15. Bölüm

~Bölüm:14~

Parvin Ağardan
papatyahikayeleri


🦋
••••

*Sevgiden korkuyorum, çünkü bizim anlayışımızın ötesinde olan şeyleri içeriyor; çok parlak bir ışık tutuyor, ancak bıraktığı gölge beni korkutuyor." (Paulo Coelho.)
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Eda'dan:
•••••••••••••

Yorgun geçen bir iş gününün daha sonuna varmanın rahatlığıyla evimizin bahçesinden içeri giriyordum. Fakat evden çıkan Barkın'ı görmemle kaşlarım çatıldı. Suratı düşmüş, endişeli gözüküyordu. Cesur'la hararetli bir şekilde konuşurken beni fark etmişti.

"Hani sen eve gidecektin, sevgilim?" dedim yanına yaklaşınca. Ama gözlerini kaçıran adamla bir şeylerin ters gittiğini anlamam uzun sürmemişti.

"Bir şey mi oldu?" dediğimde derince gözlerime baktı. Hayır ama yaa düşündüğüm şey olmasın lütfen.

"Evet, Kozcuğolu iti yine yapmış yapacağını," dediği an dünya etrafımda dönmeye başlamıştı bile. O şeref yoksunu adamın adını her duyduğumda kalbimde sakladığım tüm yaralarım gün yüzüne çıkıyordu. Boş bulunarak bir adım sendeleyince elini belime atmıştı sevdiğim adam.

"Güzelim benim, sakin olur musun?" dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. Böyle tehditler yapıyordu bazen. Fakat hasta oğlu yüzünden fazla uğraşamıyordu bizimle. Bir insanın hasta olmasına sevinir miydiniz? Ben seviniyordum. Belki de bencildim, belki de değildim, bilemiyorum. Çünkü bir kayıp, bir felaket daha kaldıramazdı zaten kocaman enkazlara şahitlik eden, defalarca parçalanarak ağır yaralar alan yüreğim.
Babamın ona yaptıkları yüzünden şimdi hırsını bizden alan Selim Kozcuoğlu gözü dönmüş bir şerefsizdi.

"Abim ne durumda? Nasıl sinirlenmiştir şimdi" soru dolu masum bakışlarla ona baktığımda hafif gülümseyerek bedenimi daha sıkı sardı. Alnımla saçlarımın kavuştuğu çizgiyi de sevgi dolu öpücüğüyle mühürlemeyi ihmal etmemişti.

"Sinirlenmedi diyemem. Boş bir tehdit de olabilir. Fakat yine de önlem almalıyız," diyen adamla gözlerim dolmuştu bile. Zaten çabuk duygulanan biriydim.

"Bir şey olmaz değil mi?" dediğimde sesim titremiş, sağ gözümden tek damlanın kayıp gitmesine engel olamamıştım. Anında kemikli, iri parmağı yanağımı bulmuştu.

"Şşşh, canımın içi yapma ama böyle. Olmayacak bir şey. Sıkma canını sen." O da en az benim kadar endişeliydi. Fakat sırf ben üzülmeyeyim diye duygularını saklamaya çalışıyordu. Ben de onu sıkmamak için başımı olumlu anlamda sallayarak, konuyu değiştirdim.

"Peki, şimdi nereye gidiyorsun?" dedim merak karışmış sesimle.

"Ofise geçip birkaç dosya alacağım. Sonra da eve gidip, oradan çalışacağım" dediğinde dudaklarımı dudaklarına bastırarak kısa ama tutkulu bir öpücük bıraktım.

"Eve varınca arasın beni" parlayan gözlerle beni izleyen adama gülmeden edememiştim.

"Tamam, birtanem" diye karşılık veren adam da aynı benim gibi dudağımdan öpmüştü...

Evden içeri girdiğimde hemen merdivenleri çıkarak abime bakmaya karar vermiştim. Kesin çalışma odasında olacağı için rotamı oraya almıştım. Fakat kapısının açık olduğunu görünce şaşırmıştım. Ağabeyim asla kapıyı açık bırakmaz ki. O yüzden hızla koşarak odadan içeri girdim, ah pardon odaya bodoslama dalmış olabilirim.

