmıştı beni. Eskiden olsa böyle şeyleri halasının zoruyla ancak yapıyordu.

"Tamam, bebeğim izleyelim tabi" diyerek yanıt verdiğimde Pamir hoşnut gözükmese de, Fatih'i kırmayacağını da çok iyi biliyordum.

On beş dakika kadar sonraysa Fatih'in sağında ben, solunda Pamir oturmuş, yine Fatih'in seçtiği filmi izlemeye başlamıştık. Ara sıra bize filmle ilgili yorumlar yapan çocuğa gülerek aynı heyecanla cevaplar vermeye çalışıyorduk ikimizde. Zira Fatih'i böyle neşeli, heyecanlı görmekten Pamir çok mutluydu. Aslında ben de ilk tanıdığım çocuk ve şimdi karşımda oturan çocuk arasında olan elle tutulur cinsten olan farkı gördüğümde çok mutlu oluyordum.

Filmin akışına kapılıp gittiğimizde aniden salona dalan telaşlı Barkın'ı gördüğümüzde Pamir'le bir birimize bakmıştık. Fakat Barkın Fatih'e bakarak konuşamayınca olaya el atmak durumunda kalmıştım.

"Canımın içi sen bize biraz izin ver odana çık, ben birazdan geleceğim yanına" dediğimde beni ikiletmeden başını olumlu anlamda sallayarak hızla odasına doğru koşmuştu.

"Oğlum betin benzin atmış ne oldu?" Fatih odadan çıktığı gibi hızla Pamir'le ayağa kalkmış yaşam tepkisi vermekte zorlanan Barkın'ın karşısında dikilmiştik.

"Ağabey" dedi dolu gözlerinden bir damla aşağı kayarken. Aman Allah'ım Eda'ya mı bir şey olmuştu yoksa. Lütfen korktuğum başımıza gelmesin.

"Lan ne oldu?" Diye bağıran Pamir'le Barkın irkilerek kendine gelmeyi başarmıştı.

"Eda yok ağabey, Eda'yı kaçırmışlar," diyerek telefonunu uzatan Barkın'la telefonda yazan mesajı okumuş ve şok olmuştum. Gözlerimse çoktan dolmaya başlamıştı bile.

*Vakit, intikam vakti Karabulut. Babanın yaptıklarının bedelini ne yazık ki siz çocukları ödüyorsunuz...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

24.cü bölümün de sonuna geldik kıymetli okurlar.

12.10.2020

Umarım beğenirsiniz. Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.

Keyifli okumalar dilerim.

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın. Allaha emanet olun🤗❤🤗❤🤗❤

 

Bölüm : 27.02.2026 00:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...