
🦋
••••
*Birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık ama birden her şeyi olduk...
(Goethe)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Lalin'den:
••••••••••••••
Sabah gözlerimi midemde hissettiğim hareketlenmeyle açmıştım. Açlıktan kasılan midem yüzünden yüzümü buruşturmuştum istem dışı. Ama şaşırmıştım da, zira kahvaltıyı Pamir'in ısrarlarıyla zar zor yapan ben, şimdi acıkmıştım. Hatta midem açlıktan isyan bayrağı çekiyordu desem yeridir.
İlk önce başımı beni sanki kaçacakmışım gibi sarmalayan adama taraf çevirdiğimde gülümseme engel olamamıştım. Hala uyuduğuna göre ben çok erken uyanmış olmalıydım. Onu uyandırmamaya özen göstererek kolunu kaldırdım ve sakince kıskacından kurtuldum. Yine sessiz hareketlerle yatakta oturur pozisyona geçtim ve bakışlarımı komodinin üzerinde duran saate çevirdim. Saat'in daha yedi bile olmaması beni şaşırtmamıştı. Geç olsaydı genelde ya Pamir beni uyandırıyordu, ya çalar saat...
Yataktan kalktığım gibi hızla sabahlığımı üzerime geçirmiş, komodinin üzerinde duran telefonumu da almıştım. Son kez Pamir'e de kısa bir bakış attıktan sonra sessiz adımlarımla odadan dışarı çıkmış, merdivenleri inerek mutfağa doğru adımlamaya başlamıştım.
Mutfağa vardığımda açlığımın yarattığı hisle kahvaltı hazırlıklarına başlamıştım. İlk olarak çay suyu koymuş, o oluncaya kadarsa buzdolabından kahvaltılıkları çıkarmaya başlamıştım. Peynir, süt gibi ürünleri çıkardıkça midemin ağzıma geldiğini hissediyordum. Normalde de sevmezdim onları ama son birkaç gündür çok farklı olarak, yüzümü buruşturarak bakıyordum nimete resmen...
Sabah kahvaltılarımın olmazsa olmazı olan vişne reçelimi çıkarmayı tabii ki de unutmamıştım.
Çıkardıklarımı güzelce sofraya dizdikten sonra yıkadığım salatalıkları doğramaya başlamıştım.
Salatalıkları doğrama işine devam ederken, aniden belime sarılan kollarla hafif irkilsem de, tanıdık koku burnuma dolunca ve sıcak dudaklar sağ yanağıma bastırılınca gülümsemiştim.
"Güzel karım bensiz ne yapıyor bakayım" huysuz çıkan sesiyle konuşurken, burnunu yanağım boyu gezdiriyordu. Gülerek elimdeki bıçağı bıraktım ve kollarının arasından çıkmadan ona taraf döndüm.
"Kahvaltı hazırlıyordum kocacığım, acıkmışımda" tatlı tatlı dediğimde şaşkınlıktan kaşları havalanmıştı. Eh alışık olmayınca böyle oluyordu işte.
"Gün hangi taraftan çıktı acaba ki sen sabah acıkmışsın?" diyerek belimdeki kollarını daha da sıklaştırmış, beni bedenine iyice hapsettikten sonra, burnumun ucuna öpücük kondurmuştu. Bense dediklerine gülümsemekle yetinmiştim.
"Varlığın kollarımın arasında olmadan uyanmak hiç hoş değil" yüzünü buruşturarak dediklerinden sonra, başını hafif aşağı eğmiş, bu kez dudaklarını boynuma bastırmıştı. İçimi titreten türden olan öpücüğünden sonra başını kaldırarak gözlerime bakmaya başlamıştı.
"Günaydın kocacığım" gülerek en başında söylemem gereken şeyi, şimdi söylemiş ardından dudaklarımı dudaklarına bastırmıştım.
"İşte günüm şimdi aydı" dediğinde kıkırdamıştım, sanki gülüşüm bulaşıcıymış gibi onun da dudakları kıvrılmıştı. Ama haklıydı gün gerçekten de şimdi aymıştı.
"Kahvaltı hazır sayılır, ben yukarı çıkıp üzerimi değiştireyim, sen de Fatih'i uyandır olur mu kocam?" tatlı tatlı anlattıklarıma iç çekmiş, dudaklarını burnumun ucuna, daha sonraysa alnıma bastırmıştı.
Kendisi hazırlanıp aşağı indiği için, Fatih'le rahatlıkla ilgilenebilirdi.
"Olur tabii tatlı karım benim" beni taklit ederek dediklerine gülümsemiş, ardından yanağına teşekkür niteliğinde tüy gibi hafif bir öpücük kondurarak hemen kıskacından kurtulmuştum. Zira ayrılmasam beni bırakacak gibi gözükmüyordu...
Odaya vardığımda hala aptal aşıklar gibi gülümsüyordum. Kesinlikle dengemi alt üst ediyordu bu adam...
Fakat midemde hissettiğim kasılmalar nedeniyle vakit kaybetmeden hazırlanarak aşağı inmeli ve bir şeyler yemeliydim. O yüzden hızla banyoya girerek işlerimi halletmiş, daha sonraysa dün geceden ayarladığım kıyafetlerimi giymek için dolabın önünde kurulmuştum. Uzun siyah kalem eteğimle, v yaka, açık kahve tonlarda olan kazağımı, kahve tonlarda olan topuklu botlarımı ve siyah çantamı kombinlemiştim. Giyinme işlemim bittikten sonra, aynanın karşısına geçmiş, saçlarımı tarayarak açık bırakmış, nemlendirici , rimel ve dudak parlatıcısından oluşan makyajımı da yaparak hazırlanma işlemimi tamamlamıştım.
Son olarak, siyah deri ceketimi ve telefonumu da alarak odadan çıkmıştım. Hiç vakit kaybetmeden mutfağa vardığımda yakışıklılarımın kahvaltı ettiğini gördüğümde kocaman gülümseyerek, ben de kendime çay doldurdum ve yerime geçtim.
"Afiyet olsun yakışıklılarım" gülerek dediğim şeyle iki çift parlayan göz aynı anda bana dönmüştü. Kesinlikle böyle seslenmem ikisinin de hoşuna gidiyordu.
"Sana da Lalin abla" sevecen sesiyle konuşan Fatih okul kıyafetinde çok tatlı gözüküyordu.
"Sana da güzelim " Pamir de değinde artık ben de yemeğe başlamıştım...
Genel olarak sakin geçen kahvaltımızda birkaç lokmadan sonra yiyememiştim ben. Sabahtan açım diye isyan bayrakları kaldıran midem şimdi hiçbir şey almıyordu. Böyle bir garipti midem, bulanıyor muydu, yoksa kasılıyor muydu bilmiyordum. Ama çok garip hissediyordum kendimi.
"E hani sen acıkmıştın? Doğru düzgün yemedin bile." sorgular bakışları yüzümde turlayan Pamir'e döndüğümde, Fatih'in de meraklı gözlerle bana baktığını gördüm.
"Bilmiyorum ki ben de, midem garip, yiyemedim" dediğimde Pamir'in kaşları anında çatılmış, eli yanağımı kavramıştı.
"Yüzün de solgun gibi, hastaneye mi gitsek?" dediğinde ciddi olup olmadığını anlamak ister gibi yüzüne bakmıştım. Ve gayet ciddi olduğunu görmemle şaşırmıştım. Alt tarafı midem kasılıyordu yahu(!)
"Hayır sevgilim, mevsimsel geçiş ya, ben de oluyor bazen böyle" gerçekten de mevsimsel geçiş döneminde oluyordu ben de böyle.
"Öyle olsun ama ofiste falan kötü hissedersen hemen beni arıyorsun" dediğinde gözlerimi devirsem de, onu onaylamıştım...
Ondan sonraysa sakince kahvaltımıza devam etmiş, sonraysa evden çıkmıştık.
"İyisin değil mi Lalin abla?" arabanın önünde Pamir'i beklerken Fatih'in tedirgin sesini duyduğumda gülümseyerek saçlarını okşamıştım. Ah Pamir, durduk yere çocuğu da endişelendirdin.
"Merak etme bebeğim, çok iyiyim ben" dediğimde o da gülümsemişti. Fakat hala tedirginliğini koruyordu.
"İyi ol zaten" diye kısık sesle mırıldanan çocukla dayanamayarak hafif eğilmiş, yanağına öpücük kondurmuştum...
Pamir de geldikten sonra hızla arabaya binerek yola çıkmıştık.
İlk önce okula gitmiş, Fatih'i bırakmıştık. Daha sonra beni ofise bırakmak için yola çıkmıştık. Fakat garip bir şekilde araba kokusu bünyeme ağır geliyormuş gibiydi. Yani eskiden böyle değildim ama bir kaç gündür her arabaya bindiğimde böyle hissediyordum...
Araba ofisin tanıdık bahçesinde durduğunda kemerimi çıkarmış, uzanarak Pamir'in yanağına sulu bir öpücük kondurmuştum.
"Hoşçakal kocacığım," gülümseyerek dediğimde geri çekilmeme izin vermeden elini belime atarak, dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı. Büyük bir açlıkla başlayan öpüşüne hiç vakit kaybetmeden karşılık vermeye başlamıştım.
Bir süre birbirimizin dudağında can bulduktan sonra nefes nefese kalmış bir şekilde kesmiştik dudaklarımızın temasını. Ben nefesimi düzene sokmaya çalışırken Pamir'in dudakları boş durmayarak alnıma doğru yol almış, saçlarımın alnımla kavuştuğu çizgiye içimi titreten türden bir öpücük bırakmıştı.
"Gerçekten iyi olduğuna eminsin değil mi? Arabaya biner binmez de iyice halsizleştin." aman, gözünden de bir şey kaçmasın zaten.
"İyiyim Pamir, merak edecek bir şey yok ortada" gözlerimi devirerek dediklerimle derince iç çekmişti.
"Öyle olsun bakalım, ama kötü hissedersen hemen ara tamam mı? Zaten bugün fazla işim yok, gelip seni ben alırım. Oradan da Fatih'i alırız" sona doğru dedikleriyle gülümsemiştim. Çünkü Fatih üçümüz birlikte eve döndüğümüzde çok mutlu oluyordu. Normalde o Cesur'la, bense Mehmet'le dönüyorduk. Fakat bazen çıkış saatleri denk gelince birlikte dönebiliyorduk.
"Tamam sevgilim kötü hissetsem ararım, akşam görüşürüz" diyerek yanağına kaçamak bir buse daha kondurarak, hızla arabadan inmiştim. Yoksa Pamir beni bırakacak gibi durmuyordu...
Ofise girdiğim gibi Melis'ten günlük programımı öğrenerek işimin başına geçmiştim...
İlk danışanım henüz beş buçuk yaşında olan Duru olmuştu. İlk kez yanıma geliyordu ve annesi kuzeninin beni önermesiyle geldiğini söylediğinde hiç şaşırmamıştım. Zira böyle gelenler hep oluyordu.
Duru ela gözleri, hafif kumral saçları olan çok tatlı bir kızdı ve gözleri de, saç ve ten rengi de tıpkı annesi Zehra hanıma benziyordu.
Sorunuysa bu yaşta olan çocuklarda sık sık karşılaştığım bir durumdu. Şöyle ki Duru tam üç yıldır onlarla birlikte yaşayan kedisi Karamel'i kaybedince çocuk depresyonuna girmiş ve bu evcil hayvanı olan çocuklarda sık sık karşılaştığım bir durumdu. İlk başlarda bunu doğal kabul eden ailesi sonradan Duru'nun onları suçlamasıyla ve kendine iyice kapanmasıyla psikoloğa gelmeye karar veriyorlar.
Zaten bu tip durumlarda çocuklar bazen velilerini suçlayabiliyorlar. Örneğin Duru kedisine daha iyi bakılsaydı, gezdirilseydi, yemek yedirilseydi kedisinin ölmeyeceğini savunuyordu. Fakat yaşadığı acının etkisiyle bizi suçlayan çocuklara karşı çok sabırlı ve anlayışlı olmamız gerekiyor bu dönemlerde. Aksi takdirde çocuğun iyice hırçınlaşmasına yol açarız.
Geneldeyse bu tip durumlarda çocuğumuzun yaşadığı yoğun üzüntüyü ciddiye almalıyız. Yaşadığı üzüntüyü yok sayarak, ölümü küçümseyerek onu sakinleştirmeye çalışmak kesinlikle yanlış. Zor da olsa çocuğu yaşadığı acıyla yüzleştirmeli, onu acıdan uzak tutmamalıyız. Çünkü ölüm gerçeğiyle tanışması ve acı hissini olması gerektiği kadar yaşaması çocukların kişiliğini daha güçlü hale getirecektir...
Duru'yla seanslarımız çok uzun sürmeyecekti, çünkü bu tip durumlarda çocuklar yaşadıkları şok ve yasın etkisinden belli bir süre sonra çıkarak kabullenme aşamasına geçiyorlar. Bu dönemde benim vazifem Duru'ya eski dostu olmadan başlangıç yapması konusunda belirli yöntemlerle cesaret vermek olacak. Hatta eğer kendisi de isterse, kabullenme aşamasından sonra yeni bir evcil hayvan bile sahiplene bilir...
Duru'yla seanstan sonra yarım saat olan boşlukta eksikleri olan dosyalarımı düzenlemiştim, ondan sonraysa daha iki danışanımla ilgilenmiştim.
Şimdiyse Pamir'in gelmesini beklerken, masamda olan dosyalarımla ilgileniyordum. Fakat kendimi çok yorgun hissediyordum. Bundan çok daha yoğun geçen iş günlerinde bile bu kadar yorulduğumu hatırlamıyordum ben.
Düşüncelerimden beni ayıran şey telefonuma gelen bildirim sesiydi.
*Seni bekliyorum güzelim
Pamir'in mesajını okurken istem dışı olarak gülümsemiştim. Cevap verme gereği duymadan telefonumu kapatarak çantama attım ve masada duran dosyalarımı alarak çekmeceye yerleştirdim.
Fakat yerimden kalktığımda aniden dönen başımla masaya tutunmuştum. Birkaç saniye gözlerimi kapatarak, dönme hissinin geçmesini bekledikten sonra gözlerimi tekrar açtığımda daha iyiydim.
Baş dönmeleri de sık sık yaşadığım bir durum olduğu için umursamayarak ceketimi alarak odadan çıkmıştım.
"İyi günler Lalin hanım" çıkışa doğru ilerlerken Melis'in oturduğu masanın yanından geçtiğimde gülümseyerek cevap vermiştim.
"İyi günler Melis" dedikten sonra hiç oyalanmadan ofisten dışarı çıkmıştım.
Çıktığım gibi arabasına yaslanarak beni bekleyen adamı görmemle özlemin verdiği etkiyle adımlarımı hızlandırmış, yanına vardığım gibi kollarımı boynuna dolamıştım.
"Özledim" anlık yaşadığım duygu karmaşasının nedenini ben bile bilmiyordum. Fakat sesimin titrek çıkmasıyla Pamir bedenlerimizin temasını keserek elleriyle yanaklarımı kavramış, burnumun ucuna dudaklarını bastırmıştı.
"Ben de çok özledim meleğim" dediğinde gülümsemeye çalışarak yanağına öpücük kondurmuştum. Zira nedenini bile bilmediğim ağlama isteği hakimdi tüm benliğimde.
"Gidelim mi? Fatih'i de alacağız daha" bu duygusallığıma son vermek için bir an önce gitsek iyi olacaktı...
"Gidelim" bir süre ne olduğunu anlamak isteyen gözleri yüzümün her karşısında dolaşsa da, sonunda konuşmuştu.
Ondan sonraysa ikimiz de arabaya binmiş, kemerlerimizi de taktıktan sonra hızlıca yola koyulmuştuk...
Sessiz geçen yolculuğumuz bitmek üzere olduğunda Pamir sessizliği bölmüştü.
"Miden falan bulanmadı değil mi?" düşünceli sesiyle konuştuğunda tam cevap verecekken çalan telefonum bana engel olmuştu.
Hızla çantamdan telefonu aldığımda, Fatih'in sınıf hocası Sevim hanımın aradığını görmenle endişe sarmıştı tüm bedenimi...
"Efendim Sevim Hanım" hızlıca telefonu açtığımda, bakışlarımı Pamir'e çevirmiştim. O da arayanın kim olduğunu anladığında kaşlarını çatarak kısa bir an bana dönmüştü.
"Lalin Hanım, hemen gelmeniz gerekiyor" dedikten sonra titrek bir nefes alarak duraksamıştı. Bir dakika ağlıyor muydu?
"Kötü bir şey mi oldu?" dediğimde gözlerim dolmaya, kalbim sıkışmaya başlamıştı bile.
"Fatih kaza sonucu merdivenlerden düşmüş, şu an yarı baygın bir durumda revirde. Biz ambulansa haber verdik. Siz de gelseniz iyi olacak" söyledikleri bittikten sonra gözlerimden süzülen yaşlar eşliğinde telefonumda elimden kayarak arabanın zeminine ulaşmıştı.
"Ne olmuş Lalin?" diye endişeyle haykıran Pamir'e zor çevirmiştim bakışlarımı. O kadar korku ve endişeyle dolmuştum ki, kalbim hızlı atıyor, nefesim kesilecek gibi oluyordu.
"Fatihhh" diyerek hıçkırdığımda, "Güzelim, ne oldu söyle artık" diyen Pamir de dayanamamış yüksek sesle haykırmıştı. Sanki bedenim bu sesle irkilerek, azıcık da olsa toparlanmıştı.
"Merdivenlerden düşmüş, yarı baygınmış. Hızlı sür Pamir, ne olursun" hıçkırarak dediklerimle gözlerini kocaman açmıştı Pamir. Şoka girmişti galiba, çünkü arabanın hızı da azalmıştı
"Az kaldı zaten sevgilim, hadi kendine gel ve daha hızlı sür" diye yüksek sesle ağlayarak bağırdığımda dudaklarının arasından Fatih'in ismi acı çeker gibi dökülmüştü. Fakat kendine gelmeyi de başararak, direksiyona daha hızlı asılmıştı.
Araba okulun bahçesinde durduğunda hızla revire koşmuştuk Pamir'le. Tabii bu esnada gözyaşlarım durmaksızın akıyordu.
İçeri girdiğimizde revirin yatağında gözleri kapalı olan ve alnının sağ tarafında kan izleri olan bebeğimi gördüğümde yer ayaklarımın altından çekilir gibi olmuştu.
"Nasıl oldu bu?" diye haykıran Pamir de benim gibi Fatih'in yanına gelmişti.
"Nasıl oldu bilmiyoruz, merdivenlerde dengesini sağlayamamış galiba. İlk kez böyle bir şey oluyor ve çok korktuk biz de. Bilinci yarı kapalı, bazen gözlerini açıyordu. İlk tıbbi yardım uygulandı zaten Ambulans da gelmek üzeredir" Sevim hanım ve Müdür beyin anlattıkları içimi parçalamıştı.
"Ambulans falan bekleyemem" diyerek Fatih'i sarsmamaya özen göstererek kucaklamış, hızla dışarı çıkmıştı. Tabii ben ve öğretmenler de hemen arkasından.
Arabanın yanına yaklaştığımız gibi arabanın arka kapısını açarak hızlıca içeri geçmiştim. Ardından Pamir Fatih'i kucağıma bırakmış kendisi de vakit kaybetmeden direksiyona geçince yola koyulmuştuk.
"Bebeğim, aç lütfen gözlerini" yüzünü okşayarak dediklerimle hafif aralanan gözleri tekrar kapanınca iyice telaşlanmıştım.
"Pamir, bir şey olmayacak değil mi? İyi olacak Fatih?" ağlarken istem dışı firar ediyordu kelimeler dudaklarımın arasından. O da gergin ve tedirgindi, ben onu daha da geriyordum.
"Tabii iyi olacak, olmalı" dolu dolu olan gözleriyle dedikleri daha çok kendini inandırmak ister gibiydi.
Fatih'im, bebeğim benim. Bir şey olmasın sana lütfen. Varlığına bu kadar alışmışken, sana bir şey olmasına dayanamam. Hele amcan, halan sana bir şey olursa yıkılırlar...
Annene söz vermiştim bebeğim ben, seni koruyacaktım. Koruyamadım. Lütfen beni bununla cezalandırma ve bir an önce iyileş...
Araba en yakın hastanenin önünde durduğu gibi arabadan inerek arka kapıyı açan Pamir, hızla Fatih'i kucağımdan almış, hastaneye doğru ilerlemeye başlamıştı.
"Yardım edinn" içeri girer girmez bağırmamla, hemşireler, görevliler yanımıza gelmiştiler bile...
Ondan sonrasıysa görevliler hızlıca sedye getirerek, Fatih'i almış, acile doğru gitmeye başlamıştık. Minik elini kavrayarak, acilin önüne kadar hiç bırakmamıştım.
"Buradan sonra giremezsiniz" hemşirenin uyarısı ve kapanan kapıların ardından kocaman hıçkırarak Pamir'in göğsünde bulmuştum kendimi.
"Olmasın kötü bir şey lütfen" gözyaşlarım sevdiğim adamın göğsünü ıslatıyor, parmaklarım gömleğini sıkıca kavramıştı.
"Olmayacak güzelim, olmayacak " Pamir'in kendinden emin çıkan sesi az da olsa beni rahatlatmıştı. Fakat onun da ağlaması beni daha çok etkiliyordu...
Bir saat... kocaman bir saat... bana bir asır kadar uzun gelen bir saat...
Öylece çaresizlikle beklemiştik. Ağlıyor, gerginlikten, korkudan geriliyor, kendimi sıkıyordum.
İçimden dualarımı ve özürlerimi hiç eksik etmiyordum. Rabbime onun sağlığına kavuşması için dualar ederken, bir yandan da rüyalarımın misafiri olan melek yüzlü Melek'ten özür diliyordum. Evladını koruyamadığım için...
Kocaman bir saatin sonunda acilin kapıları aralanmış, doktor nihayet dışarı çıkmıştı. Pamir'le anında oturduğumuz bekleme koltuklarından fırlayarak, soluğu doktorun önünde almıştık.
"Durumu nasıl Doktor bey?" vardığımız gibi sorduğumuz soruyla doktor bey ağzında olan maskesini yere indirmişti. Kötü bir şey duyacağım diye o kadar sıkıyordum ki kendimi, her zerrem kasılıyordu.
"Merak etmeyin ciddi bir şey yok. Sadece kafasını biraz sert çarptığı için bayılmış, çektiğimiz tomografi sonuçları da temiz çıktı. Bir de sağ kolunda olan doku zedelenmesi için kolu birkaç gün alçıda kalacak o kadar. Tedbir amaçlı bu geceyi burada kalmasında fayda var" doktor lafını bitirdikten sonra hafif gülümseyerek yanımızdan ayrılınca, omuzlarımdan hunharca yük kalkmış gibi hafiflemiştim.
"Şükürler olsun" diyerek bana dönen Pamir'le bakış açımda iyice bulanıklaşmıştı. Kulaklarım uğulduyor, sanki tüm bedenim boşalmış gibi hissediyordum. Galiba yaşadığım stres ve korku bünyeme çok ağır gelmişti.
"Lalin, sen iyi misin?" dediğinde iyice bulanıklaşan görüntü yüzünden yerimde sendeleyince Pamir hızlıca elini belime atarak beni yakalamıştı.
"Güzelim, neyin var senin?" dediğinde onu zar zor duyuyordum. Pamir endişelenmesin diye hafifçe başımı sallamıştım. Fakat başım o kadar dönüyordu ki, gözlerim kararıyordu.
"İyiyim" dediğimde burnumdan üst dudağıma doğru süzülen ıslaklıkla burnumun kanadığını anlamıştım.
"Lalin burnun kanıyor" diye bağıran Pamir'in sesiyse son duyduğum şeydi. Sonrası ayaklarımın beni taşıyamaması yüzünden Pamir'in kollarına yığılmıştım. Gözlerimse benden bağımsız kapanarak beni karanlığa mahkum etmişti...
*****
Ağır hastane kokusunun burnumun deliklerinden dolarak genzime ulaştığını hissediyor, elimi kavrayan elin elimi okşamasını, birinin bir şeyler konuşmasını duyuyordum, fakat gözkapaklarım açılmamak için direniyordu.
Birkaç dakika kendime zaman tanıdıktan sonra göz kapaklarımla olan savaşımdan galip çıkarak gözlerimi açmayı başarmıştım.
Görüş açıma ilk giren şey hastane odasının beyaz tavanı olmuştu. Yüzümü buruşturarak, elimi ağrıyan başıma bastırmıştım. Sonraysa sağ tarafıma dönerek alnını elimin üzerine yaslayarak, yatağın yanında diz çöken adama bakmıştım. Nasıl da korkmuştur şimdi.
"Pamir" pürüzlü çıkan sesimi duyduğu anda başını hızla kaldırmış, kızarmış gözleriyle bana baktıktan sonra hızla doğrularak daha da yaklaşmış, elleriyle yanaklarımı kavramıştı.
"Güzelim, iyi misin?" endişeli çıkan sesi, endişeden dört dönen gözleri yüzümü turluyordu.
"İyiyim, sevgilim merak etme " doğrulmaya çalıştığımda, kolumda olan seruma dikkat ederek, hafif doğrulmama yardım etmişti.
"Çok korkuttun beni be meleğim, gözlerinin kapalı kaldığı iki saat boyunca ömrümden ömür gitti." diyerek dudaklarını alnıma bastırmıştı. Fakat ben şaşırmıştım. Ne yani iki saattir uyuyor muydum ben? Aniden aklıma gelen şeyle gözlerim kocaman açılmıştı.
"Fatihh, Fatih nasıl oldu?" endişeyle bağırdığımda
"Sakin ol, Fatih iyi, doktorlar yapılan iğnenin etkisinden dolayı birkaç saat sonra uyanacağını dedi " dediğinde rahatlamıştım.
Tam ağzımı açarak bir şeyler söyleyecektim ki odaya giren doktor ve hemşire bana izin vermemişti.
Doktorun geldiğini gören Pamir hızla yanımdan doğrularak, soluğu doktorun yanında almıştı.
"Karımın nesi var doktor bey? Neden bayıldı ve burnu kanadı?" peş peşe sorularını sıralayan Pamir'e doktor gülümseyerek bakmıştı.
"Merak etmeyin, karınızın tahlilleri temiz çıktı. Yani kan azlığı sorunu dışında ciddi bir şey yok" dediğinde Pamir bariz rahatlamıştı. Fakat çok kısa bir an sonra tekrar doktora döndü. Bu aradaysa hemşire benim biten serumumu çıkarmış, tansiyonumu ölçmek için aleti hazırlamıştı.
"İyi de burnu neden kanadı?" ısrarla sorgulamaktan vaz geçmeyen kocamla başımı olumsuzca iki yana salladım.
"Aşırı stresten kaynaklı gerçekleşmiş bir durum tamamen, fakat bir kadın doğum uzmanına gözükse eşiniz çok iyi olacak" dediğinde anlamaz bakışlarımız kesişmişti Pamir'le.
"Kadın doğum uzmanına neden?" dediğinde, doktor gülümsemişti.
"Bilmediğinizi tahmin etmiştim zaten, eşiniz hamile, bayılmasını ve burun kanamasını tetikleyen neden de bebeğin aşırı strese verdiği cevap" dediğinde şaşkın şaşkın bakışlarımızla donakalmıştık.
Ne yani ben hamile miydim şimdi?...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
🦋
•••••
35. bölümün de sonuna geldik değerli okurlarım.
19.11.2020
Umarım beğenerek okursunuz, zira benim keyif alarak yazdığım bir bölüm oldu.
Keyifli okumalar diliyor, bolca yorum ve oy bekliyorum😘
Sağlıcakla kalın
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 10.12k Okunma |
691 Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |