35. Bölüm
Parvin Ağardan / Güz Çiçeği (Tamamlandı🦋) / ~Bölüm:34~

~Bölüm:34~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

Medya: Fatih'in hediyesi
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
••••

*Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ruhuma can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin...
(Sabahattin Ali)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den: (iki ay sonra)
•••••••••••••••••••••••••••••••

Burnuma dolan huzurlu kokuyla gülümseyerek, uyanmıştım uykudan. Yüzümü elini karnımın üzerinden atarak bana sımsıkı sarılan adama çevirdiğimde, hala derin bir uykunun kollarında olmasıyla şaşırmıştım biraz. Genelde o benden erken uyanırdı çünkü. Ama yaklaşık bir haftadır, yoğun çalışma sürecinde olduğu için, şaşırmamam gerekiyordu.

Gözlerimin odağına tamamen onu aldığımda, bedenimi de ona taraf çevirmiştim. Fakat o kadar derin uyuyordu ki, kıpırdanmalarıma tepki bile vermemişti.

Yüzünün her çizgisini ezberlemek ister gibi turladı bakışlarım bir süre yüzünü. Hafif çatık olan kaşları, gür siyah kirpikleri, beni benden alan kirli sakalları... Huzurdu, aşktı, sevgiydi, hepsi benim için. Aşktı Pamir. Aşkımdı. Kalbimin kapılarını açabilecek tek adamdı ve başarıyla da açmıştı.

Başımı daha da yaklaştırdım ona taraf, bağımlısı olduğum erkeksi kokusunu içime çekerek, ciğerlerimin bayram etmesine izin verdim. Her şeyiyle seviyordum onu. Her zerresine aşıktım. Kokusuna, sesine, yüzüne, ellerine, saçlarına, sakallarına... her şeyine...

İki ayı aşkın bir süredir aynı çatıyı, aynı yatağı, aynı hayatı paylaşıyorduk onunla. Ve ben evliliğe bu kadar çabuk alışacağımı düşünmüyordum bile. Fatih, ben ve Pamir... bir aile gibi olmuştuk geçen süre zarfında... Fatih'in de bizi böyle benimsemesi de çok mutlu ediyordu beni. Ara ara atışmalarımız da oluyordu tabii, genelde benim kıskançlığım yüzündendi.

Düşüncelerimden ayrılarak, parmaklarımı gece karası saçlarına daldırdım. Bir süre oynadı parmaklarım aşinası olduğu saç telleriyle... daha sonra parmaklarımı kaşlarına indirdim. Her kaşının üzerinden okşayarak geçti parmak uçlarım. Kaşlarının ortasından yol alarak burnuna indi parmaklarım. Oradan da aklımı başımdan alan dudaklarına. Dudakları üzerinde gezen parmaklarımla kıpırdansa da hala uyanmamıştı.

Kuruyan dudaklarından yanağına, oradan da şakağına yol alan parmaklarımın hissettiği ısıyla kaşlarım çatılmıştı. Olması gerekenden, sıcaktı yüzü.

Dirseğimden destek alarak hafif yerimde doğruldum ve avuç içimi, yanaklarına bastırdım. Ve hissettiğim ısıyla gözlerim kocaman olmuş, benliğimde hafiften telaş rüzgarları esmeye başlamıştı. Ateşi mi vardı yoksa?

Tam emin olmak için dudaklarımı alnına bastırınca dudaklarımı yakan cinsten olan sıcaklıkla iyice panikleyerek yerimden tam anlamda doğruldum ve hızlıca dizlerim üzerinde oturur pozisyona geçtim. Hareketlerimin aniliğinden olsa gerek Pamir kıpırdanmaya başlamıştı.

Onun uyanmasını beklemeden omuzundan dürtmeye başladım.

"Pamir, uyan sevgilim" dediğimde üzerine sardığı örtüye iyice sokulmuştu. Aman Allah'ım, kışın bile örtü tercih etmeyen adam mart ortalarında örtüye sokuluyordu. Üstelik odanın ısısı da gayet normaldi.

"Pamir, hadi ama sevgilim," yanaklarını okşayarak telaşlı çıkmasına engel olamadığım daha yüksek sesle seslendiğimde nihayet başını döndürmüş, gözlerini açmıştı.

"Ne oldu?" ben hastayım diye onu ele veren pürüzlü sesiyle yüzünü buruşturmuştu. Galiba boğazı acıyordu.

"Ateşin var kalk hastaneye gidelim" tedirgince söylediğimde elini başına götürerek alnına baskı uyguladı.

"Hastanelik bir şey yok güzelim" dediğinde aniden öksürmeye başlayınca yerimden hızla kalkarak komodinin üzerinde olan bardak suyu aldım. Dün de ara ara öksürüyordu ve o kadar dememe rağmen asla hastalana bileceğine ikna edemedim. Neymiş hastalanmazmış, al işte. Buyur buradan bak bir de.

"Hastasın işte, ateşin de çok yüksek gibi, inat etme de gidelim hastaneye," doğrulmasına yardım ederek suyu ona verirken, bir yandan da ikna etmeye çalışıyordum.

"Abartma güzelim, biraz dinlenirsem geçer. Hastaneye gerek yok," kendi sesini duymuyor muydu bu adam Allah aşkına? Bal gibi de hastaydı işte. Yanaklarımı şişirerek kocaman pufladığımda, elini saçlarıma geçirdi.

"Gerçekten iyiyim, karım" dediğinde ikna olmamıştım. Ama hastane diye de tutturmanın bir anlamı yoktu. Gitmeyecekti işte.

"O zaman kalk, ılık bir duş al, ben de inip sana bir şeyler hazırlayayım." diyerek ayağa kalktığımda, itiraz edeceğini anlamıştım. O yüzden elimi hızla dudakları üzerine kapattım ve konuşmasını engelledim.

"Hadi kocam, kalk ve banyoya. Yoksa hastaneye gideceğiz" dediğimde hala dudaklarında olan avuç içime öpücük bıraktı.

"Uyumak istiyorum ama" boğuk sesiyle dediğinde ona sen ciddi misin der gibi baktım. Kesinlikle böyle uyumaya devam ederse, ateşi iyice yükselecekti.

Kaşlarımı çatarak ters bir bakış attığımda, omuzlarını düşürerek üzerinde olan örtüyü attı. Kalkmasına yardım ettikten sonra hızla dolaba doğru koştum ve onun bölümünden temiz iç çamaşırı ve eşorfman takımı aldım. Daha sonra yeniden yanına gelerek, beni baygın bakışlarla süzen adamın kolundan tuttuğum gibi odamızda olan geniş banyoya soktum.

Elimdekileri giyinme bölümüne bıraktıktan sonra, hızla üzerindeki tişörtü ve eşorfmanı çıkarmasına yardım ettim. Karşımda boxeriyle kalınca yanaklarımın ısısının arttığını hissediyordum. Galiba benim de ateşim çıkıyordu(!)

Başımı olumsuz anlamda sallayarak kendime geldikten sonra, Pamir'e odaklandım.

"Güzelce ılık suyla yıkan ve bıraktıklarımı giyin, daha sonraysa yatağına uzan. Ben de sana çorba falan hazırlamak için mutfağa gidiyorum. Tamam mı kocacığım?" dediğimde bana baygın bakışlar atıyordu.

"Abartmıyor musun karıcığım?" beni taklit ederek dediğinde, öksürünce gözlerimi devirdim. Bir de abartıyorsun diyordu ya. Ayak üste zor duruyordu.

"Hastaneye mi gidelim kocacığım?" oyunu devam ettirdiğimde teslim olur gibi elini havaya kaldırdı ve duşa kabine doğru ilerlemeye başladı.

Ben de gülümseyerek banyodan dışarı attım bedenimi. Şu an görmemem gereken şeyleri görerek kafamı karıştırmaya hiç gerek yoktu.

Pratik hızla yatağı düzenledim ve onun yeniden uzanması için uygun duruma soktuktan sonra telefonumu da alarak odadan dışarı çıktım. Hafta sonu olduğu için iş derdi yoktu ve Fatih'te hala uyuyor olmalıydı.

Merdivenleri hızla inerek mutfağa vardığımda ilk işim ilaç dolabını karıştırmak oldu. Eğer uygun ilaç bulamasam Cesur'a, ya da Mehmet'e aldırmalıydım. Soğuk algınlığı, ağrı kesici, ateş düşürücü gibi ilaçlar olduğundan emin olduktan sonra az da olsa rahatlamıştım. Ateş düşürücüyü ateşinin derecesini ölçtükten sonra vermeliydim. Hoş o sıcaklıkla 39 olmuştur ya neyse. Umarım ılık duş iyi gelirdi.

Sonraysa hiç vakit kaybetmeden buz dolabına yöneldim ve gerekli olan malzemeleri alarak çorba yapmaya başladım. İşe ilk sebzeleri güzelce yıkamakla başlamıştım.

Pamir'in bu ara hasta olması aslında belliydi. Çünkü birkaç gündür girdiği yeni ihale yüzünden kendini çok yormuştu.

Evde aslında yardımcı Neslihan abla vardı, fakat hafta sonu gelmesini istemiyordum ve o da kızı Burçin'le Pamir'in de desteğiyle aldıkları evde kalıyordu. Zira hafta içi de mutfak ve yemek işleriyle o ilgileniyordu. Temizliği hafta da bir kez gelen temizlik şirketi çalışanları yapıyordu Neslihan ablanın kontrolüyle. Tabii ki bizim yatak odamız istisna. Özel yerimiz olduğu için, kendim temizliyordum orayı.

"Lalin abla ne yapıyorsun?" uykudan yeni uyandığı kırpıştırdığı gözlerinden belli olan çocuğa çevirdim kaynayan çorbada olan bakışlarımı.

"Amcan üşütmüş bebeğim, ona çorba yapıyordum" dediğimde gözlerini kocaman açarak yanıma geldi.

"Hastalanmış mı yani?" endişeli sesiyle sorduğunda, saçlarını okşayarak başımı olumlu anlamda salladım.

"Yaa, görebilir miyim peki?" diye sorduğunda artık hazır olmak üzere olan çorbanın altını kısarak boyumu Fatih'in boyu hizasına indirdim ve yanağına sulu bir öpücük bıraktım.

"Sana da bulaşabilir canımın içi, amcan biraz toparlansın sonra görürsün. Hadi geç otur sana kahvaltı hazırlayayım," dediğimde anlayışla başını sallamış, yanağıma bir öpücük bırakarak, masada olan yerine geçmişti.

Ben de hızlıca Fatih'in genelde kahvaltıda yediği şeylerden çıkarmış, bir bardakta süt ısıtmıştım.
Pratikçe hazırladığım kahvaltı sofrası için teşekkür ettikten sonra yemeğe başlayan Fatih'le, bu kez sıcak çorbadan kaseye dökmüştüm. Tepsinin içine hafif limon da sıktığım çorba dolu kaseyi, kaşık, peçete, bir dilim ekmek, bir bardak su ve birkaç ilaç koyarak bakışlarımı kahvaltı eden çocuğa çevirmiştim.

"Güzelce et kahvaltını, sonra da ya televizyon izle, ya da odana çık olur mu bebeğim? Ben geleceğim yanına" zira onun da hasta olmasını istemiyordum. Hoş bulaşmazdı belki de çünkü grip değildi Pamir, ateşi vardı ve boğazı acıyordu, ama tedbiri elden vermek de istemiyordum.

"Tamam Lalin abla, merak etme" dediğinde gülerek yanağına bir öpücük daha kondurdum ve tepsiyi de alarak yukarıda hasta olan koca bebeğin yanına ilerledim.

Odamızdan içeri girdiğimde Pamir yatakta uzanıyordu. Yanına yaklaştığım gibi tepsiyi komodinin üzerine bıraktım ve yanında olan boşluğa oturdum. Elimi alnına bastırdığımda sabaha göre biraz daha sıcaklığının düştüğünü fark etmiştim. Elimin rotasını saçlarına çıkararak okşamaya başladım.

"Pamir, sevgilim" dediğimde gözlerini yavaş yavaş açarak bana dönmüştü. Çok halsiz gözüküyordu ve bu durum benim canımı sıkıyordu.

"Hadi, çorba yaptım sana" dediğimde gülümsemişti. Yerinden kalkarak yatağın başlığına yaslandığında ben de hiç vakit kaybetmeden komodinin üstünde duran tepsiyi aldım ve yemesi için dizlerinin üzerine koydum.

"Burada çorbayı bana senin içirmen gerekmiyor muydu?" diye benimle dalga geçen adam kesinlikle çok pis kaşınıyordu.

"Pamirrr, kocacığım içiyor musun çorbayı?" dişlerimi sıkarak konuştuğumda o gülüyordu, fakat gülüşü bile çok yorgun gözüküyordu.

"Lalinnn, karıcığım hastayım ve senin elinden içmek istiyorum" tatlı tatlı konuşmasına gülümsedim. Derdi anlaşıldı beyefendinin. Gülümseyerek kaşığı çorbaya daldırdım ve çorbayı ona içirmeye başladım...

"Evet koca bebek, derece ateşini ölçünceye kadar tepsiyi aşağı bırakıp geliyorum uslu uslu uzan sen" diyerek alnına bir öpücük kondurduğumda o söylenmeye başlamıştı.

"Sanki yataktan çıkmama izin veriyorsun" odadan çıktığımda söylenmeleri hâlâ devam ediyordu. Başımı iki yana sallayarak elimdeki tepsiyi mutfağa bırakmış, Fatih'e bakmak için salona geçmiştim.

"Bebeğim ne yapıyorsun?" i'padle ilgilenen çocuğun yanına gittiğimde bakışlarını bana çevirmişti.

"Ben de seni bekliyordum Lalin abla, halamlara gitsem olur mu?" dediğinde kaşlarım belirsizlikle çatılmıştı.

"Olur tabii de, neden gidiyorsun?" dediğimde gözlerini kaçırarak bakması gözümden kaçmamıştı. Vardı bir işler ama...

"Bir ödevimde bana yardımcı olacaktı. Söylemiştim ona" dediğinde şaşırmıştım.

"Ben yardımcı olsaydım ya canımın içi? Halanı yormasaydık" dediğimde başını şiddetle iki yana sallamıştı.

"Halama söz verdim ama, lütfen" dediğinde gülümsedim. Eğer Eda da biliyorduysa gitmesi şarttı. Yoksa arayarak bir sürü laf edecekti. Hamileliğin verdiği etkilerden biri de fazla alınganlaşmasıydı.

"Tamam, sen hazırlan Cesur abine söyleriz götürür" zaten evlerimiz arası mesafe çok kısa olduğu için, arabaya bile gerek kalmıyordu.

"Teşekkür ederim" diyerek kollarını boynuma dolayan çocuk içimi sıcacık etmişti.

"Rica ederim canımın içi" diyerek saçlarına öpücük kondurmuştum...

Fatih'i uğurladıktan sonra soluğu Pamir'in yanında almış, ateşinin hâlâ 38 derece olduğunu görmüştüm. Çokta yüksek sayılmazdı ama, vardı işte.

"Ateş düşürücüyü içtiğine göre yatman gerek kocacığım, uyandığında boğazın için de süt, bitki çayı bir şeyler içersin artık" ağzına ilaç tıkarken bir yandan da kendi kendime konuşur gibi mırıldanıyordum. Fakat aniden bileğimden kavrayarak beni yatağa, pardon üzerine düşüren Pamir'le gözlerim şokla açılmıştı. Ne yapıyordu bu adam Allah aşkına?

"Ne yapıyorsun be adam?"- diye sitem ettiğimde o dönerek beni iyice kolları arasına hapsetmiş, burnunu saçlarıma gömmüştü.

"Kokunda huzur buluyorum güzel karım" ah kesinlikle aklımı çok iyi karıştırıyordu ama boğazı için bir şeyler hazırlayacaktım ben.

"Ama boğazın için.." debelenerek dediğim lafımı bitirmeme izin vermeyen şey dudaklarıma bastırdığı sıcak dudaklarıydı.

"Şşh, sadece varlığın beni iyileştirecek, kokun dermanım olacak." kısa öpücüğünün ardından alnımda öpücüklerinden nasibini almıştı.

İçimi sıcacık eden türden sözlerinin üzerine bir şey dememiş, göğsüne iyice yaslanarak gözlerimi kapatmıştım. Çok huzur ve aşkla...
Boğazı için hazırlayacaklarım çok az bekleyebilir...
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

( 9 gün sonra):
•••••••••••••••••••

"Artık gözlerimi açsanız ya" diyerek Pamir'in gözlerimin üzerinde olan ellerini çekmesini bekliyordum. İş çıkışı beni almaya gelen Pamir ve Fatih sürpriz diye diye gözlerimi kapatmıştılar. Evet, bugün benim doğum günümdü. Ve ben tam yirmi yedi yaşıma girmiştim bugün. Tebriklerine sabah yatağımdan beni uyandırmakla başlamıştı hayatımın aşkları olan iki erkek. İkisi birlikte çok güzel kahvaltı hazırlamışlardı. Tamam hazırlamaya çalışmışlardı. Yani Pamir mutfakta çok becerikli değildi, Fatih'se malum. Ama düşünmeleri yeterliydi. Şimdide eve girmek üzereyken Fatih'in ısrarları üzerine Pamir gözlerimi kapatmıştı elleriyle.

"Ne sabırsızsın Lalin abla, az daha sabret" diyerek kıkırdayan çocukla ben de gülmüştüm.

Bu esnada Pamir'in yardımlarıyla da eve girmiştik.

"İyi ki doğdun karım benim" diye kulağıma doğru fısıldayarak şakağıma bir öpücük konduran adam, eş zamanda ellerini de gözlerim üzerinden çekmişti.

Gözlerimden eksilen baskıyla kırpıştırarak gözlerimi açtığımda, kafamda patlayan konfetiyeler, yükselen sesler, odayı saran balonlar... gördüğüm manzara nutkumun tutulmasına sebep olan cinstendi.

"İyi ki doğdun Lalin, İyi ki doğdun Lalin." Annem, Ayfer hala, Gamze'ler, Eda'lar hepsi bizdeydi ve artık iyice belirginleşen hamile karnıyla aşırı tatlı gözüken kıvırcık güzeli üzerinde mum olan pastayı sıkı sıkı kavrayarak bana taraf geliyordu.

"Dilek tutmayı unutma" gülerek demiş ve üflemem için üzerinde mum olan çikolatalı pastayı bana taraf uzatmıştı.

Gülerek gözlerimi kapatmış, içimden ailemin huzurunun bozulmamasını, yeni üyelerle ailemizin büyümesini, benim anne, Pamir'inse baba olacağı günleri görmeyi dileyerek, pastanın üzerinde olan mumları üflemiştim.

Doğrularak gözlerimi açtığımda göz pınarlarıma toplanan birkaç damlanın dökülmesine engel olamamıştım.

"Ya ben çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız" dediğimde pastayı Pamir'e uzatarak karnının el verdiğince bana sarılan Eda da göz yaşlarını tutamamıştı.

"Asıl sen iyi doğdun, iyi ki bizim hayatımıza girdin. Doğum günün kutlu olsun canım benim" dediğinde onu iyice sarmalamıştım.

"Çok teşekkür ederim " diyerek ayrıldığımızda, her kesin bize baktığını görmüştüm.

"Amca, beni kucağına alsana hediyemi vereyim" diyen Fatih'in sesiyle bakışlarımı amcasının kucağına tırmanan çocuğa çevirmiştim.

"Doğum günün kutlu olsun Lalin abla, iyi ki varsın" diyerek elinde tuttuğu el yapımı ayçiçeği çiçeklerinden oluşan çok güzel bir tacı kafama takmış, yanağıma da sevgi dolu bir öpücük kondurmuştu.

"Teşekkür ederim bebeğim, sen de iyi ki varsın. Ve hediyeni çok sevdim. Çok güzel yapmışsın" gerçekten de çok güzel olmuştu. Dediklerimle kıkırdayarak halasına bakmıştı Fatih.

"Halamla yaptık" dediğinde gözlerimi kısmıştım.

"Demek halanla ödev yapmalar, halanlara gitmelerin nedeni buydu" dediğimde birbirlerine göz kırparak gülmüşlerdi. Ah ama yerdim ki ben sizi...

Ondan sonraysa diğer tüm tebrikleri kabul etmiştim. Annem çok güzel bir bileklik takmıştı koluma. Ayfer halayla bizim eski evde yaşayan annemi bir türlü bizle yaşamaya ikna edemesem de, sık sık görüşüyorduk.

Ayfer hala ise melek figürlü güzel bir dekor almıştı bana. Cenk ve Barkın çok sevdiğim yazarlardan kitaplar armağan etmişlerdi. Eda ise çok güzel taşları olan bir çift gümüş küpe hediye etmişti bana.

"Hayatıma girdiğin için, böyle bir arkadaşa sahip olduğum için çok mutluyum. Doğum günün kutlu olsun canım arkadaşım" diyerek elindeki paketi bana uzatan Gamze'ye gülümseyerek bakmıştım.

"Sen de iyi ki benim arkadaşımsın," diyerek verdiği hediyeye baktığımda çok güzel bir çanta olduğunu görmüştüm. Benim zevkimi kesinlikle biliyor olmalıydı çünkü çanta tam benim kullandığım tarzdı.

"Ya bu çok güzel, çok teşekkür ederim" dediğimde bana sarılmıştı.

"Asıl hediyemi daha vermedim" kıkırdayarak konuştuğunda ondan hemen aralanmış, sorgular bakışlar atmaya başlamıştım. Asıl hediye derken?

"Asıl hediye mi?" sorgular nitelikte olan ses tonumla gülerek başını olumlu anlamda sallamış, daha sonraysa etrafına bakınarak kimsenin bize bakmadığından emin olmuştu. Bense meraktan çıldırıyordum.

"Teyze oluyorsun, ben hamileyim" elimi tutarak karnına bastıran arkadaşımla gözlerim kocaman açılmıştı.

"Neee hamile misin?" hafif yüksek sesle şakıdığımda, hızla ellerini ağzıma kapatmıştı.

"Yaa yavaş olsana, Cenk bilmiyor, henüz bugün test yaptım ben de." sitem eden arkadaşıma gülerek, elini ağzımdan çekmiştim.

"Ay ben bir an sevinince, neyse ya, bu çok güzel bir haber canım. Tebrik ediyorum" diyerek bir kez daha ona sarıldığımda ikimizin de gözleri dolu doluydu...

Ondan sonraysa, geceye kadar güzelce yemekler yemiş, hep birlikte bolca sohbet etmiş, çokca eğlenmiştik. Şöyle ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.

"Uyudu mu?" yorgun düşen Fatih'i yatırmak için yukarı çıkan Pamir tekrar salona indiğinde bende ortalığı toparlamış, koltuğa bırakmıştım bedenimi.

"Uyudu," yanıma oturarak beni kendine çeken adam saçlarım arasına öpücük bırakmayı da ihmal etmemişti.

"Bugün çok güzeldi, çok teşekkür ederim sevgilim, iyi ki varsınız" dediğimde beni göğsünden ayırarak yanaklarımı kavramıştı.

"Asıl güzel olan sensin, iyi ki doğdun güzel karım" diyerek aşağı indiğinden beri elinde tuttuğu kutunun kapağını kaldırmıştı.

Kutunun içerisinde olan inci taşlarla süslenmiş, zarif kolye çok güzeldi.

"Ya bu çok güzel, çok teşekkür ederim kocam benim" diyerek dudaklarımı dudaklarına bastırdığımda hiç vakit kaybetmeden karşılık vermeye başlamıştı o da.

Kısa, fakat etkili bir öpücüğün ardından ayrıldığımızda hayran bakışlarımız birbirimizdeydi.

"Henüz güzel değil" dedikten sonra kalkarak arkama geçince, yapacağı şeyi anladığımdan dolayı gülerek saçlarımı sağ omuzumda toparlamış, kolyeyi boynuma takmasına izin vermiştim.

"İşte şimdi çok güzel oldu" kolyeyi taktıktan sonra boynuma da öpücük kondurmayı ihmal etmeyen adama yaslanarak, başımı omuzuna bırakmıştım.

Bir süre sessizleştiğimizde sessizliği bölen taraf ben olmuştum.

"Gamze de hamileymiş, çok sevindim biliyor musun? Çok güzel anne olacak o da Eda gibi" dediğimde daha çok öylesine bir şey anlatır gibi çıkmıştı sesim.

Fakat aniden kendimi havada Pamir'in kucağında bulunca şakınca ona bakakalmıştım. Ama kollarım da benden bağımsız boynuna ulaşmıştı.

"Ne yapıyorsun sevgilim" şaşkınca merdivenleri çıkan adama sorduğumda sırıtarak bana bakmıştı.

"Çalışmaları hızlandırıyorum" dediğinde hiçbir şey anlamamıştım.

"Ne çalışmasını?" safça sorduğum soruyla gülerek burnumun ucuna öpücük kondurmuştu.

"Bebek çalışmalarını, sence bizim de bebeğimizin olma vakti gelmedi mi?" dediğinde kızararak başımı boynuna sokmuştum. İmaları yüz kızartan türden olsa da, bizim bebeğimiz düşüncesi bile içimi sıcacık etmişti. Ayrıca Pamir'in de bize ait bir bebeği bu kadar çok istemesi kesinlikle çok güzeldi.

Odamızdan içeri girdiğimizde beni usulca yatağa bırakan adam hiç vakit kaybetmeden üzerindeki gömlekten kurtularak üzerimdeki yerini almıştı.

"Ayrıca, kesinlikle dünyanın en güzel annesi sen olacaksın" dedikten sonra hızla dudaklarıma kapanmıştı dudakları. Sert öpücüğüyle eş zamanda bedenimde keşfe çıkan elleri gecenin çok daha uzun olacağının habercisiydi...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••



🦋
••••
Evet güzel okurlar, 34.cü bölümü de tamamladık.

15.11.2020.

Umarım beklemenize değer bir bölümdü ve keyifle okudunuz.

Oy ve yorumlarınızı beni mutlu eder çok. Eksik etmeyin lütfen.

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın💜💚

 

Bölüm : 01.03.2026 00:45 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...