İçeri girdiğimde dağınık oda, yere düşmüş sehpa, her tarafa saçılmış şişe parçaları, eli sargılı ağabeyimi görünce yerimde donmuştum.

"Ağabey ne oldu sana?" tam ağabeyime doğru biraz daha yakınlaşacaktım fakat yeni fark ettiğim şeyle gözlerim far görmüş tavşan misali açılmıştı. Lalin ve ağabeyim dip dibe oturuyordu. Oha aralarında bir şey mi vardı yoksa? Hoş ağabeyimin Lalin'e karşı boş olmadığının gayet farkındayım. Ama sevgili olmak ve ağabeyim. İşte buna inanmam pek mümkün değildi. Sonuçta konu Pamir Karabulut idi. Değil mi?

"Önemli bir şey yok, güzelim" diyen ağabeyimle herkes şoktan çıkmıştı sanki. Lalin'de hızla ayağa kalkmıştı. Fakat öyle kolay kaçamazdı. İfadesini alacaktım artık.

"Ben artık gideyim" diyen Lalin masum kediler gibi bakışlar atıyordu. Bu kız fazla tatlıydı yav.

Benimle görüşmek için bana doğru yaklaşınca direk ona sarıldım.

"İfadeni almayacağımı sanma" kulağına iğneleyici bir tonda fısıldadığımda duraksamıştı.

"Sadece ağabeyinin elini sardım" ben de yedim. Eda çocuktu zaten.

"Hıhı. Domuzlar da uçuyordu zaten," dediğimde benden ayrılan kızın gözleri şokla açılmıştı. Bense omuz silkerek gülmekle yetindim. Haklıydım sonuçta. İkisi de hoşlanıyordu işte. Hatta belki de daha fazlası. Aşık bile olabilirler. Babasının cenazesinde ağabeyimin yaptıkları, Lalin'i bir an bile yalnız bırakmamasını da düşünürsek neden olmasındı?
İmalı bakışlar atmayı da ihmal etmeyince anında kaşları çatılmıştı. Fakat bir şey demeyerek tekrar hoşça kalın dileklerini bildirdi ve odadan çıktı. Ağabeyiminse bakışları giden kızdaydı.

Az önce Lalin'in oturduğu yere oturduğumda nihayet dikkatini bana vere bilmişti (!)

"İyi misin ağabey. Hastaneye mi gitsek acaba?" diye sorarak eline bakındım. Yarası ne kadar derindi göremiyordum. Fakat odanın da halini eklersem durum ciddiydi.

"İyiyim kıvırcığım, merak etme" çocukluk lakabımı kullanınca gülümsemiştim. Fakat aklıma gelen şeyle gülüşümün yerini endişe aldı.

"O bir şey yapamayacak değil mi?" neyden ve kimden bahsettiğimi iyi bildiği için derince nefes aldı. Ya da sinirden dolayı burnundan solumuştu. Bilemiyordum.

"Yapamayacak elbette. Ağabeyine güvenmiyor musun yoksa?" dediğinde gülümseyerek başımı omuzuna yasladım. Anında kolları belimi, dudakları kıvırcık saçlarımı bulmuştu.

"Güveniyorum tabii." dediğimde o da gülmüştü. Nadiren gülen ağabeyim çok güzel gülüyordu. Keşke hep gülümsese.

"Aferin güzelime" demişti son olarak. Bu konular her açıldığında çok üzüldüğümü bildiği için işi şakaya vurmuştu. Bunu anladığım için ona ayak uydurmayı seçmiştim. Zira iki yaralı yüreğin, birbirini teselli etme şekliydi bu... Ya da bir süre de olsa sorunları erteleme yöntemi...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Lalin'den:
••••••••••••••

Pazar sabahına uyandığım için biraz yatakta fazladan kaldıktan sonra güne başlamıştım...

Dün Eda'nın yaptığı imalardan sonra yüzüm utançtan pancara dönmüş bir şekilde koşar adım oradan uzaklaşmıştım. Hem de ısrarla bana bakan adama bakmayarak. Kendimle büyük bir mücadeleye girerek bakmamayı başarmıştım...

Eda'nın bakışları hiç hayır barındırmıyor, ifademi sonra alacağını bas bas bağırıyordu sanki.
Kendime itiraf etmeye çekinsem bile Pamir'e çekilirken buluyordum kendimi. İşin garip yanı bu durumun yanlış olduğunu bilsem de, pişman olamıyordum. Her ne kadar aramızda bir şey olmayacağını bilsem de...

Düşüncelerimin gittiği yönü beğenemeyerek yataktan kalktım. Komodinin üzerinde olan saate baktığımda 10 buçuk olduğunu gördüm. Şaşırmıştım. Bu kadar uyumuş muydum?
Banyo da rutin işlerimi hallettikten sonra siyah taytımı ve siyah askılı bluzumu üzerime geçirerek saçlarımı tepemde topuz yaptıktan sonra odamdan çıktım.

Bugün öğlen Fatih bize gelecekti. Evet ek seans salarak ona çoktan verdiğim sözü yerine getirecektim. Dün akşam eve geldikten sonra tabii ki Eda dayanamayarak beni aramıştı, fakat benim geçiştirir gibi verdiğim cevaplardan sonra oflayarak konuyu değiştirmişti. Tabii ki Fatih'ten konuşmuştuk. Böylelikle ben de bize gelmesini istemiştim. Pamir'in de çok önceden haberi olduğu için sorun olacağını sanmıyordum. Ve olmamıştı da.

"Günaydın, annem" diyerek salonda kahve içen annemin yanağına öpücük kondurdum. Anında boşta kalan eli yanağımı bulmuştu.

"Günaydın, güzel kızım" dediğinde içim sıcacık olmuştu.

"Ee Neden yalnızsın? Gamze'ler nerede?" diyerek şaşkınca etrafa bakınarak sormuştum sorumu. Pazar sabahı erkenden nereye gitmişlerdi ki?

"Gamze'nin sevgilisinin doğum günüymüş galiba, hediye almaya çıktılar" dediğinde jeton benimde kafama düşmüş oldu. Tabii ya, bugün Cenk'in doğum günüydü. Hatta Gamze ve iş arkadaşları Cenk için küçük bir organizasyon düzenlemeyi planlıyorlardı. Ben bile hediyemi almıştım. Nasıl unuturdum anlamıyorum.

"Anladım. Ben gideyim bir şeyler hazırlayayım. Hani sana anlatmıştım ya Fatih, bugün bize gelecek " dediğimde annem onaylar bakışlar attı.

"Evet, ama öncesinde kahvaltı yap kuzum, sonra tansiyonun düşüyor," ah kesinlikle çok haklıydı. Hafiften kırışmaya başlamış ellerinden öperek başımı sallamakla yetindim. Annem ve ben birbirimizi üzmemek için babamdan pek konuşmasak da ikimizin de yüreğinin ortasında bir kor vardı. Durmaksızın yanarak canımızı yakan bir kor. Babamın alevlendirdiği ateşti o... Ne yaşarsak yaşayalım izlerinin hep kalacağı ateş...

Mutfağa geçtiğim de ilk olarak atıştırmalık bir şeyler hazırlamış, karnımı doyurmuştum. Ardından kollarımı sıvayarak Fatih'e ikramlıklar hazırlamaya başladım...

İki saat kadar uğraşlarımın sonucunda kalp desenli çikolatalı kurabiyeler ve üzerini çilek kremasıyla süslediğim cupcake'ler yapmıştım. Çok zaman kaybetmemek adına az yapmıştım, ama nefis gözüküyordu. Bu süreçte bir kere annem de yanıma yardım etmek için gelmişti. Fakat izin vermemiştim. Zaten yeni yeni toparlanıyordu, kendini yoracak şeylerden uzak durmalıydı. Her ne kadar ikimiz de babamı asla unutmuyor olsak da, hayat bir şekilde devam ediyor, biz de akışa ayak uydurmaya çalışıyorduk. Ayrıca bundan başka çaremiz yoktu, buna bir nevi mecburduk... Yoksa acılarımızın ağırlığıyla ezilerek, paramparça olurduk...

Düşüncelerimden beni ayıran şey kapının çalması olmuştu. Dolan gözlerimdeki yaşların akmasını engelleyerek gülümseye çalıştım.
Kapıyı açtığımda Mehmet ve Fatih'i görmemle gülümsemem zaten büyümüştü.

"Hoş geldiniz." dediğimde gözlerinin içine kadar gülen çocuktan farklı olarak ifadesizce bakan Mehmet cevap vermişti.

"Hoş bulduk Lalin Hanım. Bu çantada birkaç eşya var Eda hanım hazırladı" bana uzattığı çantayı alırken bir elimle de Fatih'in elini kavrayarak onu da içeri soktum.

"Anladım, siz buyurmaz mısınız içeri?" nazik bir şekilde sorduğum soruya şaşırmıştı. Fakat hemen kendini toparladı.

"Davetiniz için teşekkür ederim, fakat gitmeliyim" diyen adam cevap vermemi beklemeden gitmişti bile. Bense sadece omuz silktim. Zaten gelmeyeceğini biliyordum, fakat ayıp olmasın diye sormuştum işte.

"Hoş geldin, bebeğim" düşüncelerimden arınarak boyumu Fatih'le aynı hizaya getirmek için eğildim.

"Hoş buldum Lalin abla" diyen çocuğun yanağını öptüğümde kıkırdamasına engel olamamıştı. O da beni öperek karşılık verdi.

"Nasılsın bakalım?" diye sorarken bir yandan da elinden tutarak salona doğru ilerliyordum.

"İyiyim, siz nasılsınız?" ah bu çocuğun böylesi saygılı konuşması beni benden alıyordu. Lafları seçerek, konuşmasına özen gösteriyordu. Bu davranış bu yaşta olan çocuk için büyük başarıydı.

"İyiyim, canım ben de" salona girerken etrafa bakınan Fatih'in gözleri en son ona doğru gülümseyerek bakan annemde takılmıştı.

"Seni annemle tanıştırayım, hadi gel" başını sallayan çocuğu annemin yanına götürdüm.

"Bebeğim, bu benim annem Nevin. Anneciğim bu da Fatih" diyerek onları tanışdırdığımda annem hafif kırışmış elleriyle Fatih'in saçlarını okşadı. Sevgisini katarak. Annem zaten çocukları çok severdi.

"Memnun oldum Fatihciğim" dediğinde annem Fatih'te gülümsedi. İçten bir şekilde. Sevmişti annemi.

"Ben de efendim" ya ben bu çocuğun yanağını ısırmak istiyorum. O nasıl saygılı konuşma tarzı.

"İstersen bana, anneanne diyebilirsin. İnan bana efendim'i hiç sevmedim" diyerek tatlı tatlı burun kıvırtan annemle Fatih'in gözleri parladı, hem özlem, hem sevinçle. Sonuçta büyük anne ve babasını da kaybetmişti Fatih. Yaralı yüreği özlemle doluydu.

"Tamam, Nevin anneanne" direk anneanne demek yerine, adını da söylemesi beni şaşırtmamıştı...

Tanışlık fasıllarından sonra Fatih'le tüm evi ve bahçeyi gezmiştik. Tabii bu esnada ona düşündürücü sorular vermeyi de ihmal etmiyordum. Mesela gelecek hayalleri, amaçları ve bu gibi sorular. Onun düşünceleri, hayalleri, onu daha yakından tanımama yardımcı olacaktı.

Evi de gezdikten sonra seansa başlamıştık. Bir süre konuştuktan sonra ondan resim çizmesini istemiştim. Çizeceği resmin konusunu tamamen kendi hayal dünyasına bırakarak, ilk düşündüğü şeyi çizmesini istemiştim.

Bu esna da Ayfer hala eve gelmişti. O da tıpkı annem gibi Fatih'le çok iyi anlaşmıştı. Gamze henüz gelmemişti. Anlaşılan Cenk için gerçekten sürpriz hazırlıyorlardı. Gamze ve Cenk ikisi de aynı yerde çalıştığı için iş arkadaşları da aynıydı. Özellikle onların grubu böyle özel günleri asla unutmazlardı...

Fatih'e resim çizdirmekte asıl amacım, bir nevi psikolojik durumunu anlamaktı. Resmi bittiğinde ona pişirdiğim ikramlıkları ve portakal suyu ikram ederek yanına oturdum ve resmini incelemeye başladım.

Manzara resmi ve ev çizmişti Fatih. Resimde birkaç kişi de karalamıştı. Yetenek kabiliyeti çok iyi olmasa da yaşına göre iyiydi.

"Bebeğim, bu kişiler kim?" diye sorduğumda elindeki bardağı masaya bırakarak bana odaklandı.

"Amcam, sen, halam ve Barkın amca" dediğinde şaşırmıştım. Evin etrafında bizi çizmesi bizi ailesi gibi görmesinden, en yakınları gibi olduğumuzdan ileri geliyordu. Fakat Barkın ve Eda'yı çift gibi çizmekle beraber, benle Pamir'i de aynı çizmişti. Muhtemelen bizim de birlikte olmamızı istiyordu içten içe. Bu fikrin üzerinde durmayarak yeniden resme odaklandım.

Çizdiği manzara da mevsim olarak güzü seçmişti, zira bulutlar dolu ve koyu renkli, yapraklar sarıydı. Genel olarak, resimlerde çok bulut veya koyu renkli bulutların olması çözülemeyen problemleri ifade etmektedir. Fatih kendi iç savaşını çok doğru belirtmişti resimlerde. Zaten fazla olumlu resim de beklemiyordum.

Ayrıca ev çocukların duygusal yaşamının oluştuğu merkezi ifade ediyor. Zira çocuklar doğdukları, büyüdükleri evlere bağlı oluyorlar. Sırf bu yüzden bazı çocuklar aileleri taşınırken olumsuz tepkiler verebiliyorlar.

Evin saydam olarak çizilmesi, yaşamın canlılığını, içini göstermeyen duvarların çizilmiş olması ise karamsarlığı, yaşam ifadesinde ki güçlükleri, kendini anlatmakta karşılaşılan zorlukları ifade etmektedir. Fatih'te tabii ki içini göstermeyen gibi çizmişti.

Psikolojide özgürlük belirtisi olarak bilinen kuş resimleri de çizmişti Fatih. Bir deste kuş uçuyordu fakat ikisi onlardan uzakta, evin etrafındaydı ve diğer kuşlardan boyutlarına, renklerine göre farklıydı. Aslında neden öyle yaptığı ile ilgili düşüncelerim olsa da, kendisine de sormam lazımdı.

"Bebeğim, bu kuşlar neden ayrı uçuyorlar ve boyutları farklı?" diye sorduğumda çiğnediği kurabiyeyi yutarak derince nefes aldı.

"Bir keresinde televizyonda rastgele bir film izlerken bir şey duymuştum. Bir kız çocuğu dedesine ölmüş anne ve babasının nerede olduğunu soruyordu. Dedesi de ona ailesinin kuş olarak göklere uçtuğunu, fakat sık sık evin etrafına gelerek onları izlediğini söylemişti. Bunlar da benim annem ve babam, beni izlemek için diğer kuşlarla gitmiyorlar. Doğru değil mi Lalin abla? Beni izliyorlar mıdır?" diyen çocuğun gözündeki damlayı sildim. Ah ama ya. Aslında duygusal yanımla düşündüğümde benim de aklıma babam gelmişti. Fakat şu an Fatih'e odaklanmalıydım.

"Bebeğim, ailenin hayatta olmadığını kabul ediyorsan eğer gerisi kolay. Onlar senin zaten hep kalbinde olacaklar, seni elbette görecekler. Belki de gerçekten kuş olarak bizi izliyorlardır? Ya da melek olarak göklere çekilmişler. Yıldız gibi gecelere de saklanmış olabilirler. Önemli olan bu değil ki. Önemli olan onları unutmamamız, hep kalbimizde yaşatmamız," konuşmamıza dayanamayan annem ağlayarak odayı terk etmişti. Fatih'te gözyaşlarını bırakarak kafasını göğsüme gömmüştü...

Biraz sakinleştikten sonra seansa devam etmiştik. Yaklaşık yarım saattir seansı bitirmiş, öylece konuşuyorduk.

"Lalin abla, keklerin çok güzeldi" diyen çocuğa gülümsedim.

"Yaa, teşekkür ederim. İstediğin zaman söylemen yeterli. Hemen yaparım" dediğimde o da gülerek başını salladı. Tam yine bir şeyler diyecektim ki çalan kapı müsaade etmedi. Kesin Mehmet gelmişti.

Yerimden kalkarak kapıyı açmağa gittiğimde gördüğüm manzarayla minik bir şok yaşamıştım. Çünkü kapıyı açmamla Pamir'in heybetli bedenini görmüştüm. Aramızda olan bir karış boy farkı yüzünden kafamı hafif yukarı kaldırarak şaşkın bakışlar atıyordum.

"Gelmeme sevinmedin galiba" halimi fark ederek muzip edayla konuşan adamla silkelenerek kendime gelmeye çalıştım.

"Yok sevindim tabii. Yani sevindim derken, sevinmedin dedin ya yanlış anlama diye. Yoksa, öyle çokta sevinmedim," ne saçmalıyordum ben yav. Allah beni bildiği gibi yapsın emi. Sevindim derken yanlış anlayacak diye iyice saçmalamıştım.

"Sevindin mi sevinmedin mi?" beni dumura uğratmanın zaferi ile dudakları kıvrılan adamla içimden kocaman of çektim. Kendime saydırmayı da ihmal etmiyordum tabii.

"Boş ver ya, kapıda kaldın gelsene içeri" diyerek hafif sağa çekildim. Bir nevi konudan kaçıyordum aslında.

"Yok ben Fatih'i almaya gelmiştim. Girmeyeyim şimdi içeri" diyen adamla Fatih'i unuttuğum aklıma takıldı.

"Olsun, acil işin yoksa bir kahvemi içersin" neden böyle bir şey demiştim ben de bilmiyorum. Bir anda ağzımdan kaçmıştı işte. Pamir de bu teklifi beklemiyor olacak ki şaşırmıştı.

"Tamam, o zaman. İçerim bir fincan kahveni" ne? Kabul etmişti. İşte bir şaşkınlık daha.
Gülümseyerek onunla salona kadar geldim. Fatih de şaşırmışa benziyordu.

Annemi fark ettiğinde hemen yanına giderek iki eliyle de elini kavrayarak sıktı.

"Nasılsınız Nevin hanım?" diyen Pamir'e annem sıcacık gülümsedi. Cenaze işlemlerinde yaptıklarıyla yeterince annemin kalbinde yer edinmişti Pamir.

"İyiyim, Pamir oğlum. Sağ olasın" Pamir oğlum mu? Bugün daha kaç kez şaşıracaktım Allah aşkına.

Daha fazla muhabbetlerini dinlemeyerek, kahve yapmak için mutfağa geçtim. Zira şaşırmaktan bir hal olan algılarım da kendine gelmeliydi....

Yaklaşık yarım saat kadar sonra karşılıklı kahve içiyorduk. Konuysa Fatih'in yaptığı resimdi. Daha doğrusu Fatih bugün yaptıklarını anlatınca Pamir de resmi görmek istemişti. Ve o da aynı benim gibi ikimizi çift gibi çizmesine takılmıştı. Fatih gösterdiğinde elektrik çarpmış gibi irkilerek bana bakmıştı...

"Amca, Lalin abla çok güzel kek yapmıştı benim için. Sen tatlı sevmiyorsun ama, bir bak beğeneceksin," Tatlı adını duyduğunda bile, yüzünü buruşturmuştu. Bu haline gülmeden edemedim.

"Peki, tadına bakarım" dediğinde Fatih hemen sehpanın üzerine koyduğum cupcake'lerden birini Pamir'e uzattı. Küçük bir ısırık alan Pamir başta hevesli görünmese de, çiğnedikçe yüzünden beğendiğini anlamıştım. Ve bu beni mutlu etmişti. Bir ısırık daha aldıktan sonra keki bırakmıştı.

"Gerçekten de güzel yapmış, Lalin ablan" diyen adamın gözlerimin içine bakmasıyla utanarak gözlerimi kaçırmıştım.
Tam ağzımı açarak teşekkür edeceğim sırada çalan telefonum buna engel olmuştu.

"Efendim, Gamzeciğim" diyerek salondan ayrılmadan açtım telefonu. Gamze olduğuna göre burada konuşmamda sorun olmazdı.

"Lalin, akşama Cenk'in doğum günü partisine gelmeni diyecektim. Bizim grup var ya şirkette, Cenk'e minik bir sürpriz hazırladık. Bir mekanda toplanacağız" dediğinde görmediğini bilsem de başımı onaylar biçimde salladım. Zaten hediyem de hazırdı gidebilirdim aslında.

"Nerede olacaksınız peki?" Pamir ve Fatih annemle sohbet etseler de Pamir'in bakışları sık sık bana kayıyordu.

"Bar gibi bir mekan, ama tam da değil." Dediğinde yüzümü buruşturarak konuşmasını engelledim.

"Ben sevmem ki, öyle ortamları. Bunu çok iyi biliyorsun. Gelmesem olmaz mı?" kabul etmeyeceğini bile bile sormuştum.

"Hayır tabii ki de, sensiz olur mu hiç? Hadi ama kıracak mısın bizi." tabii ki kıramayacaktım.

"Tam, baş belası mekanın adını söyle bari" kocaman oflayarak dediklerime kıkırdadı.

"Karabulutlar'ın mekanını ayarladık" şokla açılmıştı gözlerim.

"Karabulutların mı?" Allah kahretmesin, şaşkın nidamla herkesin gözü anında beni bulmuştu. Pamir zaten tek kaşını sorgular nitelikte kaldırmıştı bile. Adamın soy adını bağırır gibi söylersem, sorgulayacak tabi.

"Evet, neden şaşırıyorsun ki. Kendileri bizim patron, ayrıca mekanları bu civarda en popüler mekan." Haklıydı ama şaşırmıştım. İşte. Off, içimde oraya gidersem iyi şeyler olmayacağını bağıran sesi susturmak zorunda kaldım.

"Peki, saat kaçta geleyim?" dediğimde saati de söyleyince telefonu da kapatmıştık.

Yeniden yerime oturduğumda Pamir hala sorgular gibi bakıyordu. E ben de olsam telefonda benden konuşularsa, sorgulardım tabii.

"Gamze'nin sevgilisinin doğum günü için mekanda toplanacaklar, beni de davet etti. Sizin mekanda," dediğimde başını sallasa da kaşlarını çatmıştı. Galiba hoşlanmamıştı. Benim gidecek olmamdan mı? Yoksa genel anlamda onların mekanını seçmelerinden mi rahatsız olmuştu. Tam çözememiştim doğrusu...

"Anladım, biz de kalkalım artık. Geç oldu. Kahve için teşekkürler" diyen adama gülümsedim.

"Önemli değil," her zaman onun verdiği cevaba gönderme yaptığımda o da gülümsemişti.

"Hoşça kal Lalin abla" diyen miniğin yanağından öptüm.

"Güle, güle bebeğim" diyerek onları geçirdikten sonra kocaman bir oh çekmiştim..

Şu parti konusu da aklıma takılmıştı. Hiç sevmezdim öyle ortamları, ayrıca içimde kötü bir hiss de vardı üstelik. Sanki gidersem bir şey olacaktı gibi geliyordu bana. Kötü bir şey... Fakat Gamze'yi kırmamak için tüm düşüncelerimi tozlu raflar ardına kaldırarak, gideceğimi biliyordum...

Şimdilik hislerimin beni yanıltmasını dilemekle yetinerek, hazırlanmaya başlamaya karar verdim...





🦋
••••

Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. 24.09.2020

Umarım beğenerek ve keyif alarak okursunuz. Bu bölümle ilgili düşüncelerinizi ve gelecek bölümlerle ilgili tahminlerinizi yazmayı unutmayın..

Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin.

Sağlıcakla kalın💛

 

Bölüm : 26.02.2026 00:23 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...