
🦋
••••
*Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Lalin'den:
••••••••••••••
Sol koluma yaslanan ağırlıkla kafamı yavaşça sol tarafıma çevirdiğimde karşılaştığım manzarayla kocaman gülümsemiş, burnumu kafasını koluma yaslayarak uyuya kalan Fatih'in hafif kıvırcık saçlarına sürerek, kendine has kokusunu içime çekmiştim.
Şu an yerden kilometrelerce yüksekte, gökyüzünün mavilikleri arasında süzen uçaktaydık, ben, Fatih ve Pamir. Yolculuğumuzsa, İspanya, Madrid'di. Evet, Yeni yılı karşılamak için Madrid'e gidiyorduk.
Pamir'in ettiği evlilik teklifini kabul ettikten sonra, Pamir hiç gecikmeden düğün hazırlıklarına başlamak istese de, ben ısrarlarımla yılbaşından sonra başlamaya karar vermiştik.
Böyle olunca da düğün öncesi güzel bir yılbaşı tatili için ikna etmiştim Pamir'i. Özellikle de Fatih'i düşünerek aldığım kararın ne kadar doğru olduğundan şimdi daha da emin olmuştum. Fatih Madrid'e gitmeyi duyduğunda heyecandan gözleri parlamıştı. İlk kez ülke dışına çıkacağından, ilk kez uçağa bineceğinden konuşup durmuştu.
Uçağa bindiğimizde her ne kadar Pamir'le benim ortamızda oturmasını istesem de, cam kenarı isteyen küçük beye kıyamamıştım. Dört saat sürecek yolculuğumuzun ikinci saatindeyse uyuya kalmıştı işte böyle tatlı tatlı.
"Güzelim, rahat mısın sen?" diye soran sevgilimin sesiyle bakışlarımı kolumda uyuyan yakışıklıdan çekerek, sağ tarafımda olan yakışıklıya çevirdim.
"Çok rahatım sevgilim" diyerek kocaman gülümsediğimde sağ elimi kaldırarak kirli sakallı yanağını sevmiştim. O ise çok güzel bakışlarıyla bana bakarken, yanağına yasladığım avuç içimi kavrayarak dudaklarına bastırmıştı.
"Ne güzel baktın öyle" demiştim bana olan bakışlarına dayanamayarak.
"Güzel güldüğün içindir hayatıma girerek, bana cenneti armağan eden kadın" dediğinde dudaklarını önce burnumun ucuna, sonraysa alnıma bastırmıştı. Ben de başımı hafif yukarı kaldırarak çenesinden öpmüştüm.
"Çok seviyorum, çok çok" kıkırdayarak dediğim şeyle o da gülmüştü.
"Ben de seni güzelim" diyerek iyice bana doğru yaklaştığında gülümsememi silmeden başımı omuzuna yaslamıştım. Tabii Fatih rahatsız olmasın diye hafifçe hareket etmiştim. Pamir'in dudaklarıysa anında saç tellerim arasına girmişti bile.
Benim omuzuma yaslı Fatih, Pamir'in omuzuna yaslı ben, şu an çokça huzurlu ve mutluydum. Tam bir aile gibi olmuştuk. Ayrıca sol tarafımda dünyalar tatlısı, sağ tarafımdaysa huzur sebebim varken neden mutlu olmayım ki?...
Yılbaşı olduğu için Madrid'de olan otellerin kalabalık olacağını bilen Pamir hiç otellerle uğraşmayarak, Madrid'in merkezinde turist aileler için olan tek katlı evlerden ayarlamıştı üç günlük. Evet, üç gün kalmayı planlamıştık. Yani yılbaşına girdikten sonra daha iki gün de kalacaktık.
Dört saatin sonunda yolculuk bitmiş, biz bir taksiye oturarak kiraladığımız eve gelmiştik. Hava durumuysa Aralık soğuğunun varlığını korusa da kar fazla yoktu. Yani öyle insana engel olacak kadar yoktu. Yolların kenarları, evlerin bahçelerini saran hafif beyazlıklar vardı ve çok güzel gözüküyordu.
Takside geçen yolcuğumuzda dışarı bakarken Madrid'in yılbaşını kutlamaya hazır olduğunu görmüştük. Sık sık gözüken, renkli ışıklarla kaplı yılbaşı ağaçları, sokakta şarkı söyleyen, dans ederek eğlenen insanlar bunu ispat etmeye yetiyordu bile.
Eve vardığımızda evi çok beğenmiştim açıkçası, iki oda, salon, banyo ve Amerikan tarzı mini mutfaktan oluşan ev tam tatil için tasarlanmış gibiydi. Hepimiz yolculuk yorgunu olduğumuz için bir saat kadar dinlendikten sonra Madrid'i keşfe çıkacaktık.
"Lalin abla, ben hazırım, amcam nerede çıkalım artık" diyen Fatih'e çevirmiştim bakışlarımı. Mavi kışlık kot pantolonunun üzerine haki kazağını giyinmiş, alelacele üzerine geçirdiği kahverengi montunun fermuarını bile kapatmamıştı. Haline gülümseyerek yanına yaklaştım ve elinden tutarak onun için ayırdığımız odanın içine geçtim.
"Amcan telefonla konuşuyor dışarda bitsin çıkacağız, ama önce senin üzerini tamamlamamız gerek" gülerek dediğimde eğilerek boyumu onun boyu hizasına getirmiş, ilk önce kahverengi yün beresini başına geçirmiş, ardından atkısını boynuna dolamıştım. Sondaysa montumun fermuarını çekmiştim.
"İşte şimdi oldu. Üşümeni istemeyiz değil mi?" gülerek sonda yanağına da öpücük kondurunca Fatih bir anda kollarını boynuma dolayınca şaşırsam da benim de kollarım hemen ona koşmuştu.
"İyi ki varsın Lalin abla, seni çok seviyorum " diyen çocuğu kalbime sokasım vardı.
"Sen de iyi ki varsın bebeğim, ve ben de seni çok seviyorum " diye cevap vermiştim ben de onu sarmalarken.
"Hadi bakalım, hazır mısınız maceraya?" telefonunu cebine sıkıştırarak bize doğru gelen Pamir'le gri kot pantolon ve beyaz kazak kombiminim üzerine gri montumu almıştım giyinmek için.
"Hazırız amca" diye şakıyan Fatih'i tanıdığım süre zaafında ilk kez böylesi heyecanlı ve istekli görüyordum ve bu durum beni içten içe çok mutlu ediyordu.
"Çıkabiliriz canım" dediğimde başını olumsuz anlamda sallayarak yanıma geldiğinde anlamaz bakışlar atmıştım.
"Daha değil" diyerek kendi valizini karıştırdıktan sonra mavi renk çok sevimli bir bereyi almış, benim başıma geçirmişti.
"İşte, şimdi gidebiliriz" diyerek alnımdan öpünce kocaman gülümsemiştim.
Evden çıktığımızda Fatih'i ortamıza alarak, ikimiz de ellerinden kavramış, yürümeye başlamıştık. Zaten tuttuğumuz ev şehrin merkezinde olduğu için gezeceğimiz yerlerden çok uzakta değildi. Ayrıca şehir o kadar güzel gözüküyordu ki, kesinlikle yürümek çok iyi fikirdi...
İlk girdiğimiz yer Prado müzesi olmuştu. Müze ve sanat galerisi olan Prado müzesi insanı kendine hayran bırakıyordu. Görevlinin ingilizce anlattıkları tarihi ve sanatsal bilgileri dinleyerek, Fatih'in yaşı için de uygun olan bölümlere bakıyorduk. Özellikle resim galerileriyle meşhur olan bu müzede yaklaşık bin üç yüz tablo varmış.
Ama en çok beğendiğim ve kesinlikle müzede de en değerli eser Velázquez tarafından yapılmış olan Las Meninas dır.
"Las Meninas İspanyolcadan 'Nedimeler anlamına geliyor ve Geç Ortaçağ İspanyası'nın en önemli ressamı sayılan Diego Velazquez'in 1656 yılında yaptığı bu tablo illüzyon duygusu yaratan muammalı kompozisyonu ile İspanyol resim sanatının üzerine en çok konuşulan, yorum yapılan ve etkilenilen tablosudur." görevlinin İngilizce yaptığı bilgilendirmeyi dinlerken hayran bakışlarımı tablodan ayıramamıştım.
"Lalin abla, çok hızlı konuştu ben tam anlamadım, anlatır mısın?" masum bakışlar atmayı ihmal etmeyen çocuğa gülümseyerek tabloyu işaret ettim. İngilizce öğreniyordu evet, ama henüz görevlinin kullandığı terimleri anlayacak kadar değildi.
"Bu tabloyu orta çağ döneminde yaşamış Velazquez adlı ressam yapmış ve müzenin en önemli parçasıymış." dediğimde dikkatle tabloyu inceleyen bakışları tekrar bana dönmüştü.
"Peki çizdiği insanlar neden kukla gibi? Yoksa kukla mı gerçekten?" soru dolu bakışlar atan çocukla Pamir'le birbirimize bakarak gülümsemiştik.
"Aslanım, çünkü ressam eserine hem tarihi hava hem de illüzyon ve gizem katmak istemiş de ondan öyle" Pamir'in verdiği cevap sonrası başını sallayarak tabloya odaklanan çocuk çokça tatlıydı...
Bir süre daha müzedeki parçalara baktıktan sonra yolculuğumuza devam etmek için müzeden ayrılmıştık. Tabii bu esna da her parçayla ilgili Fatih'in sorularını cevaplamış, onun meraklı hallerine hayran kalmıştım.
İkinci geldiğimiz mekansa Prado Müzesinden biraz mesafe de yerleşen Retiro Parkı olmuştu. Retiro Parkı İspanya'nın Madrid şehrinde yer alan en büyük parklardan birisidir. 19. yüzyılın sonlarına kadar İspanyol monarşisine ait olan park, bu tarihten sonra halka açık bir parka dönüştürülmüştür.
Birçok heykelin, anıtın, galerilerin ve bir göletin yer aldığı parkta periyodik olarak düzenlenen çok güzel yılbaşı etkinlikleri ve süsleri vardı. Kışın olduğu için gölet sakindi, fakat parkın büyülü ortamına birde pamuk gibi hafif beyazlık eklendiği için hayran olmamak elde değildi.
Park'ta ilk dikkatimi çeken şeylerden biri Palacio De Cristal yani Kristal Saray olmuştu. Dışı cam ile kaplı bir saray daha önce hiç görmediğimden herhalde böyle dikkatimi çekmişti. Eski tarihlerde burası Filipinler'den getirilen egzotik bitkileri barındırmak için kullanılıyormuş. Şimdi ise içinde çeşitli sergiler düzenleniyor. Tek kelimeyle harikaydı! Hele hafif karlarla örtülmüş tamamı camdan oluşan dış görünümü insan büyülüyordu. Akşama doğru gittiği için camdan gözüken sarı, turuncu ışıklanma sistemi de insanı hayran bırakıyordu.
Sarayın içinde olan galerilere de bakarken zamanın nasıl akıp gittiğini anlamıyorduk bile.
"Acıktınız mı?" diye soran Pamir'le acıktığımın yeni farkına varıyordum.
"Evet, çok" parkın temiz havası Fatih'i de etkilemişe benziyordu.
"O zaman yemek zamanı" diyerek gülümseyen Pamir'in peşine takılmıştık biz de.
Yemek için parktan biraz uzakta olan kafe tarzı restorana girmiştik. Restoranın içinde mini bir yılbaşı ağacı kurulmuş, etraf süslenmişti.
Fatih'in de isteği üzerine pizza da karar kılınca, içecek olarak kafenin özel içeceği olan limonatalardan istemiştik.
"Buraya kadar gelmişken churros yememiş kalkmayalım" dediğinde Pamir'i onaylamıştım. Pamir daha önceden de buraya geldiği için çok iyi biliyordu buraları. Ben ama churrosu İngiltere'de üniversite zamanında İspanyol bir restoranda tatmıştım.
Siparişimiz sonrası masaya gelen churros kesinlikle İngiltere'de yediğimle kıyaslanamayacak kadar çok lezzetliydi. Churros hamurdan hazırlanan, yağda kızartılmış bir tatlıydı. İspanyollar onu genelde sıcak çikolata sosu ve ya İspanyollara özel süt reçeliyle yerler. Biz sıcak çikolata sosu tercih etmiştik.
"Çok beğendin galiba aslanım" yerken dudaklarına çikolata bulaşmış, Fatih'in dudaklarını peçeteyle temizlediğimde Pamir'in alaylı çıkan sesi beni de gülümsemişti.
"Evet, çok beğendim amca" Fatih'se aldırmayarak, kızarmış hamurları sıcak çikolata sosuna bastırarak yemeğe devam ettiğinde gülümsemem genişlenmişti...
"Yorulmadınız değil mi?" kafeden ayrıldıktan sonra sorgular bakışlar atan Pamir'e
"Tabii ki, yorulmadık" Fatih'le aynı anda aynı cevapları verdiğimizde hepimiz gülmüştük.
"O zaman gezimize devam edelim" dediğinde hevesli bir şekilde Pamir'e ayak uydurmuştuk.
Sonraki durağımız ise Madrid'in olmazsa olmazlarından olan Plaza Mayor meydan'ı olmuştu. Bu tarihi ve canlı meydanda, zaman zaman konserler ve farklı etkinlikler yapılıyor, aynı zamanda da II. Felipe'nin bir heykeli var. Yılbaşı ve Noel zamanlarında, Noel pazarı burada kuruluyordu. Aynı şu an kocaman yılbaşı Pazarı'nın kurulduğu gibi.
"Kocaman ve bembeyaz yılbaşı ağacı çok güzel değil mi Lalin abla" pazarın tam ortasına kurulmuş ağaca hayranlıkla bakan Fatih'e hak vermemek elde değildi. Çok büyüleyici ve masalsı gözüküyordu etraf. Zira kocaman ağacın yanı sıra tüm pazarı çevrelemiş parlak ve rengarenk yılbaşı ışıkları, etrafı saran yılbaşı müzikleri çok güzeldi.
"Haklısın canım, çok güzel" onu onaylayarak, zar zor bakışlarımı ağaçtan almış ve pazara odaklanmaya çalışmıştım.
Pazarda envai çeşit hediyelik eşya vardı. El sanatları ürünleri, maskeler, Noel Baba giysileri, şaka malzemeleri, minik çam ağaçları, figürler... Tabii ki bunlardan İstanbul'a götürmek için almıştık. Özellikle Eda ve Gamze için minik çam ağaçlarından, annemeyse el sanat ürünlerinden almıştım. Fatih'se kendine hatıra için yılbaşı maskelerinden almıştı...
Son durağımız Puerta del Sol için Madrid'in kalbi diyebiliriz. Dikdörtgen bir meydan olan Puerta del Sol dört bir yanı restoranlarla çevrili bir meydandı. 31 Aralık gece yarısında da herkes burada olan kocaman saatin önünde toplanıp iyi şans getirmesi için 12 adet üzüm yiyormuş. Bunu orada üzüm dağıtan insanlardan duyduğum gibi, hemen bizim için de almıştım.
Gece yarısına az kaldığı için çokça heyecanla yeni yıla gireceğimizi bekliyorduk.
"Amca oyunbozanlık yapıyorsun şu an, biz yedik üzümleri, sen niye yemiyorsun?" diyen Fatih'e hak vermemek elde değildi. Neymiş, boş inançlarmış, yok yiyemezmiş. Zaten ben de üzümden şans beklemiyordum ki(!) Sadece eğlencesine ve İspanyolların yerel ritüeline katılmak istemiştim o kadar.
"Fatih haklı ama sevgilim, oyunbozanlık yapma da ye şunları" diyerek elimdeki paketten yalnız Pamir'in yemediği üzüm tanelerinden dört tane alarak ağzına tıkmıştım. Homurdanmasına hiç aldırmayarak.
"Ayrıca bizi mi kıracaksın on iki tanecik üzüm için," dediğimde gülerek daha birkaç tane üzüm tıkmıştım ağzına. Ağzı dolu dolu olan, fakat homurdanmaktan da asla vazgeçmeyen Pamir'e Fatih kahkaha atarak bakıyordu.
"Demek ki neymiş sevgilim yiyebilirmişsin" zafer kazanmışlıkla sırıttığımda son üç tane üzümü de ağzına tıkmıştım.
"Var ya, şu an ikiye bir, beni dışladınız" gülümsemesini bastırmaya çalışsa da başarılı olamıyordu.
"Bizimle inatlaşmayacaktınız beyefendi. Değil mi Fatihciğim?" gülerek elimi Fatih'e uzattığımda
"Evet, amca oyunbozanlığın cezasını çektin" bilmiş bilmiş diyerek o da elini çakmıştı elimin içine.
"Öyle olsun bakalım." dediğinde lafını bitirmesiyle koca saat çalmış, on iki olmuştu.
Artık yılbaşı fişekleri atılacağı için Pamir Fatih'i bir çırpıda kucağına kaldırmıştı. Burada olan yerel ritüellerden sonra kentin en ünlü caddelerinden olan Gran Via'da havayi fişek gösterilerine bakmak için, insanlar oraya gidiyordu. Ve Fatih insan çokluğunda kalmasın diye Pamir onu kucaklamıştı.
Gran Via'ya yaklaştığımız gibi başlayan havai fişek gösterilerini büyük şaşkınlık ve hayranlıkla izliyorduk. Daha çok kırmızı, turuncu, lila ve sarı tonlarda olan parlak ışıkların havaya yükselerek dağılmasını izlemek çok muhteşemdi. Üstelik buna yılbaşı müzikleri, insan sevinçleri de eşlik ediyordu.
"Yaaa, çok harika bunlar" diyen Fatih yüksek sesle şakımasa ve yanımda olmasa onu muhtemelen duymayacaktım...
Yaklaşık bir buçuğa kadar eğlenerek, çok güzel vakit geçirdikten sonra eve gelmiştik. Bunda en büyük etken Fatih'in yorulması ve saat ilerledikçe düşen tepmeratur ve iyice soğuyan hava olmuştu tabii ki.
"Uyudu mu?" Fatih'i yatırdıktan sonra salonda oturarak bira yudumlayan Pamir'in yanına dönmüştüm tekrar.
"Uyudu, uyumazdan önce kaç kez teşekkür etti bir bilsen. İyi ki geldik buraya Pamir. Fatih için çok iyi oldu" dediğimde elindeki birayı sehpanın üzerine bırakarak beni kendine çekmiş ve büyük bir özlemle dudaklarıma yapışmıştı.
Bunu beklediğim için gülümseyerek hemen karşılık vermeye başlamıştım ben de. Şefkatli başlayan dudak darbelerinin yerini bir süre sonra tutkuyla harmanlanmış darbeler almıştı. Zira ağzımın içinde hüküm süren dili, dudaklarımı hoyratça öpen dudakları beni çok başka diyarlara götürüyordu.
Nefes nefese kalmış bir şekilde dudaklarının temasını kestiğinde, benden ayrılmayarak alnımı alnıma yaslamıştı.
"İyi ki sen güzelim, iyi ki girdin hayatımıza, o kadar çok iyi geldin ve geliyorsun ki bize. Sanki cennetten bizim için gönderilmiş bir meleksin" içimi sıcacık eden sözleri bittiğinde, dudakları tekrar dudaklarımla buluşmuştu. Bu kez kısa, şefkatli daha çok teşekkür eder gibiydi öpücüğü.
"Asıl siz iyi ki girdiniz hayatıma sevgilim" diyerek dudaklarımı çenesine bastırmıştım. Daha sonraysa başımı boyun girintisine sokmuş, kokusunu içime çekmiştim.
Aniden gelen esneme isteğimi bastıramayarak hafifçe esnediğimde, Pamir'in saçlarıma yaslı dudaklarının hareketinden güldüğünü anlamıştım.
"Uykun mu geldi?" şefkatli çıkan sesi beni iyice mayıştırmıştı.
"Hıhı" diyerek mırıldanmış, ona daha çok sokulmuştum. Gerçekten de yolculuk, gezi, yılbaşı derken çokça yorulmuştum.
"Uyuyalım o zaman" ben daha ne olduğunu anlayamadan ayağa kalkarak beni de kucağına almıştı koca adamım. Bense hemen kollarımı boynuna dolamış, beni taşımasına izin vermiştim.
Odaya girdiğimizde beni dikkatlice yere bıraktıktan sonra dengemi sağlamama yardımcı olmuştu.
"Sen işlerini rahat rahat hallet, üzerini değiştir, benim birkaç işim var" diyerek alnıma öpücük konduran adam, valizinden eşofman ve beyaz bir tişört alarak odadan çıkmıştı. Kesinlikle benim rahat etmem için etmişti.
Ben de gülümseyerek valizimden lila renkli uzun kol tişört ve eşöfman takımından oluşan kışlık pijamamı almış, banyoda rutin işlerimi hallettikten sonra üzerime geçirerek yatağın sağ tarafına geçerek uzanmış, örtüyü üzerime çekerek gözlerimi kapatmıştım.
Birkaç dakika kadar sonra odasının kapısı açılmış, Pamir içeri girmişti. Uyuduğumu sanmış olacak ki sessiz adımlarla yatağın sol tarafındaki boşluğa uzanmış bana taraf dönmüştü. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissederken ben de ona taraf dönmüş, elimi yanağımın altına yerleştirerek gözlerimi açarak ona bakmaya başlamıştım, tabii hafifçe gülümsemeyi de ihmal etmemiştim.
Uyumadığımı bildiğinde gülümseyerek parmağını yanağım boyunca okşayarak gezdirmiş, dudak kıvrımlarımı okşamıştı.
Gülerek ona taraf kayınca, o da gülümsemiş ve kolunu benim için açmıştı. Hemen göğsüne sinmiş, elimi karnının üzerinden geçirerek iyice ona sokulmuştum.
"Ayakların üşümüş bebeğim, çorap mı giysen?" ayağı ayaklarıma dokununca söyledikleriyle yüzümü buruşturmuştum. Geceleri asla çorapla yatağa giremezdim. Ama ayaklarım çok üşümüştü, orası netti. Zira kansızlık sorunumdan dolayı genelde ellerim ve ayaklarım üşürdü.
"Hayır, sevmiyorum geceleri çorap" diyerek başımı yukarı kaldırmış, dudaklarımı yanağına bastırmıştım.
"Öyle, olsun" diyerek gülümsemiş, ayaklarımı sıcak ayakları arasına alarak, beni iyice sarmalamıştı. Sıcaklığı kesinlikle çok iyi gelmiş, hafif açılan uykumu yeniden getirmişti.
"İyi geceler sevgilim" diyerek mırıldandığımda, gözlerim kapanmaya başlamıştı.
"İyi geceler canımın içi" diyerek burnunu saçlarım arasına yaslayarak derince nefes çeken Pamir, son hatırladığım şeydi. Gerisi tüm bedenimi sarmalayan tatlı uykuydu...
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
🦋
••••
32.ci bölümün de sonuna geldik arkadaşlar...
06.11.2020
Bol bol araştırmalar yaparak, edindiğim bilgilere kendi hayal dünyamı da kattım. Umarım keyifle okursunuz. Medyaya da çok sevdiğim bir şarkıyı bıraktım sizlere💜
Pamir, Lalin ve Fatih'le Madrid gezisini beğendiniz mi?😇
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.
Seviliyorsunuz. 💚
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.95k Okunma |
585 Oy |
0 Takip |
40 Bölümlü Kitap |