
🦋
••••
*Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Eda'dan:
••••••••••••••
Yüzümde, saçlarımda dolaşan parmakları hissediyordum ama göz kapaklarımı kaldıramıyordum bir türlü. Sanki açılmamak üzere yemin etmiş gibiydiler.
Elmacık kemiğimi parmağının tersiyle okşadıktan sonra dudaklarını bastırmış, derince bir öpücük bırakmıştı. Daha sonra dudaklarının rotası göz kapaklarıma kaymış, gözlerim de öpücüklerinden nasibini almıştı.
İki kaşımın ortasına konan dudakları burnum boyunca aşağı doğru hareket ederek burnumun ucuna bir öpücük kondurmuş, sonraysa işine devam ederek yine aşağı kayan dudakları dudaklarımla buluşmuştu.
Öpmeden öylece bekleyen adamın bir eliyse kıvırcık saçlarımın arasına dalmıştı. Dayanamadım ve dudaklarının arasına güldüğümde, uyandığımı anlamış olacak ki, beni çok başka diyarlara götüren öpüşünü başlatmıştı. Anında karşılık veren dudaklarım tamamen uykumun açılmasına da neden olmuştu.
Tutkuyla harmanlanmış günaydın öpücüğü beni hunharca dağıttıktan sonra bitmiş, dudakları çeneme doğru yol almıştı. Çeneme bastırdığı dudaklarının hediye ettiği öpücük içimi titreten türdendi.
"Günaydın" diyerek mırıldandığımda sesim henüz uyku mahmurluğundan açılmamıştı.
"Günaydın güzel karım" gülümseyerek bakan adam dirseğinden destek alarak yatakta doğrulmuş, saçlarımı parmağına dolayarak bana bakıyordu.
"Saat kaç?" diye sordum kendime gelmeye çalışarak, ne de çok uykum vardı ya.
"Sekiz buçuk" dediğinde gözlerim fal taşı misali açılmıştı. Biz normalde 9 da iş yerinde oluyorduk ve ben hala yataktaydım. Barkın'a baktığımda takım elbisesini giymiş, hazırdı. Üstelik buram buram parfüm kokuyordu.
"Beni neden uyandırmadın?" dedim kaşlarımı çatarak.
"Güzelim, kaç kez denedim, uyanmadın ki, en son çareyi öpücüklerde gördüm," sona doğru alaylı çıkan sesi sinirlenmeme sebep olmuştu. Ama kahretsin ki hala uykum vardı.
"Ay ben toplantıya da yetişemem şimdi," yatakta doğrularak sitem ettiğimde gülümsemişti.
"Olsun canım, biz hallederiz." Dediğinde burnumun ucuna öpücük kondurmuştu.
"Hadi inelim kahvaltı hazır, sonra ben çıkacağım" dediğinde teklif bana çok cazip gelmişti. Zira açlıktan olsa gerek midem kasılıyordu.
Başımı sallayarak ben de dudaklarımı çenesine bastırarak öpücük kondurmuş, elimle kirli sakallarla çevrelenmiş yanaklarını sevdikten sonra yataktan kalkmıştım. Kalktığım gibi de doğruca banyoya ilerlemiştim.
İhtiyaçlarımı giderdikten sonra musluğu açmış el yüzümü yıkamış, sonraysa dişlerimi fırçalamıştım. Başımı kaldırarak aynada görüntüme baktığımda korkmadım desem yalan olur. Zaten kıvırcık olan saçlarım bir de bir birine karışınca ortaya çıkan görüntüyü hayal etmek bile istemezsiniz. Yüzümü buruşturarak yorgun gözüken suratımı inceledim bu kez de. Evet, yaklaşık bir haftadır kendimi hiç olmadığım kadar yorgun ve uykusuz hissediyordum.
Midemde hissettiğim yeni bir kasılmayla düşüncelerime son verdim ve ıslak ellerimi kurulayarak banyodan çıktım.
Odaya geçtiğimde Barkın odada yoktu, anlaşılan mutfağa inmişti. Omuzlarımı silkerek dün işten gelenden sonra giydiğim eşofmanı ve üzerine de Barkın'ın dün giyindiği kazağını geçirdim. Seviyordum onun tişörtlerini, kazaklarını giyinmeyi. Böylelikle kokusu hep burnumda oluyordu. O da bunu bildiği için hep fazladan kazak ve tişört alıyordu. Artık yaklaşık altı aydır evli olduğumuz için, birbirimize iyice alışmıştık.
Saçlarımı tarama işini sonraya bırakarak gelişi güzel toparlayarak telefonumu aldığım gibi odadan çıktım ve merdivenleri inerek mutfağa doğru adımladım.
Hazır olan kahvaltı masasında bulunan omletin kokusu yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Genelde yesem de omlet şu an midem kaldıracak gibi değildi.
Barkın'ın karşısında olan sandalyeye doğru ilerlediğimde erkeksi sesini duymamla gülerek ona bakmıştım.
"Öyle uzak kalıyorsun, yanıma gel" orta da olan sandalyeyi yanına yaklaştırarak oturmamı işaret eden kocama en tatlı gülümsememi sundum.
Yanına vardığım gibi sandalyeye kurulmuştum. O da hemen servis tabağını önüme bırakmış, sabahları vazgeçilmezim olan portakal suyunu bardağıma doldurmuştu.
"Solgun gözüküyorsun, iyi misin?" diyerek yüzümü inceleyen adam halsiz olduğumu anlamıştı.
"İyiyim sevgilim, sanırım yorgunum biraz," diyerek çatalımı elime aldığım gibi tabağıma salatalık, peynir koymaya başlamıştım. İyi olduğuma ikna olması için gülümsemeyi de unutmamıştım.
"İyi ol" diye mırıldandığında gülerek çatalımda olan salatalığı ona doğru uzatmıştım. Havalı bir şekilde göz kırpmış ve salatalık dilimini ağzının içine almıştı.
Sessiz kahvaltımız Barkın'ın bazen yağ ve bal sürerek bıraktığı ekmek dilimlerini yememi söylemesiyle geçmişti. Fakat midemde yaklaşık bir haftadır olan kasılma ve bulanma hissini ona bildirmemeye çalışsam da yemek kokusu aldıkça daha da artıyordu.
Acaba nedeni neydi diye düşünürken aklıma gelen şeyle gözlerimi kocaman açmış, elimdeki çatalın gürültüyle tabağıma düşmesine engel olamamıştım. Yoksa hamile miydim ben? Aslında olabilirdim çünkü ilk gecemizden başlayarak hiç korunmamıştık biz, üstelik regl dönemimde de baya bir gecikme vardı. Allah'ım hamile olabilir miydim gerçekten de?
"Eda, ne oldu? Betin benzin attı bir anda," endişeyle kolumu dürten adamla irkilmiştim.
"İyi olduğuna emin misin?" kuşkulu gözlerle yüzümü süzen adamın iyice endişelenmemesi için gülümsemeye çalıştım. Fakat beynimi allak bullak eden düşünceler buna pek izin vermemişti.
"İyiyim, aklıma bir şey geldi de ondan öyle oldum. Sen toplantıya geç kalmıyor musun?" diyerek dikkatini dağıtmayı başarmıştım. Kolunda olan kahverengi deri saatine bakan adamım hızla yerinden kalkmış, ağzını peçeteyle temizlemişti.
"Ben gidiyorum o zaman, yorgun olsan gelme bugün işe, ayrıca daha kötü olursan hemen ara beni tamam mı?" endişeli sesiyle soluksuz sıraladıklarına göz devirmemek için zor durdurmuştum kendimi. Fazla evham yapıyordu.
"Tamam hayatım, merak etme sen" dediğimde alnıma derince bir öpücük bırakmış, masa da duran telefonunu ve cüzdanını aldıktan sonra mutfağı hızlıca terk etmişti.
Barkın gittikten sonra ayağa kalkarak mutfakta volta atmaya başlamıştım istem dışı. Sahi hamile olabilir miydim ben? Yoksa midemi mi üşütmüştüm.
Bunu hemen öğrenmem lazımdı. Hastaneye mi gitsem acaba? Ama Barkın olmadan gitmek istemiyordum. Ona da şu an söyleyerek heveslendirmek istemiyordum. Çünkü olmama ihtimalim de vardı. Elimi istem dışı karnıma doğru bastırarak gözlerimi kapatmış, derince nefesler almıştım.
"Eda hanım, bir şey mi oldu? İyi misiniz?" koşarak yanıma gelen Derya ablanın sesiyle açmıştım gözlerimi. İçim kıpır kıpır olmuştu ve heyecandan her an ölebilirdim.
"Ay Derya abla hamile olup olmadığımı öğrenmem gerek," diyerek şakıdığımda kadının gözleri şaşkınlıktan açılmıştı. Haline güldüğümde kendine gelmeyi başarmıştı.
"Test mi yapsanız acaba?" diye soran kadınla elimi alnıma vurmuştum.
"Tabii yaa, ben bunu nasıl düşünemedim ki, ama test yok ki" şaşkın hallerime gülmüştü.
"Ben çıkar, eczaneden alırım Eda hanım" dediğinde rahatlayarak başımı sallamıştım.
"Ayrıca bana Eda hanım deme diye kaç kez uyaracağım seni. Baksana ben sana abla diyorum" diyerek sitem ettiğimde gülümsemişti.
"Peki Eda kızım, ben şimdi çıkar alırım hemen" dediğinde hevesli bir şekilde başımı sallamıştım. O da fazla durmamış test almak için hazırlanmaya başlamıştı.
Derya abla kırklı yaşlarının ortalarındaydı ve bu evi dizmeye başladığımızda yardımcı gibi almıştık onu ve sonrasında da kalmıştı. Daimi yardımcı gibi bir tek o vardı ve bana işlerde yardım eder, sabah kahvaltılarımızı ayarlardı. Evde olduğum zamanlar kendim çoğu işle ilgilendiğim için ve iki haftadan bir de temizlik ajansı gelerek dip köşe temizlik yaptığı için fazla çalışana gerek duymuyorduk.
Derya ablanın lise son sınıf öğrencisi olan bir oğlu vardı ve doktor olmak istediği için gece gündüz çalışıyormuş.
Düşüncelerimden beni ayıran ses çalan telefonumun tiz sesi olmuştu.
"Efendim Aynur teyze" diye diyerek telefonu cevaplamıştım. Aynur teyze Barkın'ın annesiydi ve sık sık bizi arar, ya evlerine davet eder ya da kendisi bize gelirdi. O yüzden böyle sabah konuşmalarına alışmıştım artık.
"Nasılsınız güzel kızım?" sevecen sesi kulağıma dolduğunda gülümsememe engel olamamıştım.
Gerçekten de kalbi de yüzü de çok güzel bir kadındı Aynur teyze.
"İyiyiz biz şükür, siz nasılsınız?" diyerek konuşmayı devam ettirmiştik...
İçimin kıpır kıpır olmasını hissettirmemek için aşırı efor sarf ettiğim konuşma bitince salona geçerek kanepeye oturmuştum. Elim istem dışı sürekli karnıma kayıyordu.
Aslında hazır mıydım anne olmağa onu bile bilmiyordum şu an. Bildiğim tek bir şey vardı. O da daha varlığından bile emin olmadığım bebeğimi çok benimsememdi. Evet, düşüncesi bile içimi sıcacık etmeye yetiyordu. Benim içimde büyüyecek bir can, benimle birlikte yürüyecek, benimle birlikte uyuyacak, ben yediğim şeylerden yiyecek. Ben onunla yepyeni, daha önce hiçbir şekilde tatmadığım duyguları tadacağım.
O büyüdükçe içimde, ben de büyüyerek olgunlaşacağım. Anne olmayı öğreneceğim zamanla. Sonra cinsiyetini öğrenmenin heyecanını yaşayacağım. Belki güzeller güzeli bir kızım olur, benim gibi kıvırcık saçlı, boncuk gözlü. Ya da babası gibi yakışıklı bir oğlum.
Ne güzel seslenecek değil mi? Bebeğimiz... Barkın'la benim canımızdan, kanımızdan bir parça... Beni de kendisiyle birlikte büyüten bebeğim bir gün doğacak, ben anne olacağım. Dünyanın en özel insanlarıdır anneler. İyi bir anne olabilecek miyim? Hiç bilmiyorum ama bebeğimi dünyada olan tüm kötülüklerden korumak için her şey yapacağımı biliyorum. Onu sevgiyle sarmalar, merhametle beslerim...
