24. Bölüm

~Bölüm:23~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri

🦋
••••

*Aşkın hikâyesini, durmaksızın feryâd eden bülbüle değil. Sessiz sedasız can veren pervanelere sor.....
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Uzun zaman önce bir kitapta okuduğum bir cümle vardı ki altını kalın kalemle defalarca çizmiştim. O kadar hoşuma gitmişti ki o fikir. Kitabın adını hatırlayamasam da o cümle çok net aklımdaydı. Şöyle diyordu yazar: "Aşk ateşten bir parçadır; önce ruhunu aydınlatır, sonra bedenini ısıtır. Ama illaki yakarak benliğini kavurur"...

Bu fikir o zamanlar sadece hoşuma gitse de, şimdi çok daha iyi anlıyordum. Aşk gerçekten de yazarın konumlandırdığı gibiydi çünkü.

Bunu yaşayarak anlamıştım. Pamir ve benim için yazmıştı sanki yazar kelimeleri. Ateşten parça olan aşkımız önce ruhumuzu aydınlatarak, içimizi ısıtmıştı. Fakat yine yazarın dediği gibi illaki yakmıştı bizi. Yakmaya da devam edecekti...

Pamir ve ben farklıydık. Zaten zıt kutuplar çeker ya birbirini. Öyleydik işte. Ama seviyordum onu, daha ilk tanıdığım anda hayatımı değiştireceğini anlamıştım.

Araba da uyuyakalan adama bakıyordum yaklaşık beş dakikadır. Tüm geceyi böyle rahatsız mı geçirmişti acaba? Düşüncesi bile canımı sıkmaya yetmişti.

Derince nefes alarak yumruğumu sıktım ve hafifçe arabanın camını tıklattım iki kere. Anında irkilerek uykusundan uyanan adam kendine gelmeye çalışıyordu.

Birkaç kez gözlerini kırpıştırdıktan sonra nihayet bakışları beni bulmuştu. İlk önce şaşırsa da kendini toparlayarak arabadan inmek istediğinde elimle durmasını belirterek inmesine izin vermedim.

Kendim arabanın etrafında yarı tur atarak ön kapıyı açtım ve hiçbir şey demeden arabaya bindim. Ve sanki her şey çok normalmiş gibi kemerimi de takarak arabayı çalıştırmasını bekledim.

Dengesi şaşmış Pamir arabaya bineceğimi beklemiyor olacak ki çok şaşırmıştı. Fakat kısa sürede toparlanarak arabayı çalıştırdı. O da bana eşlik ederek hiçbir şey demiyordu, ya da diyemiyordu...

Bir süre bu sessizlik oyununu devam ettirdik. İkimiz de ne konuşuyor ne de birbirimize bakıyorduk. Yapamıyorduk belki de. Çünkü ikimizde haklıydık. O benimle o şekilde davranmamalı, öfkesine yenik düşmemeli ve beni dinlemeliydi. Fakat bana bilerek zarar vermediğini bildiğim halde ben de biraz fazla tepki vermiştim. En azından onu öyle arkamda bırakmamalı, beni eve kadar getirmesine izin vermeliydim. Sonra ikimiz de kafamızı toplayınca konuşacaktık zaten... Zira bunu yapmadığıma daha Mehmet'in arabasına bindiğim an pişman olmuştum, fakat geri de dönememiştim.

Uzanıp giden sessizlik oyunundan sıkılmış olacak ki ani bir frenle arabayı sağa çekerek, kemerini çıkardı ve tamamen bana döndü bakışları.

Ben de aynı onun gibi kemerimi çıkararak bakışlarımı ona çevirdim.
Fakat yine ikimiz de konuşmuyorduk, sanki yemin etmiştik susacağımıza dair.

"Tüm geceyi araba da mı geçirdin?" dedim sonunda ölüm gibi uzayan sessizliği bozarak.

"Evet" dedi sadece, bakışlarını kaçırıyordu. Galiba ne diyeceğini, nasıl davranacağını bilmiyordu.

"Neden beni çağırmadın?" diye sordum. Orada bekleme nedeninin ben olduğunu ikimiz de gayet iyi biliyorduk.

"Çağıramadım, yapamadım. Ne aramaya yüzüm geldi, ne de kapını çalmaya," dediği an artık gözlerim dolmaya başlamıştı. Ah be adam ne hallere saldın bizi.

"Ağlama lütfen, zaten yeterince ağlattım seni," dediğinde acı çeker gibi, yüreğimden bir şeyler koparak döküldü. Çok pişmandı istemeyerek yaptığı şeyden ötürü. Bu benim canımı fazlasıyla yaktı. Gözümden damlaların düşmesine engel olamadım.

Elini havaya kaldırarak gözyaşlarımı silmek istedi fakat yapmadı. Tereddüt ediyordu, ve bunun nedeni benim verdiğim aşırı tepkilerdi. Şimdi fark ediyordum onun beni dağıttığı kadar ben de onu dağıtmıştım. Sanırım biraz bencilce davranmıştım.

Tereddütlü halleri içimi yakıyordu, bana dokunmak istiyor, fakat vereceğim tepkiyi kestiremediği için yapamıyordu.

O yüzden tüm cesaretimi toplayarak, sonradan çok utanacağım şeyi yapmaya karar verdim.

Yerimde doğrularak Pamir'e taraf yaklaştım ve iki elimle yüzünü kavrayarak dudaklarımı dudaklarıyla kavuşturdum. Anında kaskatı kesilmişti. Şaşırmıştı hem de çok.
Dudaklarımı hareket ettirmeden bir süre bekleyerek ona zaman tanıdım.

Kendine gelmeyi başardığında minik öpücüğüme büyük bir açlıkla karşılık vermeye başladı. Birbirimize diyemediklerimizi söylemek ister gibi öpüyorduk. Pişmanlık, özlem, tutku dolu öpüşmemize dudaklarımızdan sonra dillerimiz de eşlik etmişti.

Dudak darbeleri iyice hızlanan ve sertleşen adam elinin birini belime indirerek beni sarmaladı ve heyecandan dolayı hafifleyen bedenimi kolayca kucağına çekti. Dudaklarımızı bir saniye bile ayırmadan yapmıştı tüm bunları.

Nefessiz kaldığımı anladığımda istemeyerek de olsa kesmiştim dudaklarımızın temasını.
Nefese nefese bir şekilde birbirimize bakıyorduk. Bakışlarının derinliğinden etkilenerek bakışlarımı kaçırmıştım.

Kemikli parmaklarıyla çenemi kavrayarak yüzüne bakmamı sağlamıştı tekrardan.

"Güzelim" dedi hala kucağında oturduğum adam soru sorar gibi, devamını getiremeyerek.

"Efendim" dedim sanki dün hiç yaşanmamış, biz hiç parçalanmamışız gibi.

"Özür dilerim, yaşattığım acıyı hafifletmese de özür..." cümlesini bitirmesine izin vermeyerek parmaklarımı dudaklarına bastırdım. Bilmiyorum, dün o kadar özür dilemişti zaten. Artık duymak istemiyordum o pişmanlık kokan sesini. Dengesizdim ben de onun gibi. İki günde beni de kendine benzetmeyi başarmıştı.

"Özür dileme artık" dedim nihayet doğru düzgün bir şeyler konuşmayı başararak.

"Affettin mi beni?" diye sordu küçük çocuk edasıyla. Karşımda oturan adam şuan küçük çocuktan farksızdı. Affetmiştim. Zaten kırılmamıştım ki, sadece hiç beklemediğim şekilde gelişmişti olaylar. Bunda hiç birimizin suçu yoktu.

"Affettim. Peki sen beni affettin mi?" dedim tekrardan dopdolu olan gözlerimle. Sonuçta onu o durumda yalnız bırakmakla ben de hata yapmıştım.
Sorduğum soruya çok şaşırmıştı, zira neye kırılmalı olduğunu bilmeyecek kadar kendini suçlu hissediyordu karşımda ki adam. Oysa ki en başından yaşadıklarının, yaşadıkları sonucu yaptıklarının hiç birinde onun suçu yoktu.

Gözlerimden dökülen yaşlara kaşlarını çatmıştı. Sonunda dayanamayarak kocaman hıçkırdım. Yaralı adamımın yaşadıklarına, onun bu hale gelmesine sebep olan acılarına ağladım. Kendime kızdım, onu acısıyla boğuşurken yalnız bıraktığım, kendi canımın acısını düşünerek bencilce davrandığım için.

"Ben de özür dilerim sevgilim, seni o durumda, öylece arkamda bırakıp gittiğim için. Bencilce davranarak, senin hislerini önemsemediğim için," dedim hıçkırarak, ağlamama dayanamayarak kafamı göğsüne bastırınca, ben de ona sokuldum. Kafamı boyun girintisine gömmüştüm anında.

"Güzel gözlüm, sen bencil değilsin ki, lütfen yapma böyle, ayrıca senin hiçbir suçun yok. Özür dileyecek bir şey de yok. Ağlayarak, canımı yakma daha fazla" dedi saçlarımı okşayarak. Hâlâ kucağında yan şekilde oturuyordum ve bacaklarımı kendi koltuğuma uzatmıştım. Sanki küçük bebekmişim gibi duruyordum kucağında şuan. Ve bundan hiçbirimiz şikayetçi değildik.

Bir süre öylece kalarak kokusunu soludum. At kuyruğu yaptığım belime kadar uzanan saçlarımın tokasını çözdü ve salık bıraktığı saçlarım arasına daldırdı burnunu.

"Kokun kadın, bu dünyadaki cennetim olmuş benim. Cennetimden mahrum kalacağım diye ne çok korktum biliyor musun?" dediğinde kendime kızdım bir kez daha onun böyle düşünmesine neden olduğum için.

"Pamir" dedim daha da sokularak bedenine, o da zaten bekliyormuş gibi daha çok sarmalamıştı beni.

"Pamir'in canı, Pamir'in kalbi" diye yanıtlamıştı beni. Sözleri yine beni benden almıştı güzel seven adamımın.

"Dediklerine rağmen dönmedim ya, gerçekten kırıldın mı bana?" dedim boğuk çıkan sesimle.

"Sıkma canımızı artık, üzülme de. Kırılmadım merak etme. O an ne yapsan haklıydın. Bunun için seni asla sorgulamam meleğim" dedi kemikli parmakları çenemi kaldırarak alnıma içimi titreten türden bir öpücük kondururken.
Başımı kaldırarak dudaklarımı çenesine bastırdım. Uzun ve derin bir buse kondurdum sevgimi aktarmak ister gibi.

"Peki şimdi ne olacak? Yani tehdit olayı" dedim bakışlarımı kaçırarak, sinirlendirmek istemezdim, fakat merakıma yenik düşmüştüm.

Sıkıldığımı, çekindiğimi anlamış olacak ki iki parmağının tersiyle yanağımı okşamaya başladı. Beni rahatlatmak istiyordu ve çok güzel de başarıyordu.

"Sen bunları düşünerek canını sıkma, ben halletmeye çalışacağım" dediğinde konuyu uzatmadım. Zira emindim o bile daha nasıl halledeceğini bilmiyordu. O yüzden başımı olumlu anlamda sallamakla yetinmiştim.

Hâlâ kucağında oturduğum gerçeğini hatırlayınca yerime geçmek için hareketlendim fakat belimde sıkılaşan kolları buna izin vermedi. Şaşkın bakışlar atarak ona döndüm.

"Pamirr" dedim sitem karışık sesimle. Neden bırakmıyordu ki şimdi? İkimiz de işe gidecektik daha.

"Söyle cennetim" kesinlikle aklımı karıştırmak için yapıyordu ve çok iyi başarıyordu. Bu adam böyle lafları nasıl söylüyordu hiç anlamıyorum.

"Bıraksan ya beni, geçsem artık yerime. Hani gidilecek ofislerimiz, yapılacak işlerimiz var ya bizim" dedim alay karışık sitemle tane tane söyleyerek lafları.

"Siktir et işleri, bence yerin burada çok rahat, ne gerek var kalkmana" dedi başını boynuma gömerek. Boynuma bıraktığı öpücük kalbimin ritmini değişmişti. Küfür etmesini bile seviyordum bu adamın.

"Haklısın sevgilim kucağın çok rahat, elimde olsa asla kalkmam buradan. Fakat şu an arabadayız ve yolun ortasındayız hadi bırak beni geçeyim" dedim sinirli olmasına özen gösterdiğim sesimle, fakat sinirli değildim ki.

"Demek evde devam etmek istiyorsun" dedi boynuma ıslak bir öpücük daha kondurarak şehvet rüzgarları esen ses tonunda. Aman Allah'ım bu adamın aklı neden sürekli bel altı çalışıyordu ki? Ben öyle bir şey ima etmemiştim ki.

"Ben öyle bir şey demedim " dedim sinirle, çünkü artık sinirleniyordum.
Pamir'se çapkınca gülüyordu. Pis adam işte.

"Peki nasıl bir şey dedin acaba?" dedi oyunbaz ses tonuyla. Ve her ne kadar kızsam da bu Pamir'i çok çok seviyordum.

"Ya pis misin acaba? Benimle dalga geçiyorsun şu an " dedim dudaklarımı büzerek küsgün bir edayla. Bakışları anında dudaklarıma kaymıştı.
Aniden dudaklarıma kısa ama etkili bir öpücük bırakarak yüreğimi hoplatmıştı. Kesinlikle beni kalpten götürecekti tutarsız, dengesiz hareketleri.

"İnsan sevdiği adama pis der mi hiç?" dedi küskün çıkarmaya çalıştığı ses tonuyla. Ama dalga geçtiği o kadar belli oluyordu ki.

"Demez mi?" dedim ben de onun gibi dalga geçer tonda.

"Nçç" diyerek cıklayan adama göz devirmemek elde değildi.

"Hadi sevgilim bırak artık " dedim hafif debelenerek. Gerçekten geç kalacaktık yav.

"Tamam, tamam " gülerek alnıma bir öpücük kondurmuş ve belimi sıkıca kavrayan elini gevşetmişti.
Ben de hemen yerime geçerek kemerimi takmıştım. Maazallah fikrini falan değişir, hiç gerek yok şimdi.

O ise arabayı çalıştırmayarak yerime geçerken açılan eteğimden dolayı gözüken dizimde olan yaraya bakıyordu. Evet ellerime göre dizlerimde, özellikle de sol dizimde olan yara daha derin ve büyük olunca en çok o dikkat çekiyordu.

"Acıyor mu hala?" dedi yeniden hüzne kapılmıştı ses tonu. Hayır ama ya, yine kötü olmamıza izin veremezdim.

"Acımıyor, seninle düzeldik ya artık acımıyor" dedim kocaman gülümseyerek. Tabii ki eteğimi de düzelterek, yarayı da örtmüştüm.

Dediklerim işe yaramış olacak ki o da gülerek avuç içlerime öpücük bırakmıştı. Daha sonraysa kemerini takarak arabayı çalıştırmıştı.

Başımı cama yaslayarak akıp giden yolu izliyordum düşünceler denizinde yüzerek. Pamir'le aramızda olan sorunu kısmen halletmiştik buna çok mutluydum. Fakat ikimiz de birbirimize karşı daha dikkatli, daha anlayışlı olmalıydık. Yoksa bu ve bunun gibi durumları sık sık yaşayacaktık. Ve ben asla bir daha böyle dağılmak istemiyordum.
O öfkesine yenik düşmemeyi öğrenmeliydi en azından bana karşı, zira ben onun emri altında çalışan çalışanı değildim. Ben de hislerime yenik düşmemeyi öğrenmeliydim. Onun yaşadıklarını, onun acılarını da karar verirken hesaba katmalıydım. Yoksa hep birbirimizi dağıtacaktık. Ve ben aşkı onunla yeni yeni tadarken, böyle şeyler kesinlikle istemiyordum.

"Lalin" diyerek hafif yüksek sesle adımı sesleyen adamla yerimde irkilerek bakışlarımı ona çevirdim.

"Efendim" dedim zar zor toparlanarak, o kadar dalmıştım ki düşüncelere.

"Güzelim, bir sorun mu var? İki saattir sesleniyorum duymuyorsun, sizin ofise geldik onu bile fark etmedin" dediğinde hızlıca başımı çevirerek camdan dışarı baktım. Anında şaşkınlıktan alt dudağım aşağı doğru kaymıştı, o kadar dalmışım ki arabanın durmasını bile anlamamışım.

"Yok ya, ben sadece dalmışım" dedim hala şaşkın bakışlar atıyordum. Sanki yeni uykudan uyanmıştım. Pamir'se kuşkulu bakışlarla bir sorun olup olmadığını çözmek ister gibi bakıyordu hala. O yüzden gülümsedim.

"Sevgilim, gerçekten sorun yok, sadece dalmışım yolu izlerken" dedim, yanağına da küçük bir buse kondurarak. Nihayet ikna etmeyi de başarmıştım.

"Tamam güzelim, akşam bize geçelim mi? Fatih'te seni görünce sevinecek?" dediğinde gidemeyeceğim için üzüldüm. Zira Fatih'i yaşadıklarımızdan sonra görsem çok iyi olacaktı.

"Çok isterdim, ama gelemem" dediğimde anında kaşları çatılmıştı.

"Neden ki?" dedi sorgulayıcı ses tonunda.

"Hava alanına gideceğim" dediğimde anında pişman olmuştum. Nereden bilsin neden gideceğimi, açık açık söyleseydim ya.

"Ne işin var hava alanında?" kaşları çatılmaktan düz bir çizgi haline gelen adamın ses tonu da huysuzca çıkıyordu.

"Annemin akşam uçağı kalkıyor, onu uğurlayacağım canım. Hani demiştim ya İzmir'e gitmek istiyor diye." dedim gülümseyerek, çatık kaşları düzelmiş, rahatlamıştı.

"Ben gelip iş çıkışı seni alırım, anneni beraber götürürüz hava alanına" dedikleri, beni düşünmesi içimi sıcacık etse de, aklıma gelen şeyle yüzüm düşmüştü.

"İyi de, annem bizi bilmiyor ki" dedim gözlerimi kocaman açarak

"Yav ne tatlısın sen" diyerek parmağıyla burnuma hafif bir fiske vuran adam beni dumura uğratmıştı. Ben ne diyorum? O ne diyor Allah aşkına.

"Sevgilim" dedim alaylı çıkan ses tonumla, "Ben ne diyorum, sen ne diyorsun, Allah aşkına, annem diyorum, bizi bilmiyor diyorum. Birlikte olsak halimizden anında anlayacak, biliyorum ben annemi" diyerek ekledim. Ayrıca haklıydım. Nevin Sultan'dı bu, illa ki anlardı.

"Anlasın bebeğim, sorun yok, hatta istersen konuşalım, ya da yalnız konuşmak istersen öyle yap." dediğinde bir kez daha şaşırmıştım. Zaten annem benim hislerime saygı duyacaktı, fakat Pamir henüz hazır olmaz diye düşünüyordum ben. Şu an büyük yanıldığımı anlamıştım.

"Sorun yok diyorsan öyle olsun, akşama görüşürüz o zaman, seni seviyorum" dedim dudağıyla yanağının kavuştuğu çizgiye küçük bir öpücük kondurarak, ani itirafıma şaşkın bakışlar atan adama gülümsedim. Fakat o kendisini çabucak toparlamıştı.

"Ben de seni seviyorum cennetim" diyerek alnıma uzun bir öpücük kondurmuştu. Cennetim, ne de güzel hitap şekliydi.

Nihayet Pamir'den ayrıla bildiğimde ofise girmeyi başarmıştım. Bugün yoğun günüm olduğu için içeri adımımı attıktan sonra zaman nasıl geçmişti hiç anlamıştım. İlk seansım Fatih'le aynı dönemlerde terapiye başlayan Nehir'le olmuştu. Ailesinin üzerinde kurduğu baskının üzerine yeni kardeş doğumu kıskançlığı da eklenince Gülay hanım kızı Nehir'i yanıma getirmişti. Çok tatlı, uslu ve sakin bir kız olan Nehir'le geçtiğimiz şu üç ayı aşkın sürede beni fazla zorlamamıştı. Babası ve annesini de bazı seanslarıma katarak, daha etkili sonuçlar almıştım. Aynı zamanda benimle geçirdiği şu zamanda yanıma gelen tüm çocuklar gibi beni çok sevmiş, seansların bitmemesi için ısrarlar etmişti. Fakat ona güzelce anlatmıştım ki, beni görmesi için seansa gerek yok, istediği zaman gelip göre bilir. Böylelikle de az da olsa rahatlamıştı küçük hanım.

Bugün bir tane de yeni çocuk başlamıştı seanslara. Beş yaşında olan Nilay birkaç ay önce babasını trafik kazası sonucu kaybetmişti ve durumu çok kötüydü. Fakat onunla başlayacağımız yolda başarı elde edeceğimden emindim. İlk görüş olduğu için onu fazla sıkmamıştım. Fakat yaşına göre sergilediği olgun davranışlarıyla zeki bir çocuk olduğunu anlamam da uzun sürmemişti...

Yorucu geçen iş günüm nihayet bittiğinde toparlanarak odamdan çıkmıştım. Zira ofis sakinlikti. Genelde de en son ben çıktığım için böyle oluyordu zaten.

"Ben yarın işe gelmeyeceğim Lalin hanım, izin aldım. Haberiniz olsun diye söylemek istedim." Melis yanından geçerken ona iyi günler dilediğimde aynı şekilde cevap verdikten sonra, izinli olduğunu belirtmişti.

"Tamam canım, bir sorun yoktur umarım?" dediğimde kocaman gülümsemişti.

"Hayır, en yakın arkadaşımın nişanı var, o yüzden" dediğinde ben de gülümsedim.

"Yaa, tebrik ediyorum." dedim içten bir şekilde.

"Teşekkür ederim," utangaç edayla konuşan kıza gülümseyerek, çıkışa doğru yöneldim.

Dışarı çıktığımda sevdiğim adamın gelmiş olduğunu görünce gülümsemem genişlenmişti. Adımlarımı hızlandırarak yanına vardığımda kollarımı boynuna dolamıştım. Sabah beraber olmamıza rağmen özlemiştim. Onunda elleri hemen beni sarıp sarmalamıştı.

"Özledim" dedi kokumu derince nefesler alarak içine çeken adam.

"Ben de" dedim gülümseyerek, istemeyerek de olsa ayrıldım ondan. Zira annem geç kalacaktı uçağa.

"Gidelim mi?" diye sorduğumda şakağıma bir öpücük bıraktıktan sonra benim için arabanın kapısını açmıştı.

"Gidelim" dediğinde, açtığı kapıdan içeri geçmemle kemerimi de takmıştım. O da kendi yerine, direksiyon arkasına geçince yola koyulmuştuk...

Sessiz, sakin geçen yolculuğumuz sonucu eve varmıştık. Vakit kaybetmeden arabadan inerek eve geçmiş, soluğu annemin odasında almıştım.

"Hazır mısın cennet kokulum?" dedim annemin yanına varırken, yanağına öpücük kondurmayı da ihmal etmemiştim.

"Hazırım ben, taksi çağırdın mı sen?" diye soran annemle bakışlarımı kaçırmıştım. Pamir'in taksiye benzeyen bir hali mi vardı Allah aşkına. Galiba ayvayı yemiştim.

"Şey, anneciğim taksiye gerek yok. Pamir bırakacak bizi" deyiverdim bir çırpıda. Korkunun ecele faydası yok. Annem şaşırmıştı, çok hem de.

"Şu bize yardım eden Pamir mi?" diye sordu. Daha çok bildiği şeyin onayını bekleyen insan edasıyla.

"Ta kendisi" dediğimde şaşkın bakışların yerini kuşkucu bakışlar almıştı.

"Siz ne sıkı fıkısınız şu Pamir'le, sürekli bir yardımlaşmalar, konuşmalar falan. Aranızda bir şey mi var yoksa?" al işte. Buyur buradan bak. Demiştim ama değil mi daha ilk dakikadan anlar diye.

"Şey aslında, " diye geveliyordum ki annem lafımı bıçak misali bölmüştü.

"Sevgilisiniz değil mi? Benim neden şimdi haberim oluyor?" dediğinde şaşkına dönen taraf ben olmuştum. Bir dur be anneciğim. Daha ben de sindiremedim ki sevgili olduğumuzu.

"Uçtun be Nevin Sultan. Bir hafta bile olmadı ki, ben bile alışamadım daha. Çok hızlı gelişti olaylar valla bak" dediğimde kısık bakışlar atan gözleri düzelmemişti.

"Bunun ifadesini sonra alacağım, şimdi ucuz yırttın. Uçağa dua et sen." diyen anneme zoraki gülümsedim. Ama gerçekten de çok yeniydi. Hemen her şeyi anında annesine anlatan liseli kız mıydım ben Allah aşkına?

Kapıdan çıktığımızda Pamir benim elimde olan annemin valizini görünce hemen yanıma gelerek elimden almıştı valizi. Tabii bu da annemin gözünden kaçmayınca beğeni dolu bakışlarla Pamir'i süzmüştü. Zaten yardımlarından dolayı Pamir'i çok seviyordu. O yüzden içten içe bizim duruma sevindiğinden emindim.

"Merhaba, Nevin Hanım. Nasılsınız?" diye sorunca Pamir, annem bana kısa bir bakış atarak Pamir'e dönmüştü. Fakat o bakışın be ifade ettiğini anlamamıştım.

"İyiyim Pamir oğlum sağ olasın, sen nasılsın?" dediğinde annem içten bir şekilde gülümsemeyi ihmal etmemişti... Annemin benden ve babamdan sonra, böyle içten davranışlar sergilediği nadir insanlardandı Pamir. Bunda Pamir'in cenaze de yaptıkları iyiliklerin de etkisi büyüktü tabii. Ve onların iyi anlaşması da beni içten içe mutlu ediyordu.

"Ben de iyiyim, teşekkürler" diyerek kibarca yanıtlamıştı sevdiğim adam.

"Çok şükür iyiyiz, fakat bana Nevin teyze dersen daha güzel olur, Hanım biraz yabancı kalıyor da" diyerek gülen annemle küçük çaplı şok yaşamıştım. Benim annem, hani her kesle mesafeli davranan kadına ne olmuştu yav? Galiba damat adayını sınavdan geçiren kayınvalide havasına girmişti bile Nevin Sultan...

"Peki, Nevin teyze." gülerek annemle hemfikir olan Pamir de beni şaşırtmıştı. Bunlar iyice havalara girmeden olaya el atmam şart olmuştu. Zira isteme düzenleyerek, kaynana damat ilişkilerine girmeleri an meselesiydi(!)

"Gitsek mi artık. Uçak kalkacak ya" dediğimde boğazımı temizleyerek. Nihayet ikilinin bakışları beni bulmuştu. Şükür yani, bir ara unutulduğumu bile sanmıştım.

"Önden buyurun hanımlar" diyerek havalı bir şekilde eliyle bize yol gösteren adama hayran kalmamak elde değildi.

Biz arabasına binince o da annemin valizini yerleştirmiş, sonra kendisi de arabaya binmişti. Böylelikle de Nevin hanımı, ah pardon ya Nevin teyzesini(!) uğurlamak için arabayı çalıştırmıştı Pamir...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

🦋
•••••

Evet, değerli okurlar 23. Bölümün de sonuna geldik.
10.10.2020

Oy ve yorumlarınızı beni mutlu eder çook. Eksik etmeyin lütfen...

Keyifli okumalar dilerim...

Sağlıcakla kalın 💚💚💚💚💚💚

Bölüm : 27.02.2026 00:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...