
🦋
••••
*Seni sevmekten çok korkuyorum, ama kaybetmekten daha çok korkuyorum." (Sarah McLachlan.)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Lalin'den:
••••••••••••••
Hisler mi önemli insan hayatında? Yoksa mantık mı? Bazıları karar alırken hislerine güvenir, kalbinin sesini dinler. Bazılarıysa kesinlikle aklına güvenir, mantığıyla hareket eder.
Gerçekten de çoğu zaman duygular bizi korkutur. Duyguları dinlersek yara alabileceğimizden korkar ve canımız yanmasın diye duygularımızdan kaçmaya çalışırız.
Böyle zamanlarda kendini haklı sayan mantık girer devreye.
Kalbimize meydan okurken buluruz beynimizi, aklımızı.
Fakat anlamadığımız bir şey var ki, kalp de, mantık da, duygular da, akıl da aynı insana ait.
Şu an tam da konumlandığım durum buydu. Aslında bir psikolog olarak akıl ve mantık, kalp ve duygular arasında ki çatışmayı insanın tamamen kendisinin geliştirdiğini biliyorum. Zira insan yapmaktan korktuğu, yapamayacağını sandığı şeylerle ilgili düşünürken benliği ikiye parçalanır. Yapayım mı? Yapmayayım mı. Ve böylesi durumlar genelde sevgiyle ilgili oluyor...
Benim düştüğüm karmaşa gibi...
Pamir'e çekilmek neyle sonuçlanacak hiç bilmiyordum, kendimi durdurmak istiyorum, fakat başaramıyorum... Belki de sadece akışa bırakmalıyım. Zaten bir şekilde kendi yolunu bulacak...
Beynimi istila eden düşüncelerimden kurtularak dolabımı karıştırmaya devam ettim. Çünkü, bir saate hazır olarak evden, çıkmalıydım. Partinin sürpriz kısmını kaçırmak istemiyordum.
Uğraşlarım sonucu siyah hafif göğüs dekolteli ve kol detaylı olan mini elbisemde karar kılmıştım.
Zira şu an dolabımda en uygun elbise bu gibi duruyordu. Dolabımda olan çoğu şeyi artık çok kullanmadığımı fark etmem, alış verişe çıkma gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştı.
Elbisemi üzerime giydikten sonra altına da siyah sitilettolarımı geçirdim. Hafif tonlarda makyajımı yaparak, saçıma da fön çekince hazırdım.
(Lalin'in kıyafeti)
Odamdan çıkarak kapıya doğru gidecekken duyduğum sözler duraksamama sebep oldu.
"Kız bu ne güzellik, bir içim su olmuşsun. Maşallah." diyerek bana hayran bakışlar atan Ayfer halaya gülümsedim. Aslında çok abartmamıştım. Şimdi orada ne tipler vardı kim bilir.
"O sizin gözlerinizin güzelliği Sultanım," diyerek kıkırdadığımda o da gülmüştü.
"Deli kız." Başını onaylamaz biçimde sallayarak mutfağa giden halaya omuz silktikten sonra ben de çıkışa doğru gittim. Tabii ki omuz silkmemi görmemişti yoksa bu kadar kolay kurtulamazdım dilinden...
Çağırdığım taksiye bindiğimde içimde oluşan sıkıntımla başa edebilmek için başımı cama yasladım. Gözlerimi kapatarak, kendimi hayaller, anılar alemine bıraktım...
Gözlerimi taksi durduğunda açmıştım. Ücreti ödeyerek arabadan indiğimde "Kara Bulut Club" yazılan mekanın ismi dikkatimi çeken ilk şey olmuştu. Soyadını iki kısma ayırarak mekana isim vermelerine biraz şaşırmıştım açıkçası.
İçeri girdiğimde yüksek çıkan müzik sesi, loş ışık şimdiden içimi baymıştı. Etrafa bakındığımda Gamze'leri fark etmemle hemen rotamı onlara taraf döndürdüm. Yüzüme yerleştirdiğim gülümsememle yanlarına varınca beni ilk fark eden Cenk olmuştu.
"Bu ne güzellik böyle Lalinciğim" muzip tonda konuşarak bana sarılan Cenk'e sarıldım ben de.
"Doğum günün kutlu olsun Cenk. Yeni yaşının sana yalnız sevinç getirmesini diliyorum" müziğin sesinden dolayı yüksek sesle kulağına söylemiştim.
"Teşekkür ederim baldız" anlaşıldı galiba Cenk şimdiden fazla sarhoştu. Göz devirerek hediyesini uzattım. Çok sevdiği bir İngiliz yazarın kitabının özel tasarımlı baskısını almıştım. Hediyemi beğenmiş olacak ki gülümsedi.
"Gerek yoktu ama, çok sağ ol," önemli değil dercesine gülümsemiştim...
Gece ilerledikçe ben ortama daha da alışmıştım. Arkadaşlarının hepsi çok tatlıydı. İçki içmek istemesem de ısrar ettiklerinden dolayı bir kadeh içmiştim. Aslında içki içerken çenesi düşen, ne yaptığını bilmez tiplerden değildim, fakat içki bana garip bir şekilde uyku getiriyordu. İçtiğim an sadece uykum gelir, uyumak isterdim. Birazdan da öyle olacağından emindim.
"Evet, işte böylelikle de şirketteki ilk iş günüm macera dolu geçmişti," sabahtan beri beni etkilemeye çalışan Ferit adlı karşımda oturan çocuk artık içimi baymıştı. Üniversite, iş yıllarından anılarını anlatınca ben de sohbete ayak uydurarak cevaplar veriyor, bazen ufak tefek anılar anlatıyordum. Fakat hiç ama hiç etkilenmiyordum şu çocuktan.
"Gerçekten de aksiyon dolu olmuş" diyerek onu onayladığımda uzakta oluşan taburede bana dikkatle bakan adam dikkatimi çekti. Ona baktığımı gördüğünde göz kırparak sırıtmasıyla anında gerilerek gözlerimi tam zıt yöne çevirdim. Sakın şu sarhoş adam bana bulaşmasın, hiç çekemem.
Fakat bu sefer gördüğüm manzara beni dumura uğratmıştı. Pamir Karabulut uzaktan bize bakıyordu. Aslında pek şaşırmamam gerekiyordu. Sonuçta mekan komple onundu. Tabii ki burada olması normaldi.
"Lalin duyuyor musun sen beni?" diyerek hafifçe koluma dokunan adamla irkilmiştim.
"Ha. Pardon dalmışım da, sen ne diyordun?" gözleri yüzümü turladıktan sonra konuştu.
"Biz de dans edelim mi?" dediğinde istemsizce piste baktığımda Gamze ve Cenk'in ayrıyeten diğer arkadaşların da dans ettiğini gördüm. Ama yüzümü buruşturdum.
Tepkim dansa değildi tabii ki, Ferit'le olacak dansaydı. Hiç ama hiç etkilenmediğim biriyle dans edemezdim. Bana göre öyle şeyleri gerçekten etkilendiğin, sevdiğin adamla yapmak daha doğruydu.
"Hayır, dans etmek istemiyorum," dediğimde suratı asılsa da bir şey dememişti. Yeniden etrafa bakındığımda bana göz kırpan adamı görmemiştim. Eğer gittiyse çok sevinirdim. Gitmediyse de yanıma yaklaşmamasının sebebi kesinlikle yalnız olmamamdı. Yoksa durur muydu? Tabii ki hayır.
Soluk soluğa kalmış bedenini yanımda olan boşluğa bırakan Gamze de sarhoştu. Fakat onun da bünyesi içkiye dayanıklıydı.
"Sıkılmıyorsun değil mi canım?" diye soran Gamze'ye çok sıkılıyorum diye bağırmak istesem de, tabii ki yapmamıştım.
"Hayır canım, biz de sohbet ediyorduk" imalı ve gözlerimi devirerek söylesem de anlamamıştı.
Başını onaylar biçimde sallayarak bir şeyler diyecekti ki Cenk elinden tutarak onu kaldırdı ve kendine taraf çekti. Dudaklarına kısa bir öpücük bırakarak yeniden dans etmeye götürdü...
Gece olaysız bir şekilde bittiğinde içimden kocaman bir şükür çekmiştim. Ferit'se benden olumlu cevaplar alamayınca pes etmişti. Allahtan yılışık, yapışık tiplerden değildi.
"Ben Cenk'e hediyesini vermek için bir yere götüreceğim. İstersen önce seni bırakalım ha canım?" diyerek soran Gamze'ye gülümsedim.
"Taksiye haber verdim, gelmiştir bile. Size iyi eğlenceler. Tekrar tebrikler Cenk," diye gülümsediğimde, onlar da gülmüştü. Arkadaşlarının da çoğu zaten gitmişti, kalan bir kaç kişi de çıkışa doğru gidiyordu.
"E gel o zaman taksiye kadar gidelim" diyen arkadaşıma gerek yok der gibi elimi salladım. Önce tuvalete gitmeliydim. Eve kadar bekleyeceğimden pek emin değildim.
"Ben bir lavaboya geçeceğim. Siz programınızı bozmayın. Taksi zaten kapıda giderim ben," Gamze pek emin olmayan bakışlar atsa da ısrar edince kabullenmişti. Sonuçta çocuk değildim ki, gidecektim elbette eve.
"Tamam ama eve varınca yaz, ya da ara" diyen Gamze'ye gülmeden edemedim.
"Tamam, anne" imalı imalı konuşmama Gamze kaş çatarken, Cenk kahkaha atmıştı...
Nihayet onlar da gidince çantamı alarak lavaboya taraf gittim. Regl dönemim olduğu için tuvalette işim uzun olabilirdi. O yüzden beklemelerini istememiştim.
İşlerimi bitirdikten sonra, makyajımın akmamasına dikkat ederek elimi yüzümü de yıkamıştım.
Lavabodan dışarı çıkarak ilerleyecekken aniden kolumdan tutularak sertçe çekilince neye uğradığımı şaşırmıştım. Sırtım duvarla bütünleşince istemsizce çığlık atarak kapadığım gözlerimi açtım. Fakat gördüğüm adamla korkuyu iliklerime kadar hissetmiştim. Bu az önce bana göz kırpan adamdı. Üstelik leş gibi de içki kokuyordu.
Ağzımı açarak imdat diye bağırarak onu iteklemeye başladım. Fakat atik bir hareketle iki elimi tek eliyle kavrayarak duvarda sabitledi. Diğer eliyleyse ağzımı kapattı. Üstelik bedenini bedenime bastırıyordu ve bu çok rahatsız ediciydi.
"Şşşh, sakin olmalısın. Sabahtan beri aklımı başımdan aldın. Biraz tadına bakmak hakkım oldu artık" diyerek pis pis sırıtan adamla bir şok daha yaşamıştım. Ne saçmalıyordu bu adam.
Korkunun tetiklediği gözyaşlarım dökülmeye başlamış, bedenim yaprak misali titriyordu. Kafasını boynuma daldıran adamla irkilerek daha çok hareket ederek bağırmaya başladım. Fakat eli yüzünden sesim boğuk çıkıyordu. Ayrıca bu ucra köşede, müzik sesinden dolayı beni kimse duyamazdı ki. Üstelik geç olduğu için sadece sabahlara kadar takılan genç kitle kalmıştı.
Bir şeyler yapmazsam mahvolacaktım. O yüzden tüm cesaretimi ve gücümü toplayarak erkekliğine dizimi geçirdiğimde inleyerek bir adam gerilese de, kahretsin ki yere düşmemişti.
"Seni küçük orospu," tam onu iterek kaçacakken bana küfür savurdu ve tekrar kolumdan yakalamıştı. Şerefsiz kolumu o kadar çok sıkıyordu ki, moracağından emindim. Sertçe duvara doğru ittirdiğinde belim çok sert değdiği için inlemiştim.
"Kimse yok mu? Yardım edin" diye tüm gücümle bağırdığımda bana tokat atmak için kalkan el başka bir el tarafından durdurulmuştu. Yaşlı gözlerimi kaldırarak kurtarıcımın kim olduğuna baktığımda Pamir Karabulut'u görmemle rahatlamıştım...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Pamir'den:
O elbise yine neden o kadar kısaydı ve o dekolte neye yarıyordu ki orada. Neden bu elbiseleri normal dikmiyorlar anlamış değilim. Tamam Eda da fazla açık giydiğinde hoşlanmıyorum, sert tepki veriyorum ama konu Lalin olunca çok çok daha fazla sinirleniyordum.