Daldığım düşünceler denizinden beni çekip çıkaran ses kapının açılmasıydı. Kesin Derya abla gelmiştir diye düşündüğümde heyecanla oturduğum koltuktan fırlamıştım bile.
"Ne oldu aldın mı test?" nefesini bile düzene sokmasına izin vermeden Derya ablanın yanında almıştım soluğu.
"Aldım Eda kızım, az sabret çantamda" dediğinde gülerek, ben heyecandan saç diplerimden parmak uçlarıma kadar titriyordum.
Bir dakika kadar sonra çantasından çıkardığı paketlenmiş beyaz çubuğu avuçlarımın arasına bırakmıştı Derya abla.
"Çift çizgi olursa hamileyim değil mi?" bakışlarımı elimdeki çubuktan ayırmadan sorduğumda beni onaylayınca bir saniye bile vakit kaybetmeden soluğu banyoda almıştım.
Gerekli işlemleri yaptıktan sonra işin en zor kısmı kalmıştı. Beklemek.
Bir süredir testin vereceği cevabı bekliyordum büyük bir heyecan ve merak karmaşasıyla.
Bir süre sonra tek çizgi pembeleşmeye başlamıştı. Nasıl yani şimdi hamile değil miydim ben? Kaşlarımı çatarak teste bakmayı sürdürdüğümde gözlerim kocaman açılmıştı.
Neden mi?
Çünkü kısacık bir süre de geçtikten sonra ikinci çizgi de pembeleşmişti. Gözlerim far görmüş tavşan misali kocaman olmuş, ağzım bir karış açılmış bir durumda iki parmağımın arasına sıkıştırdığım beyaz çubuğa bakıyordum.
Olayı kavradığımdaysa şaşkınlığım yerini usul usul mutluğa bırakmış, gözlerimden birkaç damla yanaklarım boyunca süzülerek boynuma kadar ulaşmıştı. Şu an hem gülüyor, hem ağlıyordum. İçimdeki kızsa çığlık çığlığa bağırıyordu.
Ben hamileydim. Ben anne olacaktım. Minik bir bebeğimiz olacaktı bizim. İki kişilik ailemiz bebeğimiz geldiğinde üç kişi olacaktı. Allah'ım bu ne güzel bir duygu böyle?
Titreyen elimle kapının kulpunu indirerek ağır adımlarla koridora çıktığımda Derya ablanın da heyecanla beni beklediğini fark etmiştim.
"Derya abla" yanına vardığımda dudaklarımın arasından titrek bir nida çıkmıştı.
"Hamileyim" diye fısıldadığımda gözyaşlarım da şiddetlenmişti. Anın verdiği duygusallıkla Derya ablaya sarıldığımda o da anaç bir tavırla kollarının arasına almıştı titreyen bedenimi.
"Tebrik ederim güzel kızım, Allah sağ salim kucağına almayı da nasip etsin," ses tonundan onunda duygulandığını anlamam uzun sürmemişti.
"Ay İnşallah," diyerek ondan ayrılmış, elimin tersiyle gözyaşlarımı silmiştim, gülerek...
Yarım saate ancak şoku atlatarak toparlanmayı başarmıştım. İçimi kıpır kıpır eden o kadar çok tarifsiz duyguyu aynı anda yaşamıştım ki anlatacak kelimeyi bulmakta zorlanıyordum.
Kocama bu haberi vermemek için zor tutuyordum kendimi, fakat telefonda söyleyerek büyülü anı bozamazdım. O yüzden küçük bir oyun oynamak kararına gelmiştim. Telefonumu elime alarak, hızlıca Barkın'a mesaj attım.
*Sevgilim ben bugün gelemeyeceğim şirkete, kendimi çok kötü hissediyorum...
Yazarak, gönder tuşuna bastığımda gülümsememe engel olamıyordum. Çünkü Barkın'ın yazdığım mesaja kayıtsız kalamayarak geleceğini pek ala biliyordum.
On beş dakika kadar geçtikten sonra gelen bildirim sesiyle bakışlarım tekrar telefonumu bulmuştu.
*Hemen geliyorum güzelim
Yazan adam beni yanıltmamıştı, gülümseyerek telefonu kapattım ve testi koymağa hediye paketi almak için odama doğru ilerlemeye başladım...
Kırk beş dakika kadar sonra kapının hızlıca açılma sesiyle Barkın'ın geldiğini anlamıştım. Eve girdiği gibi soluğu salonda alan adam kanepede oturan beni gördüğünde iki büyük adımda yanıma varmış, yanımda olan boşluğa kurularak iki eliyle yanaklarımı kavramıştı.
"İyi misin canımın içi? Bir yerin mi ağrıyor?" diyerek dudaklarını kısa bir an alnıma bastıran adam, gözleriyle vücuduma bakarak, neremin ağrıdığını anlamaya çalışıyordu.
"Hastaneye gidelim mi?" Diye sorunca yüzünün endişeli hali katbekat artmıştı.
"Gidelim hemen" diyerek ayaklanmaya çalışan adamı elinden kavrayarak durdurmuştum. Ne oldu der gibi kaşlarını çatan adam tekrar oturmak zorunda kalmıştı.
"Öncesinde sana bir şey vermem gerek" dediğimde benim gülmemle iyice meraklanmıştı Barkın.
Koltukta arkama sakladığım küçük paketi alarak, onun kucağına bıraktığımda şaşkınca bana bakmış, sonraysa paketi kavramıştı.
"Ne ki bu?" diye sorduğunda bakışları ben ve paket arasında mekik dokuyordu.
"Aç bakalım beğenecek misin?" gülerek dediğimde daha fazla beklemeden paketi çözmeye başlamıştı.
Gülümseyerek, vereceği tepkileri takip ediyordum. Paketi açtıktan sonra gördüğü şeyle şokla başını yukarı kaldırarak bana bakmış, ardından tekrar aşağı salmıştı başını. Paketten tamamen kurtularak avucunda duran çift pembe çizgili, beyaz çubuğa baktı kocaman olmuş gözleriyle. Sonra tekrar bana baktı. Ağzını bir şeyler demek için açmak istedi fakat, vazgeçerek tekrar başını aşağı saldı ve inanamıyormuş gibi teste baktı. Bu hallerine dayanamayarak gülmüştüm.
"Bu, yani sen?" diyerek kekeleyen adam şu an çok tatlı gözüküyordu.
"Evet sevgilim, ben hamileyim" dediğimde gülüşlerimin arasından, sanki mümkünmüş gibi daha da açmıştı gözlerini.
Aniden ayağa fırlayarak beni de kucağına alan adam, bizi etrafında döndürmeye başlayınca kahkahama engel olamamıştım.
"Baba oluyorum" diye daha çok kendini inandırmak ister gibi yüksek sesle birkaç kez tekrar etmişti.
Aniden kucakladığı gibi de aniden beni yere bırakan adamla feleğim şaşmıştı. Dengemi sağlamama yardım ettikten sonra iki eli yanaklarımı kavramıştı.
"Baba oluyorum yani şimdi?" demişti şaşkınca.
"Ben anne olduğuma göre, sen de baba oluyorsun sevgilim," gülerek dediğim şeye o da gülmüştü. Sonraysa beni belimden kavrayarak bedenine yaslamış, sımsıkı sarılarak burnunu boyun girintime sokmuştu. Ben de anında parmak uçlarımda yükselerek kollarımı boynuna dolamıştım. Dudaklarını boynuma bastıran adamın öpücüğü içimi titretmişti.
Bir süre öylece kaldıktan sonra temasımızı kesen ben olmuştum. Zira bebeğimle tanışmak için bir an önce hastaneye gitmek istiyordum.
"Gidip bebeğimizle tanışalım mı? " Hevesli bir şekilde sorduğum soruyla gözlerinden pırıltılar geçmişti.
"Gidelim tabii" dediğinde gülerek yanağına sulu bir öpücük bıraktım.
"Hemen hazırlanıp geliyorum" dediğimde çoktan odamıza doğru ilerlemeye başlamıştım.
Odaya girdiğim gibi fazla oyalanmadan siyah taytımın üzerine beyaz büstiyerimi giyinmiştim. Üzerine de güz mevsimine uygun gömlek ceketimi geçirmiştim. Altına da beyaz spor ayakkabılarımı alınca kombin hazırdı. Saçlarımı salık bırakarak bir kaç asi tutamı tokayla tutturmuş, yüzüme nemlendirici, dudaklarımaysa parlatıcı sürdükten sonra çantamı alarak odadan çıkmıştım.
Aşağı indiğim gibi Barkın da oturduğu koltuktan kalkarak yanıma gelmiş, elimi tuttuktan sonra evden çıkmıştık.
Sessiz geçen yolculuğumuzda ara ara midemde kasılmalar hissetmiştim ki bunu yaklaşık bir haftadır hissediyordum. Ve galiba uzun bir süre daha hissedecektim.
Araba tanıdık binanın önünde durduğunda arabadan inerek parmaklarımızı kenetlemiş, içeriye adımlamaya başlamıştık.
Evlenmezden önce de bazen rutin kontrollerimi yapan jinekoloğum Bahar hanımın yanına gelmiştik. Yardımcısının yanına yaklaşarak sorduğumuzda henüz bizden önce iki kişinin olduğunu öğrenmemizle bekleme koltuklarına geçmiştik.
"Çok heyecanlıyım ya," gergin çıkan ses tonuma karşı kocam kolunu omuzuma atarak başımı göğsüne yaslamış, saçlarım arasına küçük bir öpücük kondurmuştu.
"Ben de güzelim," diyen adamın nefes alış verişlerinden güldüğünü anlamıştım...
Yaklaşık kırk beş dakika kadar heyecanla beklemenin ardından sıra bize gelmiş, içeri geçmiştik. Test yaptığımı anlattığımda Bahar hanım bizi ultrasona almıştı. Hem emin olmak için, hem de bebeğin durumlarını anlamak için.
Ultrasonun klavyelerine dokunuşlar ederek karnımda aleti hareket ettiren doktor ara ara sorular da soruyordu.
"Evet, Eda tahminen altı, altı buçuk haftalık hamilesin. Tebrik ediyorum." dikkatli bir şekilde ultrasona bakıyorduk hepimiz. Şaşırmıştım açıkçası. Neredeyse iki ay olacaktı hamileydim ama ben yeni anlıyordum.
"Bakın bebeğimiz burada" diyerek
parmağıyla ekranda olan siyahlığı gösterdiğinde gözlerimde biriken yaşlar aşağı doğru süzülmeye başlamıştı. Bakışlarımı kısa bir an Barkın'a çevirdiğimde onunda gözlerinin dolduğunu görmem uzun sürmemişti.
"Bu da miniğin kalp atışları" diyen doktorun bir kaç işlem yapmasıyla odayı bebeğimizin kalp atışlarının sesi doldurmuştu. Aman Allah2ım ne kadar da huzur vericiydi bu ses. Çokça mutluluk vaat ediyordu.
Elimi Barkın'a doğru uzattığımda o da bekliyormuş gibi hemen sımsıkı kavramıştı. İstem dışı kapanan gözlerim ve gülümsememle dinliyordum odada yankılanan küçüğümün kalp atışlarını...
Sonra doktor işlemleri tamamlamış, karnımı silmem için peçete bırakarak bizi içeri odaya çağırmıştı.
"Çok güzel değil miydi?" dedim bir yandan da karnımı temizlerken. Barkın da bana yardım ederek doğrulmamı sağlamıştı.
"Çok güzeldi. Teşekkür ederim canımın içi. Bize bu mutluğu yaşattığın ve yaşatacağın için," diyerek dudaklarını alnıma bastıran adamla gözlerim kapanmıştı.
Şu an tek dileğim bebeğimi sağ salim kucağıma alacağım günün bir an önce gelmesiydi.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
🦋
•••••
30.cu bölümün de sonuna geldik okurcanlarım.
29.10.2020
Eda ve Barkın'dan yazmak istedim bu kez.
Umarım onları da severek okursunuz.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Keyifli okumalar💛
Sağlıcakla kalın 💜💜💜
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.95k Okunma |
585 Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |