

Medya: Lalin Yılmaz
••••••••••••••••••••••••••••
🦋
••••
Senin baktığına herkes bakar ama, senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiç kimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgin....
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Lalin'den:
••••••••••••••
Güne alarm sesi olmadan, sıcak temmuz güneşiyle uyanmak gerçekten de çok güzeldi.
Çiftlik evinden döndükten sonra her ne kadar Pamir ve Eda yeniden onlara gitmem için ısrar etseler de, kabul etmemiştim. Zira artık iyiydim ve onlarda kalmama gerek yoktu.
Başıma gelen olaylar, kolumun alçıya alınması derken kullandığım yıllık iznim birkaç güne biteceği için en kısa zamanda İzmir'e gidecektim. Akşam uçak saatlerine bakarak en geç yarına, olmazsa da diğer güne falan bilet almak istiyordum. Tabii Pamir de benimle gelmek istediği için ona da sormam şarttı.
Düşüncelerimden kurtularak komodinin üzerinde duran saate baktığımda saatin on buçuk olduğunu görmemle şaşırmıştım. Evde yata yata iyice alışmıştım yahu tembelliğe.
Hızla yataktan kalkarak artık alıştığım pratiklikle yatağımı toplamıştım. Tam banyoya girmek için hareketlenmiştim ki odada yankılanan telefonumun tiz sesi beni duraksatmıştı. Arayan kişinin kimliğini gördüğümdeyse istem dışı kocaman gülümsemiştim.
"Efendim" diyerek telefonu açtığımda hala gülümsüyordum.
"Ne yapıyorsun sevgilim?" ses tonundan onun da gülümsediği anlaşılıyordu.
"Yeni uyandım inanabiliyor musun? Evde kalmaktan iyice uykucu oldum." Sitemli çıkan sesime kahkaha atmıştı. Eş zamanda benim de kaşlarım çatılmıştı.
"Yaa, niye pislik yapıyorsun?" dediğimde kızgın sesimle, kendini toparlamaya çalışıyordu fakat hala güldüğünü biliyordum.
"Tamam, tamam kızma hemen, dinlenmelisin tabii ki güzelim," ses tonundan da anlamıyordum ki, dalga mı geçiyordu bu adam?
"Sen neden aramıştın?" dedim kocaman puflayarak, en iyisi konuyu dağıtmaktı. Zira ben uzatsam o da benimle uğraşmaya devam edecekti.
Haliyle ona laf yetiştiremeyen de ben oluyordum. Çünkü kimse laf canbazlığında beyefendinin eline su dökemezdi.
"Akşama Eda bizi evlerine davet etti. Yaşanan olaylardan dolayı yeni evlerine adam akıllı gidememiştik. O yüzden ben de kabul ettim. Bir programın yoksa gideriz değil mi?" gerçekten de onların yeni evine hediye bile alamamıştım yaşadıklarımızdan dolayı.
"Yok programım gideriz tabii, erken haber vermen çok iyi oldu canım. Birazdan çıkar hediye alırım," demiştim daha çok kendi kendime planlar yaparak.
"Birlikte çıkarız, bir saat kadar sonra gelir alırım seni" dediğinde sevinmiştim. Çiftlikten döneli iki gün oluyordu ve bu iki günde onu görmemiştim.
"Olur, ben hazırlanayım o zaman" dediğimde sesim çok hevesli çıkmıştı.
"Kahvaltı yapmayı unutma" diyen adam beni kesinlikle çok iyi tanıyordu.
"Tamam sevgilim, görüşürüz" dediğimde. O da aynı biçimde cevap verince telefonu kapatarak, yüzümde engel olamadığım gülüşümle birlikte banyoya geçmiştim.
Banyoda ihtiyaçlarımı giderdikten sonra kısa bir duş almayı da ihmal etmemiştim. Bornozuma sarılarak odaya geçtiğimde ilk olarak saçlarımı kurutmuştum. Duşunda etkisiyle hafif dalgalanmıştı saçlarım.