Ayrıca yanında ona bir şeyler anlatan o lavuk kimdi? Şurada boğazına çökmemek için zor duruyordum ya..
Kafamı allak bullak eden sorulara cevap almak hakkımın olmaması beni deli etmeye yetiyordu. Evet, buraya geleceğini öğrendikten sonra kendimi bir anda burada bulmuştum.
Aslında hiç istememiştim gelmesini. Çünkü buralar da o kadar şerefsiz, yılışık oluyordu ki. Sık sık taciz, tecavüz gibi girişimlerde bulunanlarla karşılaşıyordum. Gönüllü olarak isteyen kadınlardan yanı sıra istemeyen kadını neden zorluyorlarsa artık şeref yoksunları...
Böyle böyle tüm gece Lalin hanımı izlememle geçmişti. Hiç benlik olmayan davranışlar sergilememim nedeni olan küçük hanım, beli deli ediyordu. Şimdiyse lavaboya gitmişti. Çıktıktan sonra eve gidecekti, fakat taksiyle göndermek istemediğim için ben götürmek istiyordum onu.
Yaklaşık yarım saat olmuştu ama hala ortalıkta yoktu. Merak karışmış endişeyle kadınlar tuvaletine taraf gittiğimde karşılaştığım manzara sinirden kudurmama neden olmuştu. Lan ona kalkan o eli senin bir yerlerine sokmazsam, şerefsizim.
Anında koşarak yanlarına varmış, elini havada kavrayarak ters çevirmiştim. Anında çıkan kemik kırılma sesi ve inleme sesi beni tatmin etmemişti. Zira bu adamı öldürmek istiyordum. Yakasından tutarak bir kaç adım uzaklaştım oradan. Yumruğu suratına geçirdiğimde sendeleyerek yere çöktü. Vakit kaybetmeyerek üzerine kuruldum ve bir güzel yumruklamaya başladım.
"Lan şerefsizin evladı. Sen kimsin ki benim mekanımda, benim kadınıma el uzatıyorsun," suratına tükürükler saçarak konuştuğumda inleyerek konuşmaya çalıştı.
"Ağabey, bilmiyordum seninle olduğunu, buradaki bazı kadınlar gibi olduğunu düşündüm," diyen adamla gözüm dönmüştü. O düşünceni var ya.
"Lan olmayan beynini sikerim senin Beyinsiz. Ne dediğinin farkında mısın sen?" kafayı suratına gömdüğümde tamamen arkaya doğru devrilmişti. Yine yumruklayacakken Cesur beni durdurmuştu.
"Ağabey, gerisini ben hallederim," diyerek Lalin'i işaret ettiğinde, suratıma çarpan gerçekle Lalin'e döndüm. Sinirden kızı unutmuştum.
"Cesur, onu bir yerlere götür, işim bitmedi daha," dediğimde yerde öylece oturarak transa girmiş gibi oturan kızın yanına doğru ilerlemeye başlamıştım bile.
Yanına yaklaştığımda yere çöktüm ben de onun gibi. İki elimle gözyaşlarından dolayı ıslanmış yanaklarını kavradım. Bu damlaların hesabını çok pis soracaktım o pezevenke.
"Lalin, iyi misin?" sesimin nazik çıkmasına çalışıyordum, bu kadar olaydan sonra kendinde değildi, ama başarılı olamıyordum işte. Ona dokunmak istemesi bile beni deli ediyordu. Onu arzulamasını, istemesini hazmedemiyordum.
"Lalin'im, hadi ama cevap ver. İyi misin?" endişeleniyordum artık. Sadece sessizce ağlıyordu. Bu da beni mahvediyordu.
Fakat sonra kocaman bir hıçkırıkla çözülerek güçsüz kollarını boynuma doladı. Anında ellerimi beline sarmıştım. Cennet gibi kokusu burnuma doluyordu.
"Pamir been," hıçkırıklarından dolayı, doğru dürüst konuşamıyordu bile.
"Şşh, tamam güzelim, geçti, buradayım, yanındayım ben," diyerek saçlarını okşuyordum. Dediklerimle başını boyun girintime sokarak daha çok ağlamaya başladı. Gözyaşları boynumu ıslatsa da bundan asla rahatsız olmuyordum. Ama yapma be güzelim. Zaten kadınların ağlamasına asla dayanamazdım. Hele bu kadın Lalin'se.
Bir süre öylece yerde oturarak sakinleşmesini bekledim. Saçlarını okşadıkça, hıçkırıklarının yerini iç çekişleri almıştı. Nihayet az da olsa sakinleştiğinde başını kaldırarak ağlamaktan kızaran gözleriyle bana baktı.
"İyi ki geldin Pamir, yoksa o bana," gerisini getiremedi. İyi ki de söylemedi. Zira düşüncesi bile sinirlerimin tepeme çıkmasına, tüm bedenimin kaskatı kesilmesine yetmişti. Yeniden gözünden yaşlar süzülünce parmağımı yanağına çıkarttım.
"Şşh, tamam. Geçti artık. Ağlama" başını sallasa da ağlıyordu. Ayağa kalkarak kolundan tutarak onu da kaldırmağa çalıştığımda ah diye inlemesiyle hemen yere çöktüm.
Neresi acıyor diye bakınırken, kolunda fark ettiğim koyu kırmızı olan parmak izlerini gördüğümde içimden siktir çektim. Lan dokunmaya kıyamadığımın canını yakanın canını yakmazsam adam değildim.
Sinirimi bastırarak hafif doğruldum, ellerimi belinden ve bacaklarının altından geçirerek onu da kucağıma aldım ve ayağa kalktım. Anında kollarını boynuma dolamış, başını omuzuma yaslamıştı. Başka vakit olsa buna ne kadar sevinirdim. Fakat şu an o kadar savunmasız duruyordu ki... İçimi yakıyordu.
Yukarı çıkarak onu burada kendim için ayırdığım odaya götürdüm. Elbisesinin açıkta bıraktığı bacaklarına aldırmamaya aşırı efor sarf ediyordum.
İçeri girdiğimizde onu yere indirmiştim, hafif sendelemesiyle bir süre onu tutmuş, ayaklarını sabitlemesinde yardımcı olmuştum.
"Nasıl oldu bu?" sonunda dayanamayarak sorduğum soruyla gözleri yeniden dolmaya başlamıştı.
Anlattıkları ben de deprem etkisi yaratmıştı, lan tecavüz etmeye kalkışmıştı şerefsiz, tecavüz.
Sinirle odada volta attığımda Lalin'in korktuğunu biliyordum. Fakat öyle sinirlenmiştim ki şu an o adamı gözümü kırpmadan öldürebilirdim.
"Nasıl olur bu ya. Neden yalnız kalıyorsun ki burada?" Sinirlerime hakim olamayarak bağırdığımda yerinde irkilen kız yeniden hıçkırarak ağlamaya başladı.
Hay aklımı sikeyim. Zaten yaşadığı şey kolay değil, bir de ben bağırıyordum.
"Bana niye bağırıyorsun. Ben nereden bileyim böyle olacağını?" dediğinde ellerimle yüzümü sıvazlayarak sakinleştim. Derince aldığım nefesler sonucu az da olsa sakinleştiğimde, ona yaklaştım ve titreyen bedenini kollarımın arasına hapsettim. Başını göğsüme bastırak burnumu saçlarına daldırdım. Çiçek gibi kokan saçları rahatlamamı sağlıyordu. Yaşadığı şokun etkisinden olsa gerek ona sarılmalarıma tepki vermiyordu.
"Tamam, haklısın. Öyle bağırmamalıydım. Özür dilerim. Ağlama artık. Geçti. Güvendesin." nasıl sakinleştireceğini bile bilmiyordum ki.
Bir süre öylece sesini çıkarmadan durdu fakat sonra aniden kafasını kaldırarak elleriyle ağzını kapattı.
"Lavaboya gitmem lazım" kusacağını anladığımda hemen odamın içinden lavaboya açılan kapıya doğru götürdüm onu.
İçeri girer girmez klozetin önünde yere çökerek öğürmeye başlamıştı. Yanına yaklaşarak saçlarını topladığımda boğuk sesiyle konuşmuştu.
"Çık lütfen," dese de onu umursamadım. Zaten yeni gelen öğürme isteğiyle o da uzatmamıştı.
Kusmanın da etkisiyle iyice yorgun düşen bedenini kaldırarak musluğa taraf götürdüm. Bedenini bedenime yaslayarak, tüm ağırlığını sırtlandıktan sonra musluğu açtım ve avuç içimi suyla doldurarak yüzünü, boynunu yıkadım bir güzel.
Sonra temiz havlulardan bir tane alarak yüzünü kuruladım. O ise bu esnada öylece bana ve yaptıklarıma bakıyordu.
Daha sonra onu banyodan çıkardım ve odada olan koltuğa oturttum. Yaprak gibi titrediğini görünce odada bulundurduğum dolaptan burada kaldığım vakitlerde kullandığım battaniyeyi aldım ve Lalin'in sırtından geçirerek üzerine sardım.
Bu esna da fark ettiğim kolu dişlerimi sıkmama sebep olsa da, kendimi dizginledim. Her fevri hareketim Lalin'i korkutabilirdi. Barda olması muhtemel olan kavgalara karşı bulundurduğum küçük çantadan morluk için olan merhemi alarak, Lalin'in yanında olan boşluğa bıraktım bedenimi.
Kolunu hafifçe, yumuşak dokunuşlarla kavramıştım. Canını yakmak isteyeceğim en son şey bile değildi.
Kremden biraz alarak yine yavaş dokunuşlarla yedirdim kolunda oluşan izlere. İçten içe o şerefsize küfürler savurmayı ihmal etmiyordum tabii ki.
Uyku mahmuru gözlerle beni izleyen kadınsa hafifce gülümsedi.
"Teşekkür ederim Pamir. Her şey için" dediğinde gözleri dolsa da ağlamadı. İyi ki de ağlamadı. Zaten çok ağlamıştı. Gözleri kıpkırmızıydı.
"Önemli değil" demiştim her zaman söylediğim kelimeyi kullanarak. O da hatırlıyor olacak ki gülümsemesi genişlenmişti.
"Benim için çok önemli" dediğinde verecek cevabım olmadığı için, susmayı tercih etmiştim. Başını koltuğun arkalığına yaslayarak uyku mahmuru gözlerini gözlerime çıkardı. Ben de aynı onun gibi yaparak başımı geriye yasladım ve o çok güzel gözlerini izlemeğe başladım.
Gözleri tamamen kapandığında baş parmağımı dudağıyla yanağının kavuştuğu çizgiye dokundurdum. Ne çok isterdim onu öpmeyi, nefesimi nefesiyle karıştırmayı...
Bir süre daha bekledikten sonra onu koltuğa tamamen yatırarak üzerini örttüm. Sonra bir küçük kağıda not yazarak sehpanın üzerine bıraktım. Notu yazmakta amacım olur da birden uyanırsa beni göremeyince merak etmesin.
*Küçük bir işim var, beni göremeyince merak etme. Kapıyı da ben kilitledim seni rahatsız eden olmasın diye. Endişelenme*
Kimse onu rahatsız etmesin diye kapıyı kilitlemeyi tercih etmiştim. Aslında benden izinsiz kimse odama giremez ama yine de kilitlemek istemiştim...
Cesur'un attığı konum üzerine adamı tuttuğu yere gelmiştim. İçimi kemiren soruların cevabını öğrenmeliydim. Belki o adam Kozcuoğlu köpeğinin adamıydı. Aslında buna çok inanmıyordum. O böyle şeylerle uğraşmaz, daha sağlam işler yapardı.
İçeri girdiğimde Cesur beni fark ederek yanıma geldi.
"Bir şey öğrenebildin mi?" diye sorduğumda konuşmakla eş zamanda başını da sallamıştı.
"Adam sıradan biri ağabey, tabii çok iyi kamufule olmamışsa. Sık sık bizim mekana geliyor. Görüyordum onu bizim mekanda, aşırı çapkın birisi. Fakat böyle bir davranışı daha önce olmamıştı" aklıma yine o görüntüler geldiğinde dişlerimi sıkarak adamın yanına yaklaştım ve suratına okkalı bir tokat patlattım.
"Şimdi, adam gibi açıkla amacın neydi?" o kadar yüksek sesle bağırmıştım ki, sesim depoda yankılanmıştı.
"Vallah amacım sadece onunla vakit geçirmekti. Fakat o istemeyince ben de hırsıma yenik düştüm" kekeleyerek söyledikleriyle elektrik çarpmış gibi irkildim. Ne demek hırsıma yenik düştüm.
"Ne demek hırsıma yenik düştüm lan" bir tane yumruk geçirdim suratına.
"Eğer bir kadın istemiyorsa" bir yumruk daha
"Asla ona dokunmayacaksın" bir tane daha
"Yoksa o dokunduğun eli var ya" mekan da kırdığım elini es geçerek sağlam elini kavradım.
"İşte böyle kırarlar" diye tıslayarak bileğini ters çevirerek kütlettim. Kemiğinin kırılma sesiyle adamın acı dolu inlemesinin sesi oda da yankılanmıştı.
"Seni öldürmediğime dua et. Bu da sana ders olsun. Bir daha başkasının namusuna göz dikmeden önce iki kere düşün" diyerek bağlandığı sandalyeyi tekmemle yere devirdim.
Yüzü gözü kan içinde, burnu ve iki kolu kırık olan adama hiç acımıyor, daha fazlasını yapmak istiyordum.
"Ben gidiyorum, sen de bu şerefsizi ara sokaklara falan bir yere bırak. Fakat nereye gideceğini, ne yapacağını takip et" Cesur'a da diyeceklerimi dedikten sonra, çıkışa doğru ilerlemeye başladım...
Yeniden mekana geldiğimde hiç beklemeden direkt odaya geçmiştim. Kapının kilidini açarak odaya girdiğimde dikkatimi ilk çeken şey Lalin'in titreyen telefonu olmuştu. Lalin'se aynı bıraktığım pozisyonda uyuyordu. Telefonunu elime aldığımda şifre olmadığını ve Gamze'den 8 cevapsız arama ve 5 mesaj gördüğümde merak ettiğini anladım. Kısa bir düşünmenin ardından ona mesaj attım.
*Gamze, Fatih'in ateşi çıktığı için ben onlara gitmek zorunda kaldım. Merak etmeyin beni*
Diye mesaj attım. Başka çare yoktu. Annesi falan telaşlanmasın diye yalan söylemiştim. Zaten Lalin başına gelenleri anlatmak isterse anlatacaktır.
*Kızım meraktan deliye döndüm ya, annene de ne diyeceğimi bilmiyordum. Haber verseydin keşke. Bu arada Fatih iyi mi? Müsait olunca ara lütfen*
Anında cevap gelmişti. Bu kız telefonda mı yatıyordu Allah aşkına?
*Endişelenince aramayı unuttum. Merak etme iyi. Ararım müsait olunca*
Diye cevap vererek telefonu kapattım. Yoksa bu mesaj işi baya uzayacaktı. Telefonu yere bırakarak Lalin'e döndüm. Kaşları çatılmış, hafif dudakları titriyordu. Yaşadığı şeylerin etkisinden çıkamıyordu anlaşılan.
Hafif yanına yaklaşarak yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdım. Belki sakinleşir diye saçlarını okşamaya başladım. Bir süre sonra az da olsa rahatlamıştı. Fakat hafiften titriyordu hala. Ve bu kesinlikle psikolojikti. Odanın ısısı yüksekti, ayrıca üzerinde battaniye vardı.
Bir süre daha saçlarını okşadıktan sonra koltuktan kalktım ve sandalyeyi getirerek ona yakın olacak şekilde oturdum. Güzel yüzünü izleyerek, odaya yayılan mis gibi kokusunu içime çekmeye başladım...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
🦋
••••
Bir bölümün de sonuna geldik arkadaşlar. 25.09.2020
İnşallah gidişatı beğeniyorsunuzdur.
Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
Sağlıcakla kalın 💜💚
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.95k Okunma |
585 Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |