21. Bölüm

~Bölüm:20~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
••••

*Kalbim bomboş kalmıştı sanki, atmıyordu, sessiz kalmıştı, küsmüştü sanki bana, seni gördü gözlerim sonra, kalbime haber verdi, kalbim direkt seni kendine yazdı ve öyle aşık oldum sana.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Gecenin zifiri karanlığında, gökyüzünü kaplayan yıldızlara ve dolunaya bakıyordum sessizce.
Zifiri karanlık gecede parlayan yıldızlar ve dolunay çok güzel gözüküyordu. Karanlık gökyüzünün altında olan denizin rüzgarla savrularak gelen kokusu ise gözlerimi kapatma isteği uyandırıyordu. Buram buram deniz kokuyordu etraf, buram buram aşk kokuyorduk biz, buram buram huzur kokuyordu yanımda oturan adam.

Yanımda varlığını hissettiğim adam da sessizliğime ortak oluyordu. Fakat ben gökyüzüne ve denize bakarken, o gözlerini üzerimden bir saniye bile ayırmıyordu.

Haziran ayı olsa bilse, hafif esen rüzgar saçlarımı hafif hafif savuruyor, üşümeme sebep oluyordu.

Dans ederken yaşadıklarım aklıma geldiğinde istem dışı oluşan gülümsememe engel olamıyordum. Pamir de beni seviyordu. Hani o ilk başlarda duygusuz, odun dediğim adam bana beni sevdiğini söylemişti. Bunu iki gün önce biri bana söylese, ki Gamze ve Eda sürekli söylüyordu. Saçmalama der geçerdim, ki öyle de yapıyordum.

Ama hayat zaten hep bizim ummadığımız anda asla olmaz dediğimiz şeyleri yaşatmıyor muydu bize?
Aynı ben ve Pamir'in durumu gibi...
Korkularımıza, olumsuz düşüncelerimize rağmen birbirimize olan aşkımızı itiraf etmeyi başarmıştık.

Bundan sonra ne olacak, nasıl olacak diye düşünmeden çıkmıştık yola. Emindim ki menzil başına varıncaya kadar çok sınavlardan geçerek, çok kez savrulacaktık hayat rüzgarında. Belki de bir sağa, bir sola savrularak daha çok bilecektik kıymetimizi, daha iyi anlayacaktık sevgimizi.
Ama olsundu, zaten imtihansız sevda, sınavsız kul olmuyor bu dünyada.

Hafiften esen rüzgar az daha sıklaştığında kollarımla omuzlarımı sıvazladım. Zira düğün bittikten sonra, Eda ve Barkın'ı uğurlamıştık. Beni eve götürmek için yola çıkan Pamir'le bir anda kendimi sahildeki banklardan birine otururken bulmuştum.
Evet, benimle vakit geçirmek isteyen sevgilim çözümü böyle görmüştü.

Aniden omuzuma atılan ceketle irkilsem de, anında burnuma dolan tanıdık erkeksi koku tüm benliğimi rahatlatmıştı. Sıcacık bedeninden çıkardığı ceket, buz gibi bedenime derman olmuştu.

Gökyüzü ve deniz arasında mekik dokuyan bakışlarımı ağır ağır yanımda oturan adama çevirdiğimde zaten bana baktığı gerçeği bir kez daha savrulmuştu yüzüme." Üşüyor musun?" diye sordu geldiğimizden beri oluşan ölüm gibi sessizliği bozarak.

"Şimdi değil" dedim gülümseyerek, ona doğru sokuldum biraz daha. Anında kolunun altına alarak bedenimi sıcaklığıyla sarmalamıştı.
Kafamı biraz yukarı kaldırarak boyun girintisine soktum. Parfüm karışık kendine has kokusunu doya doya soludum. O da burnunu saçlarım arasına daldırmıştı. Derince nefesler alıyordu benim gibi. Bir insanın kokusu huzurunuz olabilir miydi? Pamir'in kokusu benim için huzurdu. "Çok güzel kokuyorsun, saçların mis gibi, soludukça soluyasım geliyor," boğuk çıkan sesiyle konuşan adam bilmiyordu ki, hislerimiz tamamen karşılıklıydı.

"Pamir" dedim adını anarak. Adı çok yakışıyordu dudaklarıma. Ömrüme kendisinin yakıştığı gibi. Ondan başka birini hayal bile edemiyordum artık. O kadar onla dolup taşmıştım ki.

"Söyle güzelim" güzelim, ne de çok yakışmıştı bana Pamir'in dudakları arasından çıkınca. Ne de güzel yakışmıştı sahiplik eki o deyince bana.

"Beni sevdiğini nasıl anladın?" dedim kafamı kaldırarak, zifiri karanlıktan seçilmeyen acı kahvelerine bakmak için.

"Anlamadım güzelim, yaşadım, hissettim. Seni sevmek anlaşılmaz, yaşanılır, hissedilir." diyen adam gerçekten Pamir miydi Allah aşkına? Hani şu duygusuz olan soğuk nevale Pamir'in söylediklerinin sıcaklığı içimi eritiyordu.

"Rüyadayım diye düşünmeye başladım açıkçası," dediğimde hafif gülümseyerek baktı yüzüme. Fakat ben korkmuyordum desem yalan olur, rüya değildi değil mi bu hislerimiz, yaşadıklarımız, sevdamız?

"Neden rüya da olduğunu düşünüyorsun?" diye sordu karşımda oturarak beni kanatlarım olmadan uçurmayı başaran adam. Kanatlarım ta kendisiydi.

"Bilmem, sen ilk tanıdığım adam değilsin, değiştin sanki. Böyle laflar senlik değil ki" dedim çocuksu bir edayla omuz silkerek. Ama haklıydım ve şaşkındım işte. Pamir'di karşımda bana aynı benim ona baktığım gibi aşkla bakan adam, aynı zamanda aşkını kelimelere döken adam. Şaşırmamdan daha doğal hiçbir şey olamazdı.

"Asıl marifet buluttaydı, fakat herkes yağmura şiir yazıyor, demiş Cahit Zarifoğlu. Biliyor musun bu sözü?" dediğinde iyice şaşırmıştım. Tabii ki biliyordum, fakat konumuzla ne ilgisi var onu anlamamıştım.

"Evet, biliyorum da konumuzla ilgisi ne?" diyerek yanıtladığımda iki parmağının tersiyle yanağımı okşamaya başladı.

"İşte asıl marifet beni değişen sende, bulut olan sensin güzelim. Senin etkinle kelimeler yağmur misali dökülüyor dilimden, o yüzden tüm şiirler sana yazılmalı," dediğinde şaşkınlıktan ne yapacağımı bilememiştim. Çok güzel konuşuyordu, fazla güzel. Beni benden alıyordu dilinden dökülen her kelime.

"Güzel seviyorsun Karabulut" dedim gerçek düşüncemi saklamayarak. Buram buram şaşkınlık kokuyordu ses tonum.

"Güzel kadını sevdiğim içindir Yılmaz" diyerek benim gibi karşılık verdiğinde artık emin olmuştum, kalbimle zoru vardı bu adamın. Aynı gün hem itiraf, hem romantik olan Pamir bünyeme ağır geliyordu sanki.

Şokla açılmış alt dudağımı okşadı bu kez parmakları, transa girmiş gibi dediklerini dinliyor, hareketlerini izliyordum. Çünkü şuan karşımda aşık Pamir vardı. Sinirli olan Pamir'i asla görmek istemediğim halde, aşık Pamir'in hiç gitmesini istemiyordum.

Hiçbir yanıt veremediğimde dudaklarıma kaydı bakışları, öpmek ister gibi bakıyordu dudaklarıma. Ardından izin ister gibi bakışlarını gözlerime çıkardığında gözlerimi kapatarak açtım. İzin verdiğimi anlamış olacak ki, hafifçe tebessüm etmişti.

Yüzüme doğru yaklaşan yüzüyle gözlerim benden bağımsız kapanmıştı. Dudaklarının baskısını dolgun dudaklarımda hissettiğimde saç tellerimden, parmak uçlarıma kadar titremiştim.

Nahif olan öpüşüne karşı dudaklarımı kıpırdatmaya başlamıştım. Nahif başlayan öpüşü, karşılık vermemle derinleşmeye başlamıştı. Sanki susuz çölde gezen bedevinin günler sonra su içmesi gibi, özlemle, açlıkla öpüyordu beni. Aynı şekilde de karşılığını alıyordu.

Bir süre sonra nefessiz kalmamla istemeyerek de olsa, kopardı dudaklarını dudaklarımdan. Dudaklarının varlığına alışan dudaklarım anında boşluğa yuvarlanır gibi olmuştu.

Nefeslerim düzene girdikten sonra, anın verdiği utançla ne yapacağımı şaşırmıştım.

"Ama ben böyle laflar edemem ki senin gibi," dedim dudaklarımı bükerek, gerçekten de söyleyemezdim. Biraz da utanmamak için konuşmak gereksinimi duymuştum. Bir de Pamir'e kereste demiştim ben. Meğer odun olan benmişim. Tek gece de adamın içinden aşk adamı çıktı yahu. Nasıl etkim varsa artık üzerinde(!)

"Söylemene gerek yok ki güzelim, yanımda olsan, beni sevdiğini bilsem yeter," diyen adama minnetle baktım. Zaten bundan sonra kopamazdım ki ondan.

Elimi kaldırarak kirli sakallı yanaklarını okşadım, ellerime batan sakallarını çok sevmiştim, hafif kıkırtıma engel olamamıştım.

"Neye gülüyormuş güzel gözlüm?" güzel gözlüm... kalbim eriyerek dökülecekti buralara yahu.

"Sakallarını çok sevdim sevgilim," dedim yüzüne yaklaşarak okşadığım yere öpücük bıraktım. O da elimi kavrayarak avuç içime dudaklarını bastırmıştı gülümseyerek.

İkimiz de sessizleştiğimizde yeniden başımı göğsüne yasladım, anında kollarıyla sarmalamıştı bedenimi.

Bir süre öylece birbirimizin sessizliğini gecenin sessizliğine kattık. Etrafta olan tek ses rüzgardan dolayı hafif çırpınan denizin sesiydi.

Aramızda olan sessizliği bölmek zorunda kalmıştım, çünkü artık uykum gelmeye başlamış, iyice de üşüyordum. Düğün elbisemle sahilin kenarında oturunca olacaktı o kadar.

"Gidelim mi artık?" başımı kaldırarak sormuştum istemeye istemeye.

"Gidelim" diyerek ayağa kalkan ve bana da kalkmam için elini uzatan adamın elinin arasına bıraktım ona göre küçük kalan elimi.

El ele sakince arabasına doğru vardığımızda benim için açtığı kapıdan koltuğa oturdum. Ben kemerimi takınca o da sürücü koltuğuna geçmişti. Arabayı çalıştırdıktan sonra yaptığı ilk iş ısıtıcıyı açmak olmuştu. Soğuktan kaskatı kesilen bedenim anında rahatlamıştı.

Gülümseyerek Pamir'e taraf döndüm ve elimi yanağımla koltuk arasına yerleştirerek, avuç içime yaslandım. Bakışlarımın odağındaysa Pamir vardı. Sevdiğim ve sevildiğim adam.

"Çok mu güzel manzaran?" alay dolu sesiyle ona bakmama gönderişte bulunan adam, anlık bakışlarını bana çevirse de sonra yine yola odaklanmıştı.

"Evet, çok güzel" dedim hislerimi gizletmeyerek. Bu akşam ikimizde de farklı hava vardı. Liseli aşıklar gibi olmuştuk yav.

"Haklısın tabi, kaçırma şimdi şu güzel manzarayı" diyerek boşta kalan eliyle yüzünü işaret etmişti. Hah ben de diyordum nerede egolu, odunsu Pamir. Döndü artık aramıza,
Dediklerine aldırmayarak, mayışık bakışlarıyla onu izlemeye devam etmiştim. Aslında haklıydı, manzara çok güzeldi...

Karşımda ki oturan adamın aşkı ölümdü, ama ölüm hiç bu kadar güzel olmamıştı. İntihar etmek gibiydi onun aşkına karşılık vermek, fakat intihar etmek hiç bu kadar doğru gelmemişti bana. Zehirdi bizim sevgimiz, ama zehir hiç bu kadar tatlı olmamıştı ikimiz içinde.

Kapanmak üzere olan göz kapaklarımla inatlaşmıştım bir süre. Karşımda bu kadar güzel manzara varken kapanmak için direniyordu zalimler. Ani gelen esneme isteğiyle elimi ağzıma kapattım ve kocaman esnedim. Pamir'in ışıl ışıl parlayan gözleri anında bana bakmıştı hayran hayran bakışlarını saklama gereği duymadan.

Sonunda göz kapaklarımla olan mücadelemden yenilerek çıkmıştım, göz kapaklarım usulca kapanmış, beni uykunun tatlı kollarına bırakmıştı.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Pamir'den:

Benden izinsiz bir sürü duygu sarıp sarmalıyordu tüm benliğimi Lalin'i tanıdıktan sonra geçen bu bir kaç ayda.

İlk kez bir kadını bu kadar içten kıskanmıştım ben, ilk kez bir kadının canının yanması, ağlaması bu kadar acıtmıştı canımı. Tamam kadınların ağlamasını sevmeyen ve buna asla dayanamayan biriydim fakat, konu Lalin olunca çok daha farklı oluyordu hissettiğim duygular.

Dengesiz herifin tekiydim ben, biliyordum, o da biliyordu. Sinirlerine asla, ama asla hakim olamayan bir adamdım ben. Sinirlendiğimde gözüme hiç bir şey gözükmüyordu. Aslında bu durum için tedavi almam gerekirdi fakat yapamıyordum bir türlü.

Biliyordu tüm dengesizliklerimi, zira şu bir kaç ayda o kadar çok şey yaşamıştık ki, bir birimizin bir çok şeyini öğrenmiştik.
Buna rağmen kabul etmişti beni ay tenli, ahu gözlü kadın.

O kadın ki içimde yatan şairi, yazarı gün yüzüne çıkarmıştı. Şiir gibi kadındı Lalin, şiirin her satırında yeni bir şeyler öğrendiğim gibi, onun da her hareketinde yepyeni duygular tadıyordum.

Her verdiği tepkiyi ezberleyecek kadar ne ara sevmiştim onu hiç bir fikrim yoktu, hoş sevmek hafif kalıyor ya duygularımın yanında.

Mesela, sinirlendiğinde kaşları çatılıyor, gözleri kısılıyordu. Anında titreyen dudaklarını zapt etmek için dişleriyle dudağını eziyordu. Üzgün olduğunda göz bebekleri titriyordu, kocaman olan gözleri dolu dolu oluyordu ki hiç sevmiyordum bu halini. Şaşırdığında alt dudağı istem dışı aşağı kayarak açılıyor, gözleri irileşiyordu. Galiba en çok şaşkın ve heyecanlı hallerini seviyordum. Heyecanlandığında elini kolunu koyacak yer bulamıyor, tatlı tatlı saçmalıyordu. Gergin ve düşünceli olduğundaysa bir eli sürekli ensesini ovalıyor, yerinde duramıyordu.

Şimdi karşımda ağzı çok hafif aralanmış, kirpikleri çok hafif titreyen kadın öyle güzel, öyle masum uyuyordu ki, anlatacak kelime bulamıyorum. Anı hiç bozmak istemesem de, sabahlara kadar onu böyle izlemek istesem de tabii ki yapamazdım. Rahatsız uyuduğu titreyen kirpiklerinden belliydi...

Sağ elimi kaldırarak yüzüne gelen saç tutamını kulağının arkasına ittirdim, elim bir süre oyalandı kulaklarında, yanağında, boynunda... hafiften uyanmaya başlayınca sesimi de ekledim dokunuşlarıma:

"Güzelim, uyanmalısın" sesim o kadar nazik çıkıyordu ki ben bile inanamıyordum.

Göz kapakları aralanan kadın ilgi odağına beni alınca mayışık mayışık gülümseyerek, içimi titretmişti. Güldüğü zaman çenesinin her iki tarafında, dudak kıvrımlarının bittiği yerin altında iki küçük gamze oluşuyordu ki, ben o gamzelere bitiyordum. Yanağında olan elimi bu kez gamzesine kaydırdım.

"Geldik, Lalin hanım. Yoksa evine gitmek istemiyor musun?" dedim alay karışık ses tonumla. Aslında ben istemiyordum gitmesini ya.

Dediklerimi idrak ettiğinde yine kocaman açılmış gözlerine hafif açılmış alt dudağı eşlik etmişti. Koltukta doğrularak etrafa bakındığında bahçe kapılarının önünde durduğumuzu anlamasıyla başını iki yana sallayarak gülümsedi.

"İyi geceler, o zaman" dedi hala uyku mahmuru çıkan pürüzlü ses tonuyla.

"İyi geceler güzelim" diye yanıt verdiğimde eli kapının kulpunu bulsa da aklına bir şey gelmiş olacak ki bana döndü bakışları.

"Dikkatli git, eve varınca bana mesaj atarsın olur mu ? Aklım kalacak yoksa" sesi de kendi kadar masumdu. İsteği hele beni benden alışmıştı. Halbuki sadece mesaj atmamı istiyordu. Beklenti dolu bakışlarla bana bakınca gülümsedim. Ve sadece onun yanında bu kadar çok güldüğüm gerçeğini bir kez daha anladım.

"Tamam, atarım mesaj, merakta kalma" dediğimde gülümsedi ve hala üzerinde duran ceketimi çıkarmak isteyince onu durdurdum.

"Kalsın, üşüyorsun baksana" başını olumlu anlamda sallayarak kapının kulpunu aşağı indirdi ve arabadan indi. Bahçe kapısından içeri girdikten sonra, yüzünü döndü ve kapıyı kilitledi. Daha sonra bana gülümseyerek el sallayınca ben de ona el salladım. Tabii dudaklarım istem dışı kıvrılmıştı. Böylece evden tam içeri girinceye kadar ona baktım, sonraysa arabayı çalıştırarak gecenin karanlığında yola koyuldum.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den devam:

Aptal aşık hallerimle giyindiğim cekete iyice sokularak gelmiştim eve. Tabii yüzümde kocaman gülümseme. Ne ara bu hale gelmiştim hiçbir fikrim yoktu...

Evden içeri girdikten sonra ilk salona geçtim, ev halkı uyuyor mu yoksa hala uyanık mı diye bakmaya.

Salona girdiğimde koltukta oturan Gamze vardı bir tek. Beni fark ettiğinde yerinden kalkmıştı. Gülümsememe engel olmayarak yanına yaklaştım ve ona sarıldım. Şaşırsa da karşılık vermesi gecikmemişti.

"Ne bu hallerin? 32 diş sırıtmalar, sarılmalar? Hele üzerindeki ceketi demiyorum," benden ayrılarak tek kaşını sorgular gibi kaldıran Gamze'ye gözlerimi devirdim. Bir şey de gözünün radarından kaçsın be kızım.

"Annemler uyuyor mu?" dedim sorusunu şimdilik erteleyerek.

"Evet, uyuyorlar da. Senin bu hallerin ne?" ay ne de sabırsızdı.

"Pamir bana aşkını itiraf etti, ya da ben ona itiraf etmişte olabilirim. Ay bilmiyorum itiraf ettik işte," dedim umursamaz bir şekilde.

Ela gözleri far görmüş tavşan misali açılan açılan Gamze donakalmıştı. Hay aklıma böyle pat diye söylemese miydim acaba?

"Gamze?" diyerek onu dürtünce kendine gelmişti. Nihayet yani.

"Ne demek itiraf ettik ya, kızım sevgili mi oldunuz siz?" dedi inanmıyormuş gibi ses tonuyla. Kızın algılarını yaktım yav iki dakika da.

"Evet, öyle olduk" dedim gülümseyerek. Sahi sevgili olmuştuk değil mi? Ben bile zar zor inanıyorken, Gamze'nin inanmasını beklemek biraz garip olmuştu açıkçası.

Elimden kavrayarak ikimizi de koltuğa oturtan Gamze hala şaşkındı ve şaşkın elalarının bakış hedefi bendim.

"Kızım, hangi ara ya?" dedi kendine geldiğinde.

"Dans ederken" dedim umursamaz bir şekilde. İyice şaşırmıştı. Aslında düşününce dans ederken itiraf etmemiz biraz garip olmuştu gerçekten de.

"Ayy, ne aksiyon yaşatıyorsun bana burada, lafları cımbızla alıyorum ağzından. Doğru düzgün anlatsana şunu" evet, Gamze fabrika ayarlarına geri dönmüştü, tebrik ediyorum kendimi.

"Tamam be, bir anın tadını çıkarmama izin verme zaten," dediğimde bana boş yapma da anlat der gibisinden bakışlar atınca ben de tek gece de ilişki durumumu değişen ani itirafı anlatmaya başladım.

"Vay be, bizim buz adam Pamir Karabulut'un içinden aşk kuşu çıkmış resmen, kızım var ya anlatan sen olmasan asla inanmazdım." evet, ben de yaşamasam, gözlerimle görmesem asla inanmazdım.

"Ben de senden farksızım be kuzu. O kadar ani gelişti ki" dedim gerçekleri söyleyerek.

"Biraz zor bir adam, tamam baya zor bir adam ama, Allah var sevdiklerine karşı da çok başka" dediğinde Gamze, haklı olduğunu biliyordum.

"Neyse ya pişman değilim zaten, olurda ilerde olumsuzluklar yaşarsak yine pişman olmayacağım. Zira ona karşı olan hislerim her şeye değer" kendimden emin ses tonuyla dediğimde yine gerçekleri saklamamıştım. Öyleydi çünkü, onun her dengesizliğini bilerek kabul etmemiş miydim zaten?

"Pamir'i diyorum da, sen ondan da sırılsıklam aşık havasındasın" dediğinde güldüm. Öyleydim çünkü, ve ne ara böyle olmuştum hiçbir fikrim yoktu.

"Neyse kuzu ya, şu elbise de iyice bunalttı beni, odaya geçiyorum ben" diyerek ayaklandığımda o da ayaklanmıştı.

"İyi geceler canım" diyen Gamze'ye aynı şekilde yanıt verdikten sonra ikimizde odalarımıza çekilmiştik.

Odama girdiğimde ilk işim beni gerçekten de bunaltan elbiseden kurtularak banyoya geçmek olmuştu. Bedenimi rahatlatan kısa bir duşun ardından, dişlerimi de fırçalayarak yeniden odaya dönmüştüm. Şort ve askılı takımdan oluşan pijamamı giyinerek, telefonumu çantadan almış komodinin üzerine bıraktıktan sonra yatağıma geçmiştim.

Yerime uzandığımda gelen bildirim sesiyle gülümseyerek aldım telefonumu komodinin üzerinden.

*Vardım eve, merak etme güzelim*

Diye yazmıştı Pamir. Otuz iki diş sırıtmama engel olamayarak parmaklarımı klavyenin tuşlarına dokundurdum.

*Tamam canım :)♡*

Yazarak sonuna da emoji bırakmıştım yüzümde kocaman gülümsemeyle. Anında yazıyor sözünü gördüğümde heyecanlanmıştım.

*Yarın seni işe ben bırakmak istiyorum ;) kaç gibi geleyim almaya?*

Göz kırpan emojisine mi güleyim, yoksa beni işe bırakmak istemesine mi şaşırayım bilememiştim. Fakat içimdeki yeniden onunla birlikte doğan kız çocuğu çığlık atıyordu mutluluktan.

*8 buçuk da gelsen yeter♡* diye cevap vermiştim.

*Tamam, 8 buçukta oradayım o zaman ;)

Aman tanrım şu göz kırpan emojisine bile düşüyorum bu adamın.

Verdiği yanıta cevap bulamayınca konuşmayı sonlandırmayı karara almıştım.

*İyi geceler o zaman♡

Sonuna kalp emojisi bırakmayı da ihmal etmemiştim.

*İyi geceler güzel'im

Verdiği yanıta gülümseyerek baktıktan sonra konuşmadan çıktım ve telefonu kapatarak yeniden komodine bıraktım.

Aptal liseli aşıklar gibi sırıtmayı ihmal etmeyerek iyice beni bastıran uykunun tatlı kollarına bırakmıştım kendimi. Tüm aklım, tüm kalbim ağzına kadar Pamir'le dolu bir durumda...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

Evet, bu bölüm bizimkilerin aşk sarhoşu hallerini okuduk.
05.10.2020

Aşık Pamir 'e Lalin kadar şaşırdınız mı?

Nasıl buldunuz bölümü Peki?

Oy ve yorumlarınızı beni mutlu eder çook. Eksik etmeyin lütfen.

Sağlıcakla kalın ❤

 

Bölüm : 27.02.2026 00:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...