Ondan sonra dolabın önünde durarak siyah iç çamaşırımı giyinmiş, daha sonra hem yaz sıcağına, hem alışveriş yorgunluğuna, hem de Eda'lara gitmek için uygun bir elbise aramaya başlamıştım. Tıka basa oluyordu hep dolap, çünkü alış veriş meraklısı olmasam da her çıktığım zaman en az yedi, sekiz parça farklı kıyafetler alıyordum.
Bir süre bakındıktan sonra siyah askılı kol olan, dizlerimin altında biten ve ufak yırtmacı olan önden düğmeli elbisemde karar kılmıştım. Rahat olması için altına siyah yazlık kalın taban topuklu ayakkabılarımı ve siyah çantamı almıştım.
Giyinme faslı bittikten sonra makyaj masama geçerek çok güzel göz makyajı yapmıştım kendime güneş kremimi ve nemlendiriciyi sürdükten sonra, dudaklarıma sadece şeftali tadında parlatıcı sürmekle yetinmiştim. Siyah ve kızıl detayları olan kalın kemer bilekliğimi de bileğime geçirince hazırdım.
(Lalin'in elbisesi)
Mutfağa geçtiğimde kahvaltı hazırlamayı es geçerek kendime bir bardak portakal suyu döktüm ve masada olan kurabiyelerle yemeğe başladım.
"Kızım, doğru düzgün kahvaltı yapsana" sitemle beni uyaran Ayfer halaya tatlı tatlı gülümsedim.
"Bunlar yeterli halacığım" dediğimde gözlerini kısarak bana baksa da bir şey dememişti.
Atıştırmalıklarımı yedikten sonra bardağı yıkayarak mutfaktan çıkmıştım. Telefonumdan gelen bildirim sesiyle hızla telefona asılmıştım.
*Aşağıdayım
Yazan adama cevap verme gereksinimi duymadan Ayfer halanın yanağına bir öpücük kondurarak Pamir'le çıktığımı belirtince nihayet evden çıkmıştım.
Bahçeden çıktığım gibi beni bekleyen arabanın ön koltuğuna kurulmuştum.
Gülümseyerek, bana bakan adamın yanağına sevgi dolu uzun bir öpücük kondurdum. Gülümsemem ona da bulaşınca geri çekilmeme izin vermedi ve dudaklarıma kapandı.
Benim masumca başlayan öpücüğüm tutkulu bir öpüşmenin başlangıcı olmuştu resmen. Dudak darbeleri aklımı başımdan alacak cinstendi.
"Özledim çokça" öpüşmenin ve nefes nefese kalmanın etkisiyle kurduğum devrik cümleyle dudakları kıvrılmıştı.
"Ben de" diyerek burnumun ucuna öpücük konduran adamdan istemesem de uzaklaşarak kemerimi takmıştım. O da arabayı çalıştırınca yola koyulmuştuk.
"Bizim her zaman gittiğimiz AVM'e gidiyoruz, uygun olur mu?" diye soran adam beni düşüncelerimden ayırmıştı. Zira sessizlik oluştuktan sonra ne alacağımı düşünüp duruyordum. Her zaman gittikleri AVM elbette çok uygundu, Eda'nın düğün alış verişini de oradan yapmıştık.
"Olur sevgilim" camdan dışarıya bakan bakışlarımı ona çevirdiğimde kısa bir an o da bana dönmüş, sonra tekrar yola odaklanmıştı.
Araba tanıdık AVM'in önünde durduğunda arabadan inmiş, Pamir'in de inmesini beklemiştim. Yanıma yaklaşan adam parmaklarımızı kenetleyince gülümsememe engel olmayarak ellerimize bakmıştım. Sanırım bunu her yaptığında gülümsememe engel olamayacaktım.
İçeri geçtiğimizde ilk olarak hediyelik bölümlerine doğru ilerlemiştik benim yönlendirmemle.
Aslında evlerinin öyle özel bir eksiği olmadığı için daha çok dekoratif tipli bir şeyler bakıyordum. Süs amaçlı olmalı, aynı zamanda da güzel gözükmeliydi. Düşüncelerimle boğuşa boğuşa saatlerin, masa süslerinin, şamdanların, vazoların ve bunlar gibi bir çok seçimi olan mağazaları dolaşıyorduk Pamir'le.
Bir sürü mağazaya girsek de gönlümüzce bir şey bulamıyorduk, fakat bulmadan da buradan çıkmak yoktu.
Karşımızda duran mağazaya girdiğimizde içeride gördüğüm hediyelikler beni büyülemişti. Galiba buradan bir şey bulabilecektik.
"Bu sence nasıl?" dediğim anda.
"Şuna bakar mısın?" demişti Pamir.
İkimiz de aynı anda konuşarak, farklı hediyelikleri işaret ettiğimizde gülerek Pamir'e bakmıştım. O da aynı şekilde bana bakıyordu.
Benim gösterdiğim hediye çok güzel altın işlemeleri olan çiçek formalı masa üstü süstü. Açık söylemek gerekirse buna uygun bir örtünün altında çok hoş duracaktı.
Pamir'in gösterdiği hediyelikse gümüşten yapılmış, taşlarla süslenmiş bir şamdandı ve bu da çok güzel gözüküyordu.
"Güzel gözüküyor" dediğimde o da benim seçimime onaylar şekilde mırıldanmıştı.
"O zaman alalım bunları" Bakışlarımı Pamir'e çevirerek dediğim şeyle başını aşağı yukarı doğru sallamıştı.
"Alalım sevgilim" diyerek gülümsediğinde görevliye doğru yaklaşıyorduk...
Hediyeleri alırken Pamir ikisinin de parasını ödemek istese de ısrar ederek, engel olmuştum. Öyle içimin rahat etmeyeceğini belirttiğimde el mecbur kendi seçtiğim hediyenin parasını ben vermiştim. Aslında Pamir daha önceden de birkaç kez evlerine gitmiş ve hediyeler de götürmüştü, galiba her gittiğinde bir şey alıp götürmeyi adet haline almıştı.
"Bir şeyler yiyelim mi?" diye soran Pamir'le düşüncelerimden ayrılmıştım. Teklifi çok cazipti açıkçası, sabahta doğru düzgün yemediğim için.
"Evet, yiyelim" istekli çıkan sesimle gözlerini kısarak bana bakmıştı, bense dilimi ısırıyordum.
"Kahvaltı etmedin mi?" al işte. Buyur buradan bak.
"Ettim aslında dediğimde tatmin olmamıştı. Havalanan kaşları bunu bas bas bağırıyordu.
"Aslında?" soru sorar gibi çıkan sesiyle yanaklarımı şişirmiştim.
"Kurabiye yemiştim sevgilim " dediğimde kaşlarını çatmıştı. Aman yer arıyor zaten kaş çatmaya.
"Doğru düzgün kahvaltı etmek anlayışın kurabiye mi sevgilim?" demişti her kelimeye vurgu yaparak, şu an aşırı tatlı gözüktüğünün farkında mıydı acaba?
"Galiba öyleymiş" şirince gülerek dediğimde parmak uçlarımda yükselerek yanağına tüy gibi hafif bir öpücük kondurmayı da ihmal etmemiştim.
Pamir'se gülerek başını olumsuzca sallamakla yetinmişti. Haklıydı sonuçta. İflah olmayacaktım ben.
AVM'den çıktıktan sonra aldıklarımızı arabaya yerleştirmiş, kendimiz de bindikten sonra yola koyulmuştuk. Sessiz geçen kısa yolculuğumuz arabanın yakınlıkta olan mekanlardan birinin önünde durmasıyla bitmişti.
Restorana doğru yürüdüğümüzde parmaklarımız yine birbirine kenetliydi. Bu görüntüyü her gördüğümde içimden ellerimizin hiç ayrılmaması için dualar ediyordum.
Ben lüksüm diye bas bas bağıran restorandan içeri girdiğimizde iki kişilik olan boş masalardan birine oturmuştuk. Anında yanımıza yaklaşan garson ne sipariş edeceğimizi sormaya başlamıştı.
"Ne yemek istiyorsun güzelim?" diye soran adama çevirmiştim garsonda olan bakışlarımı.
"Sen ne yersen ondan" dediğimde başını sallayarak, içimi sıcacık eden gülümsemesini sunmuştu.
Garson gittikten sonra etrafı incelerken Pamir'in arka çaprazında olan masada başka bir kadınla oturan kızıl saçlı kadının bizde olan tuhaf bakışları beni biraz rahatsız etmişti açıkçası.
"Ne oldu?" diyerek sorgular bakışlar atan Pamir'e zor çevirmiştim bakışlarımı. Gerçekten de kadının bakışları çok rahatsız ediciydi. Acaba birine mi benzetmişti bizi?
"Şu kızıl saçlı, mavi gözlü kadına takıldım. Sence de çok acayip bakmıyor mu?" diyerek başımla işaret ettiğim yere çevirmişti bakışlarını Pamir de.
Dikkatlice Pamir'e baktığımda suratının allak bullak olduğunu görmemle iyice gerilmiştim. Ne oluyor Allah aşkına? Yoksa tanıyor muydu Pamir bu kadını?
"Tanıyor musun?" diye sordum kuşkulu bakışlar atarak.
"Yok ya, birine benzetmiştir belki bizi," dese de ses tonu kendinden emin çıkmıyordu. İnanmak isteyen kalbime rağmen, inanmayan mantığıma dayanarak tam ağzımı açacaktım ki, siparişlerimizi getiren garson sözlerimi yutmama sebep olmuştu...
Yemeklerimizi yerken ikna olmaya başlamıştım, çünkü kadın artık bu tarafa bakmıyordu. Arkadaşıyla koyu bir sohbete dalmıştı. Fakat bunu fark ederek rahatlayan Pamir'de gözümden kaçmamıştı, orası da ayrı bir konu ya.
"Akşam biletlere falan bakacağım İzmir için," demiştim. Hem konuyu halletmek, hem de kafamı az da olsa dağıtmak için.
"Tamam güzelim, ne zaman istersen gideriz. Hatta istersen özel uçak bile kiralarız" diyen adama gülümseyerek masada duran elinin üzerine bıraktım elimi. Anında elimi kavrayarak dudaklarına götürmüştü bile.
"Gerek yok ya özel uçağa, iki saat olmuyor hiç yolculuk. Gideriz genel uçuşlarla" dediğimde beni onaylamıştı.
"Sen nasıl istersen" içim eriyordu ama böyle düşünceli davranışlarına. Tabii onun bilmesine hiç gerek yok.
"Teşekkür ederim" hafif utanmıştım yahu. Bu adamın yanında yanaklarımın kızarmaması pek mümkün gibi gözükmüyordu.
"Etme ömrüm, rahat ol, mutlu ol bu yeter" Aman Allah'ım, şuracıkta bayılmam an meselesiydi.
"Seni seviyorum" dedim gülümseyerek. Çok çok seviyorum hem de.
"Sana aşığım" diyen adam noktayı koyunca gülümsemekle yetinmiştim. O da gülümseyince yemeğimize devam etmiştik.
Bir süre sessizlikte içinde yemeğimize devam etmiştik. O kızıl saçlı kadın ve arkadaşıysa ortalıkta yoktu. Ya lavaboya gitmiş, ya da mekandan çıkmışlardı.
"Tatlı ister misin? Yoksa gidelim mi?" yemeklerimiz bittiğinde Pamir'in sorduğu soruyla düşüncelerimden ayrılmıştım.
"Yok, yemek yeterli, gidelim" dediğimde beni onaylayarak ayağa kalkmıştı. Ben de kalkmıştım tabii.
"Ben bir lavaboya geçeceğim," dediğimde kararsız bakışlar atmıştı bana. Yok artık alt tarafı lavaboya gidecektim değil mi?
"Sevgilim hesabı öde, arabaya geç geliyorum ben de" dediğimde başıyla beni onaylayan adamla çantamı almış, lavaboya doğru ilerlemiştim.
İçeri girdiğimde ilk olarak ihtiyaçlarımı gidermiştim. Daha sonra musluğun yanına geçerek suyu açmış ve ellerimi yıkıyordum.
Aniden açılan kapıya baktığımda az önceki kızıl saçlı kadını görmemle şaşırmıştım. Gitmemişti demek ki.
Umursamamaya çalışarak yaptığım işe geri döndüğümde kadın yanıma doğru yaklaşmıştı. Sıktığı keskin parfüm kokusu midemi alt üstü etmeye yetmişti. Bu kadar da fazla sıkılmaz ki parfüm.
"Yeni sürtüğü sen misin?" alaylı çıkan ses tonu ve dedikleri beni bozguna uğratmıştı. Ne saçmalıyordu bu kadın? sürtük falan derken?.
"Anlamadım?" dedim kaşlarımı çatarak, bir bok anladığımda yoktu zaten.
"Nesini anlamadın? Yeni becerdiği sürtük sen misin? diye sordum," dediğinde gözlerim şokla açılmıştı. Pamir'i mi diyordu bu kadın yoksa? Yok ya birine benzetmiştir kesin. Yoksa Pamir bana bu kadını tanıdığını söylerdi. Söylerdi değil mi?
"Galiba, beni biriyle karıştırdınız. Ayrıca laflarınıza da dikkat edin," diyerek onu uyardığımda, elimdeki peçeteyi atarak tam gidecekken, sözleri beni duraksatmıştı.
"Demek Pamir beni senin için bıraktı öyle mi? Peki benim verdiğim hazzı, tutkuyu, tatmin olma duygusunu verebiliyor musun ona?" dedikleri ben de deprem etkisi yaratmıştı. Ne diyordu bu yılışık kadın. Ne hazzı, ne tatmin olması?
"Sen ne diyorsun ya? Ayrıca kimsin ve Pamir'i nereden tanıyorsun?" diye sormuştum resmiyeti bırakarak. Sinirlerime hakim olmak için kendimi kasıyordum.
"Ben kimim öyle mi? Senden önce ben vardım. Alev'im ben. Yanında durduğun erkek beni kaç kez altına aldı inan tahmin bile edemezsin," dedikleri beni derinden etkilemişti.
Fakat bu kadına bozulduğumu asla belli etmeyecektim.
"Zaten sen ancak becerilip bir kenara atılacak kadar ucuz bir kadınsın. O yaşananlar benden önceydi. O yüzden boş yapma," diyerek bozguna uğramış suratına aldırmayarak, çantamı kavradım ve hızla bedenimi dışarıya attım.
Ruhsuzca attığım adımlara gözümden süzülen birkaç damla da eşlik etmişti. Neden ona sorduğumda bana tanımadığını söylemişti ki?
Tamam benden önce olan şeylere göre her ne kadar kıskançlıktan deliye dönsem de onu yargılayamam. Sonuçta otuzuna merdiven dayamış bir erkekti Pamir. Elbette bir geçmişi olacaktı.
Ama böyle iğrenç bir şekilde öğrenmektense keşke kendisi anlatsaydı.
Beni öptüğü gibi bu sürtüğü de öpmüş, bana dokunduğu gibi buna da dokunmuş muydu acaba? Saçmalama altına bile almış.
Düşüncelerim kıskançlık ve öfke krizi geçirmeme neden olacak cinstendi. Ona sorduğumda keşke tanıdığını deseydi. O zaman bu kadar zoruma gitmezdi.
Dışarı çıktığımda bir kaç adım attıktan sonra duraksamıştım. Arabayı görsem de gidemiyordum. Aklımda o kadının sesi yankılanıyordu sürekli.
-Beni kaç kez altına aldı.
-Beni kaç kez altına aldı, tahmin bile edemezsin.
Beynimin içinde bir türlü susmayan o alaylı ve iğrenç ses beni deli ediyordu.
Pamir de bir şeylerin ters gittiğini anlamış olacak ki, soluğu yanımda almıştı.
"Güzelim, ne oldu? İyi misin?" diye soran adam yanaklarımı kavramak istediğinde bir adım gerileyerek izin vermedim, şuan bana dokunmasını kaldıracak durumda değildim.
Bozulsa da belli etmemeye çalışıyordu. Fakat umurumda bile değildi bozulması.
"Ne oldu sevgilim? Sorun ne?" yumuşacık çıkan sesiyle alayla güldüm.
Ona cevap vermeyerek, hızla gitmiş arabanın kapısını açarak içeri girmiştim. Tek dileğim bir an önce Eda'nın yanına uğramak sonraysa eve geçmekti. Eda davet etmeseydi aslında şu an bu arabaya bile binmezdim ya.
Ardımca gelerek sürücü koltuğuna oturan adam bana bakıyordu, fakat başımı cama çevirdim ve ona bakmadığımda derince bir nefes koy vererek arabayı çalıştırmıştı.
Yol boyu sürekli gözlerimin önünde o kadınla Pamir'in seviştiği sahneler vardı ve ben kendimi çok berbat hissediyordum. Kendisi açıkça söyleseydi bu kadar koymazdı. Demek ki hala onunla ilgili düşünceleri var ki, bilmemi istemedi.
Bu düşünceyle kendimi tutamayarak, dolu dolu olan göz pınarlarımdan bir kaç damlanın süzülmesine izin vermiştim.
Aniden arabayı sağa çekerek durduran adam endişeli gözlerle bana bakıyordu.
"Güzel gözlüm, sorun ne lütfen söyler misin?" dediğinde dokunmak istiyor fakat az önceki tepkimden dolayı cesaret edemiyordu.
"Sorun ne öyle mi? Cidden bunu sormaya yüzün var mı?" diye sinirle tısladığımda kaşlarını çatmıştı.
"Gerçekten ne oldu? Hiçbir şey anlamıyorum" dedikleri ben de bardağı taşıran son şey olunca hırsla kemerimi çıkararak arabadan inmiştim. O da peşimce tabii ki.
Deli gibi yerimde duramayışıma endişeyle bakıyordu. Hırsla yanağımda takılan yaşları elimin tersiyle silerek tam karşısında durdum.
"Neden benden sakladın? Neden söylemedin?" dedim hırsla göğsüne bir tane yumruk indirerek, her ne kadar sakin kalmak istesem de, olamıyordum.
"Neyi?" dediğinde kısık sesle bir şeyler aklında oturmuştu galiba. Zira anlık değişen mimikleri dikkatimden kaçmamıştı.
"Alev'in eski sürtüğün olduğunu" diyerek bağırdığımda gözlerini şokla açmıştı. Sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki, ben bile şoktaydım.
"Ha neden? Yoksa unutamadın mı onu? Ya da belki lazımın mı olur diye bilmemi istemedin?" belki de dediklerim ağırdı ve onun niyeti hiç öyle değildi, fakat en başından söylemeliydi. Hem de benim bu kadar kıskanç olduğumu bildiği halde.
"Güzelim, ne unutmaması, ne diyorsun sen? Bir dinle düşündüğün gibi bir şey söz konusu bile olamaz" dediğinde alay karışık kahkaha atmıştım.
"Sana tanıyor musun diye sordum değil mi Allah'ın cezası? Adam akıllı deseydin ya senden önce seviştiğim kadın diye," sinirim azalmaktan artıyordu ve ben şuan Pamir'i boğmak istiyordum.
"Bak öyle değil , sadece birkaç kez görüştük o kadar, aramızda ciddi hiçbir şey olmadı, ve seni tanımadan önceydi, inan bana sen hayatıma girdiğin andan başka kadın olmadı," alelacele söylediklerini pek anlayacak durumda değildim.
"İstemiyorum açıklama falan, açıklama yapmak için geç kaldın. Sana o kadını tanıyor musun diye sorduğumda yapacaktın açıklamayı," diyerek arabaya binmek için hareketlendiğimde kolumdan tutarak beni durdurmuştu.
"Dokunma bana." Deli gibi bağırarak kolumu çektiğimde allak bullak olmuştu. Fakat şu an bana kesinlikle dokunmasını istemiyordum. Ayrıca konuşmakta istemiyordum. Zira önce duyduklarımı, benden saklamasını hazmetmem gerekiyor, sakin kafayla kendim düşünmeliydim. Yoksa bu kavganın sonu hiç hayır değildi.
"Tamam dokunmuyorum, ama dinle beni lütfen," dediğinde başımı şiddetle sağa sola sallamıştım. Şu an hiç mantıklı düşünemiyordum ve çok duygusaldım. Anlattıklarını bile anlamayacaktım ki.
"Konuşmak istemiyorum, Eda bizi bekliyor." Diyerek konuşmasına fırsat vermeden tekrar arabaya binmiştim. Aslında verdiğim tepki azdı bile, şu an o benim yerimde olsaydı neler etmişti kim bilir.
O da sürücü koltuğuna geçse de arabayı çalıştırmayarak pişman bakışlarla bana bakıyordu.
"Gidiyor muyuz? Yoksa ben eve mi geçeyim?" diye keskin dille konuşmak istemediğimi belirttiğimde omuzlarını düşürerek arabayı çalıştırmıştı...
Birkaç saat sonra Eda'lara gelmiş, güzel bir akşam yemeği yemiştik. Hediyelerimizi çok sevmesi ve Fatih'le geçen sohbetler az da olsa bana iyi gelmişti.
Gece boyunca bakışlarımı asla Pamir'den taraf çevirmemiş, onunla konuşmamıştım. Zira gözlerine bakacak gücü bulamıyordum kendimde. Beni resmen dağıtmıştı ve toparlanmam gerekiyordu.
Evde hizmetli olmasına rağmen bize kendi elleriyle kahve yapmak isteyen Eda'ya yardım etmek için ben de soluğu mutfakta almıştım.
"Lalin" dalgın dalgın yerde olan bakışlarımı Eda'ya çevirerek zorda olsa gülümsemeye çalıştım.
"Efendim canım" demiştim sesimin normal çıkmasına özen göstererek.
"Ağabeyimle kavga mı ettiniz? İkiniz de çok huzursuz gözüküyorsunuz?" Konuşurken doğru kelimeleri bulmaya özen gösterir gibi bir hali vardı.
Hiç yalan söyleme gereksinimi duymadan başımı onaylar biçimde sallamıştım. Anında yanıma gelerek eliyle koluma dokunmuştu.
"Peki anlatmak ister misin?" dediği gibi başımı iki yana salladım. Ah kesinlikle böyle bir şeyi anlatmak istemiyordum.
"Tamam canım, tahmin ediyorum ki ağabeyim yine bir şeyleri eline yüzüne bulaştırmış olmalı, çünkü gece boyunca pişman pişman bakışlar atıp duruyordu. Ama her ne olursa olsun seni çok seviyor. Hatta hayatı senden önce ve senden sonra olarak ikiye ayrılıyor ya resmen. Senden başka sevgilim dediği hiçbir kadın olmadı biliyor musun, tamam öyle gecelik ilişkileri oldu, o da asla ciddi bir ilişkiye girmeyeceğim kafasında takıldığı için, ama değer verdiği bir kadın olmadı" hafifçe anlattıklarını tahmin ediyordum zaten, bu beni çok mutlu ediyordu ama bugün yaşadıklarım da aklımdan uzun bir süre çıkacak gibi değildi.
"Geçelim mi içeri?" dediğimde hiçbir şey demeden yaptığı kahveleri alınca içeri girmiştik...
Bir süre daha havadan, sudan bahsettikten sonra yeni evlerine hoş dileklerimi dileyerek artık gitmem gerektiğini söylemiştim. Pamir'de beni ikiletmeden ayağa kalkmıştı. Anlaşılan yalnız kaldığımızda konuşmak istiyordu fakat ben istiyor muydum hiç bilmiyorum.
Arabaya bindiğimiz gibi yola koyulmuştuk. Ne ondan tarafa bakıyor, ne de sesimi çıkarıyordum. Onun gözü sürekli ben de olsa da, bir şey demiyordu.
Eğer bana, ona sorduğumda tanıdığını hatta bir ilişkileri olduğunu söyleseydi bu kadar ağırıma gitmezdi. Yine tavır alırdım kıskançlığım yüzünden ama bu kadar tepki göstermezdim. Çünkü böyle yapması güvenimi kırmıştı benim.
Araba evimizin önünde durduğunda yine hiç bir şey demeyerek arabadan inmek istiyordum. Fakat istediğim gibi olmamıştı.
"Böyle mi ayrılacağız şimdi? Tüm gece içim içimi yesin diye mi?" pişman çıkan sesiyle derince nefes alarak ona döndüm.
"Bana anlatmalıydın Pamir, orada sana sorduğumda tanıyorum, hatta bir ilişkimiz olmuş demeliydin" dedim sakin sesimle, artık sinirim hafiflemişti çünkü. Kırıklık vardı kalbimde o kadar.
"Biliyorum sevgilim, diyemedim işte yanlış anlamadan korktum, fakat işlerin iyice kontrolümden çıkacağını tahmin edemedim. Onunla aramızda olan şey ilişki bile değildi, birkaç kez olmuş bir şeydi ve inan bana sana olan duygularımı anladığım andan hiçbir kadın olmadı, düşüncemde bile yalnız sen varsın," dedikleri ikna ediciydi fakat içimde kıskançlıktan kuduran kadın susmuyordu bir türlü.
"Pamir, anlıyorum seni. Fakat bana da zaman tanı, hemen unutarak boynuna atlamamı bekleyemezsin benden. İzmir'e de yalnız gitmek istiyorum, inan bana böylesi çok iyi olacak." Dediğimde gözleri şokla açılmıştı. Gerçekten yalnız kalmalıydım bir süre. En azından beynimdeki o iğrenç ses silininceye kadar.
"Ayrılacaksın değil mi benden?" Korku dolu çıkan sesi kalbimi parçalamıştı. Ayrılmak mevzu bahis bile değildi onu bu kadar severken. Sadece bugün yaşadıklarımın üzerine bir bardak dolu soğuk su içerek kendime gelmeliydim o kadar.(!)
"Hayır, sadece bana zaman tanımanı istiyorum. Şimdi izninle eve geçmek istiyorum," dediğimde konuşmasına fırsat vermeden arabadan inmiş, arkama bile bakmadan eve doğru adımlamıştım. Usul usul dökülen gözyaşlarımla birlikte...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
🦋
•••••
28.ci bölümün de sonuna geldik güzel okurlarım.
22.10.2020
4 bin olunca dayanamayarak attım bölümü ve uzun bir bölüm oldu.
Oy ve yorumlarınızı beni mutlu eder çok. Eksik etmeyin lütfen.
Sağlıcakla kalın💞
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.95k Okunma |
585 Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |